30 Mart 2017 Perşembe

Ebeveynlik ve Fedakârlık

Bizim kültürümüzde “ebeveynlik” ve “fedakârlık” sıklıkla yan yana gördüğümüz iki kavram. “Sabahlara kadar başında bekledim!” “Yemedim yedirdim, giymedim giydirdim!” “Saçımı süpürge ettim!” “Özel hocalar tuttum!” … Bu tür cümlelerden oluşan fedakârlık listeleri uzar gider. Oysa bence “ebeveynlik” ve “fedakârlık”, yan yana durmaları çoğu zaman yanlış hatta sık sık da sakıncalı olan kavramlardır. Zorunluluk mu Fedakârlık mı? Öncelikle, zorunluluk nedeniyle yaptığımız işlerden dolayı fedakârlık yaptığımızı söyleyebilir miyiz? Tuvalete gitmemiz, üşüyünce üstümüzü örtmemiz gibi eylemlerimizde fedakârlık bulunabilir mi? Cevap tabi ki “hayır” olacaktır. İşte çocuğumuzla ilgili gerçekleştirmiş olduğumuz eylemlerin de çoğunluğu bu zorunlu işler kategorisindedir. “Ama çocuk da olsa farklı bir insan ve benim kendimden başkasına yaptığım iyilikler neden zorunluluk olsun ve fedakârlık olmasın?” gibi bir düşünce gelebilir aklınıza. Evet, çocuğunuz sizden farklı bir insan ama tamamen sizin istek ve iradenizle dünyaya gelmesine sebep olduğunuz bir insan. Dünyaya gelip gelmeme, sizi anne baba olarak isteyip istememe gibi seçenekler arasından tercih yapma şansı yok. Dolayısıyla dünyaya bir çocuk getirirken, o çocuğun temel sağlık, beslenme ve ilgi gibi ihtiyaçlarını karşılayacağınıza dair bir önkabulü onaylamış oluyorsunuz, farkında olsanız da olmasanız da. Bu açıdan, çocuğunuz yetişkin bir birey olana kadar bakım-görümü tamamen sizin yükümlülüğünüz altında ve ortaya çıkan ürünle ilgili sorumluluğun önemli bir kısmı da sizin omuzlarınızda olacak. Bu, hem çocuğunuza hem de topluma karşı olan bir sorumluluk. Zorunluluğun bir diğer yönü de pratikteki zorunluluk. 
Diyelim ki çocuğunuz hasta oldu ve sabaha kadar başında beklediniz. Bu durumun bir alternatifi var mı? En fazla başka bir aile büyüğünün yardımından –kısıtlı miktarda- faydalanabilirsiniz ki çoğunun böyle bir imkânı da yok. Onun haricinde ne yapacaksınız? Yan komşudan, çocuğunuz her hastalandığında çocuğunuzun başında durmasını mı isteyeceksiniz? Bu örneği çocuğunuzun bütün ihtiyaçlarına genelleyebilirsiniz. Yani -bir üstteki paragrafta geçen zorunluluğun mantıkî temelleri aklınıza yatmasa da- pratikte de çocuğunuzun temel ihtiyaçlarını karşılamak zo-run-da-sı-nız. Fedakârlık Tavrı ve Hissinin Olası Sakıncaları “Ben gerçekten fedakârım. Çocuğuma hep diğer insanların çocuklarına verdiklerinden daha fazlasını verdim. Kendime hiç zaman ayırmadım, hep çocuğumla ilgilendim. Bütçemizi sarssa da çocuğumu en pahalı okullara gönderdim” şeklinde konuşan ebeveynler de var. Eğer bu yaptıkları, çocuklarının bir dezavantajından dolayı ise ve çocukları bu ekstralar ile ancak ihtiyaçlarını karşılamış oluyorsa, zaten bu da yine temel ihtiyaçlar kategorisine girer ve fedakârlık sayılmamalıdır ama çocuklarının çok da ihtiyaçları yokken bu tarz ekstra yüklerin altına girmişlerse “bu fedakârlıklarından dolayı kendilerini alkışlıyoruz” demeyeceğim tabi ki de, bilakis aşağıya yazacaklarım tam da bu ebeveynlere yönelecek olan eleştirilerdir. 

1- Ebeveyn Açısından Maddi, Manevi, Fiziki ve Psikolojik Olarak Sürdürülemezlik: Ebeveynlik uzun soluklu bir süreçtir. Kısa mesafe koşucusu gibi tüm varlığınızı ilk saniyelerde tüketirseniz, tıkanır kalırsınız. Ondan sonra birileri kolunuza girerek götürür sizi varış noktasına. Taşımanız gerekenleri taşımanız şöyle dursun, siz de başkalarına yük olursunuz. Yani uzun vadeli ve sürdürülebilir bir ebeveynliğe göre kendinizi ayarlamalısınız. Bunu yapmazsanız, ilk başlarda size hoş gelen –fırsat bulsa bile- kendine zaman ayırmama, fiziki olarak kendini çok yorma gibi durumlar zamanla sizin normunuz olacak. Performans olarak bu normun altına düştüğünüzde vicdan azabı hissetmeye başlayacaksınız ama bu normu sürdüreyim derken de perişan olacaksınız. İlk başlarda “süper”i yapmaya çalışırken manevi, fiziki ve psikolojik olarak yıpranmanız neticesinde asgariyi bile yapamamaya başlayacaksınız ve ‘haddini aşan her şey zıddına dönüşür’ durumu ortaya çıkacak. Çocuğuna 24 saat dolu dolu ilgi ve şefkat göstermeye çalışan –ama kendini ihmal eden- bir ebeveyn iken, çocuğunun hiçbir şeyine tahammül edemeyip sürekli bağırıp çağıran birine dönüşeceksiniz. Bu açıdan, bu öz varlıklarınızı idareli ve öngörülü olarak kullanmaya çalışmalısınız. “Fedakârlık” yapacağım diye insanüstüymüşüz gibi davranmanın hiçbir anlamı yok. Maddi varlıklarımızı da yine diğer varlıklarımız gibi dengeli bir şekilde kullanmayı öğrenmeliyiz. 

2- Çocuğa Yaşatılan Soğuk Duşlar: Birinci maddede saydığımız olumsuzlukların çocuğa olan yansımalarından birisi, sürekli anormal şekilde yaşadığı standart değişiklikleri olacaktır. Aşırı yoğun ilgi ve anlayıştan, tahammülsüzlük ve farklı versiyonlarda şiddete doğru yaşanan savrulmalar çocukta soğuk duş etkisi yaratacaktır. Maddi yönden ise; kendimizi zorlayarak çocuğa oluşturduğumuz standartlar, ufak bir maddi yalpalamamız sonrası ters düz olacak, çocuk adaptasyon sorunları yaşayacaktır. Bu arada çocuklarımız tabi ki bizimle birlikte hayatın zorluklarını da görmek ve bu şekilde hayata karşı direnç geliştirmek zorundadırlar ama hayatın bu zorluklarını öngörüsüzlüğümüz sebebiyle ve keskin bir şekilde çocuklarımıza yaşatmaktan kaçınmaya çalışmalıyız. 

3- Çocuklar Arası Adaletsizlik: Diyelim ki ilk çocuğumuza çok acayip “fedakârlıklar” yaptık. İlgiyi, şefkati ve maddi kaynakları ayarsızca önüne döktük ve derken ikinci bir çocuğumuz oldu. Acaba birinci çocuğumuzdaki standartları ikinci çocuğumuzda da yakalayabilecek miyiz? Aynı anda iki çocuğumuz olduğu ve birinci çocuğumuzun ihtiyaçları da yine devam ettiği için, tabi ki birçok alanda tek çocuklu gibi davranamayacağız ve ikiye bölünen bütün varlıklarımızla çocuklarımızın ihtiyaçlarını dengeli bir şekilde karşılamaya çalışacağız. Bu durum gayet normal. Çocuklar arası kıskançlık da doğal olarak işin cabası zaten. Görüldüğü kadarıyla zaten yeterince problem potansiyeli taşıyan çok çocukluluk durumunu, bir de bizim ebeveynliğe çok aşırı yüklemeler yaparak zorlaştırmamamız lazım. Yapılan üst düzey “fedakârlıklar” sonucu tek çocuğuna bile zar zor yetişen ebeveynler, çok çocuklu duruma geldiklerinde haliyle çocuklar arası dengesizlikler ve adaletsizlikler ortaya çıkabilecektir. Etrafımızda, koca koca insanlar olmalarına rağmen hala hayatta istediklerini elde edememelerinin sebebini, kardeş(ler)ine sunulan imkânların kendilerine sunulmaması olarak gören kişiler var. Çocuklarımıza bu ihtimalleri de düşünerek yaklaşmamız lazım. 
4- Borçlu Hissettirilen Çocuklar: Bu “fedakârlık” tavrı maalesef aile içinde çokça konuşulmaktadır. Aslında insanı “bu fedakârlık değil!” diye bağırtan en önemli etmen de budur. Çocuğunuz için gerçekten bir fedakârlık yaptığınızı düşünüyorsunuz, bunu ebeveynler olarak sadece kendi aranızda konuşursunuz. “Ama olmaz ki! Kendileri için nasıl ‘fedakârlıklar’ yaptığımızı çocuklar da duymalı ki ona göre hem bizim kıymetimizi hem de onlara sunduklarımızın kıymetini bilsinler.” anlayışı maalesef çok yaygın ve çok rahatsız edici. Ayrıca “bu ‘fedakârlıklar’ı sadece çocukların bilmesi yetmez, eş-dost-akraba-konu-komşu da bilsin ki, nasıl ‘cefakâr-fedakâr-çilekeş’ ebeveynler olduğumuz tescillensin, şöyle sinemiz doyası bir tatmin olalım, di mi ama…” Biz farkına varsak da varmasak da dillendirilen bu “fedakârlıklar” çocuğu içten içe borçlu hissettirir, minnet duymasına yol açar ve bence bu tarz bir borç-minnet duygusu gayet sağlıksız bir durum. Hatta ebeveynlerin ajitasyon yoğunluğuna göre, kendisine sunulanlardan dolayı ebeveynlerinin yaşadığı “mağduriyet ve mahrumiyetleri” sürekli duyuyor olmak, çocukların suçluluk duymalarına yol açabilir ve psikolojilerine zarar da verebilir. 

5- Başa Kakılan “Fedakârlıklar”: Bir de bu “fedakârlıklar”ın başa kakılması var ki, “borçlanma”dan daha da öte bir durum. “Borçlanma”da çocuk ebeveynlerin söz ve davranışlarından kendi anlayış hassasiyetine göre bir şeyler anlar ve ona göre kendine bir borç çıkarır. “Başa kakma”da ise çocuğun kendi kendine anlaması yeterli görülmeyen “fedakârlıklar” cisim haline getirilir ve çocuğun kafasına fırlatılır. Genelde, çocuğun gerçekleştirdiği bir “beklenti karşılayamama” ya da “suç işleme” durumunda açığa çıkarılır. “Başa kakma”nın tahribatı, “borçlanma”nınkine göre çok daha ağırdır. Anne babanın yaptığı yapacağı her şeye lanet okutmakla kalmayıp, hayatın anlamını da sorgulatabilir insana. Bir gün gelip de çocuğunuzun başına kakacaksanız, yaptığınız o şey her ne ise, yapmayın daha iyi. 

6- Daimi Alacaklı Ebeveynler: “Borçlu Hissetme” ve “Başa Kakma” kısımlarında bazı yönlerden ele aldığımız durumun ebeveynler tarafındaki yansıması da “ebeveynlerin daima alacaklı olması durumu”dur. Bu durum aslında meselenin en vurucu noktası desek yanlış olmaz. Ebeveynler çocuklarıyla ilgilendikleri dönem boyunca yaptıkları “fedakârlıkları”, çektikleri “çileleri”, yaşadıkları “mağduriyetleri/mahrumiyetleri” meğer hiç sıradan şeyler olarak görüp bir köşede unutulmaya terk etmemişler, üst üste yığıp bilinçlerine ve bilinçaltlarına doldurmuşlar. Çünkü “bu dünyada sadece kendileri çocuk büyütmüştür. İlk ve tektirler. Diğerlerinin yaptığı ebeveynlik, onların yaptığı süper kahramanlıktır. Daha neler neler…” Bu açıdan ebeveynler, bugüne kadar yaptıkları şeylerin “karşılığı” olarak kendilerini çocuklarının üzerindeki tek söz sahibi, hatta onların tek sahibi, yöneticisi ve idarecisi olarak görmeye pek bir alışıktırlar. Çocuklarının kendi başına bir birey olduğuna, bir tercih hakları bulunduğuna alışmakta çok zorlanırlar. “O üniversitedeki o bölüm kazanılacak, o meslek değil şu meslek seçilecek, o kızla değil bu kızla evlenilecek”tir. Sonra gelsin tartışmalar, mücadeleler… 

Son olarak; yukarıda yazdıklarım, ebeveynliğin ne kadar zor ve zahmetli bir iş olduğuna, ebeveynlerin çocuklarına harcadıkları her bir emek parçacığının paha biçilemez bir kıymette olduğuna inanmamı engellemiyor. Temel mesele; bu çok kıymetli emeği yorumlarken ve çocuklarımıza sunarken, bilerek veya bilmeden ortaya çıkabilecek yanlışlıkları engellememizdir. 

Huzur ve mutluluklar dilerim…

Atilla Mısra

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım