29 Haziran 2014 Pazar

Emel'in Tüp Bebek Yapım Günlüğü — 2. Bölüm

Merhaba Herkes,

İşi tıp doktorlarına bırakmış olmanın verdiği hafifliğin hikayesini ilk bölümde anlatmıştım. O hafiflik çok kısa sürmüş şimdi düşününce... En beğendiğim huyum bir işe başlarken onu planlamak ve zaman belirlemek-ti :) Bu iyi bir davranış gibi gözükse de bazı hallerde insanı yavaş yavaş bitirebiliyormuş. O yüzden artık sevmiyorum bu yönümü. 

Yaklaşık bir ay sonra muayene masasındaydım. Reglinin ikinci günüydü ve bu şartlarda ilk kez muayene olacağım için hem stresli hem heyecanlıydım. Muayene sonrası elimizde bir torba ilaçla eve geldik. İlk iğne, saat 20.00, banyodayım, eşim istersen ben yapayım diyor arada, sürekli başa sararak 1 2 3 sayıyorum, o kadar ağlıyorum ki gözüme dolan yaşlardan göbeğimi görmüyorum. Acıyacağından değil o yaşlar, "Bu ana nasıl geldik?" isyanı, dibine kadar isyan. İlk hamileliğimin mutsuz sonunda da çok isyan ettim. Allah inancı olan biriyimdir ama psikoloğa bile olur olmaz tezlerde bulunup isyan ettim. Ne zaman sonra kendi kendime toparladım ve o yoldan döndüm. Neyse, ilk iğne maceramız bol ağlamalı geçse de sonraki iğneler gözü kapalı yapıldı. 

Ancak ters giden birşeyler vardı. Doktorum dozu her üç günde bir arttırsa bile yumurta gelişimleri beklenen düzeyde değildi. OPU sonrasında 3 adet yumurta toplanmıştı ve sonraki gün gelen telefon iyi haberler getirmemişti. Embriyoloğun izahına göre biri zaten küçüktü işleme alınmadı, diğerinin içi boş çıktı, son umudumuz olan yumurta ise döllenme işlemi sırasında bölünmede bir sorun yaşayıp istenen yapıyı oluşturamadı. Yani oyunun ilk seviyesinde yandık. Başa döndük. 2 gün sonra doktorumuzla görüşme randevusu aldık. Neden böyle olduğuyla ilgili görüşmek istemiştik. Odaya girerken iyiydim ama çıktığımda bütün hayallerim gibi tükenmiştim. Doktorun dediğine göre, ilk hamilelikte yaşanan sorunda benzer problemlerden kaynaklanmış olabilirdi. 

İğneleri bırakacaktık, iğnelere tepkim iyi değildi. Ve bir kutu içindeki 10 hapla yola devam edecektik. Bunun öncesi rahim filmi istiyordu. Bu acil durum planıydı, beklemediği bir durumdu ve işe yaramazsa (benim sorumdu) onu o zaman düşünecektik. Tüm bu süreçten ailelerimizin hala haberi yoktu. Bir akşam annemi karşıma aldım ve süreci özet geçtim. Ben ondan destek görme beklentisiyle bunu paylaşmışken o 1-2 hafta durumu kabullenmedi. 2 hafta sonunda annemin psikolojik danışmanı olarak buldum kendimi =) Sırtını sıvazlarken “Burada bir yanlışlık var?” diye düşünüyordum. Neyse ki bir ayın sonunda durumu kabullendi ve “Belki ayağını üşütmüşsündür?” tarzı tezlerini bir kenara bıraktı. Annemden aldığımız tepkiyi baz alarak kayınvalidemlere bu durumu hiç açmama kararı aldık. Sorarlarsa doktora gidiyoruz diye konuyu geçiştirecektik. İkinci tedaviye başlamak için beklemek istemedik. İlk yenilgi bende hırs yapmıştı. Çekilen rahim filmi sonucunda bir sorun olmadığı için hızlıca ikinci kez yumurta geliştirme işine daldık. 

Haplarımı ilk 5 gün düzenli şekilde kullandım. Ve bir mucize oldu... Üç haneli rakamlarla satılan caanım (!) iğnelerimin yapamadığı folikülleri 9tl lik bir kutu hap yapmıştı =) 15 gün sonunda 6 adet yumurta toplandı ve 4 ü döllendi. Rahim iç zarı kalınlığının uygun olmamasından dolayı transfer için o ayı es geçtik ve embriyoları dondurttuk. Derken bir sonraki ay yoğun ilaç kullanımıyla rahim zarı kalınlığı alt sınırın biraz üstüne geldi ve transfer kararı alındı. Çözdürülen embriyolar gelişimlerine devam edecekler mi diye beynimizi yiyen iki günün sonunda bizi hastaneye çağırdılar. 3.gün transferi mi olsun yoksa 5.günü bekleyelim mi diye sordular. Buraya kadar geldiysek vardır bir hayır dedik, üçe beşe bakmaz Allah dedik, verecekse o verecek zaten bunların hepsi bir araç dedik ve yola girdik. Sadece 10 dk. sonunda 2 embriyo artık vücudumdaydı. İki embriyo transfer etmek doktorumun tercihiydi ve 4 ünü mü transfer etsek dese ona bile hayır diyemeyecek durumdaydık. Geriye kalan 2 embriyonun gelişimlerini takip edip tekrar donduralım dediler. Transferin ertesi günü aradıklarında beklenen blastokist gelişimini göstermediklerini ve işlemi iptal ettiklerini söylediler. 

Artık dondurulmuş ve kenarda bekleyen embriyolar yoktu, tutmazsa yine başa dönecektik. Bundan sonra geriye sadece 12 gün beklemek kalıyordu. İşten izin aldım, sadece 2 gün yattım sonrasında evde günlük işlerle haşır neşir oldum. Transferden önce kendime bir sürü ip almıştım. Bir battaniye örmeye başladım, rengarenk. Yazın pikniğe gittiğimizde bunu yere serecektik. İlmekler kafamı dağıtmama ve -gün saymayı bırak- saat saymaktan vazgeçmem için bahane oluyordu. Motifleri motiflere ekledim ve günler geçti. 12.gün pazartesiye geldiği ve işten tekrar izin alamayacağım için 10.gün olan cumartesi yine ilk hamileliğimin haberini aldığım hastanedeydim. O hastaneye belki de inadına gittim. Bir kere iyi haberi almıştık. Bankoda görevli ve iyi haberi bize veren çocuğun adı Ömer’ di. Oğlum olursa senin adını koyacağım demişti ona eşim. Kötü anıları silelim diye yine aynı hastanedeydik herhalde. Sanki hastaneyleydi savaşımız. Oydu benimle dalga geçen. Bende “Bak gördün mü seni yendim” diyecektim. Eşim Sanço Panza :) ile yeldeğirmenlerine karşı savaş açmışım haberim yokmuş. Bildiğin Don Kişot’ a bağlamışız durumu. Kan verdikten 2 saat sonra yine mail kutusu karşısında, açılan pencere ve anlamsız ama anlamı kocaman bir rakam… 2. Yeldeğirmeni kazanmıştı. Ben yine kaybetmiştim. 

3.bölümde görüşmek üzere, 

Sevgiler, 

Emel

2 yorum:

  1. O negatif sonucu almak hissi tuhaf bir his. Hastane ile ilgili aynı totem'i ben de yaptım :))) Hep negatif sonucu aldığım hastaneden değil başka bir hastanede testi yaptırdım, totem tutmadı :))

    YanıtlaSil
  2. sanırım üçüncü de test mest yaptırmayacağım. çatlamadan günümün geçmesini bekleyebilsem keşke ve birde böyle totem yapsam diyorum ama yazarken bile inanmadım kendime :D

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım