10 Mart 2017 Cuma

Ezgi'nin Hamilelik Günlüğü - 24. Hafta

Yorgun bir haftadan herkese selamlar, 

Bu hafta kursun hemen her gün olması ve saatleri de uzatmaları beni biraz fazla etkiledi. Ayak bileklerim şişti, kuyruk sokumuma doğru iğne batar gibi ağrılar saplandı, sulu yemek yerine sandviçler (neyse ki evden kendim yapıp getiriyorum) kabız yaptı. Eve her girişim, kendimi koltuğa salıverişim ile sonlandı. Sıkıyorum dişi, son 2 hafta! Sonra derslere devam ama en azından kendi tempomda ve evimde. Havalar da ısınır, sabahları kısa kısa yürüyüşler yaparım. Üzerine kahvaltı, mis gibi bir başlangıç için sebebim olur. 

Pazar günü Bakırköy Meydanı'nda, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için miting vardı. Sabahın köründe evden çıktığımda, Bakırköy mitingden ziyade savaşa hazırlanır edada idi. Her yerde çevik kuvvet, yollar kapanmış, araç geçişi durmuş. Öğlen başlayacak eylem için yedide önlemler alınmıştı bile. Kursa vardığımda ise uzaktan gelen herkes derbederdi. Otobüslerin meydana girişi engellediği için yürümek zorunda kalmışlardı. Çoğunluk doğal olarak durumdan şikayet ediyordu. Ama benim için o kadar yanlış bir açıdan şikayetler ortada dönüyordu ki! Kadınlara kızıyorlardı, 'ne gerek vardı', 'başka yer mi yoktu', 'yollar, onlar yüzünden kapanmıştı' gibi gibi. Burada sıkıntının güzelim kadınların özgürce bir gün yaşamalarının değil de polisin yok yere her yeri kapatmasının olduğunu söyledim. Bir iki kısık ses dışında bana katılan olmadı, işin özü o mitinglerin 'gereksizliği' idi. Bu sınıfın hepsi üniversite, çoğunluğu yüksek lisans diplomalı ama düşünmekten, 'ben' kimliğinden öteye gidemeyen bir gruptan oluşuyor. O sıra sıkça içimi sıkan his sardı beni, bu ülkede çocuk yapmak... 

Çocukluğum Bolu'da geçti benim. Daha doğrusu çocukluğumun en güzel 6 yılı diyelim. Çayır, çimen, orman, doğa ve ailecek yapılan piknikler. O kadar içime işlemiş ki sevgisi, ben açıkça orman aşeriyorum. Ayağım toprağa bassın istiyorum, çimenlere oturayım istiyorum, sandviçimi alayım, bir ağaç altında yiyeyim, yürüyüş yapayım, güneşi yaprakların arasında hissedeyim. Belgrad Ormanı olmazsa elimizde hiçbir şey yok bu şehirde! Çatalca taraflarında yol boyu açılan piknik yeri adı altındaki soygun mekanlarını saymazsak. Gerçi ormana giriyorlar, yavaş yavaş katlediyorlar orayı da. Havalar az daha ısınsın, kendimi çayıra çimene salma hayalim var. Temiz hava, doğa, sessizlik... İleride şu şehirden kurtulmayı başarırsam yeşilliği olan bir yere gitmeyelim. Yeşil görmeliyiz biz, oğlumun ayağı ayda yılda birden fazla toprağa, çime basmalı. En azından Sarıyer tarafına gidebilsek, İstanbul'da semt değiştirmek bile şehirlerarası taşınma kadar zor be kardeşim! Neresinden tutsak olmuyor sanki. 


Benim bebe büyüdükçe meraklarım, endişelerim, kurgularım artıyor; nasıl olacak, ne zaman olacak, sakin mi olacak, babası gibi yeri göğü inletecek mi, erkek çocukla baş edebilecek miyim minvalinde dolu düşünceler. Fakat esas merak ettiklerimden biri kasık fıtığı olayı. Şimdi ne alaka demeyin, hemen giriyorum konuya. Benim koca, onun babası, iki amcası hepsi kasık fıtığından bebekken çekmiş dostlar. Benim üzerimde öyle bir psikolojik baskı oluştu ki, 'çok ağlatma bak, aman fıtık olur'. Böyle bir durum mümkün mü? Fıtık genetik mi ve gerçekten ağlayınca mı oluyor bu iş? Kocam 3 aylıkken 2 ameliyat olmuş. Gözüm korkuyor, çünkü o kadar çok acı çekmiş ki garibim. Sütten kesilmiş, hasta olmuş baya zorlanmışlar o süreçte. Bizimkinin erkek olduğunu öğrendiğimde bile ilk aklıma bu durum gelmişti. Umuyorum o ameliyatlık fıtık benim oğlanı bulmaz. Bulursa da en hızlı ve temizinden halledebiliriz. 

Ben yumurta yemem, hatta o kadar ki yediğim her ne ise içinde yumurta kokusunu ya da tadını alırsam onu da yemem. Hiç yemedim çocukluktan beri. Ablamla beraber yaşadığımız dönemlerde, o bana omlet yapardı, ama içinde yumurtadan ziyade aklınıza gelen herşey olurdu. Yumurta kokusu giderdi böylece. Öyle yemişliğim oluyordu arada derede. Hamilelik başından beri ise menemen, omlet, salata denemelerim boşa gitti ama yerine pankek ve krep geldi. Tariflerdeki yumurta sayısını arttırıyorum. Kefir, tam buğday unu, yulaf koyarak biraz daha sağlıklı sonuçlar elde ederek haftada iki yiyorum. Arasında da bolca peynir ve yeşillik, tat kalmıyor zaten. Ama esas diyeceğim o değil. Ben neden yumurta yemiyorum?! Çocukluğumdan bir kare (belki çocuktan da küçüğüm emin değilim); evde yumurta haşlanmış, kahvaltı sofrası. Babam yumurtayı anneme vermeye çalışıyor, annem yüzünü buruşturarak itiyor. Net bir kare beynimde bu. Annemi, çocukken çok nadiren yediği yumurta sarısı dışında hiç yerken görmedim (40'ından sonra her sabah bir yumurta yer oldu). Hatta tepkisi genel olarak itme yönündeydi. Beni etkileyen temel durumlardan birinin bu olduğuna inanıyorum. Tabii ki onun aklına bile gelmemiştir o zamanlar, ama benim yemememle, annemin bir bağlantısı olduğuna eminim. O yüzden, ileride bebeye yumurta verirken en azından yermiş gibi yapmak (kandırmak çok zor diyorlar) ya da işi tamamen babasına bırakmak gibi bir düşüncem var. 'Haydi ye çok güzel' dedikten bir saniye sonra 'ööö' yaparsam, sanırım bebe de yemeyecektir. Bu da benim için küçük bir not olarak burada kalsın. 

Haftaya doktor kontrolüm var ve büyük ihtimalle şeker yüklemesi testim olacak. Umarım güzel haberlerle karşınızda olurum. Haftaya görüşmek üzere...

Sevgiler,

Ezgi

1 yorum:

  1. Hamilelik ürünlerini ve bebeğinize özel ürünleri bebek market'te bulabilirsiniz.

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım