23 Mart 2016 Çarşamba

Çocuk tacizleri - Buz dağının görünen yüzü...

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu’nun akıl almaz açıklamasını hepimiz duyduk, okuduk.  “Bir vaka kuruma genellenemez/ kurumun suçu yoktur” demeye getirmiş, gündemdeki vakfı savunmuş. Ama ben bu açıklamayı daha geniş ele almak istiyorum. Çünkü bir Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın konuyu bu şekilde basite indirgemesi bir kurumu koruma ve kollamanın da ötesinde ciddi riskler taşıyor. 

Önce açıklamaya bakalım: "… Her zaman kötü niyetli insanlar, bazı işleri su istimal edebilen insanlar olabiliyor. Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz. Biz Ensar Vakfı’nı da tanıyoruz, hizmetlerini de takdir ediyoruz, ama öteki taraftan bunu yapan kişi için de sıfır toleransla hukuki açıdan bütün takibimizi yapıyoruz. Bu çocuklar ile ilgili bakanlığımızın rehabilitasyon ve sosyal hizmet uzmanlarımız, psikologlarımız devreye girdiler. Aileler ziyaret edildi. Çocuklarımızın rehabilite edilebilmesi için çalışmalar başlatıldı. Çocuklarımızın en az travma ile bu dönemi en iyi şekilde atlatabilmeleri için gerekli bütün psikolojik destekler veriliyor ve vermeye devam edeceğiz...." demiş. Yani olayı sadece münferit bir vaka olarak ele alıyor; yakalanan kişinin cezalandırılmasına ve çocukların rehabilitasyonuna odaklanıyor. Pekiyi vakalar bu kadar mı? Hayır, sadece 45 çocuktan 10’unun ailelerinin şikayetçi olması durumundan bahsetmiyorum. Ya daha da fazla çocuk varsa? Ya daha da fazla tacizci öğretmen varsa? Ya sadece Karaman değilse? Bir düşünün, ortaya çıkmış 45 vaka var, tek bir öğretmenin kurbanları. Bu rakam bu işin bir gün, bir ay, bir yıl değil, muhtemelen yıllardır sürdüğüne işaret ediyor. Bir şehirde, bir kişinin yatılı (dini) eğitim kurumlarında bu kadar çok çocuğu taciz etmiş olması sistemde ciddi bir sorun olduğunu gösterir. A kurumu ya da B kurumu fark etmez, bu yatılı öğrenci evleri çocuk istismarına açık bir ortam demektir.
Bu ilde bir kişi 45 çocuğa tecavüz edebiliyorsa bu ilde ya da başka illerde, başka kişiler de bu ortamları kullanarak çocukları taciz edebiliyor ve onlarca çocuğu taciz etse de ortaya çıkıyor demek. Dahası, kurbanların hepsi yargıya da başvurmuyor. 45 ailenin sadece 10’unun şikayetçi olduğu, diğerlerinin 10.000 dolar karşılığı şikayetlerini çektiği söyleniyor. Bu ne demek? Dahası da olabilir, para karşılığı susturulmuş aileler olabilir demek. Yani bu 45 çocuk buz dağının sadece görünen yüzü olabilir. Ama Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız ne diyor. Bu kişinin peşindeyiz diyor. Yani bu kişinin 45 çocuğa bunu yapmasına olanak tanıyan sistem ve kurumları ele almayı hiç mi hiç düşünmüyor. A vakfı B vakfı fark etmez, ortada çocuk istismarına son derece açık bir ortam var ve hiç bir denetim yok. Ama Aile Bakanımızın gündeminde bunlar yok. Bu öğretmen muhtemelen ağır bir ceza alacak, yetkililer de ‘biz görevimizi yaptık’ diyecek. 45 çocuğa (daha fazla da olabilir) muhtemelen yıllarca taciz uygulanmasına ortam sağlayan ve hatta belki de göz yuman sistem ne olacak pekiyi? Onlar kurban üretmeye devam edecek. 

Bu işin nasıl işleyebileceğini anlamak istiyorsanız daha geçen ay Oscar alan Spotlight filmini mutlaka izlemenizi öneririm. Bu filmde Katolik Kilisesi’nin çocukların tacizine nasıl göz yumduğu, ortaya çıktığında nasıl para karşılığı ört bas edildiği, mahkemelere ve basına yansıyan vakalara kilise yetkililerinin nasıl “çürük elmalar her ortamda olur, bunlar münferit vakalardır” dediğini, ama sistem düzeyinde hiç bir şey yapmadıklarını ve basına yansıyanların nasıl buz dağının görünen yüzü olduğunu çok güzel anlatan, gerçeklere dayanan bir film. Hollywood filmi deyip geçmeyin; bu konudaki teknik raporlara dayalı bilgileri çarpıcı ve herkesin anlayabileceği bir şekilde aktarıyor. 2010’da Hollanda’daki Katolik Kilisesi ilgili bir rapor hazırlandı; durum benzer. 

Amerika’yı tekrar keşfetmeye gerek yok. Dünyada yaşanmış örnekler şunu gösteriyor: bu tür kurumlarda çocuk tacizi vakalarının sadece küçük bir kısmı ortaya çıkıyor. O yüzden ortaya çıkan vakalar tek tek ele alınmamalı. Sistem incelenmeli. “Hocalar yapmaz” diye varsayılmamalı. Sistemde çocuk istismarına olanak sağlayan unsurlar belirlenmeli. Bu unsurlar ortadan kaldırılmalı; hassas noktalar denetlenmeli. Sistem şeffaf olmalı. Çocuk istismarının bir sorun olabileceği herkes tarafından algılanmalı. Çocukların bu tür ortamlarda her türlü sorunu iletebilecekleri sırdaş kişiler olmalı. Bu kişiler çocuklara yol göstermeli, tacizciden uzaklaşma ve şikayet etme sürecinde yol göstermeli, destek olmalı. Yine başa dönüyoruz: “Hocalar yapmaz” diye varsayılmamalı. Yaparsa da “çürük elma”, “münferit vaka” şeklinde yaklaşılmamalı. Sorunun köküne inilmeli. Özetle, mevcut durum incelenmeli, bundan ders çıkartılmalı, mevcut durum iyileştirilmeli ve ileriye dönük önlemler alınmalı. Kamuda gerçekçi politikalar böyle geliştirilir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından bu sorunu tüm boyutları ile ele alan ciddi çalışmalar yapmalarını bekliyoruz. “Münferit vakadır” açıklamaları değil. 

Dr. Tomris Cesuroğlu

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım