26 Ocak 2016 Salı

Figen'in Normal Doğum Hikayesi

Merhaba BYBO,

Evlenip çocuklanmak fikri o kadar uzaktı ki hep; sevgilimle evlenme kararını pıt diye verebilmiştim ama çocuk yapma kararını almak 5 seneyi bulmuştu. Bir de biz hep zannettik ki, biz yapınca çocuk pattadanak olacak. Pek de öyle olmuyormuş meğer. 1 yıl sonunda neden olmuyorun cevabını ararken nurtopu gibi bir tiroid hastalığını kucağımda buluverdim. Teşhis, tedavi vs derken 6 ay daha geçti ve ben artık boşverip seyahat planları yaparken içime düşüvermiş tontik. 


O sevinçle seyahat planımı derhal bozmuş ve yepyeni bir yaşama koca bir adım atmıştım. Bir süre evvel ofis ortamında çalışmayı bırakmış, şehir dışına, orman içinde çok güzel bir eve taşınmıştık. Kızımız benim tamamen onunla ilgilenebileceğim ve şehirden, keşmekeşten uzakta olacağımız bir dönemi beklemiş belli ki. İyi ki beklemiş. Huzurlu, sakin, dingin geçirdim hamileliğimi. Fiziksel olarak zor, psikolojik olarak çok şahane bir hamilelikti benimki...


Bir arkadaşımın tavsiyesiyle doğum/hamilelik terapisi yapan bir psikolog ile tanıştım. Güçlükle hamile kalmış olmanın da etkisiyle bebeğimi kaybedeceğim kaygısı taşıyordum. Bu kaygıdan beni kurtarsın, en azından bir seans destek alayım diye başladığım süreç, hamileliğim boyunca devam eden bir doğuma ve anneliğe hazırlık terapisine dönüverdi. Annemin ananemden taşıdığı ve benim de ondan löp diye kaptığım arızalara sahiptim ve evet ben onları kızıma taşımak istemiyordum. Böylelikle hamilelik sürecim bir yandan gayet dingin, diğer yandan sorgulayan, soran, kurcalayan bir dönem oldu benim için. 


Psikoloğum aynı zamanda doğuma hazırlık kursu veriyordu, tatlı bir ebe ile birlikte yapıyorlardı bunu. 17. haftada eşimle birlikte katıldık bu kursa. Evet, normal doğum istiyordum hep. Annem ebeydi. Çocukluğumda yüzlerce doğum hikayesine tanık olmuştum. Annem bırakacak yer bulamadığı her sefer beni de götürürdü doğumlara. Başka başka evlerde başka başka insanların arasında ödevlerimi yapar, evlerindeki telaşı şaşkınlıkla izlerdim. Sonraları pek oralı olmamaya başladım. Doğum gayet normal bir şeydi benim için. Evde, ebeyle yapılan bir şeydi. Öyle normaldi ki gece uyandığımda salonda doğum yapıldığına bile şahit olmuştum kaç defa... Bazen köylerden son dakika gelirlerdi anneme, çabuk girin doğum başlamış derdi annem. Hemen oracıkta, yerde kuruverirlerdi düzeni. 


Benim kafamda doğum bu kadar doğal bir eylemken etrafımdaki sezaryen furyasının da farkındaydım. Makyajını, saçını başını yaptırarak doğuma girmek istediği için ya da sırf günü saati fiyakalı olsun diye sezaryenle bebeğini kucaklayan insanlara şahit oluyordum. Bunları biliyordum da normal doğum yapabilmek için kendimi hastanelerin, özellikle doktorların sezaryen ısrarından korumam gerektiğinin farkında değildim. Önceleri böyle bir kurs neden var ki diyordum, işte tam da bu yüzden varmış. Eskiden köylerde kasabalarda hizmet veren annem gibi ebeler artık yoktu. Hastanelerdeki ebelere kalmıştı iş. Onlar da bu sezaryen furyasından nasibini almıştı, çoğu yeni mezun ebenin doğru düzgün normal doğum tecrübesi bile yoktu. Bu sebeple Gözde ebeyle anlaştık. Doğum başladığı andan itibaren bizimle olacaktı. Doğum anına kadar takip edecek, son anda da doktoruma haber verecekti. Yaşasın, emin ellerdeydim. 


İlk iş doktoruma doğumumla ilgili taleplerimi iletmek oldu. Pek de normal doğumu destekleyeceğini düşünmediğim doktorum beni yanıltmadı. Kendisine buradan bir daha teşekkür etmek isterim çünkü dürüstçe cevapladı sorularımı. Beni kandırıp son dakika golüyle sezaryene alıverebilirdi de... "Ben normal doğum takibini yapamam Figen Hanım, öyle bi vaktim yok" dediğini duyunca en azından sezaryen bile olmak zorunda kalsam bebeğim kendi istediği zaman gelse, doğumu o başlatsa diyince "Bu da mümkün değil, benim herşeyim planlı olmak zorunda; diğer işlerimi organize edemem yoksa" dedi. Ben de eyvallahı çakıp 21. haftada benimle aynı kafada olduğunu duyduğum bir başka doktora geçtim. İlk doktorumun beni korkutup vazgeçirmek için normal doğumla ilgili saydığı saçmalıkları yazmaya değer bulmuyorum. Ama fütursuzluk bu boyutta şu an ülkemizde. Anlamaya çalışıyorum bir yandan, evet çok fazla hastaları var ve evet gece 8-10 saat doğum takip edip ertesi gün elli tane hasta muayene etmek zor. Ama yanlış zaten daha başta. Doktorun doğumda ne işi var? Doğum ebenin işi. Gelişmiş ülkelerin hemen hepsinde bu iş böyle ilerlemiyor mu? Doğum ebelerle yapılıyor. Doktor sorun olursa müdahale etmek için var. Bizde ebeler enjeksiyon yapsın, tansiyon ölçsün. İyice köreltin herkesi... Hep geriye mi gider bir ülkede herşey arkadaş? İyiye giden şeyler de görmek bu kadar mı zor olur bir ülkede? 


30. Hafta civarında dönüşünü yapmıştı bizim tontik. 37. Haftada yapılan -ki bu muayenenin gayet gereksiz olduğunu düşünüyorum- çatı muayenesinde 3 cm açıklığın olduğu, rahim ağzının da gayet ince olduğu ve bebeğimizin gelmesinin an meselesi olduğu söylenince öyle bir havaya girdik ki... 38. Haftanın sonuna doğru bir gün arabaya hastane çantasını, pilates topunu vs yükleyip, köpeğimizi komşuya emanet edip, filmlerdeki gibi dörtlüleri açarak hastaneye koşturmuşluğumuz ve bunların yalancı kasılmalar olduğunu, doğumumuza daha zaman olduğunu duyarak geri gelmişliğimiz bile var. Bu cm bilgileri gebeye söylenmemeli bence. Kaç cm ne olduğundan bize ne ki? O doktorun ve ebenin işi. Bak insan nasıl havaya giriyor. Özetle 37. Haftadan itibaren 3 hafta boyunca 3 cm açıklıkla dolandım durdum. Nişan gelmeye hep devam etti. Hiç okuduğum doğum hikayelerindeki gibi ilerlemiyordu benimki. 


39+6 da sabaha karşı 4'te bir tuhaflık hissederek uyandım. Kasılmalar bazen düzenli bazen düzensiz olarak hep vardı zaten son iki haftadır. Ama bu defaki değişikti. Tam olarak hissettiğim şey huzursuzluktu. Tuhaf bir şeyler oluyordu. Uyuyamadım. 6ya kadar direndim. Son zamanlarda sağa sola dönmekte zorlanınca iyice, eşim salonda uyumaya başlamıştı, ben etrafımı yastıklarla donatıyordum. Eşimin yanına indim sabah 6'da. Geliyor galiba dedim. İki haftadır aynı şeyi bin defa duyduğundan olsa gerek, pek ilgilenmedi. Karşısındaki koltuğa uzandım, gün doğumunu izledim. Huzur doldum. İyice uyku bastırınca uykuya dalmışım. 20 dakikacık. Uyandığım anda pıt diye bişey patladı sanki içimde. Ya da belki de o pıt uyandırdı, çok emin değilim. Bunu bazı doğum hikayelerinde okumuştum da bir anlam verememiştim. İşte şimdi de bana olmuştu. Bir şeyin içerde pıt diye patladığını duymuştum işte, ayağa kalkarsam suların akacağını biliyordum. Son iki haftadır sürekli "su ne kadar gelecekmiş şimdi, e ya koltuğa halıya gelirse" diye sorup duran titiz başak burcu kocamın tam gönlüne göre oldu; ayağa kalkıp tuvalete gittim ve evet sular indi aşağı. Ya suyum geldiyse de ben anlamadıysam diye sorup duruyordum ebemize, yok o öyle bir şey değil, anlarsın diyordu. Evet, suyun gelip de anlaşılmaması pek mümkün değilmiş. Saat 6:30du. Ebeyi aradım. 


Evimiz şehirden ve dolayısıyla hastaneden de çok uzakta olduğundan hemen yola çıkmamızı söyledi. Yakın olsak ebe bize gelecekti ve son ana kadar kasılmaları evde karşılayacaktık ancak bu, evimizin lokasyonundan dolayı mümkün olmadı. İki hafta önce tecrübe ettiğimiz gibi eşyaları arabaya tıkıştırıp, Çiko'yu komşuya emanet edip, bu defa pilates topunu da evde unutup yola koyulduk. Biz çıkana kadar ve şehre varana kadar sabah trafiği başlamıştı, nedense çok önemsemedim. Hiç acelem yoktu 12-13 dakikada bir kasılmalar geliyordu, dayanamayacağım bir sancı değildi. Hastaneye vardık, hemen odalardan birine yerleştirip NST cihazını getirdiler. Evet, kasılmalar 10 dakikada bir gelmeye başlamıştı. Kendi ebem gelene kadar kimsenin muayene etmesini istemiyordum, damar yolunun açılmasını da... Hastaneye doğum için giriş yaptığınız anda takıyorlar o iğneyi damarınıza. Direkt hastayım havası geliyor insana. Hasta değilim ki ben? Kızımı karşılamaya geldim. Bunları söylememe gerek kalmadı, Gözde ebenin geleceğini söyleyince hastane personeli, daha evvelki tecrübelerinden olsa gerek, NST'yi bağlamak dışında bana pek bulaşmadı. 


Ve sonunda gülüşüyle ortama güneşi doğuran, pozitif enerji yuvası ebemiz Gözde çıkıp gelmişti. Onu görünce bir rahatlık geldi, itiraf etmeliyim. Muayene sonunda biraz şaşkındık çünkü hala 3 cm. idi açıklık. E 3 haftadır zaten öyleydi. Sabah 6:30dan 10:30a kadar hiç mi açılma olmamıştı? Olsun, açılır dedik, kızımızın acelesi yok demekki; keyfimize baktık. Umut'un çıkınından çerezler, meyveler yemeye çalıştım ama yok, hiçbir şey yemek istemiyordum. Tatlı bir şey hele hiç. Aksi gibi herkes bana tatlı şeyler yedirmeye çalışıyordu. Evet, doğum için bana enerji lazımdı ama tatlı midemi bulandırıyordu. Hatta kaşık kaşık zorla yedirilen sutlaci 15 dk sonra çıkardım. Öyle olunca kestiler zorlamayı. 


Öğle saatlerinde doktorum aradı. Herşeyin kontrolü altında olduğunu, ebeyle irtibatta olduklarini, doğum zamanı yaklaştığında atlayıp geleceğini söyledi ve epidural isteyip istemediğimi sordu. Istemediğimi soyleyince vaaay dedi, kapadı telefonu. Ben artistlik olsun diye değil, gerçekten müdahalesiz doğal bir doğum olsun istediğimden ve evet epiduralden korktuğumdan istemiyordum. Takip eden saatler sancıları zaman zaman Umut'un kollarinda, zaman zaman annemin belime yaptığı masajla karşıladım. O anları şu an hatırlayınca şunu çok rahat soyleyebilirim ki doğum kasılmaları hiç dayanılmayacak bir şey değilmiş. Size doğum çok sancılı, ay böyle bir ağrı yok vs gibi şeyler söyleyen insanlara kulak asmayın. Herkesin ağrı eşiği farklı elbette ama her dalgadan sonra vücuda salgılanan o endorfinle dünyanın en mutlu, keyifli insanina dönüşüvermek müthiş güzel. Evet, benim doğumum icin zor bir doğumdu denebilir, buna rağmen o günü yeniden yaşamayı cok isterim. O gün benim kızımın doğum günü. Kavuştuğumuz, onu ilk defa kokladığım gün. Hayatımın en önemli günü. 


Doktorum akşam üzeri 5 gibi geldiginde ben artik uykusuzluktan, açlıktan, yorgunluktan bitap düşmüştüm. İlk muayenesini yapip da neredeyse 12 saat sonunda hala 3 cm oldugunu gorunce ipleri eline almaya karar vermis olacak ki "Figencim bu defa sormuyorum ve sana minik bir doz epidural yaptırıyorum çünkü en azindan 1 saat uyumanı istiyorum. Bu bitkin halinle doğum filan yapamayiz." dedi ve epidurali hazırlattı. Itiraz edemedim çünkü gerçekten uyumaya ve biraz enerji toplamaya ihtiyacım vardi. Epidural en korktuğum şeydi, belime o iğne yapıldıktan sonra ha minik bir doz ha kocaman bir doz ne farkederdi ki. Neyse, itiraz yok. Gittik paşa paşa aldık epiduralimizi. Hiç korkulacak bir şey değilmiş. Odaya geri geldigimizde az önceki perişan figen gitmis yerine bir çiçek gelmişti, çiçek. Odamın kapısını, ışığını kapattılar. Mis gibi bir uyku çektim. Uyandığım gibi hoop muayene, ve sonuç: sadece yarım santim daha açılma. "Bu neymiş arkadaş"lar, "ben böyle şey görmedim"ler, "ay neden böyle oldu"lar havada uçuşmaya başladı. Herkes hayret içindeydi. Annem binlerce doğuma girdiğini, bu kadar ağır ilerleyenine rastlamadığını, Gözde beni strese sokan bir şeyin olduğunu, doktorum su geleli 12 saat olduğu için riskli saatlere girdiğimizi söyleyip duruyordu ve sonunda doktorum suni sancı vereceğini soyledi. Ertesi gun tatile gideceğini bildiğim doktorumun suni sancıyla bir an önce işi bitireyim de evime gideyim diye uğraştığını düşündüm önce. Annem ise sonradan itiraf etti, meğer sürekli baskı yapıyormuş doktora. Su önce geldiği için müdahale edilsin artik diye. Benim dışımda herkesin acelesi vardi özetle. Bense özellikle epiduralden sonra doğum eyleminden iyice uzaklaşmıştım. 


Umut'un enfes playlistinden şarkılar dinleyip dans ediyorduk, kahkahalar havada uçuşuyordu ve ben dogum yapıyor olduğum gerceğinden uzaklaşmıştım. Bu yüzden doktordan bana 45 dakikacik vermesini istedim. Beni yalnız bırakmalarını, kızımla bağ kurup doğumuma odaklanabilmeyi istedim. Bana vereceği bu sürenin sonunda hala istediği açıklığa kavuşamamışsam alacaktım suni sancıyı. Kabul etti, ışığı söndürüp çıktılar odadan. Kızımla sonunda baş başa kalabilmiştim, onunla konuştum; hadi dedim Ezo'm, ha gayret, sen ne yapacağını biliyorsun, ben de sana yardım edicem hadi bitirelim şu işi... Ben oksitosin hormonumu geri çağırmaktayken kapım açıldı ve doktorum, ebem ve kocam girdiler içeri. 45 dk. geçmişti bile. Hemen muayene, ve sonuç: 1.5 cm daha açabilmişim. Bu nasıl iş? Suyum geleli 15 saat oluyor ve zaman geçtikçe bebeğimin içeride sıkıntıya düşme riski artıyor. Bu defa bana sormadan suni sancı getiriliyor. Bildiğiniz bir serum şişesi, içine sanıyorum bir şeyler enjekte ediyorlar. Sanıyorum çünkü gözümü açamıyorum dalgaları atlatmaya çalışırken. Doğum sancısı denen şey hiç bir şey. Asla dayanılamayacak bir sancı değil. Bu yüzden sancı demek bile garip geliyor. Kasılma olur, dalga olur ama suni sancının yanında solda sıfır kalır. Evet, suni sancı pek hoş bir şey değil ama iyi ki var. Yarım saat sonunda ebe muayene ediyor ve ağlamaya başlıyor. Tam açıklık! Canım Gözde'cim. Koca koca gözleri yaşla doluyor sevinçten. Herkes şaşkın. Hemen doğumhane hazırlansın, bir bayram havası. İşte Ezo geliyor sonunda, aferin sana annesi, sevgilim bak bizim dilediğimiz gibi geliyor Ezo... Bunlar hatırladığım havada uçuşan cümleler. Annem inanmıyor bu arada, kendisine sürekli "şaka yapmıyoruz, valla tam açık!" deniyor. Sevinçle doğumhaneye geçiyoruz. 

Bu koltuğa o gün 3-4 defa oturmuştum muayene için. Bu defa kızıma kavuşmak için yerleşiyorum. Herkes hem çok heyecanlı hem de çok sevinçli. Doktorum nasıl ıkınacağımı anlatıyor tane tane. Ve başlıyoruz! Umut başucumda, kulağıma durmadan fısıldıyor. Ha gayret sevgilim, bak kızımız geliyor, hem de dilediğimiz gibi geliyor. Umut'un neden sürekli "dilediğimiz gibi" dediğini sonradan anlıyorum. Meğer gece saat 12'ye sezaryen için ameliyathane hazırlanmış. Bunu doğumdan sonra öğreniyorum. Bir yağmur, fırtına esiyor gürlüyor ve 25 dk sonunda Ezo'm bir balık gibi kayıveriyor içimden. Göğsüme koyuyorlar hemen; sıcacık, mis kokuyor miss... minicik vücuduyla göğsümde kıvrılmış yatıyor; bugün hala o müthiş koku burnumda, o sıcaklık göğsümde. Biraz kendine gelince kafasını yukarı döndürüp boncuk boncuk gözleriyle bana bakıyor. İnanamıyorum göz göze olduğumuza. Öyle bakıyor ki dikkatle, "ben de seni merak ediyordum" diyor sanki. O bakışları hayatım boyunca unutmayacağıma eminim. Ne şahane bir duygu, ne müthiş bir an. Öncesindeki 16.5 saat sıkıntılıydı belki ama doğumhanede geçen o kısacık ıkınma ve bebeğime kavuşma anını bir daha bir daha yaşamak isterdim. Saat 12ye hazırlanan sezaryen masasına çıkmamıştım hiç, 5 dakikayla nanik yapmıştık kızımla.12ye 5 kala geldi dünyaya Ezo. 

Evet, müdahalesiz doğal bir doğum yapmayı hayal etmiştim hep. Gerekli olduğunda tıbbın olanaklarından elbette faydalanacağımı bilerek.. Şimdi diyorum ki, müdahaleler iyi ki var. Ezo şu an 2.5 aylık. Bana yapışık yaşıyor. Gak dedikçe emiyor, guk dedikçe emiyor. Biraz uzun sürdü kavuşmamız, acısını çıkarıyoruz şimdi. Ağız ağıza, göz göze, ten tene..tattığım en güzel, en acayip duygu. İsteyen herkese hamileliğin, doğumun en güzelini diliyorum buradan. 


Figen Usaklioglu



6 Ocak 2016 Çarşamba

Gebelik ve Emzirme Dönemlerinde Diş ve Dişeti Tedavileri

Merhaba BYBO, 

Uzun zamandır grupta sorulan sorulardan yola çıkarak gebelik ve emzirme döneminde diş ve dişeti tedavileriyle ilgili derli toplu bir yazı oluşturmak istedim. Biraz detaylı olacak ama yuvarlak cümlelerle geçmek yerine isimlere en azından bir aşinalık yaratmak daha faydalı olacak. Ağız içinde hormonal değişimlerden en çok etkilenen doku dişeti olduğundan ağırlıklı olarak dişeti problemlerinden bahsedeceğim ama tedavi zamanlamaları ve kullanılan anesteziklerle ilgili kısım tüm diş ve dişeti tedavileri için geçerli. 

Büyük çoğunluğumuzun bildiği gibi, gebelikte ve emzirme döneminde ilaçlar ancak beklenen fayda potansiyel riskten daha fazlaysa kullanılır (kâr-zarar dengesi). Lokal anesteziklerle veya anestezisiz yapılan diş tedavileri daha ileri enfeksiyon ve ilaç kullanımı riskini azalttığından terazinin kâr tarafına yerleşiyor. Periodontal enfeksiyon (dişeti enfeksiyonu) dişleri çevreleyen yumuşak ve sert dokularda meydana gelir. Esas etkeni diş fırçalama ve diş ipi/arayüz fırçalarıyla uzaklaştırılması mümkün olan bakteri plağıdır. Plağın zamanla kireçlenmiş hali de diştaşıdır. Plak temizlenmediğinde önce dişetinde şişlik, kızarıklık, kanama gibi belirtiler gösteren dişeti iltihabı oluşur. Çok kısa ve yüzeysel bir diş yüzeyi temizliği işlemiyle, hatta bazen sadece doğru fırçalama ile bu iltihabın tedavisi mümkündür. Tedavi yapılmazsa iltihap kemiğe ilerler ve dişlerin çevresinde kemik erimeleri başlar. Bu aşamada tedavi daha uzun ve detaylı yapılır. Devamında dişeti operasyonları da gerekebilir. Gebelik döneminde değişen hormon seviyelerinin etkisiyle aynı miktardaki bakteri plağına dişetinin verdiği iltihabî cevap şiddetlenir. Yani gebelik öncesi ciddi bir sorun yaratmayan miktardaki plak bile gebelikte şiddetli dişeti iltihabına neden olabilir, dişeti kanamaları ve şişlikler artabilir. Bazen dişetinin sınırlı bir bölgesinde büyüme görülebilir (pyojenik granüloma/hamilelik tümörü). Bunların tamamı tedavi edilebilir durumlardır. Bu tip sorunların yaşanmaması için gebelik öncesinde diş hekimi kontrolüne gidilmeli ve gerekli tedaviler yaptırılmalı. Ayrıca doğru ağız temizliğinin nasıl yapılacağını bilmek gebeliğe bağlı dişeti sorunlarının da önüne geçmeyi sağlar. 
Gebelikte yaşanan şiddetli periodontal enfeksiyonun gebelik diyabeti, erken doğum-düşük doğum ağırlığı ve pre-eklampsi oluşumuna katkı sağlayabileceği yönünde görüşler mevcut. Eğer gebelik öncesi diş-dişeti tedavileri yapılmadıysa gebelik sırasında da bir hekim kontrolüne gitmek ve ağız temizliği işlemleri hakkında bilgi almak –sonra da bunları uygulamak- mevcut problemleri ortadan kaldırmasa da azaltacaktır. Ayrıca gebelik sırasında diş hekimi muayenesi ile ağızda ortaya çıkabilecek sorunlar ve uygun tedavi zamanı belirlenebilir. Gebeliğin ilk trimesterı bebeğin organlarının gelişim evresi olduğundan diş tedavileri açısından riskli bir dönem. 2. trimesterda acil olan diş tedavileri yapılabilir. En güvenli zaman ise 14.-20. haftalar arası. Bu dönemde diş çekimi, kanal tedavisi, dolgu, diştaşı temizliği gibi işlemler yapılabilir. Hatta şiddetli, ağrılı pyojenik granülomaların cerrahi işlemi bile uygulanabilir. Bütün bu işlemler için diş hekiminin gebeliğin takibini yapan hekimle yazılı konsültasyon yapılması şarttır. Acil olmayan tedaviler, sonraki haftalarda da sorun yaşanmayacağı düşünülüyorsa ertelenir. 3. trimester ise yapılacak işleme veya stres seviyesine bağlı erken doğum riski taşıdığından riskli. Ayrıca koltuktaki oturuş şekli 3. trimester için uygun değil. Yani 1. ve 3. trimesterlar diş-dişeti tedavileri için uygun değil. Ancak, çok ağrılı, cok acil, tedavi edilmediğinde bebeğe zarar verebileceği düşünülen durumlar varsa ciddi bir hekim konsültasyonu sonrasında mümkün olan en az girişim uygulanarak tedavi yapılabilir. 

Diş tedavilerinde kullanılan lokal anestezik solusyonların içerisinde anestezik maddenin kendisi ve etkisini arttırmak amaçıyla belli konsantrasyonlarda eklenmiş adrenalin bulunur. Gebelik döneminde lokal anestezi ile tedavilerin yapılması gerekliyse, öncelikle lidokain ve prilokain içeren anestezikler, mümkünse adrenalin içermeyenler tercih edilmeli. Lidokainin formülü düşük konsantrasyonda olduğundan toplam dozun minimalde tutulması daha kolaydır. Eğer adrenalinli lokal anestezik kullanılacaksa da toplam 0.1 mg’a kadar adrenalinin gebelerde güvenli olduğu belirtiliyor. Bu da 1/100.000 oranında adrenalin içeren bir anestezik için 5 karpül, 1/200.000 oranında adrenalin içeren için 10 karpül demek oluyor. (Bu sayıların sadece adrenalin içeriği için geçerli olduğu unutulmasın, her lokal anestezik maddenin maksimum dozu farklıdır.) Yüksek doz adrenalin gebelerde hipotansiyona yol açtığından sakıncalıdır, ama lokal anesteziklerde kullanılan adrenalin bebeğe giden kan akımına anlamlı bir etki yapmayacak kadar az miktarda bulunuyor. 

Sezaryen sırasında 60-500 mg arası lidokain alan annelerin emzirdikleri bebeklerinde herhangi bir soruna yol açmadığı gözlenmiş. Diş tedavileri sırasında kullanılan bir karpül solüsyonda 40-80 mg lokal anestezik madde bulunur. Yani emzirme döneminde bebeklerin diş tedavileri sırasında kullanılan miktardan oldukça fazlasını tolere edebildiği belirtiliyor. Ayrıca düşük dozda tek seferlik uygulanan bir işlem olması da bu açıdan bir avantaj. Emzirme döneminde adrenalinli lokal anestezik kullanımında bir sakınca yok. Tedaviden hemen sonra bebek emzirilebilir. Lidokain ve prilokain dışında, aslında rutinde en çok kullanılan anestezik madde artikain. Emzirme döneminde artikain konusunda varılmış bir fikir birliği yok. Ama süte lidokain ve prilokainden daha fazla oranda geçtiği biliniyor. Bunların yanında 2011’de yayınlanmış bir çalışma supuratif (irinli/cerahatli) enfeksiyonlarda artikainin 4 yaş üzeri çocuklar ile gebe ve emziren kadınlarda ilk seçenek olduğunu belirtmiş. Dental anesteziye bağlı şiddetli yan etki oranı artikainde çok düşük. Yani artikain konusu henüz net değil. Bu konuya girmemin sebebi, artikain kullanımının zorunlu olduğu bir durum ortaya çıkarsa da bunun dünyanın sonu olmadığını ifade etmek. Röntgen konusuna gelince... 

Gebelikte mümkün olduğunca uzak durmakta fayda olmasına rağmen çok gerekli durumlarda belirlenen küçük bir bölgeden röngen alınması durumunda bebeğin aldığı radyasyon teratojeni k (bebeğe zarar veren) dozun çok altında. Panoramik ve tüm ağızdan alınan radyografilerin de güvenli olduğu söylenmekte, ancak gebelikte genel kontrol yerine şikayet bölgesine odaklanıldığından zaten bunlar gerekli olmuyor. Emzirme döneminde röntgen konusunda çok daha rahat olunabilir, gerektiği kadar röntgen çektirilebilir. Sonrasında sütün sağılıp dökülmesi için bir sebep bulunmuyor. 

Sinem Yıldız Çiftlikli

Referanslar: 
1. Donaldson M, Goodchild JH. Pregnancy, breast-feeding and drugs used in dentistry. J Am Dent Assoc 2012, 143(8):858-71. 
2. Haas D. An Update on local anesthetics in dentistry. J Can Dent Assoc 2002, 68(9):546-551. 
3. Nizharadze N, Mamaladze M, Chipashvili N, Vadachkoria D. Articaine - the best choice of local anesthetic in contemporary dentistry. Georgian Med News 2011, 190:15-23. 
4. Ortega D, Viviand X, Lorec AM, Gamerre M, Martin C, Bruguerolle B. Excretion of lidocaine and bupivacaine in breast milk following epidural anesthesia for cesarean delivery. Acta Anaesthesiol Scand 1999, 43(4):394-397. 
5. Giuliani M, Grossi GB, Pileri M, Lajolo C, Casparrini G. Could local anesthesia while breast-feeding be harmful to infants? J Pediatr Gastroenterol Nutr 2001, 32(2):142-144. 6. Suresh L, Radfar L. Pregnancy and lactation. Oral Surg Oral Med Oral Pathol Oral Radiol Endod 2004, 97(6):672-82.

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım