26 Mayıs 2016 Perşembe

Mama Firmaları, Etik Olmayan Pazarlama Stratejileri ve Kod İhlalleri

Bebek mamaları sektöründe yoğun çalışan bir firma 6 Nisan’da İstanbul’da annelere yönelik bir konferansın sponsoruydu. Yine, bu Cumartesi, 28 Mayıs’ta İstanbul’da bir ‘mama şenliği’ var. Mama firmalarının halka yönelik reklamları uluslararası kurallara,  kısmen de ulusal mevzuata aykırı olduğu halde gerçekleşiyor. 

Uluslararası kurallar mama firmalarının halka yönelik reklamlarını niye yasaklıyor? Çünkü reklam, yeni müşteri kazanmak amacıyla yapılır. Mama firmalarının müşteri kazanabilmeleri için (doğal olarak) emzirme oranlarını düşürmeleri gerekir. Mama ile beslenmenin emzirmeye göre çok daha sağlıksız olduğu, kısa ve uzun vadede sağlık risklerini artırdığı defalarca kanıtlandığı için mama firmaları "emzirmeyin" diyemiyorlar. Onun yerine yazılı olarak "anne sütü verin", nadiren de "emzirin" mesajlarını kendi firma ve ürün logoları ile birlikte sunarak insanların hafızalarına yerleştiriyorlar. Böylece, doğru olanı destekliyor gibi görünerek sempati kazanıyorlar. Ancak yapılan şey net bir şekilde mama markasının reklamını yapmak. Sonuç: Emziren annelerin güveni ve marka sadakati...


Gerçekten mama firmalarının emzirmeyi desteklemeleri mantıklı mı? Ürünlerini satmaktan başka bir amaçları olabilir mi? Emziren anneler emzirmeye devam ettiği müddetçe mama firmaları ayakta kalabilirler mi? Varlıklarının bir anlamı olur mu? Kasaplardan vejetaryen yemek tarifi alır mıydınız? Inşaat firmasından ağaç dikme ve doğayı koruma eğitimi alır mıydınız? Mama firmalarının emzirme hakkında bizlere tavsiye verme girişimleri ancak bu örnekler kadar anlamlıdır. İmaj yaratmak ve müşteri kazanmak için etkisi tartışılmaz olan bu pazarlama stratejisinin kurbanı olmayın! Dünya Sağlık Örgütü 1981’den beri mamaların halka pazarlamasını engellemeye çalışıyor. Mama endüstrisi masum değil, iyi niyetli değil. Bunun farkına varmamız gerekiyor.


Bu bağlamda; bizlerin çabası mamayı değil, uluslararası kuralların defalarca ihlal edilerek pazarlanmasını önlemek yönündedir. Her ne kadar sayıları az da olsa emziremeyen ve bebeklerini mama ile beslemek zorunda kalan anneler vardır. Bizim amacımız, bebeklerini sağlıklı ve doğru besleme şansları olduğu halde mama firmalarının pazarlama tuzaklarına düşerek emzirmeyi bırakma ya da mama ile destekleme eğiliminde olan anneleri uyarmaktır. Herkesin tarafsız ve objektif bilgiye ulaşma hakkı vardır. Mama firmaları tarafsız olamazlar!

Bakın bu konferanslarda neler oluyor




28 Mayıs, 2016 Cumartesi günü İstanbul’da yine anneler büyük bir "mama partisi"ne davetli! Yine mama firmaları ana sponsor olarak yer alıyor, konuşmacı conflict of interest yaşayan, tarafsız olamayacak olan sağlık profesyonelleri ve tabii ki hediyelerle dopdolu bir şenlik olacak!

Cumartesi günkü konferansın sponsorları Dünya Sağlık Örgütü'nün uluslararası kurallarını YİNE ihlal etmektedir! 
Son dakikada satış ve reklam amaçlı niyetlerini belki biraz fazla belli olmuş diyerek bir oturumun ismi değiştirmişler. Bu konferansta zaten bol bol standlar olacak, mama firmaları kendilerini pazarlayacaklar. Konuşacak olan sözde sağlıkçıların zaten birçoğu mama firmalarıyla birlikte çalışıyor. Katılan bütün anneler dopdolu hediye çantalarıyla, broşürlerle ev dönecek, blogger anneler günlerce reklamını yapacak bu firmaların
 

International Baby Food Action Network (IBFAN) bu bebek konferansının kod ihlallerine dikkat çekti… Elbette Türkiye’de görsellerde işaretlendiği gibi denetim eksiktir, ya da yoktur! 





4 Mayıs 2016 Çarşamba

Çocukların Zekalarını Geliştirme Yolları – 1: Merak!

Öncelikle bir uyarıyla başlamalıyım. Anlatacağım şeyler zeka ilerletmeye değil, var olan zekayı en iyi şekilde kullanmaya yönelik olacak. Zeka çok karmaşık birşey. Bir kısmı genetik ve daha anne rahmine düştüğünüz an zeka aralığınız genlerinizle belli oluyor. Yani iki orta zekalı insandan deha çıkma ihtimali düşük. İki dehanın çocuğunun da düşük zekalı olma ihtimali düşük. Bu bir. Ancak genlerle belirlenmiş o aralıkta nereye düşeceğinizi de çevresel faktörlerler belirliyor. Çevre ne? Anne rahmine düştüğünüz andan itibaren maruz kaldığınız kimyasallardan, annenizin hamilelik boyunca yaşadıklarına, anne karnındaki pozisyonunuza, doğumdan itibaren duyduklarınız, yedikleriniz, soluduğunuz hava, yaşadığınız toplumun kültürü, müziği, evde her gün duyduklarınız, yanağınıza kondurulan öpücükten, denize ilk ayaklarınızı soktuğunuz ana dek yaşadığınız her deneyim, öğrendiğiniz her bilgi ve okul sizin zekanızı ufak şekillerde etkiliyor, şekillendiriyor. Bütün bunların içinde anne-babanın rolü kısıtlı. Siz koca bir çevrenin bir parçasısınız. Yani çoğu insan annesi ve babasına yakın bir zekada olacaktır. Çünkü onların genini ve çevrelerini paylaşırlar. 

Ama zeka zaten ne? Tam olarak ölçemediğimiz, çok yönlü, kavraması çok zor birşey. Kısıtlı ölçümlerimizde de şunu görüyoruz. Zeka tek başına hayatta başarı ya da mutluluk getirmiyor. Mesela karakter başarıda zekadan daha çok ön plana çıkıyor. Ayrıca zehir gibi zekalar, bomboş hayatlarda, bomboş işlere akıtılabiliyor. Daha da fenası kötü işlere harcanabiliyor zeka. Yani karakterden ve ahlaktan bağımsız zekaya odaklanmak çok büyük bir hata. Bu ufak bir hatırlatma değil. Ailelerin devamlı çocuğumun zekasını nasıl geliştirebilirim diye araştırıp, bu işe tonlarca para akıtırken, çocuğumun karakterini ve ahlakını nasıl geliştirebilirim diye sormaması, bu işe zaman ve kaynak aktarmayı düşünmemesi tehlikeli. Hem çocuğun geleceği, hem de toplum için. 
Peki zeka gelişimini etkilemek zor ise ve zeka tek başına hayatta çok işe yaramıyorsa, ben ne anlatacağım? Çocuğunuzun zekasını yükseltmeyi değil, zekasını kullanmasını hedefleyin. Zeka katsayısı ne, diğer çocuklara oranla ne kadar zeki diye merak etmeyi bırakıp, çocuğunuzun zekasını en doğru ve iyi şekilde kullanabilmesini sağlamak ona verebileceğiniz en değerli hediyelerden biri. Peki bunun basit formülleri var mı? Basit gibi görünen tavsiyeler bile çok basit değil. Zeka kullanmayı öğretebilmeniz için, önce sizin bazı şeyleri anlamanız ve içselleştirmeniz gerekiyor. Bazı haftalar çok genel ve soyut şeyler anlatacağım. Bazı haftalarda bilimsel düşünmeyi öğretmek için ne gibi yollar izlenmesi gerektiğini anlatacağım. Çünkü bilimsel yöntem, hayatta karşılaşılan pek çok duruma uygulanılabilen, hayatı, okulu, işi kolaylaştıran bir şey. Bazı haftalar ise, okulda ve hayatta birşey öğrenirken kullanılabilecek, bilimsel araştırmalarla bulunmuş yeni teknikleri anlatacağım. Ama zeka ve öğrenme konusunda birşey anlatmadan önce çok soyut bir kavramın öğrenmeyle olan bağlantısını tartışmamız gerekiyor: merak. 

O zaman... 

1. Bölüm: Merak 

İnsan merak eden bir varlıktır. Merak etmeseydi (ilaçtan bağımsız olarak) ateşi kontrol etmeyi keşfedemezdi. Tarımı öğrenemezdi. Uçaklar yapamazdı. Hayat kurtaran tıbbi gelişmeleri gerçekleştiremezdi. Bütün keşif ve icatlar, bütün yenilikler sorularla başlar. O soruyu merak eden insan araştırır, araştırır ve bulana kadar vazgeçmez. Merak etmeyen insanın ne kendine, ne çevresine, ne insanlığa bir faydası olabilir. Bebekler çok meraklıdır. Merakla yüzünüzü inceler, ne hissettiğinizi, ne dediğinizi, ne yaptığınızı anlamaya çalışırlar uyanık oldukları her an. Öğrenirler de... Ellerini kontrol etmeye başladıkları anda deneylere başlar, durmaksızın, defaatle denerler. Şaşkın ve şaşı gözleriyle yorgunluktan bitap düşene ve sizi bitap düşürene kadar önce merak eder, sonra merak ettiği şeyi inceler, gözlemler, dener, şaşırır, anlar ve hemen başka birşeyi merak etmeye başlarlar. Böylece aile ilişkilerini, dili, toplum kurallarını öğrenirler. Merak, öğrenmenin başladığı noktadır. Merak etmeyen insana çok şey öğretmezsiniz. İstediğiniz kadar anlatın, istediğiniz yöntemi uygulayın, merak etmeyen kişi, bilgiye kapalıdır. 

Ama çocuklar? Çocuklar merak eder. Her şeyi merak ederler. Sinir bozacak kadar çok merak ederler. Bu doğal olandır. Doğal olmayansa, merak etmeyen çocuktur. Ve geleneksel olarak çocuklara ilk doğdukları günden beri verilen eğitim, genellikle meraklarını yok etmeye yöneliktir. Çocuk merak eder. Biz cevap veririz. Kesin cevaplar veririz. Onlara verdiğimiz her bilgi bir cevaptır aslında. Ama çoğu zaman merak etmedikleri soruların cevaplarıdır. Çocuklar düzenli olarak merak etmedikleri soruların cevaplarını duymaya, öğrenmeye zorlanırlar. Bir süre sonra daha az merak etmeye, daha az sormaya, daha çok sormadıkları soruların cevaplarını duymaya alışırlar. Ama merak etmedikleri soruların cevaplarını da öğrenmekte zorlanırlar. Neden bunu bilmek zorundayım diye sorarlar. Gökyüzü neden mavi diye merak eden bir çocuğa cevap verdiğinizde, çocuk size “bunu neden öğreniyorum?” diye sormaz. Merakla dinler. Oturtup, “gökyüzü mavidir çünkü...” diye anlatmaya başladığınızda, çoğu çocuk, “bunu öğrenmek zorunda mıyım, hayatta ne işime yarayacak?” diye sorgulamaya başlar. Bu nedenle devamlı, “neden bunu öğreniyoruz? Ne işimize yarayacak?” diye soran öğrencilerle dolu dünya. Haklılar. Merak etmiyorlar. Merak etmedikleri şeylerin cevaplarıyla beyinleri doldurulmaya başlanan çocuklar, merak etmeyi tamamen bırakabilirler. 
3 yaşındaki bir çocuk sorularla doludur. Oysa 20 yaşındaki bir öğrenciye, bana merak ettiğin sorular bul dediğinize, “ben bulamadım, siz benim için soru bulabilir misiniz?” der genellikle. Soru sormayı bilmeyen insan, zekasını kullanamayan ve öğrenmeye, gelişmeye kapalı insandır. Bilgiye hevesi yoktur. Bu da dünyasını sığlaştırır. Kolay sıkılır. Zor öğrenir. Kolay manipüle edilir. Duyduklarına eleştirel bakamaz. Eleştirel bakmak, soru sormak, merak etmekle olur. Sorgulayamadığı için, manipülasyona açıktır. Yani matematik sorularını takır takır çözebilse de, zekasını hayata aktaramaz. 3 yaşındaki bilimciyi, 20 yaşındaki bıkkın öğrenciye çeviren sistemin parçası olmamak, bir anne-baba olarak çocuğunuza büyük bir iyiliktir. Okul sistemini (kısa vadede) değiştiremeyiz, ama en azından evde, çocuğun merakını yaşatacak bir alan yaratabiliriz. Merak bilgi alımı için hayatıdır. Şimdi size Paraguay’daki akaryakıt fiyatlandırmasının orta ölçekli işletmelere olan etkisi hakkında bir sunum yapsam, 3. cümlemde uyuklamaya başlarsınız. Bunu bir sınav için öğrenmek zorunda kalsanız, saatlerce çalışsanız da öğrenmekte zorlanırsınız. Ama en sevdiğiniz oyuncunun hayatıyla ilgili ufacık detayları, tuttuğunuz takımın geçmiş yıllardaki başarıları ile ilgili bilgileri bir duyusta öğrenip, yıllarca hatırlayabilirsiniz. Çünkü merak etmişsinizdir. 

O zaman okul öncesi çocuklardan başlayalım. 

Kafanızda öğretmek istediğiniz birşey varsa, onu öğreteceğiniz zamanı siz seçmeyin. Çocuğunuzun o konuya bağlanabilecek bir soru sormasını bekleyin. Ya da beklemek istemiyorsanız, onda konuyla ilgili merak uyandıracak şeyler anlatın ve gösterin. Onun size sorularla gelmesini sağlayın. O soruyu sorduğunda, sorusuna uygun şekilde, merakını giderin ve durun. Sorduğundan biraz daha fazlasını anlatabilirsiniz, ama çok fazlasını anlatırsanız, Paraguay’daki akaryakıt fiyatlarına döner, bunu hatırlatın kendinize. Çocuk sormaya devam ediyorsa, sorduğu sürece cevaplayın. Ama nasıl cevaplayacaksınız? Bildiğiniz bir soru sorarsa: Bazen çocuk sadece net ve hızlı bir cevap istiyordur. O cevabı hemen verebilirsiniz. Ama vaktiniz varsa, çocuğunuzun da acelesi yoksa, cevabı beraber keşfedin. İşte bu yüzden deney kitaplarını çok tavsiye etmiyorum. Karşı değilim. İçerdikleri deneyler bazen harika olabilir. Ama şunu da gözlemledim. Çocuk ilgilenmiyor, canı sıkıyor. Anne kitaptan deneyi kendi yapıyor ve çocuk “izliyor.” Bu yanlış. O deneyin çocuğun bir sorusuna cevap vermesi önemli. Eğer elinizdeki deney kitaplarını, çocuğunuzun sorusuna cevap vermek için kullanabiliyorsanız, ya da seçtiğiniz bir deneyi yapmadan, çocukta merak ve heves uyandırabiliyorsanız, harika. Yoksa, yapmayın. Ne yaparsanız yapın, hazırlık olarak çocukta konuya heyecan yaratın. 

Diyelim ki siz ağaçlarla ilgilisiniz. Çocuğa kitaptan ağaç isimleri öğretmenize gerek yok. Dışarda dolaşırken ağaçları inceleyin. Yapraklarını beraber inceleyin. Çiçek ve meyvalarını, palamutlarını inceleyin, kabuklarını inceleyin. Farkları ne bakın. İlgisini çekerse, daha çok soru soracaktır. İlgisini çekmezse, üstelemeyin. Başka bir zamanda yine deneyin. Teklif var, israr yok diye düşünün. Biz kendi ilgi alanlarımıza uygun olarak tarihi yerlere, doğaya ve müzelere götürüyoruz. Devamlı değil, ama ara ara, fırsat buldukça. Devamlı yaptığımız şey ise, ilgisini çekebilecek konularda kitap okumak. Diyelim ki tarih öğretmek istiyorsunuz. Şehrinizin mutlaka tarihi bir yeri vardır. Oraya götürün ve çocuğun tarih hakkında heyecanlanmasını sağlayın. 

Oğlum Romalılara bayılıyor. Başka da birşey bilmiyor tarih hakkında, ama Romalılara merak salması, bir kitapta Pompeii’deki volkanık patlama ile ilgili resimleri görmesiyle başladı. Romalılara ne oldu diye sordu ve bu aylar süren bir Roma aşkına dönüştü. Merakını görünce, bunu besledik. Roma kalıntılarına götürdük. Roma ile ilgili resimler gösterdik. Roma ile ilgili çocuk kitabı aldık. Arada Osmanlıları anlatmak istedim. İlgilenmedi. Ben de bıraktım. Neden tarih öğretmek istedim? Ben tarihle çok ilgileniyorum ve bunu oğlumla paylaşmak istiyorum. Siz de sizi heyecanlandıran konuları anlatın çocuğunuza. Sizin heyecanınız ona da bulaşacaktır. Çocuğun her şeyi öğrenmesine gerek yok. Önemli olan hevesini, merakını canlı tutabilmek. Zamanla merakının birkaç konuya odaklanması doğaldır. Kimse herşeyi merak etmez. Komik bir örnek ise hiç aklımdan gitmiyor. Bebekken balıklara baksın diye götürdüğümüz akvaryumda oğlum, yer mozaiklerine tutulmuş ve akvaryum türü boyunca heyecanla yerleri inceleyip, balıklara bakmamıştı. Bazen merakın ne yöne gideceğini kontrol edemiyoruz. Biraz akışına bırakmakta fayda var. Ben birkaç kez balıkları gösterdiysem de, sonunda farklı renklerdeki mermerlerin de bir çocuk için ilginç olabileceğini kabul ettim. Ama daha sonraki yıl akvaryuma gittiğimizde, balıklara bayıldı. Şimdi balıklarla ilgili kitaplar okuyor. Yani balıklara merağı havadan inmedi. Biz onu akvaryuma götürerek, denize götürüp, balıkları denizde göstererek, balıklarla ilgili kitaplar alarak, bu merakın oluşmasına zemin hazırladık. 

Çocuğun durup dururken birşeye merak duymasını da beklemeyin. Ona kitaplarla, anlattıklarınızla, belgesellerle, mümkünse gezilerle farklı şeyler gösterin. İlgi duyabileceği konuları şunun. Bilmediğiniz sorular sorarsa, “bilmiyorum, emin değilim, hatırlamıyorum” diyebilirsiniz. Ama orada bırakmayın. Siz de merak edin ve hadi araştıralım diyerek, cevabı beraberce araştırın ve keşfedin. Emin değilim demek, çocuğun size olan inancını sarsmıyor, benim tecrübeme göre. O da bilmediği bir konuda, emin değilim, demeyi öğrendi. Ama şu var. Dediklerimizi sorguluyor, doğrudan kabul etmiyor, verdiğimiz bilgiyi reddettiği oluyor. Bu beni rahatsız etmiyor, tam tersine zaten istediğim bir davranış biçimi bu. Mesela robotların canlı olmadığına asla ikna olmadı. Bu konuda bayağı tartıştık, ama ikna edemedik. Sonra aslında felsefecilerin de yapay zekanın statüsünü çok ciddi olarak tartıştıklarını hatırladım. Belki de ben hatalıyım. Bilmediğiniz soru geldiğinde, çocuğunuzla beraber ve mümkünse hemen araştırın. Cevabı beraberce bulun. Bunun için internet gibi harika bir araç var elinizde. Ya da bazen dışarı çıkıp, toprak eşeleyerek, yumurta kırıp inceleyerek de cevabı bulabilirsiniz. Bazen cevap yoktur. Çocuklar belirsizliği sevmezler, ama yavaş yavaş da kabul etmeye başlayabilirler. Hayat belirsizliklerle doluyken, herşeye net cevaplar vermenin anlamı olmayabilir. Her soruya bu şekilde cevap arayamazsınız, veremezsiniz. Ben idealini anlatıyorum, ama günün saati ve enerjimiz kısıtlı. Elinizden geldiğince yapın. Özellikle çocuğun tekrarladığı veya sizin için önemli bir soru gelirse, peşini bırakmayın. 

Bu hafta soyut bir konuyla başladım: merak. Gelecek hafta okul çağındaki çocuklar için bir öğrenme tekniği anlatacağım. Biraz daha somut ve pratiğe dönük bir yazı olacak.

Aysuda Kölemen

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım