28 Ocak 2017 Cumartesi

Ezgi'nin Hamilelik Günlüğü - 18. Hafta

Selamlar BYBO ahalisi; 

Bir haftayı daha kapatırken, karda kışta gittiğim sınavların sonucunu aldım ve dördüncü kere ün-iversiteden mezun olduğumu öğrenmiş bulunmaktayım. Madem akademisyen olamadım deyip, kendimi başka sektöre vermenin getirisi de bu oldu. Yeni alan ile ilgili iki yüksek lisans yapmam gerekti. Sanırım bir süre başka bir üniversiteye gitmeyeceğim (gerçi doktorayı içten içe düşünmüyor değilim). Önümde 3 aylık yoğun bir kurs süreci, sonrasında da Temmuz sonu büyük bir sınav dizisi var. İşler yolunda giderse, doğum yapalı henüz bir ay kadar olmuşken, cumartesi - pazar sabah 9’dan akşam 6’ya kadar nasıl gireceğim sınavlara bilmiyorum ama onu da ilerleyen zamanlarda düşünelim. Şimdilik yeni mezuniyetin tadını çıkarayım… 
Bu hafta canımı sıkan küçük bir mevzu yaşandı. Geçen hafta rutin idrar ve kan testi yapılmış, kan testleri temiz çıkarken, idrarda enfeksiyon olduğu görülmüştü. Bunun üzerine hem idrar hem de vajinal kültür örneği verdim. Ne yazık ki vajinal kültürde, dirençli iki farklı enfeksiyon olduğu ortaya çıktı. Öyle ki normal antibiyotik kullanımında ölmeyen cinsten mikroplarım varmış! Bu nedenle haftayı iğne olarak geçirdim diyebilirim. O kadar dikkat etmeye çalışırken, antibiyotik iğne olmak canımı sıksa da buna da şükür diyip geçiyoruz. Bir kaç hafta sonra yeniden kültür alınacak, umuy-orum defolup gitmiş olacak mikroplar vücudumdan! Bebeğe ve bana zarar vermeden bu iş gelmiş geçmiş olsun diyelim. Kendimi bildim bileli çok hareketli bir bilinçaltım vardır. Rüyalarımın her biri şenlik (!) edasında geçer ve ben, hemen hepsini uyandığım vakit hatırlarım. Hatta öyle rüyalarım - kabuslarım oluyor ki etkisinden gün boyu çıkamıyorum. Fakat bu son bir aydır kendimi aşıyorum artık. Hamilelikte hormonlara bağlı (sanırım) rüyaların ilginçleşeceğini biliyordum ama bu kadarını beklemiyordum. Dünyanın sonu, gökten yağan köpekler, çorapların konuşması, kedi doğurmam, deniz üstünde yürümem, göktaşının içinden Fikret Kızılok çıkmasına kadar fantastik boyutlardayım. Bir de bun-ların ağır kabus ya da iç sıkıcı versiyonları oluyor, onlara hiç girmiyorum. O günler ruhum sıkışarak uyanıyorum. Bu rüyaların daha başlangıç olduğunu, son iki ayda yoğunlaşacağını bilmem beni bilinmez heyecanlara gark etmiş durumda. 

Kilo mevzusunu bir süreliğine kapattım sayılır. Sevgili kocam, aralıksız söylenmelerime daya-namadı ve evdeki tartıyı sakladı. Neyse ki yaptı! Artık sapık gibi her sabah çıkıp gram hesabı yap-maktan yorulmuştum. En son da hem iki farklı doktordan; ‘bu senin genetik mirasın, sen doğru beslen, sporunu yap, kalanını bırak’ minvalinde cümleler duyunca kabullenme sürecim biraz daha hızlandı sanırım. Bu nedenlerle doktordan doktora tartılmak özellikle psikolojik açıdan daha sağlıklı olacak benim için. Geçen hafta alışverişten bahsetmiştim ve ilk ürünlerim gelmeye başladı. Sağolsun bir arkadaşım göğüs pompası ve beşik için nevresim almış. Ben de indirim zamanından fırsat, araba koltuğu / puset ve bebek arabası ile başlayarak en masraflı grubu aradan çıkardım. Bu bana bir süre yeter. Bir iki ay sonra da ikinci postaya geçerim. Ayrıca haftaya ablamdan beşik ve kıyafetler gelecek, onlar da beni epey rahatlatacaktır. Bu haftalık havadis ve duygu karmaşıklığım bu kadar. Haftaya daha güzel haberlerle aranızda olmayı diliyorum. 

Haftaya görüşmek üzere! Sevgiler...

Ezgi

23 Ocak 2017 Pazartesi

Ne Kadar Oyuncak?

4 yaşındaki Berke Can durdu, annesi durdu. Çocuk Çin malı ucuz oyuncaklara bakıyordu. Yeraltı pasajındaki oyuncakçı oyuncaklara pil takmış, ışıklarını açmış, geçen çocuklara gösteri yapıyordu. Çocuk sarı bir yarış arabasını işaret etti. Annesi bir hesap yaptı. Oyuncak 5 liraydı. Bu kadın için ciddi bir para değildi. Alırsa oğlu mutlu olacaktı. Almazsa ağlayacağı kesindi. Eve gidene kadar başının etini yiyecekti. Üstelik pasajda herkesin önünde onu rezil edecekti. Hem çok da güzel bir arabaydı. Kendisi küçükken isteyip de annesinin alamadığı bebekleri düşündü, o zamanlar oyuncaklar böyle bol ve ucuz değildi. Oğlundan bir oyuncak arabayı mı esirgeyecekti, bir tanecik, dünya tatlısı paşasından? Bütün bunları bir saniyede düşündü kadın ve eli cüzdanına gitti. Berke Can yeni oyuncağıyla çok mutluydu. Yarına kadar... Yarın yeniden 3 liralık bir oyuncak isteyecek, 3 gün sonra yine 5 liralık bir oyuncak isteyecek, 20. plastik kamyonunu 50. arabasını isteyecek, kimse ona yeter demeyecekti. 

duru Su’yun ailesi ise pasajdan değil, Toys R Us’tan çocuklarının istediği her oyuncağı aldılar o gün. Duru Su eline bir sepet aldı ve istediği bütün oyuncakları büyük bir sevinçle doldurdu sepete. Babası ve annesi onun heyecanını mutlulukla seyrediyordu. Ağlamasın diye, mutlu olsun diye, kendileri çocukken oyuncakları olmadı diye, işlerinden çocuklarına yeterince vakit ayıramadılar diye, öbür çocuklardan geri kalmasın diye alıyorlardı... Oyuncak almak için onca neden varken, almamak için bir neden göremiyorlardı. Prenseslerinden 300 liralık oyuncağı mı esirgeyeceklerdi? Berke Can ve Duru Su o gün bir ders öğrendiler. Hayatta her istediğin şeyi, istediğin an elde edebilirsin. Eğer elde edemezsen, ağlayıp sızlanman yeterli. Berke Can ve Duru Su bir şey daha öğrendiler. Eşyalar değersizdir. Her şeyin yenisi hazırdır. Bir şeyden sıkılırsan, yenisini hemen alabilirsin. Berke Can ve Duru Su bir şey daha öğrendiler, ailem bana istediklerimi vermek zorunda ve vermezlerse ben onlara kızma hakkına sahibim. Dünya bana borçlu ve ben bir seyi istiyorsam, onu hak ediyorum demektir. 

Barış’ın annesi ise 5 liralık arabayı almadı, oğlunu tezgahtan uzaklaştırmaya çalışırken, “doğumgününde hediye alacaksın oğlum, o zamana kadar beklemelisin” diyordu. Barış yolun ortasında ağlamaya başladı. Herkes Barış’ın annesine ayıplayan gözlerle baktı. Oyuncakçı, “sadece 5 lira abla, alıver, çocuğu ağlatma, yazık değil mi?” diye oyuncağı çocuğun eline tutuşturmaya çalışıyor, Barış hıçkırıyor, annesi ise bıkkınca düşünüyordu, “Oyuncak 5 lira, şu anda herkese rezil oluyorum, Barış eve gidene kadar bana rahat vermeyecek.” Sonra “Hadi yürü oğlum, istediğin zaman istediğin oyuncağı alamayız. Doğumgününe kadar beklersen, benden istediğin itfaiye arabasını alacaksın hem. Nasıl bir arabaydı o, unuttum?” Barış ağlamaktan kesilmiş nefesiyle “Kocaman itfaiye arabası, kırmızı, üstünde itfaiyeciler” var diyebildi kesik kesik. Annesi itfaiye arabası hakkında konuşmaya başladı, Barış sakinleşmeye. Barış’ın annesi bir hesap yapmıştı. O oyuncağın bedelinin 5 liradan çok daha yüksek olduğuna karar vermişti. O oyuncağı alırsa, bundan sonra Barış her gördüğü oyuncakçıdan oyuncak almak için ağlayacaktı. Eğer istediği oyuncağı almaya başlarsa, odası oyuncak mezarlığına dönüşürken, Barış hep daha fazlasını isteyecekti. Ne kadar çok oyuncak alsa, o kadar tatminsiz olacaktı. Aldıkça mutsuzlaşacaktı. İstedikçe mızmızlanacaktı. Beklemeyi öğrenmeyecekti. Eşyalara hem çok değer verecekti (onlar için ağayacak kadar), hem de hiç değer vermeyecekti (hep yenisinin peşinde koşup, eskiyi bir kenara atacak kadar). Bir gün 20 yaşında, karşısında “bana bu kötü arabayi mı aldınız? Arkadaşlarıma rezil edeceksiniz” diye sinirlenen bir genç bulacaktı belki de. Hep isteyecek, hep bekleyecek, sahip oldukları için hiç minnet hissetmeyecekti. Barış’ın annesi oturdukları kafede, Barış’a hayali oyuncaklar uydurdu. Masanın üstünü boşalttılar. Hayali arabaları yarıştırmaya başladılar. Etraftakilerin şaşkın bakışları arasında, bomboş masanın üstünde gülerek parmaklarıyla acayip hareketler yapıyor, bağrışıyor, şakalaşıyorlardı. Barış oyuncakçıyı da, 5 liralık arabayı da unutmuştu. Hayali hırsız arabasını kovalıyordu o artık. 


Oyuncak meselesi önemli. Sadece oyuncak değil, çocuğa aldığınız her şey – kıyafet, alet, oda eşyası – konusunda dikkatli olmanızı tavsiye ederim. Oyuncak alırken bazı şeylere dikkat etin. Seçeneklerini daima kısıtlayın. Bir oyuncak istediğinde, almaya söz verseniz de, beklemesi gerektiğini anlatın ve bazen birkaç hafta, bazen birkaç ay, hatta bazen daha da uzun süre bekletin. Beklerken oyuncakların resmini çizsin, hayalini kursun, ne zaman gelecek diye sorup, konuşup, heyecanlanıp, sabırsızlansın. Evde hiç oyuncak reklamı izlemesin. Hiç oyuncakçıya gitmesin, içine hiç girmesin. Ne gereği var ki? Büyüdüğü için oynamayı bıraktığı oyuncakları başka çocuklara dağıtın, onu da bilgilendirerek. Özellikle vermek istemediği oyuncakları saklayın, ama çoğunu verin. Okula giderken, ya da bayramda harçlık alıyorsa, bu parayla istediği oyuncakları seçip ısmarlayabilir. Parayı ve para kısıtlarını da bu şekilde öğrenebilir. İstediği bir şey çok pahalı ise, bunu anlatın ve almayacağınızı, paranızı başka şeylere harcayacağınızı anlatın. Onun yerine daha makul seçenekler getirmesini isteyin. Oyuncak sayısı az da, çok da olsa hepsi üzerine çok düşünülerek alınmış ve çok değerli olsun. 3 gün sonra oynamayı bırakacağı şeyleri almayın. Hediyeleri verirken özel hazırlık yapın, hep beraber merasimle açın, ilk oyunu beraber oynayın, oyuncak hakkında konuşun. Ona verdiğiniz şeylere değer verin ve değer vermesini bekleyin. Teşekkür etmesini bekleyin. 

Bence sorunun temeli oyuncağa ne kadar para harcadığınız, hatta ne kadar oyuncak aldığınızdan çok, bir şeyler almayı sıradanlaştırmak, istediği an, istediği şeyi alabileceği duygusunu yaratmak, sınırsız seçenekler sunmak, hiç kısıt koymamak. Çocuğunuza her istediğini almak kötülüktür. Ağladığı için bir şey almak felakettir. Çocukta kötü davranışlara yol açmanın en kestirme yolu ağladığı zaman, istediğini yapmaktır. İstediği her şeyi anında almak ise, beklemeyi öğrenmesini engeller, şımartır, tatminsizleştirir. Beklemek, sabretmek, yetinmek ise hayatta edinmesi gereken en önemli meziyetlerdendir. Yani reklamdan koruyun, oyuncakçıdan çıkarın, seçeneklerini kısıtlayın, miktarını ve bütçesini kısıtlayın, alımlar arasına aralıklar koyun. Her gün oyuncak alan çocuklar gördüm. Her gün! Olmaz. Her hafta da olmaz. Düzenli alım olmamalı. Paranız olsa da, canınız istese de, siz de oyuncaklara bayılsanız da, kısıtlamalar getirin. İnanın çocuğunuzun iyiliğine olacak bu. Ağlarsa, sizi AVM’de rezil ederse, başınızı ağrıtırsa, bu onun sağlıklı gelişimi için ödenecek küçük bir bedeldir. Aldığınız şeyin bedeli asla sadece 5 lira değildir.

Aysuda Kölemen

21 Ocak 2017 Cumartesi

Ezgi'nin Hamilelik Günlüğü - 17. Hafta

Selamlar BYBO, 

Sınav stresi, İstanbul’da doğal afet etkisi yaratan kar, kısa süreli anne ziyareti, tam gaz devam eden kurs ve doktor kontrolü derken bir haftayı daha tamamladık. Bu hafta doktor kontrolüm tam da beklediğim gibi geçti; azar işitmekle! 3 hafta içinde 3 kilo alınca, bu durum doktorumun hiç hoşuna gitmedi. Beslenme düzenim, ev hal-lerim, yoga ve yeni başladığım yürüyüş üzerine uzun uzun konuşuldu. Gerçi ben çok düzenli ve saatli beslendiğimi anlatmaya çalışsam da verimli geçtiğini söyleyemeyeceğim. ‘Dikkatli ve doğru beslendiysen bu kilolar nereden çıktı’ bakışını derinlerde hissettim. Diğer kontrolüm 6 hafta sonra. Doktorum, o zamana kadar maksimum 2 kilo almam gerektiğini ısrarla belirtti. Merakla bekliyorum. Yürüyüş moduna hemen girdim, yemekte sıkıntı yok. Şu an 62’ye merdiven dayadım ay sonuna kadar bu kiloyu korumayı başarırsam bu da yetecek bana. Kilo olayı geçen hafta da dediğim gibi canımı çok sıkıyor. Olay kilo almam değil, sağlıksız bir şekil-de almam. Hamilelikte kilo alacağımı zaten biliyordum ama bunu daha düzenli ve sağlıklı ilerletmek istediğim kesin. Evde olduğum süre boyunca ders çalıştığım için hareketim gerçekten az. O yüzden günlük yaşama yoga, pilates ve yürüyüşü eklemek zorundayım hiç üşenmeden hem de. 


Bu kilo sıkıntısını bir kenara bırakacak olursak benim kafamı uzun zamandır kurcalayan başka bir konu ise İstanbul! Buradan çok uzun zamandır gitmeyi istiyorum fakat eşimin işi, maddi belirsizli-kler gibi hemen herkeste var olan ortak kaygılar sebebi ile uzaklaşamıyorum ama burada mutsu-zum. Özellikle de yeğenlerim doğduktan sonra İstanbul’dan daha da soğudum. Kızları parka götürmek istesek arabaların arasında, yol kenarlarında, bakımsız ve geneli pis olanlar dışında bir seçenek yok. Alışveriş merkezleri (!) haricinde gidilebilecek yer o kadar az ki, hele arabanız yoksa. Olsa bile saatlerce trafik çekmeyi göze almak gerekiyor. Büyük parklar, yeşillik alanlar rüyaları süsler hale geldi. Hava kirliliği ayrı, trafiği ayrı, insanları ayrı, yaşattığı stres ayrı, depremi ayrı… Burada nasıl çocuk büyüteceğimi düşünüyorum. Çocuk bu; koşturmalı, enerjisini atmalı, temiz havaya çıkmalı, ağaç görmeli, kuş sesi duymalı. Hangi birini nasıl mümkün hale getirebilirim bilmiyorum. Ev içinde hapis mi kalmalı? Hani her gün dışarı çıkıyorduk bebekle! Arabalar arasında zikzak çizerek yürümek kabul oluyor mu? İşte tüm bu sorular ve sorunlar kafamı kurcalıyor ve beni sıkıyor. Umuyorum bir şekilde ya gitmeyi ya da bunu çözmeyi başarırım. 

Bir diğer gündem maddem ise alışveriş. Normal şartlarda bebek alışverişi denilen işe son iki ayda başlama taraftarı idim ama bu seçenek şimdilik bana uymuyor. Alınabilecek herşeyi bir ya da iki alışverişte tamamlamak için elde ya toplu para olmalı ya da rahatça karşılayabilecek güce sahip olmalı. Ben ise alınması gereken temel ve gerekli eşyaları sıraladım, aydan aya bölerek gideceğim. Böylece maddi olarak çok zorlanmadan ilerlemeyi hedefliyorum. Bir kısım eşyalar ablamdan gelecek; beşik, kanguru için yenidoğan aparatı, müslin bezler, yenidoğan setleri gibi. Ana kucağı, bebek arabası gibi büyük eşyaların yanında küçük küçük de olsa birikince masraflı olan ıvır zıvırlar ile başlıyorum işe. Eğlenceli ve bir o kadar da kara kara insanı düşündürüyor bu alışverişler. Ger-eksiz olan her şeyden uzak durarak halledebilmeyi umuyorum. Kilomu sınırlandırmayı başardığım, minik alışverişe başladığım ve kurstaki derslerden bol bol verim aldığım bir hafta olması umudu ile şimdilik sevgilerimi yolluyorum…  

Haftaya görüşmek üzere.

Ezgi

19 Ocak 2017 Perşembe

Sağlıklı Saçlar

Saç (ve kaş) dökülmesinin pek çok sebebi vardır. Doğumdan sonraki saç dökülmesi son derece normaldir. Gebelik sırasında doğal olarak dökülmesi gerekenlerin sabitlendiği ve vücutta gerekli gereksiz bütün tüylerin hormonların da desteği ile yerleşik hayata geçtiği düşünülürse, doğumdan hemen sonra size veda etmeleri sürpriz olmamalı. Doğum sonrası sayılmazsa saç dökülmesinin nedenleri şunlar olabilir:

- Yoğun stres
- Düzenli saç boyamak
- Doğum kontrol hapları
- Kortizon
- Antidepresanlar
- Kemoterapi
- Düzensiz ve sağlıksız beslenmek
- Sigara
- Hormonal bozukluklar
- Düzensiz ve yetersiz uyku
- Yaş

(Yaş hariç) bütün faktörler kontrol altına alındığında hala saçlarınız normalden fazla dökülüyorsa şu karışımı deneyebilirsiniz:
20 ml zizyohus jujuba - hünnap (jojoba değil)
20 ml hindistancevizi yağı
20 ml hintyağı
3 damla nane yağı
5 damla lavanta yağı
5 damla biberiye yağı
4 damla kekik yağı
5 damla kabak çekirdeği yağı 
Bütün bunları ölçülere sadık kalarak karıştırın. Saç diplerinize masaj yaparak sürün ve 30 dakika bekletin, yıkayın. İlk ay 3 günde bir, sonrasında haftada bir kullanmaya devam edin. Birkaç ay içerisinde farkı göreceksiniz. 

Yaşam stilinizi değiştirmediğiniz ve sağlıklı beslenmediğiniz müddetçe saçlarınızın da sağlıklı olması mümkün değildir, bunu akılda tutmakta yarar var. Çok sık şampuan kullanmak ve fön çekmek de saçlara zarar verir. İdeali haftada en fazla 2 kere yıkamak, fönü de özel günler için saklamaktır.

Aynı karışımı kaşlarınızda da deneyebilirsiniz. Herhangi bir yağa alerjik tepki vermediğinize emin olmak için cildinizde deneyin, sonra uygulayın.

Bol şans!

Eren Kaya




15 Ocak 2017 Pazar

Ezgi'nin Hamilelik Günlüğü - 16. Hafta

Merhaba BYBO,

İyi yıllar dileğimizin bir saatten az sürdüğü yeni yıldan sevgiler! Bu hafta benim için bol ders çalışmalı bir hafta oluyor. Cumartesi günü finaller var ve baştaki sıkıntılı süreçlerden dolayı dersleri biraz aksattığım bir gerçek. Ama kısa sürede eski formuma dö-ndüm sayılır. Temmuz sonunda bugüne kadar girdiğim en zor sınav serisine gireceğimi düşünürsek moda girmekten de başka çarem yok sanırım. Zaten şöyle bir bakarsak, 30 yaşımı bitirmeme bir kaç ay kaldı ve ben, 6 yaşında başladığım okul hayatından beri aralıksız okuyorum. Bunaldığım anların olduğunu düşünsem de iş hayatı mı ders çalışmak mı; kesinlikle ders çalışmak! İş hayatını sevemedim, sevmiyorum belki de yaptığım işi hiç sevmememle alakalı. Mükemmel si-stemimiz, her anlamda akademik kariyer için uygun bir aday olmama rağmen yeterli torpilim olmadığı için beni asistanlıktan dolayısı ile mesleki anlamda sevdiğim tek alandan kopardı. Böylece, ‘merhaba özel sektör’ demiş oldum. Pek çoklarımız gibi… 

Bu konuyu bir kenara bırakırsak (çok dertli olduğum bir konu olduğu için sık sık dile getireceğim) bu hafta diğer gündemim kilo! İlginç bir vücut yapısına sahip olduğum doğru.14-15 yaşına kadar nor-mal bir genç kız iken, bir senede vücudum benimle alay edercesine sadece basen ve popomu büyüttü. Öyle ki, üniversite başında üstüme x-small ya da small kıyafetler alırken, altıma x-large hatta xx-large alır duruma geldim. Aralıksız diyetisyenlere gitmem, kendi çapımda spor yapmam hiç bir sonuç vermedi. Halbuki uzun yıllar mide rahatsızlığı çektiğim için aşırı düzenli ve sağlıklı beslenen biriydim; kızartma, hamurişi, fast-food hepsinden uzakta yaşadım. En büyük avantajım ise tatlı ve çikolatayı çocukluktan beri hiç sevmemem olmuştu. Buna rağmen kilolu olmasam da (ideal kilomda ya da 3 4 kg fazlasında oldum) dengesiz ve en önemlisi sağlıksız gözüken bir vücudum oldu. 

Derken iki sene önce benim için büyük işlere imza atan beslenme uzmanı ile tanıştım. Kendisi yaşam koçum oldu diyebilirim. Hayatımın en kilolu dönemi idi (şimdi gittiğim kursun ilk aşamasına gidiyordum ve düzen, yemek saatleri hak getire durumundaydım). Boyum 158 cm, o zamanlar kilom 66 olmuştu. Kulağa çok vahim gelmese de benim vücudum için gerçekten çok rahatsız edici hal almıştı. Nilay hocayla beraber süper bir beslenme programı ile beraber yüzme daha sonra koşuya başladım. Ciddi anlamda kısa sürede vücudum şekillendi. Günlük hareketler, saatli beslenme ve yoga derken 1 senede 13 kiloya veda ettim. Artık pantolonlarımı 38 beden alır hale geldim ki benim için büyük başarı idi. Yazın savsaklamam ile 56 kiloya çıktım ve ta taa hamile kaldım. İlk üç ay evde hiç hareket etmeden yatmama rağmen kilo almadan bitirmiştim ki son 4 haftada 3,5 (hatta belki 4) kilo alarak özüme döndüğümü fark etmiş oldum. Şimdi büyük panik başladı çünkü kilom karnımdan ziyade yine basen ve popoya doğru gidiyor! Yemek yemem çok düzenli, onunla ilgili sıkıntımız yok ki zaten hala Nilay hocayla beraber çalışıyoruz. Lakin hareketsizlik beni bitirdi. Şu an yüzme en büyük hayalim ama imkanlarım ona el vermiyor, evde yogaya başlıyorum. Uzun zaman yaptığım için aşinalığım yüksek ve gerçekten ba-na iyi gelen nadir alanlardan. O yüzden ilk tercihimi yogadan yana kullanıyorum. Yürüyüşlerime de yeniden başlamam gerekecek gibi. İki doktorum da 9-12 kilo arasında kalalım diyor, ama ben 15-16 kiloya razıyım yeter ki çok sapıtmayayım. Elimden geleni yapacağım fakat bu işte yapısal fak-törün çok etkili olduğunu biliyorum (aile geçmişim gebelerimizin aşırı kilo aldığını gösteriyor; 25 - 30 kilolar). Biraz da şans diyeceğim herhalde. 

Geçenlerde bir kitap tavsiyesi gördüm ve onu alıp ders aralarında okuyacağım. Eğer gerçekten verimli olursa tavsiye ederim ben de; Colleen Sell - Anneler ve Oğulları için Bir Fincan Huzur. İsmi benim çocukluğumda çok meşhur olan ‘Tavuk Suyuna Çorba Öyküleri’ni çok andırsa da içinden kritik bilgiler kapabileceğimi umuyorum. Erkek bebeklerle ilgili de daha fazla bilgi edilenebilirim böy-lece. Bu haftalık benden haberler böyle. 

Haftaya doktor kontrolüm var, yeni güzel haberlerle karşınızda olurum umarım.

Sevgiler,

Ezgi

7 Ocak 2017 Cumartesi

Ezgi'nin Hamilelik Günlüğü - 15. Hafta

Selamlar; 

14.haftayı büyük bir haberle kapatarak 15. haftaya merhaba demiş bulunuyorum. 14.haftanın son günü gittiğim doktor kontrolünde “oğlumu” görmüş olduk. Bu saatten sonra değişir mi bilmiyorum ama an itibari ile erkek annesi adayıyım ve bu benim için büyük bir haber. Nedenine gelmeden önce şunu söylemeden geçemeyeceğim, üç aydır ilk kez deliksiz bir uyku çektim. Ne tuvalete kalktım ne kabus gördüm ne de yok yere uyandım. Derin uykumu da yeni habere borçlu olduğumu düşünüyorum, tahminimin aksine ben bayağı bu cevabı bekliyormuşum yahu. Evet sevgili okuyucular benim oğlum oluyor :) 
Şimdi neden benim için büyük bir haber ona geleyim; Biz iki kızkardeşiz, ablam var. Kuzenlerimin çoğunluğunu kızlar oluşturuyor. Ailenin sayılı erkekleri ise benden hep büyük yani onların bebeklik ya da çocukluklarına dair pek bir anım mevcut değil. Uzun yıllar komşu çocuğu, aile dostunun çocuğu dışında yakınımda bebek olmadı, olanlar da hep kızdı. Son üç yıldır ise bebeklerle çok iç içeyim ve evet onlar da kız. Yeğenlerim kız, şefimin kızı oldu, kurstan arkadaşımın kızı oldu. Anlayacağınız kız bebeklere çok alışkınım. Özellikle yeğenlerimden, bakımlarına karşı da baya bilgiye sahibim. Kız bebeklerinin altını değiştirirken nasıl silinmeli, idrar yolu enfeksiyonuna karşı nasıl dikkat edilmeli, vajina yapışıklığı durumunda ne yapılmalı… Bunun gibi genelinde kız bebeklerine özgü bilgilere gayet sahibim. Ama erkek? İşte benim için büyük bir bilinmez ile karşı karşıyayım. O sebepten bende biraz panik havası hakim. 
Bu yazdıklarım yanlış anlaşılmasın, ilk başta da dediğim gibi oğlum olacağı çok heyecanlı ve mutluyum sadece duruma yabancıyım (yalnız bu yabancı olma durumu tamamen erkek bebeler ve çocuklar için geçerli, arkadaş olarak erkeklerle kısmen daha iyi anlaştığım kesin). Tabii ki pek çok şeyi yaşarken zaten öğreneceğim, annelik esas o zaman öğreniliyor (diyor herkes) ama benim gibi kontrolü elinde tutmayı seven (korkunç bir huy) bir insan için anlık paniğe neden olduğunu göz ardı edemeyeceğim. Özellikle sünnet konusu büyük bir bilinmez, faydalı mı değil mi? Artı eksi yapıldığında ne çıkacak, bu ülkede sünnetsiz bir çocuk olarak büyümek sıkıntı olmayacak mı? Zorunlu sünnet durumunda anestezi almalı almamalı mı? Hangi yaş aralığı gibi gibi… Benim için büyük ve çözülmesi gereken derya bir konu bu. Bunun gibi başka konuların da karşıma çıkacağına eminim. BYBO Grubu, makaleleri ve konulara dair araştırmam gerekenleri şimdiden not almaya başlamış bulunuyorum. Bundan sonrası bol okumalı günler… Geçenlerde takip ettiğim bir blogda şöyle bir yazı gördüm; ‘hep mi kumdan kaleler yapacağız?’. Bunu yazan bir erkek annesi idi ve evet kız çocukları ile yapılacak daha farklı şeylerden sanırım uzak olacağım. Keşfedilecek yepyeni bir alan var önümde, benim gibi ağır aktivite sporlarında çok zorlanan biri için değişik tecrübe olacağı kesin. Kim bilir belki oğlum da benimle yoga yapmayı sever ya da ben yaparken üstümden atlamayı dener göreceğiz :) 

Bu haftalık da benden bu kadar. Haftaya görüşmek üzere... Herkese huzurlu, sağlıklı ve barış dolu bir yıl diliyorum…

Ezgi

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım