16 Mayıs 2014 Cuma

Naz Kız'ın Hamilelik Günlüğü — 20. Hafta

Herkese Merhaba,

Geçen hafta günlük yazamadım, sanki aylar geçmiş gibi geldi bir an… 

Gördüğünüz gibi yolu yarıladık. Artık 20 haftalığız, bu hafta detaylı ultrasonumuz vardı. Azıcık daha cesaretli olsaydım, gitmezdim ama yemedi. Günümüzün her türlü kaygısı sarıp, sarmaladı ve gittik; oysa 2’li ve 4’lü testlerim iyi çıkmıştı ama işte ailede engellilik ve akraba evliliği geçmişi olunca, endişe büyüyor. Buna “şehirli endişesi” diyorum ben; bazen gereksiz yerlere varabiliyor. 

En son doktor randevumuz 1 ay önceydi; onu yazmıştım; o arada karnım büyümeye ve dahası tekmeleri hissetmeye başladım. Yalan söylemeyeceğim benim de içimden annelik hormonları fırmaladı; sadece tebessüm ettim. Muazzam bir duygu olduğu kesin; mümkünse eşim dışında da kimsenin karnıma dokunmamasını sağlıyorum; herkesin tutma refleksine alışamadım. Bazen babamın öpmeleri bile fazla geliyor. 18. Haftaya kadar fiziksel olarak gayet iyi gidiyordum ama ne olduysa sonrasında bir anda oldu; karnım bir anda çıktı; mideme baskı başladı; 1 haftada 1 kilo aldım; fütursuzca yedim; geceleri ağrıdan sızlandım; sağdan sola dönemedim. Sola yatma takıntısı beni uykularımdan etti ve aşırı bir depresyona girdim. Gerçekten hepsi 1 hafta içinde beni buldu ve acayip mutsuz bir hamileye bağladım. Bir de tansiyon ataklarım çok arttı. 

Aslında tansiyonum iyi, şekerim mi düşüyor bilmiyorum ama o an içim gidiyor ve uzanma isteği sarıyor. Sokaklardaysam kendimi bırakmayıp, dayanma yolları arıyorum; evdeysem hemen uzanıp, ayaklarımı dikiyorum. Bir süre sonra toparlıyorum. Bu hal de bu aralar arttı. Hepsi not defterimde; haftaya kontrolümde soracağım. Ellerim, ayaklarım biraz da havalardan şişmeye başladı, zaten hamile değilken de çok şişerdi; şimdi daha fazla. Reflü gibi midem, boğazım yanıyor. Mümkünse 12-13 saat uyuyorum; sonra da sırt ağrısından mızıklanıyorum. Ayaklarımın altı acıyor. Evet hepsi bir anda oldu ve beni düşürdü. Ama söz verdim; Pozitif bir hamile olacağım diye. Depresyonu bertaraf etmeye çalışıyorum. Yüzmeyi bırakmadım, iyi geliyor; haftada 2'ye çıkardım. Haftaiçi hergün yürüyemiyoruz ama haftasonu gayet başarılıyım. Ormana gidip, ormanda Padme Hanım, ben ve eşim huzura eriyoruz. 

Geçenlerde kayınvalidemin sessiz, sakin yazlığına gittik; eşime “durmak” istiyorum dedim. Bu benim çokca ihtiyaç duyduğum bir duygu halidir. Sağolsun kalktık, gittik. Kayınvalidem de oradaydı; bana şömine ortamları hazırlamış; öyle iyi geldi ki… bol bol temiz havada uyudum; sağlıklı beslendim, kumsalda yürüdüm; yağmurda sadece sesi dinledim. Güzel bir ekip olduk ☺ kimse kimseye dokunmadı ve ben sadece “durdum”. Kendimle, oğlumla konuştum; şükürler etmeye çalıştım; kendimi, bedenimi anlamaya çalıştım; kızgınlıklarımı düşündüm; öfkemin nedenlerini, tahammülümün neden hepten azaldığını, korkularımı, bebeğimizi, eşimi ve hatta köpeğimizi… hepsini idare edebileceğim bir yere koyup, İstanbul’a döndük. 

Hamile yogasına başladım; pilatesten sonra vücudum hemen kapanmış.. Oğlumla ilk aktivitemizdi; açıkcası zorlandım. Sanırım zamanla daha iyi olacak. sırada nefes eğitimi vardı; onun için de araştırmalarım sonucu Ayşe Öner’e gittim; bir ön görüşme yapıp, derdimi anlattım. O kadar keyifli bir sohbetti ki, başlamak için sabırsızlanıyorum. Normal doğumu destekleyen ve yardımcı olacak herkese açım; çünkü kime normal doğum istiyorum desem ( ablam dahil) dalga geçer gibi bakıyorlar; fütursuzca “Aaa deli misin, ne uğraşıyorsun” diyorlar. Bu beni gün geçtikçe daha da sinirlendiriyor; çoğuna da cevabım sert oluyor. Ayşe Hanım ile süreci konuştuk; inşallah başlarım haftaya diyordum ki; detaylı ultrason beni alaşağı etti. 

Doktorumun önerisi ile bu hafta Prof. Dr. Atıl Yüksel’e gittik. Anlatılanlardan süper bir tecrübe edineceğimizi düşünüyordum. Akşamki randevumuza gittik, akşam randevularını hiç sevmem aslında; doktor, hemşire herkes dahil yorgun olur, bir an önce dükkanı kapamak ister; burada da böyle bir telaş vardı sanki veya Atıl Hoca hızlı biriydi. Neyse yattım sedyeye, hoca geldi, başladık bakmaya. Tıbbi terimler ile hemşiresine not alacağı şeyleri söylüyordu; biz de aval aval baktık. Arada 3 boyutlu foto almaya çalıştı ama kordonu ve elleri yüzünün önündeydi ve acayip bir görüntü çıkıyordu ortaya. Istemedim 3 boyut falan, bakmak bile istemedim. Bir daha da açmadı sağolsun. Özeti şu; bebeğimizde çok şükür bir sıkınıtı yok. Kalbinde ufak bir parlaklık var; 100 bebekten 10’unda görülürmüş; doğumla gidermiş. Ancak plasenta doğumun başından beri rahim ağzındaydı ve hala öyleymiş. Sol rahim duvarına dayanmış, ucu da tam rahim ağzındaymış. Bunu doktorum bana başından beri söylüyor ama bir tehlike görmediği için bir uyarıda bulunmuyordu. “zamanla yukarı alır” diyordu. Acaba bu zamanla dediği bu beni görmediği 1 ay içinde miydi bilmiyorum. Atıl Hoca bütün rasyonelliği ile bana bu durumun yaratacağı hikayeyi anlattı. “26.hafta döneminde kanama olabilir, kanama olursa işi bırakıp, hastanede yatacaksın; sonra da evde dinleneceksin. Erken doğum olabilir; o yüzden bütün hazırlıklarını tamamla ve yeni doğan ünitesi iyi bir hastane bak. 28. Haftadan önce doğmaması gerekir yoksa yaşayamaz. Bu durumda vajinal doğum mümkün değil. Hamile yogasına gerek yok, tıbbi başarısı kanıtlanmadı zaten; yüzmeyi de abartma. Sosyal hayatına devam et ama dikkat et. Cinsel ilişki yasak değil, çünkü düşüğe sebep olup, olmadığı kanıtlanmadı ama kanama olursa asla…” Bunları dinlerken benim rengim ruhsarım atmış, eşim “sakin” diyor ama ben öfke bulutuyum. Dedim ki “Hocam okuduğum kaynaklar der ki, 26. Haftaya kadar plasenta aşağıda olabilirmiş, rahim büyüdükçe bebek kendini yıkarı alırmış, bu mümkün değil mi?, hem ablam 16. Haftasında kanama geçirdi, onun da plasenta çok düşük; 10 gün dinlendi; şimdi normal hayatına devam ediyor, bebek de kendini yukarı almaya başlamış, 23. Haftasında”. Vallahi ne cevap verdi bilmiyorum, çok net bir cevap olmadığı kesindi. Yani ben olasılığı öğrenmek istedim; “%50 üzeri kanama olur” dedi. Bunların hepsi varsayımmış; olması halinde beni bilglendirmek göreviymiş. Ama ben bittim tabi; 20 dakikalık muayneye de 650 TL verip, çıktık. 

Yok tutamıyorum kendimi salya sümük ağlıyorum. Rasyonellik abidesi eşim de “Bir şey yok, bak bebeğimiz iyi, sadece ihtimalleri söyledi” deyip durdu ama ben o duyguda değilim ki; hormonlar tavan, kaygılarımı yeni dizginlemişim; hop başa… neyse sokaklarda yürüyüp, biraz sakinleştik. Haftaya kendi doktorumla randevum var; benim için o ne derse, odur. Ama içimdeki deli yine de bu hafta yüzmeye, yogaya gitmedi. Kaygı işte, ha deyince gitmiyor ki… 

Ama bugün güzel bir hediye geldi bana; buyrun bu da son halim; bakalım dikkatli bakınca görebilecek misiniz? ☺ NOT: Gündem benim için yasaklı; eminim siz de çokca izliyor, dinliyor, kahroluyorsunuz. Hepimizin bildiğini yine yeniden dile getirmek istemedim. Sadece tüm vefat eden, onurlu işçilere başsağlığı diliyorum. Ailelerine sabır dileyeceğim ama sabretmesi çok zor ☹. Umarım hayırlı işler yapar ve bu güzel insanlara yardımı bırakmaz, hemencecik unutmayız…

Gelecek hafta görüşmek üzere...

Sevgiler, 

Nazlı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım