23 Ocak 2017 Pazartesi

Ne Kadar Oyuncak?

4 yaşındaki Berke Can durdu, annesi durdu. Çocuk Çin malı ucuz oyuncaklara bakıyordu. Yeraltı pasajındaki oyuncakçı oyuncaklara pil takmış, ışıklarını açmış, geçen çocuklara gösteri yapıyordu. Çocuk sarı bir yarış arabasını işaret etti. Annesi bir hesap yaptı. Oyuncak 5 liraydı. Bu kadın için ciddi bir para değildi. Alırsa oğlu mutlu olacaktı. Almazsa ağlayacağı kesindi. Eve gidene kadar başının etini yiyecekti. Üstelik pasajda herkesin önünde onu rezil edecekti. Hem çok da güzel bir arabaydı. Kendisi küçükken isteyip de annesinin alamadığı bebekleri düşündü, o zamanlar oyuncaklar böyle bol ve ucuz değildi. Oğlundan bir oyuncak arabayı mı esirgeyecekti, bir tanecik, dünya tatlısı paşasından? Bütün bunları bir saniyede düşündü kadın ve eli cüzdanına gitti. Berke Can yeni oyuncağıyla çok mutluydu. Yarına kadar... Yarın yeniden 3 liralık bir oyuncak isteyecek, 3 gün sonra yine 5 liralık bir oyuncak isteyecek, 20. plastik kamyonunu 50. arabasını isteyecek, kimse ona yeter demeyecekti. 

duru Su’yun ailesi ise pasajdan değil, Toys R Us’tan çocuklarının istediği her oyuncağı aldılar o gün. Duru Su eline bir sepet aldı ve istediği bütün oyuncakları büyük bir sevinçle doldurdu sepete. Babası ve annesi onun heyecanını mutlulukla seyrediyordu. Ağlamasın diye, mutlu olsun diye, kendileri çocukken oyuncakları olmadı diye, işlerinden çocuklarına yeterince vakit ayıramadılar diye, öbür çocuklardan geri kalmasın diye alıyorlardı... Oyuncak almak için onca neden varken, almamak için bir neden göremiyorlardı. Prenseslerinden 300 liralık oyuncağı mı esirgeyeceklerdi? Berke Can ve Duru Su o gün bir ders öğrendiler. Hayatta her istediğin şeyi, istediğin an elde edebilirsin. Eğer elde edemezsen, ağlayıp sızlanman yeterli. Berke Can ve Duru Su bir şey daha öğrendiler. Eşyalar değersizdir. Her şeyin yenisi hazırdır. Bir şeyden sıkılırsan, yenisini hemen alabilirsin. Berke Can ve Duru Su bir şey daha öğrendiler, ailem bana istediklerimi vermek zorunda ve vermezlerse ben onlara kızma hakkına sahibim. Dünya bana borçlu ve ben bir seyi istiyorsam, onu hak ediyorum demektir. 

Barış’ın annesi ise 5 liralık arabayı almadı, oğlunu tezgahtan uzaklaştırmaya çalışırken, “doğumgününde hediye alacaksın oğlum, o zamana kadar beklemelisin” diyordu. Barış yolun ortasında ağlamaya başladı. Herkes Barış’ın annesine ayıplayan gözlerle baktı. Oyuncakçı, “sadece 5 lira abla, alıver, çocuğu ağlatma, yazık değil mi?” diye oyuncağı çocuğun eline tutuşturmaya çalışıyor, Barış hıçkırıyor, annesi ise bıkkınca düşünüyordu, “Oyuncak 5 lira, şu anda herkese rezil oluyorum, Barış eve gidene kadar bana rahat vermeyecek.” Sonra “Hadi yürü oğlum, istediğin zaman istediğin oyuncağı alamayız. Doğumgününe kadar beklersen, benden istediğin itfaiye arabasını alacaksın hem. Nasıl bir arabaydı o, unuttum?” Barış ağlamaktan kesilmiş nefesiyle “Kocaman itfaiye arabası, kırmızı, üstünde itfaiyeciler” var diyebildi kesik kesik. Annesi itfaiye arabası hakkında konuşmaya başladı, Barış sakinleşmeye. Barış’ın annesi bir hesap yapmıştı. O oyuncağın bedelinin 5 liradan çok daha yüksek olduğuna karar vermişti. O oyuncağı alırsa, bundan sonra Barış her gördüğü oyuncakçıdan oyuncak almak için ağlayacaktı. Eğer istediği oyuncağı almaya başlarsa, odası oyuncak mezarlığına dönüşürken, Barış hep daha fazlasını isteyecekti. Ne kadar çok oyuncak alsa, o kadar tatminsiz olacaktı. Aldıkça mutsuzlaşacaktı. İstedikçe mızmızlanacaktı. Beklemeyi öğrenmeyecekti. Eşyalara hem çok değer verecekti (onlar için ağayacak kadar), hem de hiç değer vermeyecekti (hep yenisinin peşinde koşup, eskiyi bir kenara atacak kadar). Bir gün 20 yaşında, karşısında “bana bu kötü arabayi mı aldınız? Arkadaşlarıma rezil edeceksiniz” diye sinirlenen bir genç bulacaktı belki de. Hep isteyecek, hep bekleyecek, sahip oldukları için hiç minnet hissetmeyecekti. Barış’ın annesi oturdukları kafede, Barış’a hayali oyuncaklar uydurdu. Masanın üstünü boşalttılar. Hayali arabaları yarıştırmaya başladılar. Etraftakilerin şaşkın bakışları arasında, bomboş masanın üstünde gülerek parmaklarıyla acayip hareketler yapıyor, bağrışıyor, şakalaşıyorlardı. Barış oyuncakçıyı da, 5 liralık arabayı da unutmuştu. Hayali hırsız arabasını kovalıyordu o artık. 


Oyuncak meselesi önemli. Sadece oyuncak değil, çocuğa aldığınız her şey – kıyafet, alet, oda eşyası – konusunda dikkatli olmanızı tavsiye ederim. Oyuncak alırken bazı şeylere dikkat etin. Seçeneklerini daima kısıtlayın. Bir oyuncak istediğinde, almaya söz verseniz de, beklemesi gerektiğini anlatın ve bazen birkaç hafta, bazen birkaç ay, hatta bazen daha da uzun süre bekletin. Beklerken oyuncakların resmini çizsin, hayalini kursun, ne zaman gelecek diye sorup, konuşup, heyecanlanıp, sabırsızlansın. Evde hiç oyuncak reklamı izlemesin. Hiç oyuncakçıya gitmesin, içine hiç girmesin. Ne gereği var ki? Büyüdüğü için oynamayı bıraktığı oyuncakları başka çocuklara dağıtın, onu da bilgilendirerek. Özellikle vermek istemediği oyuncakları saklayın, ama çoğunu verin. Okula giderken, ya da bayramda harçlık alıyorsa, bu parayla istediği oyuncakları seçip ısmarlayabilir. Parayı ve para kısıtlarını da bu şekilde öğrenebilir. İstediği bir şey çok pahalı ise, bunu anlatın ve almayacağınızı, paranızı başka şeylere harcayacağınızı anlatın. Onun yerine daha makul seçenekler getirmesini isteyin. Oyuncak sayısı az da, çok da olsa hepsi üzerine çok düşünülerek alınmış ve çok değerli olsun. 3 gün sonra oynamayı bırakacağı şeyleri almayın. Hediyeleri verirken özel hazırlık yapın, hep beraber merasimle açın, ilk oyunu beraber oynayın, oyuncak hakkında konuşun. Ona verdiğiniz şeylere değer verin ve değer vermesini bekleyin. Teşekkür etmesini bekleyin. 

Bence sorunun temeli oyuncağa ne kadar para harcadığınız, hatta ne kadar oyuncak aldığınızdan çok, bir şeyler almayı sıradanlaştırmak, istediği an, istediği şeyi alabileceği duygusunu yaratmak, sınırsız seçenekler sunmak, hiç kısıt koymamak. Çocuğunuza her istediğini almak kötülüktür. Ağladığı için bir şey almak felakettir. Çocukta kötü davranışlara yol açmanın en kestirme yolu ağladığı zaman, istediğini yapmaktır. İstediği her şeyi anında almak ise, beklemeyi öğrenmesini engeller, şımartır, tatminsizleştirir. Beklemek, sabretmek, yetinmek ise hayatta edinmesi gereken en önemli meziyetlerdendir. Yani reklamdan koruyun, oyuncakçıdan çıkarın, seçeneklerini kısıtlayın, miktarını ve bütçesini kısıtlayın, alımlar arasına aralıklar koyun. Her gün oyuncak alan çocuklar gördüm. Her gün! Olmaz. Her hafta da olmaz. Düzenli alım olmamalı. Paranız olsa da, canınız istese de, siz de oyuncaklara bayılsanız da, kısıtlamalar getirin. İnanın çocuğunuzun iyiliğine olacak bu. Ağlarsa, sizi AVM’de rezil ederse, başınızı ağrıtırsa, bu onun sağlıklı gelişimi için ödenecek küçük bir bedeldir. Aldığınız şeyin bedeli asla sadece 5 lira değildir.

Aysuda Kölemen

1 yorum:

  1. Cok bilgilendirici ve gerekli bir yazi olmus.cocuguna kiyamayip parasina kiyan aileler yuzunden durumu olmayipta oyuncak alamayan cocuklar ezik durumuna dusuyor.ne gerek var abartmaya. Cocugunuzun aklinda anne babayla beraber gecirdigi vakitler kaliyor oyuncaklar degil...

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım