27 Kasım 2015 Cuma

Dr. Yalım Üner’e Cevap

Geçtiğimiz gün blogda bir mama firmasının çeşitli mecralarda duyurduğu ‘Her gün 500 ml anne sütü’ iddiasının asılsız olduğunu gösteren bir yazı yayımladık. Bu öneri, mama firmasının iddiasının aksine, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından önerilmemekte ve desteklenmemekte. Ayrıca, masumane gibi görünse de, “her gün 500 ml anne sütü almalıdır, bunu almıyorsa üstünü mama ile tamamlamalıdır” iddiası emzirmenin doğasına aykırıdır ve mama firmalarının anneleri gereksiz endişeye sevk edip emzirmek yerine mama kullanımına çekmek için uyguladığı bir yöntemdir. Bu konudaki detayları “Anneler dikkat! ‘Her gün 500 ml anne sütü’ aldatmacası” yazımda bulabilirsiniz. 

Dr. Yalım Üner (ilgili firmanın medikal direktörü) Instagram sayfasında 26 Kasım 2015 tarihli beni ve BYBO’nun kurucusu Eren Kaya’yı etiketlediği gönderisinde şunları yazdı: 

“Anne sütü önemlidir. Bir damlası bile cok değerlidir, bu 1 damlası da yeterlidir anlamına gelmez. İlk 6 ay bebeğe "başka birşey verilmiyorsa", bebeğin kilo alımıyla anne sütü yeterliliği değerlendirilebilir. Ek besine başlandıktan sonraki dönem kritiktir. Artık sadece kilo alımıyla anne sütünü değerlendiremezsiniz, çünkü 6. aydan sonra bebek, anne sütü dışında ek gıdalar da almaktadır. Eğer anne sütü yeterli verilemiyor ve fakat bebeğin kilosu artmaya devam ediyorsa, bu durumda anne sütü dışındaki ek besinleri artırdınız demektir. Yani anne sütü yerine bebeğinize ek gıda; örneğin sebze veriyorsunuz demektir. Sebze gibi ek gıdalar anne sütünün yerini tutmaz. 
Dünya Sağlık Örgütü ek gıdaların tüketimiyle ilgili bilgilendirmek amacıyla profilimdeki linkten indirebileceğiniz pdf dokümanını hazırlamıştır. (Link, Dünya sağlık Örgütünün herkese açık sitesinden alınmıştır, sayfa 94'e bakınız.) Hesaplayabilmeniz için: Anne sütünün 100 ml'si 67-69 kcal, katı besinin ortalama kalorisi 0.8-1 kcal/ml'dir. Anne sütünden alınması gereken enerjiyi (linke bakarak) 67'ye bölerseniz verilmesi geren miktarı bulabilirsiniz. 6-8 aylar arasındaki bebeklerin anne sütünden alması gereken enerji miktarı 413 kcal'dir. Çıkan kalori değerinin ml'ye çevrilmesiyle 616 ml süt ihtiyacı elde edilir. Biz de bu bilgiyi, otoritelerimizle aynı şekilde, en az 500 ml olarak kullanıyoruz.
Bahsettiği doküman şudur: 

www.who.int/nutrition/publications/infantfeeding/FNB_24-1_WHO.pdf 

Doktor Bey’i anlıyorum; çalıştığı firmanın iddialarını savunmak, çıkarlarını korumak zorunda hissediyor. Ancak biz de, BYBO olarak, halkımızı doğru bilgilendirmek isteyen bilim insanları ve ebeveynleriz. Doktor Bey’in cevabı ciddi derecede hatalı ve yanlış bilgiler içeriyor. Herkesin görebilmesi için bu cevaptaki yanlış bilgi ve yönlendirmeleri teker teker ele alacağım. Önce mama firmalarının iletişiminde kullandığı temel bir varsayımla başlayacağım. Sonra da yukardaki yazıya madde madde açıklama getireceğim. 

“Anne sütü en iyidir, ama anne sütü yoksa ya da yeterli değilse mama verilmelidir” 
Bu ifade, mamaların pazarlama çalışmalarını savunan herkesin sürekli tekrarladığı bir ifade olup firmaların iletişim stratejilerinin temel taşıdır. Altında yatan mantık şu: anne sütü, mamalar gibi, varsa tüketilen, yoksa tüketilmeyen bir şeydir. O yüzden yokluğunda (ki bu yokluk ya da yetersizlik kavramları sürekli vurgulanır) mamadan başka çare yoktur. 

Halbuki gerçekler öyle değil. Eğer bebekler istediği zaman istediği kadar emziriliyorsa, yani saatsiz ve şartsız emziriliyorsa, beklenmedik bir tıbbi sebep olmadığı sürece süt durup dururken azalmaz ve kesilmez. Bebeğin ihtiyacı ve süt üretiminde zaman zaman doğal dalgalanmalar olabilir. İstediği zaman istediği kadar emzirme prensibi uygulanırsa süt üretimi ihtiyaca göre artar ya da azalır. Yani ne kadar süt üretileceğini bebek ayarlar. 


Eğer bebeğin büyümesinde sorun varsa (kilo alımı, boyun uzaması ve baş çevresi ölçümü ile değerlendirilir), örneğin aldığı kilo arzu edilenin alında ise, yapılması gereken ilk şey daha sık, daha bol emzirmektir. Bununla hala istenen büyüme yakalanamıyorsa o zaman mama verilmesi gündeme gelir. 


Ancak Türkiye’deki genel algı sütün bebeğin talebine göre değil, annenin yeme içmesi ile yapıldığı yönünde. Yani bebek ne kadar emerse vücut o kadar süt yapar bilgisi eksik. Bu bilgi anne adaylarına, annelere, doktorlara hemşirelere doğru düzgün verilmiyor. Özellikle son beş yılda emzirmeyle ilgili eğitim materyallerinin çok büyük oranda mama sektörü tarafından hazırlandığını, büyük çapta sağlık profesyoneli ve anne eğitimleri verdiklerini hatırlatırım. 


Pekiyi, emzirme ile ilgili bilimsel gerçekler bu iken Türkiye’deki uygulama ne? 

  • Doktorlar bebeklerin normalden (Dünya Sağlık Örgütü ve diğer rehberlerden) çok daha fazla kilo almasını bekliyor, istiyor. Mesela, ilk 3-4 ayda kilo alım beklentisi ayda 600-900 gramdır. Bazıları bunu 500-1000 gram olarak kabul ederler. Türkiye’de bir bebek ayda 900-1000 gramın altında kilo aldıysa ilk aylarda bir çok doktor hemen “kilo alımı yeterli değil” diyor. 
  • Daha da kötüsü, kilo alımının yetersiz olduğunu düşündüğünde (iddia ettiğinde) anneye daha sık ve daha bol emzirmeyi önermek yerine bebeğe hemen mama başlıyorlar. 
(Büyümede tek kriter kilo alımı değildir, özellikle 4 aydan sonra mutlaka boy da göz önünde bulundurulmalı. Bu da çoğu zaman göz ardı ediliyor.) Yani, 6 aydan küçük bir bebeğe doktorun mama başlaması için temel olarak iki sebep olabilir: 
  1. Bebeğin kilo alımı/ büyümesi yetersiz ise (gerçekten uluslararası standartlara göre bu değerlendirme yapılmalı, doktorun şahsi kanaatine göre değil) VE daha sık ve daha bol emzirme ile büyüme yeterli düzeye gelmiyorsa, doktor mama başlayabilir 
  2. Emzirmeye engel tıbbi durumlar varsa, bebeğin annesi fiziken yanında değilse, veya bebeğin acil beslenmesini gerektiren tıbbi durumlar (örneğin vücudun susuz kalması (dehidratasyon)) durumlar varsa 
Pekiyi, 6 aydan büyük bebekler için durum nedir? Büyüme (kilo ve boy birlikte değerlendirilmeli) istenen düzeyde değilse VE daha sık ve daha bol emzirme ile istenen büyüme yakalanamıyorsa o zaman iki seçenek vardır: 
a. Mama takviyesi b. Ek gıdayı artırmak 
Böyle bir durumda hangisinin seçileceğine ve miktarına bebeğin mevcut beslenmesi ışığında doktor ve anne-baba birlikte karar vermeli. 

Pekiyi, Türkiye’deki uygulama nasıl? 6 ay sonrasında mamaya başlamanın en önemli sebepleri: 

- Annenin sütüm azaldı duygusu/ kaygısı: Bebek yeterince sık beslenmezse doğal olarak süt dalgalanır. Bu durumda anne “hah bak benim de sütüm azaldı” diye endişe eder. Mevcut ortam annelere yetersizlik duygusu aşılıyor ve endişelerini sürekli teşvik etmekte. Bu halde de her dalgalanmada anneler mama vermek zorunda hissediyor.  
- Sütü azalırsa ve/veya 500 ml’nin altına düşerse bunu mutlaka mama ile takviye etmesi gerektiğini zannetmesi: Bu da 2010 yılından beri sürdürülen ‘500 ml’ kampanyasının ülkemize ciddi bir etkisi. Burada uluslararası kaynakların kampanyanın 2010-2013 arasında firmanın mama satışlarını %15 oranında artırdığını yazdığını hatırlatmak isterim. 
‘500 ml’ iddiaları her ne kadar kağıt üzerinde 6 ay sonrası dönemi kapsasa da bu mesaj ay gözetmeden tüm annelere ulaştığından bütün annelerde “Ya o kadar süt üretmiyorsam” endişesi yaratabiliyor. Bu endişe kilo artışı, boy uzaması normal olan bebeklerin annelerinin dahi mamaya başlamasına sebep olabiliyor. Bu temel bilgiler ve algıları gözden geçirdikten sonra şimdi Dr. Yalım Üner’in yazısına dönelim. 
“Ek besine başlandıktan sonra ... artık sadece kilo alımıyla anne sütünü değerlendiremezsiniz.” 
Bu ifadeler 6 aydan sonra ‘anne sütünün’ değerlendirilmesi gerektiğini iddia etmekte. Pekiyi, neye dayanarak? Hangi uluslararası otorite 6 aydan sonra anne sütünün değerlendirilmesi ve/veya ölçülmesi gerektiğini söylüyor? Buradaki temel hata, konuya ‘anne sütü’ olarak bakmaktır. Mamanın miktarı, mililitresi hesaplanabilir. Ek gıdanın da öyle. Bunlar gözle görülür, ölçülebilir. Ama emzirme böyle değildir. Hangi bebeğin hangi emzirme seansında ne kadar süt emdiğini bilemezsiniz. Ölçemezsiniz. Tahmin de edemezsiniz. Bebeğin ne kadar süt emdiği tamamen bebeğe ve anneye özgü bir durumdur. 

Bu yüzden, hiçbir uluslararası kabul görmüş otorite 6 aydan öncesi için de, sonrası için emzirilen bebekler için anne sütü miktarının rakamsal olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylememiştir; bu konuda hiçbir rakam vermemiştir. 

“Eğer anne sütü yeterli verilemiyor ve fakat bebeğin kilosu artmaya devam ediyorsa, bu durumda anne sütü dışındaki ek besinleri artırdınız demektir. Yani anne sütü yerine bebeğinize ek gıda; örneğin sebze veriyorsunuz demektir. Sebze gibi ek gıdalar anne sütünün yerini tutmaz.” 
Altı aydan sonra ek gıdaya geçişin yavaş olması gerektiği, 6-12 ay arasında emzirmenin temel besin olması gerektiğini hepimiz biliyoruz. Eğer bebeklerin fazla ek gıda ile beslenmesinden, bu yüzden daha az anne sütü almasından endişe ediliyorsa, esas değerlendirilmesi gereken bebeğin ne kadar ek gıda aldığıdır. Anne sütü değil. Çünkü ne kadar ek gıda aldığını gözle görebilir ve ölçebilirsiniz. Ölçülemeyecek bir şeyin, yani bebeğin ne kadar süt emdiğinin değerlendirilmesi gerektiğini iddia etmenin tek bir amacı olabilir: Anneleri gereksiz endişeye sevk edip emzirmek yerine mama kullanımına çekmek. Bu konuyu bir önceki yazımda aktardım. 
“Dünya Sağlık Örgütü ek gıdaların tüketimiyle ilgili bilgilendirmek amacıyla profilimdeki linkten indirebileceğiniz pdf dokümanını hazırlamıştır. (Link, Dünya sağlık Örgütünün herkese açık sitesinden alınmıştır, sayfa 94'e bakınız.)” 
Bu tamamen yanlış bir bilgidir! Bahsedilen doküman mama firması tarafından kapsamı ve amacı dışında kullanılmıştır. Dokümanın amacı Dr. Yalım Üner’in yazısında yazdığı gibi, “ek gıdaların tüketimiyle ilgili bilgilendirmek” değildir! Bu doküman Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından 2003 yılında yaptırılan bir teknik çalışma olup amacı bebek ve çocukların ek gıda ihtiyacı konusundaki güncel araştırmaların sonuçlarını derlemektir. Netleştirmek için tekrar ediyorum, bu doküman bir WHO rehberi, ya da WHO’un ülkelere öneri paketi değildir!
“Hesaplayabilmeniz için: Anne sütünün 100 ml'si 67-69 kcal, katı besinin ortalama kalorisi 0.8-1 kcal/ml'dir. Anne sütünden alınması gereken enerjiyi (linke bakarak) 67'ye bölerseniz verilmesi geren miktarı bulabilirsiniz. 6-8 aylar arasındaki bebeklerin anne sütünden alması gereken enerji miktarı 413 kcal'dir. Çıkan kalori değerinin ml'ye çevrilmesiyle 616 ml süt ihtiyacı elde edilir.”
Bahsi edilen doküman içindeki teknik çalışmalardan biri 2000 yılında yapılmış bir araştırmayı alıntılamış ve bebeklerin aylara göre kalori ihtiyacı tablolarını koymuş (sayfa 94). Firma da bu tablodaki rakamlardan yola çıkarak yukardaki hesabı yapmış ve bu hesaba göre anne sütü ihtiyacının ml olarak 616 ml olduğunu iddia etmiş. 

Yani WHO’nun istediği teknik çalışma da, atıf yapılan araştırma da mililitre olarak ‘şu kadar anne sütü tüketilmelidir’ deMEmiştir! Dr. Üner’in gönderisinde de görebileceğiniz gibi iddia edilen rakam tamamen mama firmasının hesabı, WHO’nun önerisi değil! Bu dokümanın hiç bir yerinde 500 ml iddiasını destekleyen tek bir ifade bile yer almamaktadır. WHO’nun bebek beslenmesi konusundaki önerileri nedir derseniz bu sayfada bulabilirsiniz. Ve burada alınması gereken anne sütü miktarı konusunda tek bir ifade bile bulunmuyor. 

“Biz de bu bilgiyi, otoritelerimizle aynı şekilde, en az 500 ml olarak kullanıyoruz.”  
Bu da yanlış bir bilgi. Uluslararası alanda kabul görmüş hiç bir otorite emzirilen bebeklerin ne kadar anne sütü alması gerektiği ile ilgili bir öneri ortaya koymamıştır!

WHO bu teknik çalışma sonrasında ‘şu kadar anne sütü tüketilmelidir’ diye bir öneri kesinlikle geliştirMEmiş! Bunlar WHO’nun web sitesinde erişebileceğiniz on binlerce çalışma dokümanından biri olarak 2003’ten beri arşivlerde kalmıştı.


WHO, firmanın “Her gün 500 ml anne sütü” iddiasını 2013 yılında net bir şekilde yalanlamış ve “böyle bir önerimiz yoktur” demişti. Ben de geçtiğimiz haftalarda Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Avrupa Bölgesi Beslenme Programı Yöneticisi Dr. João Breda’ya yazıştım. Kendisine sosyal medyadaki görüntüleri ve mama firmasının iddialarını gönderdim. Açıkça şunu sordum: 


“WHO’nun bu iddiaları destekleyen herhangi bir rehberi var mı?”


Dr. Breda 24.11.2015’te bana email ile verdiği cevabı son derece net: 

Kimden: Breda, Joao (DNP-NAO) Kime: Cesuroglu T (SOCMED) Tarih ve saat: 24-11-2015 12:19 
“WHO recommendations do not support the claim of the minimum requirement of 500 ml breast milk per day”  
Türkçesi: “Dünya Sağlık Örgütü (WHO) önerileri ‘en az 500 ml anne sütüne ihtiyaç vardır’ iddiasını kesinlikle desteklememektedir.” 
Eğer 500 ml iddiası mama firmasının iddia ettiği gibi bir WHO önerisi olsaydı tüm dünyada uygulamaya geçirilirdi. Ama dünyanın başka hiçbir ülkesinde ‘Her gün en az 500 ml’ diye bir kampanya yok. Uluslararası literatürde ‘her gün 500 ml anne sütü alınmalıdır’ diye hiçbir atıf, hiçbir bilgi yok. 
‘Her gün 500 ml anne sütü (yoksa mama)’ aldatmacasının özeti  
1) Bir bebeğin ne kadar anne sütü emdiği ölçülemez.  
2) Eğer gerçekten bebeklerin fazla ek gıda alarak daha az anne sütü almasından endişe ediyorsanız değerlendirmeniz gereken ek gıda miktarıdır. Anne sütü değil. Çünkü ek gıda gözle görülür; miktarı ölçülebilir.  
3) Ölçülemeyecek bir şeyin, yani bebeğin ne kadar süt emdiğinin değerlendirilmesi gerektiğini iddia etmenin tek bir amacı olabilir: Anneyi endişeye sevk edip “Acaba benden o kadar süt çıkıyor mudur?” dedirtmek, kendinden şüphe ettirmek ve bu şekilde “Ne olur ne olmaz ben biraz takviye yapayım” deyip mamaya başlatmak.  
4) Uluslararası alanda kabul görmüş hiçbir otorite emzirilen bebeklerin ne kadar anne sütü alması gerektiği ile ilgili bir öneri ortaya koyMAmıştır. 
5) “Her gün 500 ml anne sütü” gereklidir iddiasını ortaya koyan mama firmasıdır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) değil. WHO’nun 2003 yılına ait bir teknik dokümanını amacı ve kapsamı dışında kullanarak bazı hesaplar yapmışlar ve ‘500 ml anne sütü verilmelidir’ sonucuna ulaşmışlardır. Ancak bu dokümanın hiçbir yerinde bu iddiayı destekleyen tek bir ifade bile yer almamaktadır.  
6) ‘500 ml’ iddiasını hiçbir uluslararası otorite desteklememektedir.  
7) WHO mama firmasının ‘500 ml’ iddiasını 2013 yılında net bir şekilde yalanlamıştır.  
8) WHO Avrupa Beslenme Programı Direktörü, mama firmasının iddiasını bu hafta bana gönderdiği mailde net bir şekilde tekrar yalanlamıştır: “Dünya Sağlık Örgütü (WHO) önerileri ‘en az 500 ml anne sütüne ihtiyaç vardır’ iddiasını kesinlikle desteklememektedir.”  
9) Mama firmasının kendilerine sunduğu bilgileri sorgulamadan takipçileri ile paylaşan sosyal medyanın popüler anneleri ne yazık ki bu yanlış bilginin on binlerce anneye yayılmasına alet olmuştur. 
Sevgili anneler ve babalar, 

“Acaba sütüm yetmiyor mu?” diyerek mama başlamanız çocuğunuza yaptığınız büyük bir kötülük olabilir. Emzirme ve çocuk beslenmesi ile ilgili konularda endişe duyduğunuzda size yardımcı olmak için hazırlanmış çok sayıda yazıyı bu blogda bulabilirsiniz. Ayrıca Bebek Yapım Bakım Onarım ve Emziren Anneler gruplarında bu konuda soruları olan annelere sürekli yardımcı oluyoruz. Daima yanınızdayız. 


Dr. Tomris Cesuroğlu 

Hekim, araştırmacı ve anne 

24 Kasım 2015 Salı

Anneler dikkat! ‘Her gün 500 ml anne sütü’ aldatmacası (Tomris’in Emzirme Notları 23)

Sevgili anneler, 

Her gün medyada ve sosyal medyada emzirme ile ilgili bir çok öneri ile karşılaşıyorsunuz. Bunları uyguladığınızda bebeğinize iyi baktığınızı düşünüyorsunuz. Pekiyi, emzirme ve ‘anne sütü’ konusunda verilen önerilerin ne kadarının doğru olduğunu hiç düşündünüz mü? 


Emzirme konusunda çok ciddi bir bilgi kirliliği var. Dahası, internette (ve gerçek hayatta) yanlış ve asılsız bilgiler dolaşıyor. Mama firmaları ‘anne sütü’ dostu gibi görünüp aslında mama tüketimini artırmaya hizmet eden iddialarda bulunabiliyor; internette ve verdikleri eğitimlerle yayabiliyor. Bunun en güncel örneklerinden biri “Bebekler her gün 500 ml anne sütü (yoksa mama) almalıdır” iddiası. Bir mama firması tarafından 2010’dan beri farklı kampanyalarla dile getirilen bu iddia için asılsız bir şekilde ‘Dünya Sağlık Örgütü beslenme rehberlerine göre’ diye referans veriliyor. Siz de “Acaba 500 ml anne sütü çıkıyor mudur benden???? Eğer çıkmıyorsa üstünü mama ile tamamlamam gerekir!” diye endişe ve telaşa kapılıyorsunuz. Hatta “Ya bebeğime iyi bakmıyorsam??? Bak Dünya Sağlık Örgütü de demiş. Ne olur ne olmaz, ben biraz takviye yapayım” deyip mamaya başlıyorsunuz. Bu da sonun başlangıcı oluyor. 


Çünkü mamaya bir kez başlandı mı bebeğin aldığı anne sütü miktarı azalmaya başlar, mama miktarı hızla artar, bebek gittikçe biberona alışır ve emmesi bozulur, bu yüzden anne sütü daha da azalır ve bu bir kısır döngü halinde devam eder. Sonuç olarak bu yola giren ailelerde bebeklerin önemli bir kısmı zamanla emmeyi bırakır ve sadece mama ile beslenir hale gelir. Tam da mama firmalarının istediği şey! 

Emzirilen bebekler için ‘şu kadar ml anne sütü almalıdır’ diye bir öneri verilmemiştir, verilemez de. Çünkü bu emzirmenin doğasına aykırıdır. Mamanın miktarı, mililitresi hesaplanabilir. Gözle görülür, elle tutulur. Ama emzirme böyle değildir. Emzirme anne ve bebek arasında bir iletişimdir. Bebek acıkır, anne meme verir. Daha çok ihtiyacı varsa, bebek daha sık emmek ister. Daha az ihtiyacı varsa daha az. Bebekler istedikleri zaman istedikleri kadar emzirildiklerinde kendi ihtiyaçları doğrultusunda en ideal şekilde beslenmiş olurlar. 

Emzirilen bir bebek için mililitre bazında öneri vermek anne ve bebek arasındaki iletişime müdahale etmek demektir. Rakamsal olarak verilen öneriler ancak emzirme sayısı şeklinde olabilir. Bu da ancak kritik dönemlerde veya gerektiğinde yapılır. Mesela bazı kaynaklarda yenidoğan döneminde günde en az 8-12 kez emzirmek gerektiği belirtilir. Bu önerinin amacı bellidir: yeni doğum yapmış bir anne bebeğinin acıkma işaretlerini henüz öğrenmemiş olabilir; doğru yolda olduğunu anlaması için genel bir rehber sunulur bu öneri ile. Ancak emzirmenin hiç bir dönemi için, yani ne ilk 6 ay, ne de sonrası için, mililitre bazında anne sütü önerisi verilemez. 


Yani, “her gün 500 ml anne sütü almalıdır, bunu almıyorsa üstünü mama ile tamamlamalıdır” iddiası emzirmenin doğasına aykırıdır ve mama firmalarının anneleri gereksiz endişeye sevk edip emzirmek yerine mama kullanımına çekmek için uyguladığı bir yöntem.  

İyi de, o zaman Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bu öneriyi nasıl yapmış olabilir? İşin en acı yanı bu: WHO’nun böyle bir önerisi yok. Hiç olmadı! Mama firması bu ‘WHO önerisidir’ diyerek asılsız bir iddiada bulunuyor. Ve bu ilk değil. Aşağıda bu konun hikayesini sizinle paylaşacağım. 

Dünya Sağlık Örgütü ne önerdi, ne önermedi? 


Geçen ay bir mama firması sosyal medyanın popüler anneleri ile İstanbul’da bir etkinlik yaptı (26 Ekim 2015). Etkinlik slaytları katılımcı anneler tarafından hızlıca Instagram’da paylaşıldı. Bunlardan biri çok dikkat çekiciydi: “Dünya Sağlık Örgütü Beslenme Önerileri” başlığı ve Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organization – WHO) logosu ile aylara göre anne sütü ihtiyacını veren bir tablo içeriyordu. Slaytta ayrıca firmanın farklı platformlarda sık sık tekrar ettiği “Günde en az 500 ml anne sütü” iddiası yer alıyordu. Etkinlikteki blogger anneler bu slaytı “Dünya Sağlık Örgütü beslenme önerilerine göre…” diyerek hemen takipçilerine duyurdular ve bu ‘bilgi’ anında binlerce anneye ulaştı. 


Emzirme konusunda annelere yardım etmek için ciddi çaba harcayan bir hekim, araştırmacı ve anne olarak “Her gün 500 ml” iddiasına WHO’nun referans verildiğini görünce harekete geçtim. Çünkü yukarda aktardığım gibi, emzirilen bir bebek için ‘alması gereken anne sütü şu kadardır’ demek emzirmenin temel mantığına, doğasına aykırı. WHO’nun gerçekten böyle bir önerisi olabilir mi? Slaytın altında okunamayacak kadar küçük yazılarla belirtilmiş referanslar neler? Öncelikle soruyu firmaya ait Instagram sayfasına yönelttim. Bu slaytın WHO’nun hangi dokümanından alındığını sordum. Referans verilmedi; sadece mail adresim istendi. Soruyu soralı dört, mail adresimi vereli üç hafta geçmesine rağmen henüz bir şey gelmedi. 


Konuyu bir de Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Avrupa Bölgesi Beslenme Programı Yöneticisi Dr. João Breda’ya sordum. Dr. Breda mailime cevabında net bir şekilde şunu ifade etti: “Dünya Sağlık Örgütü önerileri ‘en az 500 ml anne sütüne ihtiyaç vardır’ iddiasını kesinlikle desteklememektedir.” 


Bu ilk değil! 

Mama firması “günde 500 ml süt” iddiası için WHO’nun olmayan rehberlerine ilk kez referans vermiyor. Bu durum ne yazık ki 2013’te de gerçekleşmişti. Bunu ortaya çıkartan İngiliz Independent gazetesi, 29 Haziran 2013’te ilk sayfasında skandalı afişe etti  (haberin Türkçe tercümesi burada). Durum özetle şöyleydi: Firma 2010’dan beri çeşitli isimler altında kampanyalar düzenleyerek 6-24 ay arasında bebeklerin “günde en az 500 ml anne sütüne” ihtiyaç duyduğunu iddia etti. 2012-2013 yılında bu konuda televizyonda kamu spotları yayınladı, yazılı basında yer aldı, firmanın beslenme uzmanları halka eğitimler verdi. Özetle verilen mesaj şu idi: “Bebeğinizin 6 aydan sonra günde en az 500 ml anne sütüne ihtiyacı vardır. Bunu almıyorsa mutlaka mama ile tamamlanmalıdır. Bu bebeğinizin sağlıklı büyümesi için şarttır ve Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) önerisidir”. (Anne babalar gözünden kampanyanın aktarıldığı ve eleştirildiği Independent gazetesinin diğer haberi burada, Türkçesi ise burada) Habere göre mama firması bu kampanya sayesinde Türkiye’deki satışlarını %15 arttırmış ve kampanya yüzünden anneler bebeklerini gereksiz yere mamaya başlatmış olabilir. 


Kampanyanın 2013 yılı çalışmalarında 500 ml iddiası için WHO’ya referans verilmişti. WHO ile birlikte UNICEF’in (Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu) logosu da kampanyada kullanılmıştı. Ancak Independent’ın haberi ile WHO ve UNICEF kampanyaya destek olmadıkları, logolarının izinsiz yayınlandığını ortaya çıktı. WHO’dan Dr. Joao Breda ayrıca yaptığı açıklamalarda firmanın ‘500 ml anne sütü’ iddiasının WHO önerilerini kesinlikle yansıtmadığını vurguladı. Sağlık Bakanlığı ise yönetilen soruları cevapsız bırakmış. Independent’ta yayınlanan skandaldan sonra pekiyi ne oldu? Haberlerin yapılmasında eşiyle görev alan Sezai Ozan Zeybek’in aktardığı kadarıyla hiç bir şey olmamış: “Ceza alan olmadı, yasal bir süreç işlemedi. Bunun yerine bazı gazetelerde reklâm kokan haberler çıktı. Independent’da çıkan haberin anlaşılması güç bir özeti verildi, ardına (kimi zaman haberden daha uzun) Danone-Türkiye’nin kamusal hizmetlerini, bu konudaki duyarlılığını anlatan resmî bir açıklama eklendi. Bir süre sonra kampanya geri çekildi; yerine “annelere süt” adıyla yeni bir kampanya başlatıldı. Hayat devam etti.


”WHO, UNICEF ve “500 ml” iddiası 


Şu ana kadar hiç bir uluslararası sağlık otoritesi bebeklerin alması gereken anne sütü miktarı konusunda bir öneride bulunmamıştır. Çünkü, başta aktardığım gibi, böyle bir ‘öneri’ emzirmenin doğasına aykırı olurdu. WHO ve UNICEF’in emzirme ile ilgili önerileri çok nettir: bebekler ilk 6 ay sadece emzirilmelidir. Uygun ek gıdalar ile emzirme en az 2 yaşına kadar sürdürülmelidir. Anne ve bebek arzu ederse bu süre daha da uzun olabilir. Bu rehberlerin hiç bir yerinde anne sütünün miktarı ile ilgili bir ifade bulunmamaktadır. 


Pekiyi, firma ‘500 ml’ iddiasını neye dayandırıyor? Teknik detaylara girmeden şöyle özetleyeyim. WHO 2003 yılında bebek ve çocukların 6 aydan sonra ek gıda ihtiyaçlarını belirlemek amacıyla uzmanlardan bazı teknik çalışmalar istemiş. Bu çalışmalardan biri 2000 yılında yapılmış bir araştırmayı alıntılamış ve bebeklerin aylara göre kalori ihtiyacı tablolarını koymuş. Firma da bu tablodaki rakamlardan yola çıkarak ‘şu kadar anne sütü gerekir’ diye bir hesap yapmış. Burada dikkat edilmesi gereken üç önemli husus var: 

- Ne WHO’nun uzmanlardan istediği teknik çalışma, ne de atıf yapılan araştırma bebeklerin 6 aydan sonra ne kadar anne sütüne ihtiyaç duyduğunu belirlemek amacı ile yapılMAmış. Teknik çalışmanın amacı ek gıda ihtiyacı konusundaki güncel araştırmaların sonuçlarını derlemek.  
- Ne WHO’nun istediği teknik çalışma, ne de atıf yapılan araştırma mililitre olarak ‘şu kadar anne sütü tüketilmelidir’ deMEmiş.  
 - WHO bu teknik çalışma sonrasında ‘şu kadar anne sütü tüketilmelidir’ diye bir öneri kesinlikle geliştirMEmiş. Bunlar 2003 yılında yapılmış teknik çalışmalar olarak arşivlerde kalmış. 
Buna rağmen firma bunun WHO önerisi olduğunu iddia ederek Türkiye’de “Her gün 500 ml anne sütü” diye bir kampanya düzenlemiş. Doğal olarak WHO bunu yalanlamış ve “böyle bir önerimiz yoktur” demiş. Hatta logosunun izinsiz kullanıldığını belirterek kampanyadan derhal kaldırılmasını istemiş. 

“500 ml” iddiası devam ediyor


“Her gün 500 ml süt” iddiası için WHO ve UNICEF’in ismi ve logosu izinsiz kullanıldı. Bunun WHO’nun önerisi olduğu asılsız bir şekilde iddia edildi (hatta hala edilmeye devam ediliyor). Bunların hepsi dünyanın en saygın gazetelerinden birinin haberi ile ortaya çıkartıldı. Ama ülkemizde bundan kimsenin haberi yok. 


Dahası, firmanın “500 ml anne sütü” kampanyası Türkiye’de son derece etkili oldu. İnternette bir çok sitede halen her gün 500 ml anne sütü ya da formül süt (devam sütü, yani mama) verilmesi gerektiğine dair ‘bilgiler’ bulabilirsiniz. Hatta Sağlık Bakanlığı web sitesinde bebek beslenmesi konusunda halka yönelik bilgilerde dahi 6. aydan sonra anne sütü miktarının yeterli düzeyde olması ve takviye gerekmemesi için en az 500 ml olması gerektiği belirtiliyor. Mama firmasının mesajı (500 ml / 2 bardak anne sütü) ne yazık ki kamu spotu olarak televizyonlarda yayınlanıyor. 

Firma ‘500 ml’ iddiasını başka kampanyalar ve web siteleri üzerinden sürdürüyor. Örneğin Beslenme Günlüğü sitesine anneler bebeklerinin bir günde ne yiyip içtiğinin giriyor. Sonuç olarak anneye her gün için bir ‘beslenme puanı’ veriliyor. Öyle bir hesap konmuş ki mama almayan bebeklerde o beslenme puanı bir türlü yükselmiyor. Siteyi kullanan anneler ise buraya güvenip bebeğinin her gün 500 ml olması gerektiğini zannediyor ve her gün ne kadar eksiği olduğunu hesaplayıp duruyorlar. Eksik çıkan miktarı ise mama ile tamamlamaya çalışıyor. Böylece yazının başında bahsettiğim anne sütünün azalması, mamanın artması kısır döngüsüne giriyorlar ne yazık ki... 

Dahası, firma sosyal medyanın popüler anneleri ile toplantılar düzenliyor, sunumlar yapıyor. Instagram’da, Facebook’ta bu iddia WHO logosu ile yer alıyor ve toplantıya katılan popüler annelerin bir kaç paylaşımı ile yanlış bilgiler on binlerce anneye ulaşıyor. 


Gerçek ‘sosyal’ sorumluluk nedir?


Ülkemizde ‘sağlık okur-yazarlığı’ yani sağlıkla ilgili bilgileri değerlendirip hayata geçirme becerisi oldukça düşük. Çocuk sağlığı alanında ise sosyal medya, özellikle de ‘blogger’ anneler büyük rol oynuyor. Binlerce, hatta on binlerce kişi tarafından izlenen bu anneler ne derse takipçileri doğru kabul edip çocuklarına yansıtıyor. 


Bir an için firmanın var olmayan bir öneri için WHO’ya referans verdiğini, logosunu izinsiz kullandığını unutalım. Sadece bir anne, aklı ve vicdanı olan bir insan olarak duruma bakalım: Bir mama firmasının bebek beslenmesi konusundaki önerilerini, kampanyalarını ve iddialarını araştırmadan, sorgulamadan veya kaynağını doğrulamadan nasıl doğru kabul edersiniz? Haydi kendiniz için kabul ettiniz diyelim; bunu sizi samimi bulup takip eden binlerce, hatta on binlerce anneye nasıl duyurursunuz? Bu iddiaların doğru olmadığı durumlarda (ki bu yazı bu konuda ciddi bir örnek) takipçilerinize yanlış bilgi vererek altına girdiğiniz vebalin büyüklüğünün farkında mısınız? 


Pekiyi siz anneler ve babalar? Bundan sonra sosyal medyada her gördüğünüz iddiayı doğru mu kabul edeceksiniz? Yoksa önce akıl süzgecinizden geçirip kaynağını mı sorgulayacaksınız? 


Dr. Tomris Cesuroğlu 

Hekim, araştırmacı ve anne 

Not: Mama firmasının bu tür etkinliklerine katılan blogger annelerden biri daha önceki haftalardaki eleştirel bir paylaşımımdan sonra beni firma ile ısrarla görüştürmek istedi. Bunu sadece özelden değil, genele açık yorumlarında da duyurdu. Bu noktada şunu net bir şekilde ortaya koymak isterim: Bir mama firmasının sosyal medya üzerinden kamuoyuna açık gerçekleştirilen (amacı da zaten kamuoyuna ürünlerini/mesajlarını duyurmak olan) etkinliklerini aynı kanalla, yani internet ve sosyal medya üzerinden kamuoyuna açık bir şekilde eleştiriyorum. Bu konu ile ilgili olarak, sadece kamuoyuna açık bir şekilde gelecek yazılı yorum ve eleştirileri ve yazılı gönderilecek bilgi ve belgeleri, makul ve tutarlı olmaları şartı ile muhatap alıp yine kamuoyu önünde tartışabilirim. Bunun dışında hiç bir görüşme önerisini ya da talebini kabul etmiyorum. Bu konuda Eren Kaya ve Bebek Yapım Bakım Onarım'ın tavrı aynıdır. 


Dr. Yalım Üner'in bu yazıya verdiği cevaba yazdıklarım bu linkte

23 Kasım 2015 Pazartesi

Haftanın Kitabı — Mış Gibi

Merhaba BYBO,

Kitaplara olan bağlılığımı düşününce aklıma gelen en eski anı, 8 yaşındayken kocaman bir salonun duvarını kaplayan kocaman bir kitaplığın önünde hayranlıkla kalakaldığım an. Maalesef bizim evimizde değildi o kocaman kitaplık. Aksine "Ben kitap okumayı hiç sevmiyorum ya" diyen arkadaşımın evinde. O eve ilk ve son gidişim olmuştu ama içimden "Bir gün mutlaka benim de böyle bir kitaplığım olacak" diye geçirdiğimi çok iyi hatırlıyorum. "Bir çocuğum olursa kitap okumayı sevmesi için elimden geleni yapacağım" dememişimdir muhtemelen; 8 yaş için epey ütopik bir düşünce olurdu. O günlerde ve sonrasında kitaplarda aram her zaman çok iyiydi. Oğlumun doğumundan sonra ise çocuk kitaplarının büyülü dünyasına tekrar adım attım. Benim çocukluğumda olanlardan çok daha mükemmel kitaplarla dolu bir dünya. Akşam uyumadan önce kitap okuyacağımız anları iple çektirecek kadar güzel kitaplar. Devamını getirmeyi umduğum yazılarımın ilkini, oğlumun kitapları arasında en sevdiklerimden birine ayırdım. Peter Reynolds'un Mış Gibi kitabı. 
Kahramanımız Ramon resim yapmayı çok ama çok seven bir çocuk. Her an her yerde resim yapabiliyor. Bir gün masada duran vazoyu çizmeye çalışırken, ağabeyi gelip resmiyle dalga geçiyor. Bu Ramon'u çok üzüyor. Bundan sonra çok daha güzel resimler yapmak zorunda hissediyor kendini. Ama artık hiçbir resmi güzel görünmüyor gözüne. Hepsini buruşturup atıyor. Bir gün küçük kızkardeşini fırlattığı resimleri alıp kaçarken yakalıyor. Kardeşinin odasına girdiğinde, bütün resimlerinin duvarda asılı olduğunu görüyor. Ramon bu resimlerin kötü olduğunu, neden bunları duvarına astığını soruyor kızkardeşine. "Hiç de kötü değil, bak şu resme ne kadar güzel, sanki vazoyMUŞ GİBİ" cevabını alıyor. "VazoyMUŞ GİBİ"... O anda Ramon sırtından büyük bir yük kalktığını hissediyor. Resimleri gerçek nesnelere birebir benzemek zorunda değil. İçinden geldiği gibi, mış gibi çizebilir. Aklına bir sürü fikir gelmeye başlıyor. Bir süre sonra aklına gelen dizeleri de yazmaya başlıyor. Kafasında onu kısıtlayan hiçbir kural yok. ŞiirMİŞ GİBİ yazıyor sadece. Ramon artık çok mutlu. Hatta mutluluğunu bile tanımlamaya çalışmıyor. Sadece hissediyor, yaşıyor. Mış Gibi çok uzun bir kitap değil. Ama içerdiği kavramların anlamlandırılması açısından 5 yaş ve üstü bir kitap olduğunu düşünüyorum. Çocukların sanatsal üretimlerinde "güzel" "gerçeğe en yakın" olmak gibi kaygıları aşmaları, özgürce ve sadece mutlu olmak için üretmeleri mesajını veren kitap Altın Kitaplar yayınevinden çıkmış. 

Şimdiden iyi okumalar...

Meltem Altan

19 Kasım 2015 Perşembe

Periodontal Hastalıklar ve Nasıl Engellenebilecekleri

Merhaba BYBO,

Hazır Dünya Prematüre Günü yeni geçmişken, kendi alanımı ilgilendiren kısmıyla ilgili çok da konuşulmayan bir şeyleri paylaşmak istedim. Medyadan gördüğüm kadarıyla Prematüre Günü aktiviteleri daha çok prematüre bebek ebeveynlerine (özellikle annelerine) destek olma ve bebeğin doğduktan sonraki bakımı ile ilgili konularda yapılıyor. Bunlar elbette çok çok çok önemli. Ama yolun başındayken, hatta yola çıkmadan önce erken doğuma yol açan nedenler hakkında yeterince bilinçlenmediğimizi, bilinçlendirilmediğimizi düşünüyorum. Aslında bu durum ülkemiz insanının genel sağlıkla ilgili farkındalığının ne kadar düşük olduğunu, gereksiz antibiyotik kullanımında OECD ülkeleri arasında birinci olduğumuzu göz önüne aldığımızda hiç de şaşırtıcı değil. 

Dişeti hastalıkları olarak bilinen periodontal hastalıkların (periodontoloji aslında diş çevresindeki dokuların bilimidir ve dişetiyle beraber çene kemiğini ve diş-kemik bağlantı bölgesini de kapsar) önemini de (ki buna da aslında periodontal sağlığın önemi demeliyim) benzer şekilde toplum olarak farkında değiliz. 


Periodontal hastalıkların meydana geldiği yer diş çevresi evet. Tedavi edilmediğinde de dişleri kaybetme noktasına kadar yolu var. Ama bunun dışında, 1890’lardan bu yana araştırılmaya devam eden bi konu da periodontal hastalıkların vücuttaki diğer sistemleri etkileyip etkilemediği, etkiliyorsa nasıl etkilediği. ‘Kalbe vuruyormuş’ derler ya, doğru, vuruyor. Diyabetle, kalp-damar hastalıklarıyla, böbrek hastalıklarıyla, romatoid artritle ve daha birçok sistemik hastalıkla ilişkili olduğu gösteriliyor halen. Çalışmalar devam ediyor. Şiddetli bir periodontal hastalıkta dişetinde yetişkin bir insanın avcunun içi kadar bir iltihaplı yüzey oluyor. Avuç içinizin herhangi bir nedenle tamamen iltihaplandığını hayal edin. Korkutucu. İşte bu iltihabın kaynağı olan bakteriyel enfeksiyon sadece ağız içinde değil bütün vücutta bir iltihabî cevabı aktive ediyor. Böbrekleri, kalbi, pankreası da bu yolla etkiliyor. Dolayısıyla bir gebenin karnında taşıdığı bebeğini etkilememesi düşünülemez. Tek başına sebep olabilir mi, henüz bilinmiyor ama periodontal hastalığın erken doğumu ve düşük doğum ağırlığını tetiklediği yönünde bir düşünce mevcut. Bununla ilgili de çalışmalar sürüyor. Birkaçının sonucunu paylaşmak istiyorum: 

İlki 211 hamile kadınla yapılmış. Periodontal muayenelerinde sağlıklı bulunanların %7.3’ünün bebekleri düşük ağırlıklı doğarken, periodontal hastalığa sahip olanların %14.5’inde bu durum görülmüş. Yani 2 katı. Periodontolojinin tabiri caizse en baba dergilerinden birinde yayınlanmış bir diğer çalışma ise 204 hamileyle yapılmış. Bu çalışmanın da sonucunda hem erken doğum, hem düşük doğum ağırlığı, hem de erken doğum+düşük doğum ağırlığı periodontal hastalığa sahip olanlarda çok daha yüksek bulunmuş. Bunlar yurt dışında yapılan çalışmaların yalnızca ikisi. Türkiye’de yapılan araştırmalarda da durum aynı. Gördüğüm çalışmalarda detaylı biyokimyasal veriler olduğundan kısaca açıklamak bile uzun sürecek. Bu nedenle onlara girmiyorum. 

Peki ne yapabiliriz? 

Çok basit: Düzenli ağız bakımı yapabiliriz. Doğru ağız bakımının nasıl yapılalcağını bir profesyonelden öğrenip uygulamak önemli. Diş fırçalama ve diş ipi (veya arayüz fırçası) kullanımı tedavi gerektirmeyen veya gerekli tedavilerin yapılmış olduğu bir ağızda fazlasıyla yeterli. Gebelik düşünülüyorsa önce bir diş hekimine görünüp gerekli öneriler alınıp tedaviler yapılırsa gebelik sırasında da bu konuda sorun yaşanmayacaktır. 2 x 2 dk diş fırçalama + 2 x 2 dk diş ipi + Biraz da ben abartayım = Günde 10 dk 

Risk almaya değer mi gerçekten? 

Sinem Yıldız Çiftlikli

Referanslar:
1. Rakoto-Alson S, Tenenbaum H, Davideau JL. Periodontal diseases, preterm births, and low birth weight: findings from a homogeneous cohort of women in Madagascar. J Periodontol. 2010 Feb;81(2):205-13. 
2. Saini R, Saini S, Saini SR. Periodontitis: A risk for delivery of premature labor and low-birth-weight infants. J Nat Sci Biol Med. 2010 Jul;1(1):40-2.

15 Kasım 2015 Pazar

Feminist Annelerin Diğerlerinden Farklı Yaptıkları 10 Şey!

Evren Balta Çevirdi:

1) Çocuğun toplumsal cinsiyet normlarına uyup uymadığını önemsememek (örneğin kızın erkek reyonundan gömlek aldığında, oğlun Barbie ile oynadığında panik olmamak). 


2) Çocukların görünüşlerinden daha ziyade (güzel, yakışıklı) ilgi alanlarına ve becerilerine dair olumlu sıfatlar kullanmak.


3) Bedensel farkındalık oluşturmak, bedenini her biçimde sevebilmesini öğretmek. 

4) Doğduğu günden itibaren "rıza"nın önemini anlatmak. Eğer çocuk öpülmek istemiyorsa annesi bile onu öpemez. 


5) Beden bölgeleri için anatomik olarak doğru kelimeleri kullanmak. 


6) Diğer annelerin çalışma ya da çalışmama kararını her durumda desteklemek. Onları kararları için yargılamamak. 


7) Çocuğumuza güçlü duyguları/ fikirleri olan ve bundan vazgeçmeyen kadınlar olduğumuzu göstermek. 


8) Cinsiyet eşitliğini içinde barındıran "eğlenme" biçimleri (filmler, oyunlar) bulma çabasinda olmak. 


9) Prenses kültüründen uzak durmak. 


10) Bütün bunları nasıl yapacağını sürekli düşünmek. Türkiye bağlamında ekleme de yapmamız lazım. Örneğin kızlar az konuşur, ne biçim erkeksin gibi ailenin, komşuların, sokaktan geçenlerin kalıp yargıları ile sürekli mücadele etmek. Karşı cinsten çocuklarla oynamayı teşvik eden oyun grupları/ okullar bulabilmek vd...


"Feminist moms are badass mamas who raise badass kids, and there are some things they do a little differently than most." 


Kaynak: 10 Things Feminist Moms Do Differently Than Any Other Parents

11 Kasım 2015 Çarşamba

Mükemmel Anne Yoktur! Çaba Göstermeyen Anne Vardır!

(Akıcılık açısından hep anne yazıyorum. Hepsini anne-baba ya da ebeveyn olarak okumanızı tercih ederim.) 

Mükemmel anne yoktur, çabalayan anne vardır. Bebeğinin hayatınının ilk günlerinde herşeye pek bir dikkat eden yeni annelerle dalga geçmek adetten oldu. Olsun, böyle tatmin olacaksa insanlar. Hiçbirşeye dikkat etmeyen anne olmaktan iyidir, benden söylemesi. "Amaaan, zamanla anlayacaksın"cıları takmayın. Bebek ne yedi, nasıl emdi, ne kadar uyudu, ne pozisyonda yattı diye takıntılı bir biçimde dolaşabilirsiniz etrafta ilk aylarda. Bunlar doğaldır. İnsan yetiştiriyorsunuz anne ve babalar. Boru değil, insan. Üstelik ilk günlerde ölme ihtimali olan bir yaratık, muhtaç, kaka yapmayı, nefes almayı bile bilmiyor. Nefes almayı bilmiyor tam olarak, düşünün yani. Titiz olmayıp da ne yapacaksınız? Biraz da ilk annelik eklenince üzerine, daha mı titizsiniz? Sorun yok. Doğru konularda her zaman titiz olmak lazım. 

Bugün saçımı maşaladım. Sonra maşayı 2 metre yükseklikte bir dolabın tepesine koydum. Çocuk 4 yaşına geliyor. Maşayı ellememesi gerektiğini bal gibi biliyor. Dikkatli de böyle şeylerde. Sıcak o, dokunma dersem dokunmayan bir çocuk. Bebek çılgınlığı çoktan geçti. Ama dokunmaz demedim, erişemeyeceği noktaya koydum. Mükemmel mi oldum şimdi? Bence aşırı basit ve otomatik bir hareketti. Devamlı bir dikkat halindeyim, çok da zor değil, bunları alışkanlık haline getirince. Çünkü babamın dediği gibi, bir ömür dikkat etmezsin, sadece (o da belki) bir kere başına birşey gelir. Bin kere dikkat ediyorsun ya, hepsi o bir kere için der. Kaza bir kez olur der. Kaza bir kez olur. Ben bunu bilirim. O bir kez olmasın diye yüzlerce saat mesai yapıyorum işte. Dalga mı geçecekler, ay çok titiz diye. Geçsinler. Oğlumun maşadan yanmasından evladır. Ama ben aslında başka birşey söylemek istiyorum. 

Belki bazen çocuk yetiştirirken gereksiz detaylarla uğraşıyoruz, belki üzerine o kadar düşündüğümüz, vakit harcadığımız şeylerin hiç de zararı olmadığı ortaya çıkacak, çok zaman harcadığımız şeyler beyhude çıkacak, ama şöyle de bir gerçek var. Gereksiz gibi görünen detaylara titizlik göstermek aslında yaptığınız işe genel bir saygı duymaktan kaynaklanıyor. O küçük ayrıntılardan başlayarak, ebeveynliği ciddiye almaya başlıyorsunuz. Çünkü küçük ayrıntılar birikiyor. Genel bir tutuma dönüşüyor. Bir kararlılığa ve çabaya dönüşüyor. Daha ilk günden mevlam kayıra kafasında giderseniz, çocuk büyüdüğünde başa çıkamamanız neredeyse kaçınılmaz olacaktır. 


Tabii doğru şeylere titizlenin. Soğuk algınlığı geçirdiği için öksüren çocuğun öksürüğüne çok takılmayın, müthiş sofralar kurmaya, her gün muhteşem şeyler yedirmeye değil, temel olarak sağlıklı yedirmeye odaklanın, çocuğu eskimo gibi giydirmeye değil, temiz hava aldırmaya çalışın. Ben ütü yapmaktan nefret eden birisi olarak, oğlumu ütüsüz kıyafetlerle sokağa gönderen bir insanım. Gurur duymuyorum bundan, ama açık söylüyorum. Çok önemli olduğuna inanmıyorum, inansam, yemez içmez, ütü yapardım. Ama oğluma saatlerce televizyon izleteceğime, çiğ bamya yerim. O benim için öncelik. Yani tekrar belirteyim, sizin için doğru şeye titizlenin. Ama doğru şeye titizlenmek de, bilgi gerektiriyor. Bilgi de aramakla, öğrenmekle, çabayla oluyor. Yani yine bir titizlenme durumu söz konusu. Titizlenmek, daha doğrusu özen göstermek iyi ebeveyn olmanın özü. Neyin iyisi olmak isterseniz isteyin, özen gerekiyor sonuçta. Hani diyorlar ya: Çocuk zaten büyüyünce şeker yiyecek, uğraşma. Bu kafayla dostlar, çocuk zaten içki içecek diye verin rakıyı eline. 4 aylıkken ana-baba elinden çikolata ye yemek ile, 4 yaşında doğum gününde pasta yemeyi birbirine karıştırmayın. Bazı kuralları yeri geliyor esnetiyoruz. Peki, çoğumuz bazen yapıyoruz, ama bunu kural koymamakla eş tutmak aptalca. 

Daha da ötesi şu, ilk başta sıkı tutup, zamanla, şartlar artık kontrolümüzü azalttıkça, yeri geldikçe esnemek, baştan gevşek olmakla aynı şey değil. Esnemek de hiçbir zaman ipleri bırakmak değil, yaşın gereğine ve şartlara uyum sağlamak şeklinde olmalı. İpler sizde değilse, bunun için etrafı suçlamayın, zaten zamanla herkes sallıyor demeyin. Sallamak bir meziyet değildir. Yaptığınız işi ciddiye almak, bu iş ne olursa olsun, işte o meziyettir. Ve kuralları duruma göre biraz esnetmekle, "amaaan bıraktım gitti, zaten kontrol edebilmek ne mümkün?" tutumu arasında dağlar kadar fark vardır. Sonuçta mükemmel anne yoktur demek, güneş doğudan doğar demek kadar ilginç ve orijinal bir tespit. Bu tespitin sahiplerine, yayıcılarına tebriklerimi iletin. Alkışlıyorum. Haddimizi bildiriyorlar. Her anne iyidir diyenlere de selam ederim ama buradan. Kendilerini kandırmasınlar. Seri katil üretenler de anne, uyuşturucu bağımlısı olanlar da, çocuk taciz edenler de... Demek ki her anne iyi de değil, her anne çocuğu için iyisini de bilmiyor. Gerçek daha karışık bayanlar baylar. 

Kimimiz iyi anne olmaya çalışıyoruz, kimimiz çocukları da, hayatımızın diğer alanlarını olduğu gibi Mevla'ya havale ediyoruz. Hepimiz çocuklarımızı seviyoruz, ona inanıyorum. Ama sevginin yeterli olmadığını da biliyorum. Bizim bir işimiz var. Bu işi hakkıyla yapmamız lazım. Mükemmel anne olmamak, sallayıcı anne olmak demek değildir. İkisinin arasında çok sağlıklı noktalar var. Maddi, iş, ailevi, kültürel durumunuza göre, o noktayı siz belirleyeceksiniz. Ama dönüp baktığınızda, elimden geleni yaptım diyebilmelisiniz bence. Kendinize "şartlar izin verdiğince, elimden geleni yaptım" diyebiliyorsanız, kimsenin dediği, yargısı sizi bozmaz, emin olun. Kendinizi savunmak zorunda hissetmezsiniz kimseye. İnsanın işine, yaşamına, evine, ilişkilerine özen göstermesinde hiçbir sakınca yoktur kanımca. Hayat özen isteyen birşey. Çocuk çok özen isteyen birşey. Aksini söyleyene inanmayın. Bazen herşeye yetişemiyoruz. Ama öncelik olarak kabul ettiğimiz şeylere özen göstermeye çalışmak da, çalışanları takdir etmek de doğru olandır. 

Mükemmel olmamayı bir bahane olarak görmeyin, gösterenlere kanmayın. Kimse sizden mükemmeliyet beklemiyor, siz de kendinizden beklemiyorsunuz zaten, ititraf edin. Elinizden geleni yapıyor musunuz gerçekten? Bu soruyu sorun kendinize. Bu soruyu cevaplayın. Dürüst olun. Cevap hayırsa, yarın daha çok çabalayın, ya da özen göstermediğiniz şeyin önceliğiniz olmadığını kabul edin. Bakın bu çok önemli. Bir şeyin gereksiz olduğuna kanaat getirdiyseniz, ona insanlara iyi görünmek için vakit harcamayın. İkisi de tamam. Ama benim için önemli dediğiniz şeye özen göstermiyorsanız, şapkayı önünüze alıp iki kere düşünün. Kısaca tekrar edeyim: Mükemmel anne yoktur (tabii ki), ama çabalayan, özen gösteren anne vardır, bunu da teslim etmek lazım. Ve en özenli ebeveynler bile her zaman iyi sonuç alamayabilir, çünkü dünya çok değişkenli karmaşık bir yerdir, ama bu da başka bir meseledir. Siz elinizden geleni yapın, mükemmel anne olamazsın diyenlere de diyin ki, "hadi ya?"

Aysuda Kölemen

5 Kasım 2015 Perşembe

Facebook ve Instagram: Pedofili Cenneti

Öncelikle pedofiliyi anlamak için seks suçlusundan ayırmamız gerekiyor. Her seks suçlusu pedofil olmadığı gibi, her pedofili de seks suçu işlemeyebilir. Pedofili, etimolojik köken olarak pedo, yani çocuk anlamına gelen ön ek ve phile yani sevgi anlamına gelen son ekin bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Tabii ki çocuk seven insanları kapsamaz. Psikolojik bağlamda pedofili, ergenlik öncesi herhangi bir dönemdeki çocuklara karşı cinsel ilgi duyulması hali ve pedofil de bu ilgiyi duyan kişidir. Fakat pedofiller de kendi aralarında ilgi duydukları çocuğun spesifik yaş gurubuna göre de ayrılırlar. İnsanlarda genel olarak yaygın bir ön yargı, pedofilleri ve kan donduran birtakım suçları işleyen insanları tanıyabilecekleri, bu gibi sapkınlıkların insanda gözle görünür bir fark yaratacağı yanılgısıdır. “Seri katil olsa belli olur canım,” “Pedofil olsa bir gariplik olurdu herhalde” gibi yorumlara oldukça sık rastlanır. Hayır, bilemezsiniz. Aramızdalar ve sapkınlıkları alınlarında yazmıyor. 

Bilemediğiniz için de kendinizi suçlu ya da yetersiz hissetmenize gerek yok. Uzmanlar dahi, bu tür sapkınlıkları ancak adli vakalar olduğu takdirde teşhis edebiliyorlar. Pedofili teşhisi için çeşitli psiko-fizyolojik testler yapılır. Tedavi için ise, bilişsel-davranışsal terapi yanıt vermediğinde kimyasal ya da fiziksel hadım gibi yöntemlere başvurulabilinir. Pedofiller her cinsiyet ve yönelimdeki çocuğa ilgi duyabilirler. Cinsiyet, riski artırıcı bir faktör değildir. Bir pedofil de kendi cinsiyetindeki ya da karşı cinsiyetteki çocuğa da cinsel ilgi duyabilir. Cinsel istismara uğrayan çocukların yarısından fazlasının yakın çevresindeki insanlar tarafından taciz ediliği düşünüldüğünde, pedofiliyi de uzaklarda aramaya gerek yok. Çocukta fiziksel semptom belirtileri de olmak zorunda değil. Pedofiller, çocuğa görünür bir şiddet uygulamadan, onu kandırarak, tacizi bir oyun gibi göstermeye çalışarak da amaçlarına ulaşabilirler. Bütün bunlar ne demek oluyor? Siz, bir kişinin pedofil olduğunu anlayamazsınız. Bu, çevrenizdeki her yetişkini potansiyel pedofil olarak algılamak için geçerli bir sebep değil. Çünkü, böyle bir korkuyla yaşamanız ve çocuğunuza da bu korkuyu aşılamanız bambaşka sorunlara sebep olacaktır. Fakat belli önlemler almanız mümkün. 
Öncelikle cinsel istismarın çocuktaki semptomlarını değerlendirmeniz gerekiyor. İkincisi de, bu semptomları göstermesi güç yaşlarda ise, tabii ki istismara yol açabilecek ortamlardan çocuğu uzak tutmanız gerekiyor. Bu, herhangi bir yetişkinle uzun süre baş başa kalması olabilir. Cinsel istismara uğrayan çocukların 1/3’ü fark edilecek bir semptom sergilemeyebiliyor. Yaygın semptomlardan bazıları, cinsellikle ilgili daha önce karşılaşmadığını düşündüğünüz durumlarla ilgili bilgi sahibi olması, cinselliği çağrıştıran davranışlarda bulunması (mastürbasyonla karıştırmayın lütfen), duygusal ve davranışsal değişimler (birçok nedeni olabilir), tacizciye yönelik korku ve kaçma davranışları, kabus görme, iştah değişimi, altına kaçırma vb. Gördüğünüz gibi anlamak oldukça zor. Çünkü bu semptomların birçok nedeni olabilir. Bir çalışma, kadınların, çocuğun cinsel istismara uğradığını, erkeklerden daha önce fark ettiğini gösteriyor. Bunlar olası semptomlar. Peki, önlemler nelerdir? Çoğu, aklıselimle karar verebileceğiniz önlemler. Fakat benim sözünü etmek istediğim esas konu, bu önlemlerden sadece biri: Sizin sosyal medya kullanım şekliniz. 

Bebek Yapım Bakım Onarım’a arkadaşlarınızı eklediğinizde ya da insanlar kendileri katılmak istediğinizde profillerini inceleyip, onları üyeliğe kabul ediyoruz. Tabii ki bunun için bir gruba üye olmak istemeniz gerekmez. Herhangi bir etkileşimde bulunduğunuzda, herhangi bir insan da sizin profil linkinize tıklayabilir. Sadece Facebook’u kullanım şeklinizden ve olmayan güvenlik ayarlarınızdan, nerede yaşadığınızı, günlük rutininizi, hayatınızdaki önemli günleri, medeni halinizi, çocuğunuzun yaşını, gittiği anaokulunu, bakıcısının adını ve zaman zaman ev ve çoğu zaman iş adresinizi öğrenmek mümkün. Cinsel istismar ve pedofili çoğunlukla yakın çevre kaynaklıdır dedik fakat siz bütün dünyaya bir istismar cenneti sağlıyorsunuz. Çocuklarınızı siz yaptınız, beğendiniz, herkese beğendirmek istiyorsunuz. Bu anlaşılır bir güdü. Fakat, öncelikle, bu teşhirde çocuğunuzun rızası yok. Olsaydı dahi, rıza verecek yaşta değil. İkincisi, pedofillere sırf çocuğunuzun halka açık fotoğraflarıyla sağladığınız materyal miktarı dehşet verici. Size gayet doğal ve masum gelen bir poz, bir pedofil gözünden cinselliğe davet olarak algılanıyor. Buna inanmanız güç, ama bu yüzleşmeniz gereken bir gerçek. Ben çocuğumu her halükarda koruyorum, görsel olarak bir pedofilin sapkın düşüncelerine kaynak sağlamakta bir sakınca yok, zaten her yer çocuk resmi dolu diyorsanız, bilmiyorum, belki siz de haklısınızdır. 

Bu yazıyı, özellikle bir profilde gördüğüm torun fotoğraflarından sonra yazmak istedim. 5 yaşlarında bir kız çocuğu, belli ki medyada karşılaştığı kadın imgelerini taklit edecek şekilde onlarca poz vermişti. Fotoğrafların hepsi halka açıktı. Güvenlik ayarlarınızı değiştirseniz dahi, araştırmalar, insanların sosyal medyada etkileşim içinde bulundukları insanların neredeyse yarısını tanımadıklarını gösteriyor. Bir pedofilin, sosyal medyada karşılaştığı bir fotoğraf üzerine kendine sanrısal bir davet çıkarıp, çocuğun hayatına bir ucundan girmeye çabalaması sadece kurgu dünyasında karşılaşılan bir korku hikayesi değil. Birçok pedofil anlatısında da paylaşılan sıradan ve kolay bir yöntem. Eskiden, günümüzün her saatini kendimizi ve çocuğumuzu saat başı beğendirmeye ihtiyaç duymadan da yaşayabiliyorduk. 

Gelin, onların güvenliği için, onlar kendi rızalarıyla kendilerini beğendirmeye karar verene dek, ev içinde “beğen” tuşuna basıp kendi “Maşaallah prensesime, paşama (!)” yorumlarımızla yetinelim.

Cansu Özge Özmen
Referanslar:

[1] Ray Blanchard. The DSM Diagnostic Criteria for Pedophilia. Archives of Sexual Behavior
April 2010, Volume 39, Issue 2, pp 304-316
[2] Kendall-Tackett, Kathleen A.; Williams, Linda M.; Finkelhor, DavidImpact of sexual abuse on children: A review and synthesis of recent empirical studies. Psychological Bulletin, Vol 113(1), Jan 1993, 164-180
[3] Lane Geddie Pullins, Jennifer D. Jones. Parental Knowledge of Child Sexual Abuse Symptoms. Journal of Child Sexual Abuse, 2006, 15:4, 1-18

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım