26 Ekim 2015 Pazartesi

Çisem'in Doğal Doğum Hikayesi

Merhaba BYBO, 

“Merhaba kızım, Bizim hikayemiz bir Pazar günü başlıyor. Baban evde değildi, bir eğitim için evden dışarıya çıkmıştı. Benim aklım ise hala olmadığım, geciktiğini düşündüğüm reglimde idi. Bir koşu eczaneden test aldım eve geldiğimde kesinlikle heyecanlı değildim, olmaz diye düşünüyordum. Derken testi yapıp beklemeye koyuldum. Evet sonuç pozitifti ve sen işte tam oradaydın. Bir susam kadar, bir nokta kadar oluşmaya başlamışsın bile. İnanamadım. Gözümden birkaç damla yaş geldi, aynaya baktım, gülümsedim ve “evet, galiba anne oluyorsun Çisem” dedim! Galiba demiştim çünkü testlerde yanılma payı olabiliyordu. Hemen yakınımızdaki hastaneye Beta HCG hormonunu ölçtürmeye koştum. Sonuçlar 2 saat sonra dediler. Bekledim, bekledim ve bekledim. Zaman geçmedi bir türlü. Doktor “Evet tebrikler! Hamilesiniz” dedi ve işte bir kez daha o karışık duygular yerini çok tatlı ve huzurlu bir mutluluğa bıraktı. Şimdi akşamı bekleme zamanıydı... 

Akşam baban eve geldiğinde yemekleri hazırlamış masamıza oturmuştuk. Sohbet etmeye başladık. Biz beraber yemek yerken günü tartışmayı çok severiz kızım. Neyse oradan buradan derken, içeriye gidip telefonu getirme bahanesiyle elimde bir A4 kağıdı ile döndüm. “Ee sevgilim, baba olmak nasıl bir duygu? Şimdi sen bunu anlat” dedim. Bir sessizlik, bir tatlı gülümseme. Sonra çığlıklar ve kucaklaşıp öpüşmeler... İşte kızım tam da burada başladı bizim hikayemiz. Sen bir aşk bebeğisin. Sevgi ve saygı ile büyüdün karnımda. Annen ve baban çok masum bir aşk yetiştirdiler kalplerinde ve o aşk seni bize getirdi. Hamileydim işte. İlk bir kaç ay mide bulanmaları ile geçti, sonra onlar da geçince yerini artık tatlı bir telaşa bırakmıştı. Hamileydim ve insanların anlattıkları gibi zor, dayanılmaz, mahvedici bir süreç değildi benim için. 

35. Haftaya kadar her şey yolunda geldik. Doktor kontrolleri, testler vs... Bir pazartesi sabahı tekrar kontrole gittiğimizde doktor bize, bebeğin geçen haftaya göre kilo almadığını, o an sadece 1980 gr olduğunu ve 2 hafta geriden geldiğini, asıl nedenini de bilemediklerini (zira NST, kordondaki kan akışı vs. her şey normaldi), bu yüzden 2 gün sonra gelip erken doğumla seni aldırmamız gerektiğini, bebeğin yoğun bakımda kalma olasalığının yüzde yüz olduğunu, zaten orada çok daha güzel bakılacağını, tam da bu sebepten ötürü erken sezaryen yapılması gerektiğini söyledi ve sustu. Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü, Nasıl yani? 35 haftalıkken bebeğim alınacaktı, hem de ortada somut bir veri bile yokken! O kadar düşündüğüm, hazırlandığım normal doğumum gerçekleşmeyecek miydi? Artık doğum umrumda değildi, bebeğim sağlıklı olsun yeterdi. O gün ve sonraki gün anında bize akciğer geliştirici iğne yaptırdı 2 doz. Çarşamba görüşürüz diye çıktık odadan, gözlerim yaşlı ve ağlamamı durduramıyorum... Allahım sen yardım et. İğneyi yaptırdığımız gibi soluğu başka bir doktorda aldık. Muayene sonucu onun yorumu; her şey normal! Evet bebeğiniz küçük ama hemen bugünden yarına alınacak herhangi bir sorun görmüyorum dedi. 

Ertesi gün bir başka doktora daha gittik. Yine kontroller vs, her şeyin yolunda olduğunu ve devam etmemiz gerektiğini bize açıkladı. Bize iki ekolden bahsetti. Bazı doktorlar küçük bebekler risk grubunda olduğu için alıp dışarıda büyütmenin gerekli olduğunu savunurken bazı doktorlar ise anne karnındaki bir günün dışarıdaki on güne bedel olduğu düşüncesiyle yakın takiple beklediklerini söyledi. Bizim doktorumuz artık Murat Bey’di ve ben ona çok güvenmiştim. Ardından “Haydi gidin çocuklar, sizin bebeğiniz çok sağlıklı ve iyi, rahat nefes alın, 2 hafta sonra tekrar görüşürüz” dedi. Çıktık. İşte tekrar o upuzun o geçmeyen iki hafta başlamıştı. Her gün hareket etti mi, ne kadar etti diye sayıyordum gece gündüz. Bilirsiniz içinize bir kuşku düşünce asla gitmez. Evet rahat da olmam gerekiyordu ama yok! Zar zor rahatlatabiliyordum kendimi. Derken günler geçti, kontroller iyiydi ve artık 38’inci haftada kontrole gitmiştik, Bayramdan sonra, yani 1 hafta sonra görüşürüz dedi doktorum. Ben de “Belki de Bayramda görüşürüz Murat Bey” dedim, gülüştük, çıktık muayenehaneden.

İşte o gün, Arefe günü annem pişi yaptı, bol kahvaltılı bol bol muhabbetli bir sabah geçirdik. Akşamüstü hadi dedim yürüyüşe gidiyoruz. Giydik eşofmanlarımızı, çıktık yürüyüşe. Yaklaşık 40 dk. yürüdüm, bana mısın demedi. Gayet rahattım ve iyi hissediyordum kendimi. Son haftalarda uyuyamayan ben o gece uyudum, hem de rahat rahat. 38+6 daydık artık, Sabah saat 06:30 da regl gibi his ile uyandım. “Evet” dedim, “Galiba işte nişan dedikleri şey geliyor.” Hemen yataktan kalktım ve kalkmam ile ayaklarımdan pijamama suyun inmesi bir oldu. Renk kontrolü yaptım ve evet rengi normal su rengi idi kararma yoktu. Babanı uyandırdım, suyum geldi dedim ve dememle “Haydi gidiyoruz, işte doğum başlıyor” diyip uyanması bir oldu. Başka zaman top patlatsan duymayan adam işte ayaktaydı. Hemen doktorumuzu aradı baban, “Merak etmeyin bundan sonra en az 10 saat var doğuma. Ama hastaneye gidin lütfen” dedi doktorumuz. O arada anneme seslendim. Sonra kendimi duşa attım. Zamanım vardı ve her şey şimdilik yolundaydı, panik yoktu. Duştan çıktığımda bebeğin çantası, benim çantam, baban ve anneannen hazırdı. Dedim sakin olun sakiiiin! Yaklaşık bir saat hazırlıktan sonra çıktık evden. İnsanlar bayram namazından çıkıyordu ve yollar bomboştu. İstanbul'da bulunmaz nimetti. Şanslı kızım... 
İşte hastanedeydik. Odamıza yerleştik ve derin bir oh çektim. Şimdi sırada sancıların gelmesini beklemek vardı. İlk kontrolde NST ve açılma kontrolü gerçekleşti ve sadece 2 cm açılma vardı. Benim hep dileğim en az 4-5 cm açıklık ile hastaneye gitmekti ama suyun önce gelmesi biraz işleri zora sokmuştu. Olsun. Her saat başı ebe gelip ilk NST’ye bağlayıp ardından da açıklık kontrolü yapıyordu. Ve bebeğin az daha az daha inmesini bekliyorduk. Odanın içinde yankılanan kalp atışları benim tek umudum tek mutluluğumdu. Saatler o kadar hızla geçerken gelen sancılar geçmek bilmiyordu. Saat ilerledikçe sancıların şiddeti artıyor ve uzun süre gitmiyordu. Her ebe hemşire geldiğinde bana damar yolu açmayı öneriyor, ben reddediyordum. Sancıların şiddeti artıyor ve her geldiğinde -epidural? Diye soruyordu. Kararlıydım hiç bir zaman epidurali düşünmedim, evet şimdi de düşünmüyordum. Sonuna kadar gidebilirdim bu güç vardı bende. Sancıları hissederken hissettiğim tek şey, kızımdı. Onun ne kadar tatlı olduğu ve ona kavuşacak olmanın mutluluğuydu. Kızım hazırdın gelmeye ve benim de vücudum hazırlanıyordu işte. Artık Mutlu Son’a daha da yaklaşıyorduk. Her acıda bebeğime daha da bağlanıyordum. İşte dedim sancıların nedeni bu. BAĞLILIK duygusu daha şimdiden oluşuyordu. Sancılarla başa çıkmayı Zeynep Kamil Hastanesi Gebe Eğitim Merkezi’nde aldığımız eğitimde, sevgili Özlem Ebe ve Döne Ebe’den öğrenmiştik, Baban bana sürekli yardım ediyordu. Odada beraber nefes alıp veriyorduk. Aynı şeyi sürekli tekrarlıyorduk. Denedim, durmadan derin nefes alıp yavaş yavaş veriyordum. Yine her sancı geldiğinde üç mum bir tüy nefesini deniyordum. Evet zor oluyordu ama az da olsa sancılarla başa çıkmayı öğrenmiştim işte. Sabah 07:30 da gittiğimiz hastanede artık Zaman 23:00’ı gösteriyordu ve açıklık işte 9 cm olmuştu! 

Önceden ara ara uğrayan doktorum artık doğuma gitmeye hazır gelmişti, Kontrol ettikten sonra “birazcık daha...” dedi ama benim için işte şimdi başlıyordu her şey. Şimdiye kadar baş edebildiğim sancılara ne olmuştu da, artık edemez hala gelmiştim anlamıyordum. Meğer artık doğum başlıyormuş. Doktorumun gelip son kontrol etmesi ile hadi gidiyoruz doğumhaneye dedi. Bana tekerlekli sandalye teklif ettiler, hayır dedim ama doğumhanenin iki kat üstte olduğunu duyunca enerjimi saklamam gerektiğini bildiğim için tamam dedim. İşte geldik doğumhaneye, burayı adım gibi biliyordum. Daha önceden gelmiş görmüştüm. Ebe, hemşire, doktorum, sevgili eşim ve yenidoğan doktoru bekliyordu seni kızım. Biz hazırdık işte, sıra sendeydi. Yola çıkmıştın işte geliyordun. Ben sadece sana yardım ediyordum. Dünyaya sen gelecektin. Doktor hadi ıkın dediğinde bir kez daha bir kez daha tekrarlıyordum hareketi ama yorulmak ve vazgeçmek üzereydim, İşte o anda yanımızda duran babanın “Haydi hayatım, geliyor, gördüm saçlarını kızımızın!” demesi ile şuana kadar gösterdiğim en sağlam gücümü gösterdim. Ve işte sen göğsümdeydin. 
Gün ertesi gündü, 25 Eylül 2015 ve saat 00:27 idi. Kanlı ama güzeller güzeli, kanlı ama güçlü kızım işte sen tam olman gereken yerde, göğsümün üzerindeydin. Babanın hoşgeldin Yavru Kartal dediğini duydum. Bana da dönüp işte Yavru Kartal, işte Anne Kartal dedi ve gülümsedik. O an mı? Ne hissettiğimi asla anlatamam, ne denli mutlu olduğumu, ne denli huzurlu olduğumu asla anlatamam. İşte sen her şeye inat herkese inat yanımdaydın ve sağlıklıydın! Güçlüydün çünkü, annenin kızıydın sen! Odamıza geçtik ve yanıma alıp öpüp kokladım seni. O gece hiç uyuyamadım... Ve sen mışıl mışıl, güvende, annenin yanında ilk kez uyumaya başladın. Bizim hikayemiz burda bitmiyor kızım. Daha yeni başlıyor biliyorum. Bu güzel başlangıcı bir gün okuyup benim, babanın ve senin ne kadar güçlü olduğunu her defasında hatırlaman için yazdım. Sen dünyaya en normal, en doğal şekilde ve sen istediğin zaman geldin kızım, bunu asla unutma... Seni hep destekleyip hep seveceğiz! Elbette teşekkürün en büyüğü sevgili doktorum Murat MUHÇU'ya. Teşekkürler canım doktorum. Siz olmasaydınız bu güzel öyküyü böyle başarılı bitiremeyebilirdik. Sağolun... Ve annecim sana, iyi ki yanımdaydın iyi ki yanımızdasın sevgili anneanne! Ve teşekkürün en çoğu, en büyüğü de sevgili eşim, canım sevgilim, herşeyim Erkan'a. İyi ki tanışmışız ve bir kez daha iyi ki kesişmiş yollarımız. 

Tüm desteğini esirgemediğin için binlerce kez teşekkürler. Ve siz bu yazımı okuyan, bıkmadan okuyan kadınlar, sakın yılmayın, sakın vazgeçmeyin! Kadınlar çok güçlüdür ve istedikten sonra yapamayacağımız şey yoktur!”

Çisem

4 yorum:

  1. Hikayelerimiz benziyor ama benim ki sezeryanle sonuçlandı maalesef. Ve sezaryenle doğum yapan anneler de ciddi sınavlardan geçip, güçleri deneniyor hayatım. O veya bu sebepten yavrusunu olması gerekenden farklı şekilde hayata getiren anneleri, incitici ifadeler içermesede söylediğiniz bazı cümleler derinden yaralayabilecek nitelikte. Tebrik ederim annemin ve milyonlarca kadının başardığını siz de başarmışsınız. Ya cesaret ya şans ya kısmet. Allah gönlünüze göre vermiş. Ben kızıma böyle bir başarı hikayesi sunamayacağım ne yazık ki 😊Yavrunuzu sağlıkla mutlulukla büyütün inşallah. Sevgiler

    YanıtlaSil
  2. Hikayelerimiz benziyor ama benim ki sezeryanle sonuçlandı maalesef. Ve sezaryenle doğum yapan anneler de ciddi sınavlardan geçip, güçleri deneniyor hayatım. O veya bu sebepten yavrusunu olması gerekenden farklı şekilde hayata getiren anneleri, incitici ifadeler içermesede söylediğiniz bazı cümleler derinden yaralayabilecek nitelikte. Tebrik ederim annemin ve milyonlarca kadının başardığını siz de başarmışsınız. Ya cesaret ya şans ya kısmet. Allah gönlünüze göre vermiş. Ben kızıma böyle bir başarı hikayesi sunamayacağım ne yazık ki 😊Yavrunuzu sağlıkla mutlulukla büyütün inşallah. Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle katiliyorum hic ama hic dusunmedim nedemek tir ya hayir biz bayiliyoduk sezeyanla doguma zehirlendim mecbur kaldim mesala ben ama bizler yarim anneyiz aci cekenler tam anne oluyor

      Sil
  3. Gereğinden fazla hassas olmaya gerek yok. 2 çocuğumu da sezeryan ile dünyaya getirdim .Hiç alınmadım güzel anlatmışsiniz , doğum doğurmak doğal bir süreç, ne yazık ki doğamıza uygun yaşamadığımızdan , uygun doğumda yapamıyoruz.

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım