19 Haziran 2017 Pazartesi

Ezgi'nin Doğal Doğum Hikayesi

Haftalardır gebelik günlüğümü okuyan sevgili BYBO dostları, sıra (şükür ki) doğum hikayeme geldi! Tüm anılar taptaze iken anlatmaya başlıyorum:

Geçen haftaki doktor kontrolü sonrası NST'lerim sıklaştı. Sonuçlarda hiç sancım gözükmezken, Eren'in kalp atışları görece yavaş olduğu için biraz stres etmiş, hareketlerinin takibi ayrı bir önem kazanmıştı. Çarşamba sabahı yine NST'ye girmiş ve sıfır sancı göstergesi ile hastaneden ayrıldım. Ablamlara sonunda kavuştuğum için baya hareketli günlere adım atmıştım fakat çarşamba öğlen biraz evde dinlenmem gerektiğine karar vermiştik. NST sonrası kısa bir ev toparlama işine girdikten sonra, bol bol uyudum. Söylemeliyim ki ne ağrı ne sızı ne de doğumun yaklaştığına dair bir his vardı içimde. Sadece uykulu olduğum bir gün daha diye düşünüyordum. Akşamına aile yemeği yiyip, Eren'in önümüzdeki hafta bile gelmeme ihtimali üzerine uzun uzun konuştuktan sonra evlere dağıldık. Bizim hikaye ise akşam 10 buçuk gibi başladı. Tuvalete gittiğimde regl kanamasına benzer bir durumla karşılaştım. Nişan gelme denilen belirti olabileceğini düşündüm fakat bildiğim kadarı ile o "mukuslu", pıhtı benzeri kanlı bir yapı idi. Benim ise durumum kanamaya daha çok benziyordu. Doktoruma yazdım ve beklemeye başladım. O sıra internetten araştırma yapma gafletine düştüm. Eğer yazımı okuyan gebe anne adayları varsa, panik anlarında ne olur internet üzerinden araştırma yapmayın, google size felaket senaryoları çıkarmaya bayılıyor. 

O sıra doktorumdan cevap geldi, bunun doğal olduğunu doğumun başlamış olabileceğini fakat genelde bu sürecin 18 - 36 saat aralığında olabileceğini, o yüzden rahat olmamı belirtti. Bir de ekledi "yarın öğleden sonraya kadar İstanbul dışındayım". Doğum nasılsa çok uzun vadeli bir süreçti değil mi? O yüzden hocanın burada olmaması çok da önemli değildi. Ara ara belime ve kasıklarıma regl ağrısına benzeyen sancılar giriyordu, fakat alışkın olduğum normal ağrılardı. Düzeni yoktu ve de benim o anki hareketlerimi etkilemiyordu. Bu arada kanamam aynı şekilde devam ediyordu, onun dışında rahatsız edici bir durum neredeyse yok gibiydi. Gece bire doğru ağrılarımın artması ile fırsat bu fırsat diyerek kendime verdiğim sözü tuttum. Bol soslu, leziz bir makarna yapıp kocamla karşılıklı mideye indirdik. Gece gece ne iyi geldi, özlemişim! Bir şekilde ağrılar şiddetini arttırarak devam ediyordu fakat hala regl ağrısından ileri seviyede değildi. Saat 4 gibi ise ağrının boyutu değişti, sancılar daha sık girmeye, saniyelik nefes kesmeye başladı. O saatlerde doğumun ertesi akşama doğru olacağı fikrine kendimi hazırladım. Hastane çantamı kapının önüne çıkardım, duşa girdim, ablama haber verdim, doktora bir iki saat içinde hastaneye geçme ihtimalim olduğunu yazdım ve beklemeye başladım. Saat 5 buçukta artık 5 dakikada bir giren sancılar beni buldu, çantamızı alıp üç kişilik aile olmak üzere evden çıktık. Hastaneye geldiğimizde beni direkt doğumhaneye aldılar ve bir ebe kaç santim açıklık olduğuna bakmak üzere kontrol etti. Daha 1 cm açıklık olduğunu ve akşama doğru doğumun başlayacağı üzerine konuştuktan sonra NST'ye bağlandım. Fakat NST'de ağrım hiç çıkmıyordu, sanki sancı çeken bir başkası! Ebe sancımın gerçekten olup olmadığını sorma hatasına bile düştü. Bu durumda bir de açılmam yok hükmünde gibi iken, hastane odamızda doğumu beklemeye başladık. Henüz ablam dışında kimseye haber vermemiştik, gün ışımasını bekliyorduk. Fakat o anlarda benim ağrım boyut değiştirmeye başladı. Değil 5 dakikada bir, 2 dakika bile ara vermiyor gibiydi. Derin nefeslerin işe yarama faslı ne ara geçmişti, bilmiyordum. O an Özgür'e "epidural istiyorum. Eğer bu 2 santim açıklık ağrısı ise 7 8 santime ulaştığımızda ben başaramam" demeye başladım. Garibim aylardır 'böyle bir istekle gelirsem, asla izin verme' uyarılarına maruz kaldı ki ne yapacağını bilemedi. Ben ise okuduğum tüm kitap ve makaleleri aklımdan geçiriyor; hareket özgürlüğü, yürüme, çömelme, pilates topu seçeneklerinden tamamen kopup yatakta iki büklüm kalmayı tercih ediyordum. O sıra nöbetçi doktor geldi, doktorumla konuştuğunu akşama doğru bebeğime büyük ihtimalle kavuşacağımı söyledi. Ben "epidural" konusunda aynı sözleri ona da sarf edince, çok erken ama diyerek kontrol etmeye karar verdi. 

Hastaneye geleli sadece 1 buçuk 2 saat kadar olmuştu, NST'de sancım hiç çıkmamıştı ve doktorum öğleden sonra yanımda olacaktı. Fakat o an beklenmedik bir cevap aldım, "epidurale gerek yok, tam açıklıktasın". Özgür dönüp doktora tamam dedi. Ne demek olduğuna dair hiç bir fikri olmadığı için sadece normal bir durum olduğunu düşündüğü o kadar belliydi ki. Dönüp dedim ki "tam açıklık demek; ben doğuruyorum demek". Gözlerindeki ifadeyi unutmayacağım kesin! İkimizde saatler olduğuna o kadar emindik ki kısa süreli bir şoka girdik. Doktor birazdan doğumhaneye seni alacağız diyerek odadan çıktı. Sancılarım nefes kesmeye devam ediyordu, ablam henüz gelmemişti, kimsenin haberi yoktu, anneme Ayvalık'tan gelmesi için bilet bile alamamıştık. Tüm bu esnada en yakın iki arkadaşıma sadece ben doğuruyorum deme suretli haber verme girişimi sonrası doğumhaneye alındım. Bu esnadan sonrası için değinmek istediğim bir iki nokta var. İlki herkesin hikayesi farklı, herkesin acı eşiği farklı ve fiziksel yapısı farklı. O nedenle bu benim hikayem, benim için az ağrıdı ile bir başkasının çoku kesinlikle aynı değildir. Eğer okuyan anne adayları var ise sözüm size, bir sıkıntı yoksa normal olan en güzelidir. Yine doğum yapacak olursam yine normali tercih ederim. Doğumhane tam istediğim gibiydi, ameliyathane modundan tamamen uzak, işini iyi bilen sıcak bir ekip, ameliyat önlüğü içinde Özgür ve de doğurmak üzere olan gariban ben. Tek eksik fotoğraf çekecek olan ama daha da önemlisi bana destek olacak ablamdı ki onun da kapıda beklediğini bir süre sonra içeri alacaklarını öğrendim. Bundan sonrası kolay kısım diyordu doktor. Kolay? Yapılması gereken çok basitti sancım geldiğinde var gücümle ıkınmam. (Bu esnada NST'de hala hiç sancımın çıkmaması bizim ailemizin cinsliği olsa gerek. Ablam da Almanya'daki doğumda birebir aynı durumla karşılaşmıştı.) Ikınmalara başlamıştık fakat ben sanki hiç ilerleme kaydedemiyor hissiyatındaydım. Özgür beni motive etmek için konuşuyor, ebe saçımı okşuyor, doğumhaneye giren ablam beni rahatlatmak için kendi tecrübelerinden yola çıkarak az kaldığını anlatıyor fakat ben bir başka alemde geziniyordum. 

Gerçekten az kaldığı vakti ise ekibin tepkilerinden anlamış, içimden ha gayret diyerek son ıkınmalara geçmiştim. Her seferinde tamam çıkıyor, çıktı derken ebenin desteği ile sonunda balık gibi dışarı çıktığını hissettim oğlumun. Anında göğsüme koydular Eren'i. Mora yakın rengi, kedi gibi ağlayışı, o minik vücudu ile sonunda dışarıdaydı. Kısa bir süre göğsümde kaldıktan sonra kontroller için oğlumu götürdüler. Özgür ve ablam da onunla beraber gitti. Yaklaşık 30 dakika daha benim işlemlerim devam etti, 7 dikiş atıldı, kontroller yapıldı ve odaya geçtik. Eren 3160 gram, 50 santim dünyaya geldi. Benim gibi bembeyaz tene sahip. Zaten kalan ne varsa babadan gitmiş ona. Şu an o bana, ben ona alışmaya çalışıyoruz. Öyle "mucizevi" sözlerim yok işin aslı; "yarımdım onu görünce tam oldum", "dünyadaki en güzel duygu bu", "yaşadığımı yeni hissettim" gibi duygu selleri içinde değilim. Fakat ona karşı korkunç bir koruma güdüsü içindeyim, ağladığı an içimden parça gittiğini düşünüyorum, göğsümden kimse almasın, yapışık yaşayalım istiyorum. Daha 5 gün önce hayatıma girdiğini düşünürsek onu gerçekten pek seviyorum. 

Herkese sevgiler,

Ezgi


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım