29 Mayıs 2014 Perşembe

Naz Kız'ın Hamilelik Günlüğü — 22. Hafta

Normal Doğuma Elveda Mı? 

Hayatı planlamama konusunda hepimizin iyi kötü tecrübeleri vardır; benim çokca var. bundan sebep “hayırlısı” ama kalpten olan literatürüme girmişti; gel gör ki gerçekten herşeyin HAYIRLISI… 

Size geçen hafta Atıl Hoca’nın Plasenta Previa Totalis teşhisini yazmıştım. Yani plasenta rahim ağzına yerleşmiş. Bu da kanama, erken doğum, normal doğuma veda gibi durumları doğuruyordu. Dün kendi doktorumda rutin kontrolüm vardı. Raporları verdim, “plasenta kendini kurtaramamış gibi” dedi ve alttan muayene etti. Bu muayene ile yukarıdan muayne farkını da burada öğrendik. Plasenta Previa varmış ama totalis değilmiş; marjinalmiş. Yani plasenta ile rahim arasında 1 cm. var. Bu yukarıdan bakıldığında gözükmediğinden yanlış teşhis olmuş ama bu da süper bir haber değil ama dipdibe olmalarından daha iyi bir haber. Aşağıdaki görsel durumu daha iyi anlatabilir. 
Rahim ağzı kalınlığı da iyi dedi. Ama benim içime su serpilmedi; normal doğum için büyük hayallerim vardı, hayırlısını istiyordum ama normal doğum ile hayatımın değişeceğini biliyordum; zaten iğne, dikiş, operasyon bunlar kaldırabildiğim mevzular değildir ama gel gör ki mecbur kalacak gibi duruyoruz…  

Tabii ki herşeyden önemlisi bebeğimiz ve maşallah gayet iyiydi. 463 gr. olmuş. Çok hareketli. Ultrasonu hiç sevmiyor sanırım, döndü durdu içimde. Aşırı akıntım için de test yapıldı, o da temiz çıktı. Kiloda gol yedim, toplamda 7 kilo aldım; bunun 2 kilosunu zaten son 2 haftada aldım. Ayrıca iç geçmeler, tansiyon atakları vb haller doktorumda “acaba hipoglisemi mi?” sorusunu doğurdu, 1 ay sonra şeker yüklemesi yapılacak ama biz diyete girdik. Bu şekilde kilo almaya devam edemeyiz dedi ki çok haklı şimdiden çok rahatsızlık hissediyorum. Plasenta Previa’dan dolayı yoga ve pilatesi bırakıyoruz. Yüzmeye abartmadan, yorulmadan devam edebilirmişim. Sakin yürüyüşler devam; “günlük hayatta yaptığım hareketler daha sakin olsun” dedi. Aşırı kasık ağrım için de yapacak birşey yokmuş. 

Ve esas soru; normal doğum… Eğer olası bir kanamam olur ve bu zamanda yukarı çıkma olmazsa normal doğuma elveda diyoruz. Bu bayağı moralimi bozdu. Doktorum da durumu fark etti ve bana uzun uzun bunun benimle veya onunla alakası olmadığını, fiziksel koşullardan olduğunu, ayrıca henüz belli olan birşey olmadığını ısrarla belirtti. Ama sohbet arasında “senin gibi normal doğumu çok isteyen insanlar yapamayınca çok üzülüyorum” dedi. Ben oradan anlayacağımı anladım zaten. Eşim de bana kızıyor sürekli; bebek sağlıklı, şükret, sezeryan olsun farketmez bla bla bla… Ama ben öyle hissedemiyorum işte; bedenime, bebeğime yalvarıyorum; beni yarı yolda bırakmasınlar ve hayallerimiz gerçek olsun diye… 

Bir konu da uyku pozisyonu idi. Her kaynak sola doğru yatmam gerektiğiniz, bebeğe en iyi kan akışının ve beslenmenin bu pozisyonda olduğunu okumuştum. Ama ben en çok sırt üstü rahat ediyorum. Doktoruma bunu da sordum; “nasıl rahatsan, öyle yat, bebeğin de o zaman rahat eder” dedi. Sırt üstü niye yatılmaması gerektiğini de anlattı. Aort damarı kalpten gelip, mide- bağırsak- karın bölgesinin arkasından dolanıp karın içinde göbek hizasında ikiye ayrılırmış. Hamile kadın sırt üstü yattığında bu damara baskı uygulandığından damar tıkanıklığı olabilirmiş. Ama şu dönemde bebeğim de çok ağır olmadığından böyle birşey olmazmış. Zaten yakında sırt ağrılarımdan dolayı sırt üstü yatamayacağım sanırım. En büyük zorluk da yatakta dönmek oluyor; kasıklarım feci ağırıyor. Bu kasık ağrıları herkeste aynı değil tabi. benim gibi endometriozisi olanlarda daha şiddetli sanırım. Yapışıklıklarım rahim büyüdükçe yerinden kopuyormuş, ağrıyı yapan oymuş. Hayalimde sürekli çamaşır ipine asılı yaratıklar hayal ediyorum ve onlardan kurtulacağım için çok mutluyum ☺.  

Yukarıdaki de haftaki halimiz; Hamile olmadan öncede ayaklarım, özellikle sağ ayağım, ayak bileğim şişerdi; geçen yaz doktora gittik, damarlara bakıldı, kalbe bakıldı vs ama birşey bulunmadı. Ailece genetik bir ayak şişliğimiz var ama sebebi bulunmadı, ayaklarımı hep yüksekte tutuyorum, 10 yaşımdan beri tuzlu yemem ve su da içiyorum ama durum bu; sizin bir öneriniz olur mu? 



Geçen hafta birçok bebek alışveriş sitesine üye oldum, indirimleri takibe başladım; geçen hafta ufak tefek birşeyler bile aldım. Biliyorum çokca erken ama içimden geldi. Iyi ki de gelmiş; bugün aldıklarım geldi; içimde güller açtı. Yine şükürlerden şükür beğendim… 

Hamilelik güzel bir duygu, rahat geçiriyor olmak güzel bir lüks; sonrasnda nasıl bir deliliğin beni, bizi beklediğini hissedebiliyorum. Bir yandan delice sevdiğin bir ufaklık; diğer yandan bu işin zorlukları, püf noktaları, iyi anne olmaya çalışmak; eşinle aynı çizgide durmak, bebeği sağlıkla, huzurla, aşkla büyütmek, endişelerinden sıyrılmak; bir bünye hepsini birden taşıyıp, ne kadar güçlü olabilir ki diyorum… cevabını ancak yaşayınca vereceğim bir gerçek… 

Haftaya görüşmek umuduyla... Sevgiler,

Nazlı

20 Mayıs 2014 Salı

Züleyha'nın Bebek Yapım Günlüğü — 1. Bölüm

Merhaba, 

Züleyha ben. 28 yaşımdayım, Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji okudum; reklamcı oldum. Kafayı yiyeceğimi sandığım an bıraktım. Birkaç kez dönmek zorunda kaldım ama bu kez Allah, Tanrı, Doğa, Ulu Manitu hangisi derseniz; izin vermedi, birtakım sebeplerle çekildim. Biraz düşününce bu çekilmenin tamamen, farkında olmadan bebeğe hazırlanma odaklı olduğunu fark ettim. Bilinçaltımı seveyim! 


Neredeyse 1 senedir evdeyim. Eylül 2013’den beri de evliyim. Dünyanın en mükemmel adamıyla... Bebek yapmak için dünyanın o muhteşem dengesinin sahibinin, bana gönderebileceği en iyi adamla... Evlenmek, yuva sahibi olmak, birilerine analık etmek beni yaratılışımda var. Cinsiyetimi fark ettiğim andan beri -ki illet bir şekilde hatırlıyorum, sanırım 26.5 yıl önceydi; anne olma isteğinin beni ‘ben yapacağını’ biliyordum. Anne olmanın değil ama, o tutkunun. Belki ömrümün sonuna kadar isteyeceğim ancak eremeyeceğim bir keyif, kim bilir?

 Çocukluğumu değil ancak bazı kısımları çok net hatırlıyorum. Bebeklerle diğer kızların oynadığı gibi oynamadım ben. -mış gibi yapmadım. Onun benim bebeğim değil, evladım olduğuna inandım. Delilik belirtisi miydi acaba? Doğurmak, emzirmek, öğretmek, şefkat, sığınmak… İyi, güzel olan her şeydi anne olmak benim için; ta o zamandan beri. 

Benim annem harikulade bir anneydi, hala da öyle. Onun etkisi olduğuna inanıyorum bunun; bu kadar yoğun, ilk andan beri istememin. Sığınmak. Onun bana değil, benim ona sığınmam. Ruhumun, o kadar sevebileceğim bir şeye ihtiyacı var. Beni iyileştirecek, o kocaman eksiğimi dolduracak, dünyayı keşfetmemi sağlayacak, bencilliğimden sıyıracak, huzur verecek, baktıkça içime baharlar doğduracak bir şeye… Anne olmanın beni birçok dertten kurtaracağına inandım hep. Hiçbir gereksiz endişe beni yoramayacak, insanları bu kadar dert etmeyecek, daha sabırlı olacak, fedakarlık ederken kibrime kapılmayacak ve daha “temiz” bir insan olacağım. Sanki… 

Tüm bunları düşünmek, bir çıkar melesesi midir? Bilmiyorum. Yıllar boyunca evren beni aralıksız olarak çok kötü insanlarla denedi. Neredeyse hep acıyla sınandım. Bitti şükür. Şimdi bu; canım kocam, ben ve toraman kedimizin bulunduğu ufak aileme, o bal lokmasını istiyorum. Zamanı geldi, hatta biraz geciktim bile. 

Bir süredir kendisine hazırlanıyorum. 1 senedir düzenli olarak spor yapıyorum. 3 ay önce tüm sorunlu dişlerimi tedavi ettirdim. Yeni bir ağız yaptırdım denebilir. Çocukluğumdan beri envai çeşit hastalık geçirdiğim ve çıldırmış gibi ilaç kullandığım için ağzımda diş kalmamış. 1 aydır folik asit alıyorum. Kilo vermeye çalışıyorum, iki kiloyla başardım ama hedeflediğim kiloya asla inemeyeceğim sanırım. 

Allah bu hipotiroidin belasını versin. Gerçekten versin. Teşhisimin konulduğu ilk gün, elinde tahlil sonuçlarımı tutan doktordan şunu duydum ilk cümlesinde. “Senin çocuğun olmaz!” Beynim yandı, gerçek anlamda yandı. Kafatasımdan hissediyordum o sıcaklığı. “Efendim?” dedim ama gerisinde söylediği şeyleri hatırlamıyorum. Ablamı gönderip sonra ne ilacı kullanacağımı, nasıl yapacağımı sordurdum. O an dünya durdu benim için çünkü. Ne olmaz, nasıl olmaz, tamam; hemen yarın çocuk yapacak değilim ama nasıl ya? Ne dedi bu adam? Tahlil sonuçları nasılmış, hormonlarım hızlı mı, yavaş mı çalışıyormuş, ameliyat mı lazımmış; eve geldiğimde bunların hiçbirini bilmiyordum. Eve nasıl geldiğimi de bilmiyordum gerçi. Öylece, yüzüme, pat diye… “İlaçla biraz kontrol altına alacak, 3 ay içinde olmazsa ameliyat olman gerekiyormuş. Bu hale gelene kadar neredeydin, bu sonuçlar çok kötü!” dedi ablam. “Çocuğun olmaz” dedi, diyebildim sadece. Onun sessizliği daha da sinirimi bozdu. “Böbreklerini çürütür, dişlerin dökülür, kalp/sinir hastası olursun, cildin hep çatlar, kanar” dese, hepsi aynı anda olacak bile olsa; o yaşattığı şeyin, çeyreğ kadar bile etkileyemezdi beni. 

İlaca başladım, 3 ay sonra da gitmedim. Başka bir doktor, ömür boyu kullan; bir sorun yok dedi. Ama o ilki, benim fitilimi ateşledi. Ben nasıl iflah olacaktım? Takip eden senelerde her yolu denemeye, çaresizlikten her lafa kulak vermeye başladım. O kadar korkuyordum ve tedirgindim ki, mantığım bu saçmalıklara dayanamarak sanırım bir kepenk indirdi. Kendisini uzun bir süre görmedim. Geçen yaz bir beyinsizin aklına uyup ekstra bir beyinsizlik yaparak, aldığım ilacı kestim. Başka bir yöntem önermişti çünkü. Yöntemini yırttığım! Bir ay sonra ayakta duramayacak hale gelince, en yakındaki özel hastaneye koşup bir tahlil daha yaptırdım. Durumu anlattım doktora. Gebelik düşündüğümü, ondan evvel falan yalan şeklinde olursa bu illetten toptan kurtulacağımı söylediklerine inandığımı, aptallık edip ilacı kestiğimi söyledim boynum bükük. “Çocuğun geri zekalı mı olsun istiyorsun?” dedi. Hep beni mi buluyorlar anlamıyorum ki. Arkadaş bunu usul, sakin, daha biçimli bir şekilde söylemenin yolu yok mu? “Gebelikte dozunu artırman bile gerekecek ki, zeka engelli olmasın.” Bu daha iyi. Cayır cayır yanan içime sıcak ama yine de bir damla su.

Bu vesileyle bebek yapım günlüğüme başladım. Gelecek hafta görüşmek üzere...

Züleyha

19 Mayıs 2014 Pazartesi

Melek'in Tüp Bebek Yapım Günlüğü — 11. Bölüm

Transfer kararlaştırıldığı gibi 09 Ocak 2014 günü yapıldı. Ama biraz öncesinde olanlardan bahsedeyim… 

O sabah 06:00’da çok şiddetli bir baş ağrısı ile uyandım. Sadece başımın sağında ve sağ gözümü delen bir ağrı. Bazen bu tür ağrılarım olurdu. 1-2 saat uyuyunca düzelirdi. Ama aynı zamanda sanki idrar yolları enfeksiyonu olmuş gibi yanma hissi ile sürekli idrara çıkma ihtiyacı duyuyordum. Transfer sırasında idrara sıkışık olunması gerektiği için bunu bünyemin stres nedeniyle yaptığını anladım. Ama engel olamıyordum. Hastaneye gidene kadar 0,5 litre, hastanede beklerken ise 0,5 lt su içtim. Zaten olan yanma hissi sürekli tuvalete gitmemi söylüyordu. Umarım 1 litre yeter diye düşünerek operasyon odasına girdim. Ultrasona baktılar ve yeterince idrara sıkışık olmadığıma karar verdiler. Zaten hep aklımı kurcalayan bir soru olmuştu. Oldu da birisi idrarını tutamadı, transfer iptal mi oluyordu? Olmuyormuş… 


Sonda takarak sıvı doldurdular ☹ İşte ondan sonra zaten olan yanmalar iyice arttı. Bana sürekli “sakın idrarınızı kaçırmayın” diye uyarıda bulunuyorlardı. Bu uyarı beni daha da strese sokmaya başladı. Doktor transfer öncesinde kullanmak için bana özel bir ilaç aldırmıştı. Önce bu ilaçla rahim içini yıkadı. Sonra transfer işlemine başladılar. Öncesinde adımı sordular. Bunu daha önce duymuştum. Embriyolarda bir karışıklık olmaması için soruyorlarmış. Doktor “ben hazırım” dedi. İçeriye adımı seslendiler. Sonra bir şey getirdiler. Heyecanımdan ekrana bakamıyordum. Transfer öncesi iki embriyo nakledileceğini konuşmuştuk. Ama aklımda yine bir sürü soru vardı. Ya o gün çözülürken biri bozulduysa, çözülmediyse… İki taneyi tek seferde naklettiklerini de okumuştum. Doktor ilk seslendiğinden sonra ekranda bir ışık gördüm. Ama korkumdan bu ne, diğeri nerede bile diyemiyordum. Bu arada sürekli bana “kendini rahat bırak, kasma, kalçalarını indir” gibi uyarı yapıyorlardı. En son midemde yanmalar başladı, nefesim daraldı… Bu arada bir daha doktor “ben hazırım” dedi. Ve adımı bir kere daha seslendiler ☺ Evet ikinci de gelmişti… 

Doktor işini bitirip kalktıktan sonra ekranda 2 tane ışığı gördüm ☺. Operasyon odasındaki herkes tebrik etti, inşallah hamile kalacaksın dediler… Hoca çok güzel yerleştirdi dedi doktorum. Yatağı getirip yanaştırdılar ve yavaşça beni oraya aldılar. Odaya götürdüklerinde yatağa 2 kat emici bez yerleştirdiler, idrarımı rahatlıkla yapmamı istediler. Belki 3-4 yaşımdan beri ilk defa yatağa kaçırdım ☺ Eşim bu duruma bir anlam veremedi, ama ona da açıkladılar. Sonradan idrar torbasını doldurdukları için yattığım süre boyunca tutmama imkan yokmuş… Yaklaşık 30-35 dakika dinlendikten sonra çıkabilirsiniz dediler. Önce eşimle gidip yemek yedik. Sonra eve gittik. Ama bu sürede benim baş ağrım çok şiddetlendi. Eve varınca hemen yattım. Ama elim ayağım donuyor, vücudum tir tir titriyordu. Üzerimi yorgan ve 2 kat battaniye ile örttük. Ayağıma sıcak su torbası koyduk. Ne uykuya dalabiliyordum, ne de titremem geçiyordu. En çok şuanda salgın olan grip olmaktan korktum. İlaç alamayacaktım. 

1-2 saat sonra lavaboya gidince birkaç pembe damla geldiğini gördüm. Bu durum da beni çok endişelendirdi ☹. Olmadı mı yoksa diye çok korktum. Hasta koordinatörüne mesaj atıp hem gribal durumu hem de bu lekelenmeyi sordum. Grip olursam sadece parol alabilirmişim. Bu tarz akıntılar transfer sonrası normalmiş. Yani en azından beni rahatlatmak için öyle dedi. Şimdiye kadar böyle bir akıntıyı yazanı görmedim. Sonuca göre karar vereceğim ☺ Akşam olduğunda titreme geçti, vücudum normale döndü. Sabahtan beri yaşadığım stres bünyemi şoka sokmuştu. Anladım ki, insan stres ile neredeyse kendini ölümün eşiğine getirebilir... Ertesi gün baş ağrım yine geçmemişti. Her ayağa kalktığımda daha da artıyordu. Adım attıkça sanki gözüm yerinden çıkacak gibi oluyordu. 

Akşam oldu yine düzelme olmadı. Bunun normal bir ağrı olmadığını düşünüp internetten arattım. Küme (Cluster) Baş Ağrısı denilen bir ağrıydı yaşadığım. Başın bir tarafında, özellikle göze vuran bir ağrı. Aynı tarafta burun tıkanıklığı da yapıyordu. Yoğun stres ile ortaya çıkıyordu. Özellikle uykudan kaldıran ağrılar oluyordu. Tüm belirtiler bana uymuştu. Ama işin kötüsü bu ağrının çaresi yoktu. Senelerce bu ağrıya derman arıyan insanlar forumlarda yazıyordu. Bir kişinin yoğun nefes alıp vererek ağrısını hafiflettiğini okudum. Gece cama çıktım, nefes alıp alıp verdim. Ağrı kesildi…. Belki zaten bitecekti, fakat bu vesile ile bir daha başıma gelirse hemen ne yapmam gerektiğini öğrendim. 

Sonraki 2 gün genellikle uzanarak dinlendim. Bir ara biraz etrafı toparlamak istedim. 1 saate yakın ayakta durdum. Sonrasında belim çok şiddetli ağrıdı. Yine dinlenme pozisyonuna geçtim. Transferin 4. günü aile hekimime gittim. Ona da bu ağrılarımdan bahsettim. Ağrıların gebelik için belirleyici olmayacağını söyledi. Genel olarak transfer işlemi sırasında batırılan iğneler nedeniyle bu tarz bel ağrıları olabilirmiş. Bana evde test yaparsınız herhalde dedi. Yok dedim. Kan testini bekleyeceğim. Kendimi ümitlendirmek istemiyorum. Şunun şurasında ne kaldı… 1 hafta ☺

İyi haberlerle görüşmek üzere...

Melek

16 Mayıs 2014 Cuma

Naz Kız'ın Hamilelik Günlüğü — 20. Hafta

Herkese Merhaba,

Geçen hafta günlük yazamadım, sanki aylar geçmiş gibi geldi bir an… 

Gördüğünüz gibi yolu yarıladık. Artık 20 haftalığız, bu hafta detaylı ultrasonumuz vardı. Azıcık daha cesaretli olsaydım, gitmezdim ama yemedi. Günümüzün her türlü kaygısı sarıp, sarmaladı ve gittik; oysa 2’li ve 4’lü testlerim iyi çıkmıştı ama işte ailede engellilik ve akraba evliliği geçmişi olunca, endişe büyüyor. Buna “şehirli endişesi” diyorum ben; bazen gereksiz yerlere varabiliyor. 

En son doktor randevumuz 1 ay önceydi; onu yazmıştım; o arada karnım büyümeye ve dahası tekmeleri hissetmeye başladım. Yalan söylemeyeceğim benim de içimden annelik hormonları fırmaladı; sadece tebessüm ettim. Muazzam bir duygu olduğu kesin; mümkünse eşim dışında da kimsenin karnıma dokunmamasını sağlıyorum; herkesin tutma refleksine alışamadım. Bazen babamın öpmeleri bile fazla geliyor. 18. Haftaya kadar fiziksel olarak gayet iyi gidiyordum ama ne olduysa sonrasında bir anda oldu; karnım bir anda çıktı; mideme baskı başladı; 1 haftada 1 kilo aldım; fütursuzca yedim; geceleri ağrıdan sızlandım; sağdan sola dönemedim. Sola yatma takıntısı beni uykularımdan etti ve aşırı bir depresyona girdim. Gerçekten hepsi 1 hafta içinde beni buldu ve acayip mutsuz bir hamileye bağladım. Bir de tansiyon ataklarım çok arttı. 

Aslında tansiyonum iyi, şekerim mi düşüyor bilmiyorum ama o an içim gidiyor ve uzanma isteği sarıyor. Sokaklardaysam kendimi bırakmayıp, dayanma yolları arıyorum; evdeysem hemen uzanıp, ayaklarımı dikiyorum. Bir süre sonra toparlıyorum. Bu hal de bu aralar arttı. Hepsi not defterimde; haftaya kontrolümde soracağım. Ellerim, ayaklarım biraz da havalardan şişmeye başladı, zaten hamile değilken de çok şişerdi; şimdi daha fazla. Reflü gibi midem, boğazım yanıyor. Mümkünse 12-13 saat uyuyorum; sonra da sırt ağrısından mızıklanıyorum. Ayaklarımın altı acıyor. Evet hepsi bir anda oldu ve beni düşürdü. Ama söz verdim; Pozitif bir hamile olacağım diye. Depresyonu bertaraf etmeye çalışıyorum. Yüzmeyi bırakmadım, iyi geliyor; haftada 2'ye çıkardım. Haftaiçi hergün yürüyemiyoruz ama haftasonu gayet başarılıyım. Ormana gidip, ormanda Padme Hanım, ben ve eşim huzura eriyoruz. 

Geçenlerde kayınvalidemin sessiz, sakin yazlığına gittik; eşime “durmak” istiyorum dedim. Bu benim çokca ihtiyaç duyduğum bir duygu halidir. Sağolsun kalktık, gittik. Kayınvalidem de oradaydı; bana şömine ortamları hazırlamış; öyle iyi geldi ki… bol bol temiz havada uyudum; sağlıklı beslendim, kumsalda yürüdüm; yağmurda sadece sesi dinledim. Güzel bir ekip olduk ☺ kimse kimseye dokunmadı ve ben sadece “durdum”. Kendimle, oğlumla konuştum; şükürler etmeye çalıştım; kendimi, bedenimi anlamaya çalıştım; kızgınlıklarımı düşündüm; öfkemin nedenlerini, tahammülümün neden hepten azaldığını, korkularımı, bebeğimizi, eşimi ve hatta köpeğimizi… hepsini idare edebileceğim bir yere koyup, İstanbul’a döndük. 

Hamile yogasına başladım; pilatesten sonra vücudum hemen kapanmış.. Oğlumla ilk aktivitemizdi; açıkcası zorlandım. Sanırım zamanla daha iyi olacak. sırada nefes eğitimi vardı; onun için de araştırmalarım sonucu Ayşe Öner’e gittim; bir ön görüşme yapıp, derdimi anlattım. O kadar keyifli bir sohbetti ki, başlamak için sabırsızlanıyorum. Normal doğumu destekleyen ve yardımcı olacak herkese açım; çünkü kime normal doğum istiyorum desem ( ablam dahil) dalga geçer gibi bakıyorlar; fütursuzca “Aaa deli misin, ne uğraşıyorsun” diyorlar. Bu beni gün geçtikçe daha da sinirlendiriyor; çoğuna da cevabım sert oluyor. Ayşe Hanım ile süreci konuştuk; inşallah başlarım haftaya diyordum ki; detaylı ultrason beni alaşağı etti. 

Doktorumun önerisi ile bu hafta Prof. Dr. Atıl Yüksel’e gittik. Anlatılanlardan süper bir tecrübe edineceğimizi düşünüyordum. Akşamki randevumuza gittik, akşam randevularını hiç sevmem aslında; doktor, hemşire herkes dahil yorgun olur, bir an önce dükkanı kapamak ister; burada da böyle bir telaş vardı sanki veya Atıl Hoca hızlı biriydi. Neyse yattım sedyeye, hoca geldi, başladık bakmaya. Tıbbi terimler ile hemşiresine not alacağı şeyleri söylüyordu; biz de aval aval baktık. Arada 3 boyutlu foto almaya çalıştı ama kordonu ve elleri yüzünün önündeydi ve acayip bir görüntü çıkıyordu ortaya. Istemedim 3 boyut falan, bakmak bile istemedim. Bir daha da açmadı sağolsun. Özeti şu; bebeğimizde çok şükür bir sıkınıtı yok. Kalbinde ufak bir parlaklık var; 100 bebekten 10’unda görülürmüş; doğumla gidermiş. Ancak plasenta doğumun başından beri rahim ağzındaydı ve hala öyleymiş. Sol rahim duvarına dayanmış, ucu da tam rahim ağzındaymış. Bunu doktorum bana başından beri söylüyor ama bir tehlike görmediği için bir uyarıda bulunmuyordu. “zamanla yukarı alır” diyordu. Acaba bu zamanla dediği bu beni görmediği 1 ay içinde miydi bilmiyorum. Atıl Hoca bütün rasyonelliği ile bana bu durumun yaratacağı hikayeyi anlattı. “26.hafta döneminde kanama olabilir, kanama olursa işi bırakıp, hastanede yatacaksın; sonra da evde dinleneceksin. Erken doğum olabilir; o yüzden bütün hazırlıklarını tamamla ve yeni doğan ünitesi iyi bir hastane bak. 28. Haftadan önce doğmaması gerekir yoksa yaşayamaz. Bu durumda vajinal doğum mümkün değil. Hamile yogasına gerek yok, tıbbi başarısı kanıtlanmadı zaten; yüzmeyi de abartma. Sosyal hayatına devam et ama dikkat et. Cinsel ilişki yasak değil, çünkü düşüğe sebep olup, olmadığı kanıtlanmadı ama kanama olursa asla…” Bunları dinlerken benim rengim ruhsarım atmış, eşim “sakin” diyor ama ben öfke bulutuyum. Dedim ki “Hocam okuduğum kaynaklar der ki, 26. Haftaya kadar plasenta aşağıda olabilirmiş, rahim büyüdükçe bebek kendini yıkarı alırmış, bu mümkün değil mi?, hem ablam 16. Haftasında kanama geçirdi, onun da plasenta çok düşük; 10 gün dinlendi; şimdi normal hayatına devam ediyor, bebek de kendini yukarı almaya başlamış, 23. Haftasında”. Vallahi ne cevap verdi bilmiyorum, çok net bir cevap olmadığı kesindi. Yani ben olasılığı öğrenmek istedim; “%50 üzeri kanama olur” dedi. Bunların hepsi varsayımmış; olması halinde beni bilglendirmek göreviymiş. Ama ben bittim tabi; 20 dakikalık muayneye de 650 TL verip, çıktık. 

Yok tutamıyorum kendimi salya sümük ağlıyorum. Rasyonellik abidesi eşim de “Bir şey yok, bak bebeğimiz iyi, sadece ihtimalleri söyledi” deyip durdu ama ben o duyguda değilim ki; hormonlar tavan, kaygılarımı yeni dizginlemişim; hop başa… neyse sokaklarda yürüyüp, biraz sakinleştik. Haftaya kendi doktorumla randevum var; benim için o ne derse, odur. Ama içimdeki deli yine de bu hafta yüzmeye, yogaya gitmedi. Kaygı işte, ha deyince gitmiyor ki… 

Ama bugün güzel bir hediye geldi bana; buyrun bu da son halim; bakalım dikkatli bakınca görebilecek misiniz? ☺ NOT: Gündem benim için yasaklı; eminim siz de çokca izliyor, dinliyor, kahroluyorsunuz. Hepimizin bildiğini yine yeniden dile getirmek istemedim. Sadece tüm vefat eden, onurlu işçilere başsağlığı diliyorum. Ailelerine sabır dileyeceğim ama sabretmesi çok zor ☹. Umarım hayırlı işler yapar ve bu güzel insanlara yardımı bırakmaz, hemencecik unutmayız…

Gelecek hafta görüşmek üzere...

Sevgiler, 

Nazlı

15 Mayıs 2014 Perşembe

Tuna'nın Tüp Bebek Yapım Günlüğü – Son

Merhaba, 

21 Nisan'daki dondurulmuş embriyoları transferini takiben tedavim ne yazık ki o çok istenen güzel sonuca ulaşamadı. Bu defa üzülmekten daha çok, başka 2 duygu hakim benliğime. İlki öfke. Kendime, şansıma, kendimi koruyamadığım stres faktörüne ve daha pek çok şeye daha... İkincisi ise rahatlama. Evet, doğru okudunuz. Bittiği için rahatladım ben. Günde bilmem kaç kez aldığım hormon haplarından kurtuluşuma ve bu kalbimi sıkıştıran bekleyişin, kendi kontrolümde olmayan bu durum karşısındaki çaresizliğimin bitmesine seviniyorum. Nihayetine erdi her şey. Yeni bir tüp bebek tedavisi lafını bile duymak istemiyorum. 

Dondurulmuş embriyolarımız da kalmadı bir yerde bizi bekleyen. Beynimi yiyen karıncalar yuvalarına dönmüş gibi.Neredeyse oh be diyeceğim. Bitti her şey. Burada yazmaya başladığım ilk günlük yazılarımda beni okuyanların nasıl etkileneceğini hiç düşünmeden tüm duygusal iniş çıkışlarımı kendimle, hayatla bu tedaviyle ilgili tüm korkularımı daha rahat yazabiliyordum. Son zamanlardaysa bunu o kadar kolay yapamıyorum. Çünkü okuyan kadınların benden etkilenip ne üzülmelerini ne de bu tip tedavilerden korkmalarını hiç istemiyorum. 

İlk tedavi öncesi ve sırasında yaşadığım google manyaklığını anlatamam size. Okuduğum onca saçma sapan şeyi beynime kaydetmişim. Yüzlerce forum, yüzlerce kadının çaresizliği, dayanağı olmayan görüşler, havada uçuşan kürler, tedaviler, yanlış yönlendirmeler, batıl inanışlar vs vs. Okuduklarımın çoğunlukla faydası olmadı. Korkularıma yenilerini ekledim daha çok. Ama Bebek Yapım Bakım Onarım'da iseniz burada kalın, öğrenecekleriniz bence çoğunlukla doğru olacak ve size iyi gelecektir. Her tedavi her süreç her kadın her gebelik farklı. Sizinkisi benim gibi olmayacak, çok güzel çok hayırlı olacak umarım. Sadece tedaviye başlamadan önce ruhen ve fiziksel olarak derbi maçına çıkacak futbolcular gibi hazırlanmanızı istiyorum sizden. Sinirlerinizi sağlamlaştırın, duygusal bağ kurabileceğiniz bir doktor ve ekip seçin. Eşinizin ve ailenizin tüm desteğini arkanıza alın ve gerçekten hazır hissettiğinizde başlayın. Kolay olmayacak ama sevilmek her düğümü çözer. Sevdiklerinizin size iyi gelmesine izin verin. Yeğenlerine çok aşık bir teyze ve hala'yım ben. 

Özellikle iki küçüğün resimlerini eklemek istedim çünkü bu son günlerde bile ağlarken videolarını açtığımda güldüğüm sevgiden içimin taştığı güneşim ve mavi gökyüzümle tanışın istedim. Çok hasretim onlara. Hem biliyor musunuz Mayıs sonu gibi yanlarına gitmeyi planlıyorum. Nefis bir Yunan adasında yaşıyorlar yaz boyu. Eğer gidebilirsem biliyorum bana daha iyi gelebilecek bir terapi büyük ihtimalle yoktur. 

Bu bir veda yazısı mı bilmiyorum. Bir süre için bu fikirden kendimi uzak tutmak istememe anlayış gösterirsiniz. Ama iyi haberlerinizi takip etmek istiyorum yine. İlk aklıma gelen, tabii ki sevgili Nazlı sağlıkla miniğine kavuşsun ben de sevmeye gideyim istiyorum. Yorum yazan arkadaşlarım Seher de aynı şekilde kavuşsun bebeğine, mutlu mesut inşallah. Deniz'in dondirik tedavisi çok iyi çok güzel gitsin ve iyi haberlerle ersin nihayetine. Sevgili Derya gönlünden geçene kavuşsun hayırlısı ile. Herkesi sayamadım biliyorum, yorum yazan, okuyan benimle sevinip üzülen herkese çok teşekkür ederim. Ve tabii ki sevgili Eren, sana da teşekkür ederim. Burada olmak çok güzeldi. 

Sevgiler, 

Tuna

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım