10 Ekim 2016 Pazartesi

Ece'nin Doğal Doğum Hikayesi

Merhaba BYBO,

"Kenya'ya mı gidelim yoksa Tayland'a mı?" O dönem eşimle aramızdaki en büyük karar verilecek mevzu buydu. Afrika aşığı olan herifim Kenya'ya gitmek, bense Tayland'a gidip "island hopping" yapıp, kafam kadar karidesleri mideye indirmek istiyordum. Haftasonu, üniversiteden arkadaşım ve eşi bize gelmişlerdi. Arkadaşımın eşi çok uzun süre Tayland'da çalıştığı için, bize ülkeye dair bilgiler veriyordu. Arkadaşım regldi, ben olmak üzereydim. Günlerden cumartesi. Esasında saat gibi işleyen takvimim, cuma günü regl olmam gerektiğini söylemişti, olmamıştım; ama kasık ağrılarım en geç pazara adet olacağımın habercisiydi. Arkadaşım "Bir de hamile olurmuşsun, ne gülerim" demişti. Ben de imkansız olduğunu düşünerek gülüp geçmiştim. 

Pazartesi günü bir ödev hazırlamak için masanın başına oturacakken, normalde yoğun gelen akıntımın olmadığını farkedince "Bir test yapayım da, şu stresten kurtulayım. Sonrasında da güzelce ödevi hazırlarım" dedim. Testin üzerinde "Üç dakika bekleyiniz" yazıyor. 10 saniye sonra çift çizgiyi görünce, ben saf saf üç dakika da çizginin geri gitmesini bekledim. Hayatımdaki ikinci hamilelik testiydi ve ilkini yapmamın üzerinden on yıldan fazla zaman geçmişti. Bebek istiyorduk; ama sekiz dokuz ay sonra hazırlıklara başlayacaktık. Yüksek lisans tezimi yazmam gerekiyordu, doktora bursu başvurusu yapacaktım…Hüngür hüngür çaresizliğime ağlamaya başladım. Eşimi arayıp haberi verdim. O bunun ne güzel bir haber olduğundan dem vururken, ben "Hiç de değiiiil" diye böğürmekle meşguldüm. Annemi aradım, annem "Hallederiz kızım, el ele verir, hallederiz" dedi ve bana sarılmak üzere yola çıktı. Biz de hemen kadın doğum doktoruma giderek hamile olup olmadığımı öğrenmek için bekledik. Orada minnacık bir kese vardı. Başka da hiçbir şey yoktu. Kalbinin atışını görmemiz için iki hafta geçmesi gerekti. Oradaydı, tutunmuştu. Minnacık bir şey içimde büyüyordu… Şişman anasına ilk beş ayda epey çektirip on kilo verdirdikten sonra, oğlan olduğunu öğrendiğimiz bebeğimiz büyüdü serpildi. 21 Temmuz günü 40. haftası dolacaktı. O güne hazırlanıyorduk. İçimden bir ses, erken geleceğini söylüyordu. Gerçi ben de bebeğe sürekli "Annenin doğum gününde (10 Temmuz) gel, e mi oğlum" diyordum. 

Sekizinci ve dokuzuncu ayda yaptığımız alışverişler yavaş yavaş yerlerine yerleşiyordu. Daha verilecek siparişler vardı; ama hallederdik. Arkadaşlarla birlikte hem doğum günümü hem de bebeğin gelişini kutlamak için 9 Temmuz'a sözleştik. 7 Temmuz, bayramın son günüydü ve ben bir iki aile büyüğünü ziyaret etmek için dışarı çıkacaktım. Yalnız regl sancısı gibi bir sancım vardı ve eve bir türlü sığamıyordum. "Acaba gitmemek için mi kendi kendime bi hallere girdim" diye düşünürken "Ne olur ne olmaz, iptal edeyim" diyerek evde kaldım. Akşama kadar yoga matı senin, plates topu benim üzerinde gezindim. 3,30 metre yükseklikte tavan üzerime geliyordu. Akşam son kez tuvalete girdiğimde ilk defa kan parçacıklarını gördüm ve daha tam hazırlamadığım klinik çantam aklıma gelince panikle eşime bağırdım. 38. haftaya yeni girmiştim. Daha iki haftam vardı ya hu! Hastaneye götürülecek her şeyi bir çırpıda hazırladık ve hemen yatağa girdik. Çok güzel bir uyku çektikten sonra sabaha doğru sancılarımın belime doğru tırmandığını farkettim. Eşim hemen işe gidip üç haftalık izin aldı ve geldiğinde yine plates topuyla hemhal oluşumu gördü. Annemi çağırdım, doğumda yanımda olmak isteyen arkadaşıma haber verdim. Doğum yapmak üzere olduğum haberini bir iki sevdiğimle daha paylaştım ve hastanenin yolunu tuttuk. Arkadaş buluşmasını "Ece doğuruyor" diyerek iptal ettiler. 

Sabah dokuzda doğumhane kapısından girdik ve açıklığım sadece 1 cm idi. Belimde dayanılmaz sancılar vardı, kendi kendime "Nasıl 1 cm ya hu, böyle ağrı mı olur" derken, dört saat sonunda sıcak su küveti, alternatif tıp ile sadece 3 cm açıklık sağlamış olduk. Ama benim belim kırılıyor! İlaç alacak mısın sorusuna "Oğlum ne zaman isterse, o zaman gelecek" diye cevap veriyorum; ama artık belde hâl kalmıyor. Eşimi kollarından tutup "Bunu sen bana yaptııın" diye bağırıyorum. En son ebeyi çağırıp "Ne varsa bağla, bağla da kurtulayım şu ağrıdan" diyorum. Hem ağrı kesici hem de biraz sancı vererek yarım saatte açıklığımı 6 cm'ye çıkarıyor genç ebe. Suyum geliyor. Sanki bir küvetten tıpasını çıkarmışsın hissiyle geliyor o su. O esnada mesai değişikliği ile yaşlı ve aşırı derecede güven veren doğum ebemiz geliyor. Benim kafam hiç olmadığı kadar güzel. Benden bir şeyler istiyorlar; ama ben ne istediklerini anlamıyorum. Meğer epidural iğnesini takacaklarmış, kalk diyorlar, sırtını kambur yap diyorlar…Diyorlar ama e hepsi Almanca konuşuyor, ben ise onlara o kafa güzelliği ve sancıyla Türkçe cevap verip "Sizi anlamıyorum, benden ne istiyorsunuz" diyorum. Ebemiz olabildiğince kısa emirlerle yapmam gerekenleri söylüyor. O ne diyorsa yapıyorum. Eşim ellerimden tutuyor. Annem ve arkadaşım içeride kalabalık yapmamak için kısa bir dışarıya çıkıyorlar. Bundan sonrası çok hızlı gelişiyor. 

10 cm'ye çıkan açıklığım ve popomda aşırı derecede bir baskı hissi. "Altıma yapıcam" diye bağırıyorum. Yapıyorum da heyhat! "Bebek geliyor" diyor ebe. "Şimdi ıkınacaksın, ben dur diyince duracaksın." Aslında dediklerini anlamıyorum. Marco da, ebe de nasıl ıkınacağımı sesli simülasyon edince sadece transa girmiş gibi yapıyorum dediklerini. Nefes tut, ıkın, nefesi ver. Nefes tut, ıkın nefesi ver… Bunu hızlandır… Ebe, doğuma eşlik etmesi için doktoru çağırıyor. Derken bir ıkınmada bağırıyorum, "Kafası geldi" diyor ebe. Marco hüngür hüngür ağlamaya başlıyor ellerimi sıkarak, bir kere daha ıkınıyorum… Kucağıma tertemiz bir bebek veriyorlar. Ağlıyorum, ağlıyoruz. "Bunu biz mi yaptık, bu çok temiz" diye söyleniyorum. Eşim gözlerini siliyor. O kadar rahatlamış ki, kafam güzelken bile bunu görüyorum. Göbek bağının nabzı dinince kesiyorlar hemen. Plasentam kendi kendine kayarak geliyor. Ebemiz tam mı değil mi diye bakarken, biz kucağımızda yavrumuzla hemhal oluyoruz. Bu kadar güzel kokan bir şey yok dünyada, ikna oluyorum. Hemen memeye yatırıyoruz. İçtikten sonra kundaklanıyor. Babasının kucağına veriyorlar Karl Toprak'ı. Biz iki sevgili, iki eş iken bir aile oluveriyoruz. Aylar boyunca kusmalar, yürüyememeler, karpal tüneller, mide yanmaları, hayatla ve kariyerle ilgili planların ertelenmesi…Hepsinin acısı ve sıkıntısı bir çırpıda gidiveriyor. Yerine 3050 gr. doğmuş 49 cm boyunda bir oğlan çocuğu kalıyor, şu an mışıl mışıl uyuyan…

Herkese mutlu doğumlar dilerim!

Ece Yıldırım Zimmer


1 yorum:

  1. Gule gule buyutun, bizim de yarim turk yarim alman iki bicirigimiz var :) Cok keyifli..

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım