8 Mart 2017 Çarşamba

Erkekler evde çalışmayı başarabilecek kadar güçlü müdür?

Merhaba BYBO,

Uzun zamandır aklımda dönüp duran bazı düşünceleri buraya dökeyim istedim. Konu; kadınlara yapılan zulmün çok da görünür olmayan bir versiyonu; ev işleri ve çocuk bakımı. Ev işleri ve çocuk bakımının tamamen kadınların görevi olduğu algısı, toplumsal belleğimizin derinlerinde yer alan bir olgu. Çok uzun dönemlerdir kendini yeniden üretip sürekli pekiştiren bu olgu; uzaktan bakılınca normal, doğal ve değiştirilemez bir doku görüntüsü sergilemekte. Oysa meseleye biraz yakından bakıp dokuyu ilmek ilmek ayırdığımızda elimizde kalan; kader veya doğal zorunluluk değil, bir insan topluluğunun tercihlerinin ve alışkanlıklarının sistemleşmiş halidir. 

Gözlemleyebildiğim kadarıyla bizim toplumumuzda, ev işleri ve çocuk bakımının kadının tabi görevi olarak görülmesine kaynaklık eden temel iki düşünce var: 

1-Kadınlar ev işleri ve çocuk bakımına ‘fitraten’ daha yatkındırlar.
2-“Erkek eve ekmek getirir, kadın da evle ve çocuklarla ilgilenir.

Birinci düşünceyi çok farklı yönlerden eleştirebiliriz: Kadınların ev işlerinde uzmanlaştıkları en zor alanlardan biri olarak gözüken yemek pişirme konusunu ele alacak olursak; ünlü aşçıların çoğunun erkek olması, aslında erkeklerin yemek pişirme özürlü olmadıklarını, istediklerinde bu işte pekala başarılı olabildiklerini göstermektedir. Dolayısıyla bu örneği ev işlerinin diğer alanlarına da genelleyebiliriz. Çocuk bakımı konusunda da erkeğin doğurmak ve emzirmek dışında ‘fitraten’ yapamayacağı başka bir iş çeşidi olduğunu öne süren varsa buyursun, dinleyelim. Kaldı ki emzirmeyi çok yönlü faydalarını düşünerek değil de, sadece çocuğu beslemek anlamıyla düşündüğümüz durumlarda, biberon ve sağılmış anne sütü kullanmak suretiyle, erkek de bu görevi yerine getirebilmektedir. İkinci düşünceye gelince: Çalışan kadınların sayısının çok az olduğu dönemlerde bu düşünce, içindeki çarpıklıkları başarılı bir şekilde saklayabilmekteydi ancak günümüzde hem kadının hem de erkeğin çalıştığı ailelerin sayısının artması ile; kadınların erkeklerle bazen aynı şartlarda, bazen de daha ağır şartlarda çalışmalarına rağmen, ev işleri ve çocuk bakımının yine neredeyse tüm yükünün kadının üzerinde kalmaya devam ettiğini görmekteyiz. Erkek sadece mesaiyi bitirip eve dönmenin derdindeyken, kadın 24 saat boyunca mesaidedir: Akşam ne pişireceğim, oturma odasını toplamam lazım, çocuk bu gece erken uyusa bari… Yukarıdaki zulüm sisteminin ürettiği ‘erkek’ tipi, şahsi olarak iyi niyetli ve anlayışlı bile olsa, bu dokunun içeriğine nüfuz etmeyi beceremezse, zulmün parçası olarak yaşamaya ama buna rağmen kendini çok iyi bir insan olarak görmeye devam edecektir. 

Buradan sonra biraz da, bu sisteminin ürettiği bir ‘erkek’ olarak kendi şahsi ve ailevi tecrübelerimden bahsetmek istiyorum: 25 yaşına gelip evlenene kadar, bu sistemin içinde yetişmiş iyi niyetli ve anlayışlı görünen biriydim. Öncelikle sevgili eşim Emel Mısra’nın bu konuda beni bilinçlendirmesi ve farklı gruplarla (BLW, Baby Wearing, AP, BYBO) temas etmemi sağlaması, sonra biraz da olsa Sosyoloji ilmiyle ilgilenmem gibi sebeplerle normal insan olma yolunda bazı adımlar atarak hem ev işlerinde hem de çocuk bakımında eşimle yükleri paylaşmaya çalıştım, 6 yıldır da hala çabalamaya davam ediyorum ve inanın normalleşmek hiç de kolay olmuyor. Şu an bile en performanslı olabildiğim dönemlerde eşimle yük paylaşımımız ben/eşim: yüzde 30/70 gibi bir orantı sergiliyor. Erkeklerin normalleşmesini zorlaştıran, yukarıdaki toplumsal durumla da ilintili, temel iki sebep sezinliyorum: 

1- Alışmamışlıkların oluşturduğu beceri zafiyeti 
2- Sorumluluğu kabullenememe 

Birinci sebebi şöyle anlatayım: Klişe tabirle, bir bardak suyu bile kalkıp kendisi almayan, annesinin veya ablasının/kız kardeşinin getirmesini isteyen yurdum erkeklerinden bir tanesi de bendim. Hal böyleyken; yemek pişirmek, ütü yapmak, temizlik yapmak hep çok uzak, çok yabancı geldi. Alışılmayan, pratik sahibi olmadığımız şeyler, zorluk seviyesinden bağımsız olarak, hep korkutucu gelmiştir. Bilgisayarı en küçük parçalarına kadar ayırıp geri toplayan erkek, bulaşık makinesini çalıştırması istendiğinde uzay mekiği görmüş gibi davranmaktadır bu yüzden. İkinci sebep: Her ne kadar eşimle eşit oranda sorumlu olduğumuz işlerde yük paylaşımı yaptığımı düşünmek istesem de, derinlerden gelen bir ses, aslında bu sorumlulukların eşime ait olduğunu, benim eşimle yük paylaşarak ona çok büyük bir lütufta bulunduğumu haykırmaktadır. Tahmin edileceği üzere bu kötü sesin, çocukluğumda belleğime kazınanların marifeti olduğunu düşünmek için çok sebebim var. Bu iki sebebin yanına bir de her insanda bulunan tembellik, üşengeçlik ve iş satma gibi huyları eklediğimizde, normalleşme gerçekten ciddi çaba istemektedir. Ancak bu sebepler de aşılabilir şeyler, sadece süreci uzatıp zorlaştırıyorlar ve arkalarına saklanmamak lazım. Bu normalleşme sürecine pratik olarak yardımcı olacak bazı teknik ve yöntemlere de değinmek istiyorum: 

-Evinizi kendi makyaj çantanız gibi görmeyin. Eşiniz de evin neresinde ne olduğuna hakim olsun: Çocuğunuzun eşyaları, kıyafetler, temizlik malzemeleri, mutfak malzemeleri, her türlü yiyecek içecek….. Aksi takdirde, kendisinden yapması bir dakika sürecek bir iş istediğiniz eşiniz, o iş için gerekli araç-gereç-malzemeyi bulana kadar yarım saat harcayacaktır. Bu hem onun bu işi yapmaktan korkmasına sebep olacak hem de sizin her işte “Amaaan! Şimdi ona malzemelerin yerini tarif edene kadar kendim yaparım daha iyi.” demenize sebep olacaktır. Eşinizin evdeki şeylere hakim olmasının en iyi yolu, bütün her şeyi tamamen döküp, birlikte yeniden düzenlemenizdir. İnsan kendi koymadığı şeyin yerini kolay kolay öğrenemez. 


-“Birlikte” iş yaparak da “birlikte” vakit geçirebilirsiniz, sadece kahve içerken, yemeğe çıkınca vs. değil… Biz eşimle bir yandan bulaşıkları makineye yerleştirip mutfağı toplarken, bir yandan da sohbet ediyoruz. Tavsiye ederim. 

- İdeal olana ulaşmayı hemen beklemeyin. Kademe kademe gidin. Mesela çocuğun hem kakasını takip edip sonra da hemen altını değiştirmesini beklemeyin. Önce siz yine çocuğun kaka yapıp yapmadığını takip edin, aranan kakaya ulaştığınızda, eşinize çocuğun altını değiştirmesi talimatını verin. Birçok işte böyle devam etmeniz gerekecek. Uzun süre sizin yönlendirmenize ve talimatlarınıza muhtaç olarak ve bir işin bir kısmını yaparak devam eder, zamanla işin tamamını devralması umulur. 

- İlla ki sizin yaptığınız her işte başarılı olacak diye de beklemeyin. Realist olun. Yapamadığı iş türlerinde çok üzerine gitmek yerine yapabildiği iş türlerindeki yükünü artırın; yemek yapamıyorsa, sofra serme/toplama ve bulaşıkta biraz daha fazla yükün altına girsin. 

- Bir kadın ne kadar donanımlı ve detaycı ise, erkekten de o kadar zor yardım alacaktır. Çocuğun altını bile x kuramına göre değiştiriyor, evin her yerini ayrı bir şeyle temizliyor, ekşi mayalı ekmeğinizi evde kendiniz pişiriyor, mutfağa sadece Fransa’dan gelen bir tür peyniri sokuyor, bilmem ne sosu olmadan makarna yiyemiyorsanız, haliyle size yardım edecek erkek de zorlanacaktır. Bu durumun çözümü tabi ki sizin bütün bu öğrenip uyguladıklarınızdan vazgeçmeniz değil, eşinizin de olabildiğince bu alanlara eğilmesini, sizinle birlikte kendini geliştirmeye çalışmasını sağlamaktır. 

- Ve tabii ki bu yöntemlerin hepsinden daha önemli olan şey, eşinizin bu bilince sahip olmasıdır. 

- Ve de son olarak daha da önemlisi; çocuklarınızı da bu bilince sahip bireyler olarak yetiştirmenizdir. Yazdıklarımı gönül rahatlığıyla eleştirebilirsiniz, mutlu olurum. 

Saygılarımla…

Atilla Mısra

2 yorum:

  1. Benden de bir iki tüyo:
    * Gün içinde çocuğun dağıttığı ortalığı gece el ayak çekilince toplayın. Her gece toplayın, her gün dağılacağını bile bile toplayın. Bu aslında bir tür Zen egzersizi. Bir noktadan itibaren bundan zevk aldığınızı göreceksiniz.
    * Çocuğunuzla birlikte evin annesi, eşiniz, hayat arkadaşınız için yemek yapmak kadar güzeli var mı? Hele ki o ufaklığın mini mini parmaklarıyla yapabileceği bir iş bulabilirseniz :)
    * Kirli çamaşırlar elinize yapışacak şeyler değil, sizin, çocuğunuzun ve eşinizin kokusunu taşıyan şeylerdir. Serotonin salgılarını harekete geçiren şeylerdir :) ha, kötü koksa bile bir anlıktır, yapışıp kalmaz.
    * Sen ki hayatın boyunca kakasını yaptıktan sonra sifonu çekmeden illaki ne yaptığına bir göz atan insan evladı... senden var olan bebenin bokuna bakamıyorsan, temizleyemiyorsan... piuu sende bir terslik var arkadaş.

    YanıtlaSil
  2. ne güzel dusunceler, bravo

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım