20 Ekim 2016 Perşembe

Kaygılı Anne

Eren bağlanma konusu hakkında yazmıştı. Ben de bunun üzerine anne-bebek bağlanması konusuda Türkiye’de en kapsamlı çalışmalardan birini yapan arkadaşım Doç. Dr. Aylin Koçkar’la konuştum. Türkiye’de bağlanmama ciddi bir sorun mu diye sordum. Aldığım cevap çok aydınlatıcı oldu ve sizlere özetlemek istiyorum. 

Bağlanmayı neden önemseriz? Çocuğun gelişimi için keşfetmesi lazım. Ancak çocuğun keşfetmeye cesaret etmesi için kendini güvende hissetmesi gerekiyor. Bir yetişkin ile güvenli bir bağ kuran çocuklar, özellikle o yetişkin yanlarındayken kendilerini güvende hissedip, bol bol keşfediyor ve dolayısıyla öğreniyorlar. Yani annesi yanındayken, çocuk annesinin varlığından cesaret alarak, biraz daha uzağa gidip, etrafını kurcalamaya, incelemeye başlıyor. O sırada korkmuyor. Ancak –ve bu çok büyük bir ancak- Türkiye’de sıklıkla görülen bir sorun var. Annesiyle güvenli bir bağ kursa da keşif davranışına yönelmeyen çocuklar oluyor. Yani güvenli bağlanmanın gerçekleşmesi, istenen sonucu –keşif davranışını –doğurmuyor. Bunun sebebi de KAYGILI EBEVEYNLİK olarak adlandırılan bir ebeveynlik şekli. 

Kaygılı ebeveynlik nedir? “Kaygılı anne” (tam da anne blogcu ismi gibi oldu) durmadan çocuğuna “aman çocuğum oraya gitme, cin çarpar; buraya gitme kaybolursun, zıplama düşersin, üstünü çıkarma üşürsün diyerek çocuğu rahat bırakmıyor. Çocuk devamlı olarak annesinden kaygı mesajı alıyor. Annesiyle arasındaki bağlanmada sorun olmasa da, annesinden çok ilgi ve sevgi görse de, bu onu keşfetmekten alıkoyuyor. Çocuk annesinin kaygısını içselleştirip, hareket etmekten korkar hale geliyor. Keşfetmeyi engelleyerek bişisel gelişimi sekteye uğratıyor böyle aileler. "Bilişsel gelişim, yeni bilgiler öğrenme için gerekli. Böylelikle hem bilişsel hem de psikososyal gelişiminde çocuğun katetmesi gereken yollar geçilebiliyor. Aksi halde çocuk hep geride kalıyor (yemeğini yiyebilme becerisi olan çocuğun ağzına kaşık kaşık yemek vermek gibi). Diğer bir deyişle çocuğa yardımcı olacağız veya koruyacağız derken çocuğun gelişimini engellemiş oluyor bu tarz bir anne-baba…" (Aylin Koçkar). Yani tıpkı güvensiz bağlanma yaşayan çocuklar gibi, annesinin dizinin dibinden ayrılmaz oluyor çocuk. 

İşte bu davranış biçimi, çocuğun gelişmesine ket vuruyor. Bağımsızlaşmasına, özgüveninin gelişmesine, dünyayı anlamasına, yetişkinliğe geçişine engel oluyor. Hep en güvenli yolu seçen, risk alamayan, ayakları üstünde durmakta zorlanan, ailesinden bağımsız bir yaşam kuramayan bir çocuk olma ihtimali artıyor. Yani biz bağlandık bitti değil. Bağlanmakla iş bitmiyor. Bizim gibi kültürlerde, “çocuğu rahat bırakın” mesajının devamlı tekrar edilmesi gerekiyor. Ben çocuğuma güveniyorum, ama dünya tehlikelerle dolu diye düşündüğünüzü biliyorum. Ama kaygılarınız çocuğunuzun psikolojik ve bilişsel gelişimine engel olacak seviyedeyse, rahatlamanız ve rahat bırakmanız lazım. Sık sık tekrarladığımız gibi, çocuk düşer, sonra kalkar; hasta olur, sonra iyileşir; yeter ki çaresiz dertler olmasın başımızda. 

Şimdi kendinizi ve çocuğunuzu 3. bir şahıs gibi gözlemlemenizi istiyorum. Bir saatte kaç kez, “yapma, dur, düşersin, acır, otur, zıplama, dikkat et, terleyeceksin, ay dur, hadi ye, oraya dokunma pis, uzağa gitme” dediniz? Kaç kez? Hatta 10 dakikada? Bazı anneler o kadar çok müdahale ediyorlar ki çocuklarına, ben bunalıyorum, duramıyorum yanlarında. Bir çocuğa 10 kere, “yavaş ol, düşeceksin” denmez. Düşerse düşer. Uçurumdan düşmüyorsa, kaldırımda, parkta koşarken düştü diye bir şey olmaz. Kirlenirse, kirlenir. Islak mendil olmadan da yaşanabiliyor. Türkiye’de iki yetişkinden birinin kedi köpekten korkması, bütün çocukluklarının “yaklaşma, ısırır” uyarısıyla geçmesinden ötürüdür. Bunun yerine, köpeklerden gelen sinyallere dikkat etmeyi öğretirseniz, çocuk köpekten korkmak yerine, saldırı sinyali veren köpekten uzak durmayı öğrenir. Kuyruk sallayan köpeği sevebileceğini, ama kuyruğunu kıstıran köpek görünce yaklaşmaması gerektiğini bilir. Bunlar sadece birer örnek. Devamlı korku ve kaygı cümleleri kurup, devamlı uyararak, felaket tellallığı yaparak, çocuğunuza kendi kaygılarınızı aktarmayın. 

Yanlış anlaşılmasın diye ekliyorum. Bu dikkatsiz olun, kural öğretmeyin, tehlikelere karşı önlem almayın demek değil asla. Haşa. Tedbiri alacaksınız, gerçekten gerektiğinde tehlikelere karşı uyaracaksanız. Ama çocuğu da rahat bırakacaksınız. Çocuk zorlukları aşmayı, düştüğünde kendi kalkmayı öğrenmezse, hayatta tutunamaz. Başarıdan bahsetmiyorum. En ufak bir engelde yılan, bunalıma giren, yardımsız hiçbirşey başaramayan bir insan olur. Yani siz çocuğunuzun sığınacağı liman olacaksınız. Bilecek ki, fırtına çıkarsa bu limana çapa atabilirim, fırtınada güvende olurum. Bunu bildiği için de okyanuslara açılabilecek, dünyayı keşfedecek, keşfedebilecek, makul riskler alabilecek. Siz bu dünyadan göçüp gittikten sonra dahi, o limanı içinde kurmuş olacak çoktan. Oysa güvenli limanı olmayan insan, hep kıyıya yakın durur. Siz çocuğunuza kaygılarınızı miras bırakırsanız, kıyıdan uzaklaşamayan bir insan yetiştirirsiniz. Bırakın çocuklarınız okyanusları keşfetsin. 

Can Yücel, bence ebeveynin çocuğu özgür kılmasını en güzel anlatan dizeleri yazmıştır: “Koştururken ardından o uçmaktaki devin, Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için Açıldı nefesim, fikrim, canevim. Hayatta ben en çok babamı sevdim.” Çocuğunuza baston olmayın, onun istediği yere, istediği hızla koşabilmesi için nefesini açın. 

*Aylin’in son eklediği bilgi de çok hoşuma gitti. Aktarmam lazım. Çocukken güvenli bağlanmamış insan, sonradan başka birine de bağlanabilir. 30 yaşında partnerine bağlanabilir. Yeter ki, sağlam, güvenilir bir yetişkin olsun güvenebileceği. Ne sizin için, ne sevdikleriniz için hiçbir zaman geç değil.

Aysuda Kölemen

6 yorum:

  1. Merhabalar,pazar günü 2 yaşına girecek bir kızım var ve 1 ay önce LCH tanısı konuldu ve 1 aydır kemoterapi tedavisi görüyor. Kısaca surecimizi özetlemek istiyorum. Ben ve eşim bisikletci ve doğada olmayi seven insanlarız,kızımızı saçmalamadan,abartmadan büyütmeye çalıştık hep. Fakat kızım ilk yaşından önce koltuklara tırmanma,sıralama vs yapmasına rağmen 18. Ay bittikten sonra yürüdü. Tabi ki ben çok kaygilandim yürümesi için çok destek olduk, bir sorun mu var acaba diye doktorumuza hep sordum. Gerizekalı gibi tonla para verip taa istanbuldan izmir e goturdugumuz doktorumuz hep sorun yok yürüyecek,sabır dedi. Bu arada 18. Ay aşısından sonraki hafta geceleri birdenbire etini koparircasina ağlamaya başladı, belli bir süre ağlayıp sonra susuyordu ve uyuyordu tekrar. Doktor takip edelim dedi. 3 ay sonra tekrar kontrole gittiğimizde hala ve artarak devam ediyordu ve gündüz uykusuna yansımıştı bu ağlama. Çok hareket etmek istemiyordu, sürekli kucak ve meme istiyordu. Tabi ki doktorumuz 2 yaş sendromu, diş ıvır zıvır dedi. Ben artık bir şeyler olduğunu biliyordum ve ağustosta istanbulda internetten araştırarak iyi bir doktor bulduk(ona minnettarim) annelik kaygılarima kulak verdi ve bir sürü test istedi. Bir sey cikmayinca romotologa gönderdi ve romotolog bizi onkolojiye yönlendirdi derken kızımızın omurlarinda tumor tutulumları olduğu ortaya çıktı. Ve sonra ameliyat ve kemoterapi süreci başladı. Ne kadar korkunç zamanlar olduğunu anlatacak bir kelime yok o yüzden duygu ifadesine calismayacagim. Sorularım olacak yanitlarsaniz mutlu olurum. 1) büyük kas gelişimi yaşıtlarına göre geride Onkologumuz yakalar yaşıtlarını dedi ama sizin tavsiyeniz olur mu? 2) bu 200bin çocukta 1 görülen hastalığa 18. Ay karma aşının sebep olma ihtimali varmıdır? 3) sürekli takip eden doktor hakkında yapılacak hukuki bir şey söz konusu olabilir mi? Şimdiden teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. https://www.facebook.com/groups/BebekYapimBakimOnarim/

      Grupta bu konu ile ilgili bilgisi olan bir sürü kişi olduğuna eminim.

      Sil
  2. Sorularınızı Facebook grubumuza yazarsanız bir çok cevap alabilirsiniz. Umarım tüm sıkıntılar geride kalır.

    YanıtlaSil
  3. Facebook hesabınız var mı? Faceden gruba girer misiniz?yukarda linkler verilmiş

    YanıtlaSil
  4. Facebook hesabım var ve gruba üyeyim. Fakat facebookta iletişim çok hızlı oluyor. Benimse vaktim yok çünkü kemotetapinin etkileri başladı ve Nötropeni ye girdi kızım şu an extra dikkat etmememiz gereken bir zamandayız. Oraya yazıp sonra cevap yazmayarak kabalık etmek istemiyorum

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım