27 Şubat 2014 Perşembe

Naz Kız'ın Hamilelik Günlüğü — 9. Hafta

Herkese Merhaba,

2 hafta önce Cuma günü lekem gelmiş, doktorum Progestan ilacına başlatmıştı. O günlerden bugüne gelen miniği kaybetme endişesi de beni sarıp sarmalamıştı. Progestanı 200 mg sabah, akşam aldım ve tam anlamıyla yamuldum. Sabahki dozdan sonra öğlen gibi baş dönmesi ve şiddetli bir sersemlik ile birkaç saati zar zor geçirir oldum, öğle yemeğinden sonra yarım saat bile olsa uyumazsam dünyanın sonu gelecekmiş hissi kapladı. Akşamları ise aynı etkiyi yapmadı, uyku delisi ben artık hiç uyuyamıyordum ve hala uyuyamıyorum, sürekli uyanıyorum, çok kalitesiz uyuyorum. Akşamları öyle hamişler gibi devrilip, yatmıyorum, yatamıyorum; koltuk batıyor, yatak batıyor. Tansiyonum çok fazla düşüyor, peşinden de baş ağrısı geliyor. Ama bunları meşrulaştırıp, mızmıza bağlamamak için hemen camı açıp, soğuk havayı içime çekiyorum; halim varsa eşimle ve Padme Hanım’la sahile inip, yürüyüş yapıyoruz. Mide bulantılarım varla yok arası, aç kalırsam bulanıyorum ama haricinde kokuya, yemeğe, ota, böceğe, havaya bir alerji geliştirmedim çok şükür… 

Gelelim bu haftaki doktor kontrolümüze… Çok şükür büyümüşüz, sırtımız oluşmuş, el ve ayaklar nokta kadar ama gelişiyor. 2,5 cm olmuşuz, kalbimiz de 164 atıyordu… İki kere de hareket edip, bize selam verdi minik. Gerçekten akıl almaz bir olaymış… içimde hareket eden, kalbi atan bir minik var ve ben onu fiziksel olarak aslında hiç hissetmiyorum; paralel bir yapı varsa o da budur. Ama herşey yolunda ya daha ne isterim; böylece de geçen haftaki endişelerime çoğunlukla bir son verdim. Doktoruma hazırladığım sorularımı ilettim; ilki aylardır içtiğim Hayıt Otu Ekstraktını içip içemeyeceğimdi; “artık içme” dedi. Yüzme ve yürüyüşlere başlayabilirmişim. 

2 hafta öncesine göre kilo almamışım, toplamda 12 kilo almamı istiyor doktorum. Normal doğum için de önemli bir unsur dedi. Öfkemden bahsettim, “ilaç içemeyeceğimi biliyorum ama öfkemi yenemiyorum” dedim. O da bana hormonal olarak yükseklerde olduğumu ama böyle diye öfkeyi haklı görmemem gerektiğini söyledi ve “çok didikleme” dedi. Bu oldukça ağrıma gitti. Didiklediğimi bilirim ama bunu karşıdan biri söyleyince kızıyorum nedense. Ama hep diyorum ya, doktorumu seviyorum ve ne demek istediğini anlıyorum, haklı! Çokca haklı… vallahi geçen haftadan beri Google'a veda ettim, hiçbirşeye bakmıyorum; sorum olursa doktoruma sorarım diyorum, baktım içinden çıkamıyorum siz varsınız... Bir de dedi ki “bedenin ne yapması gerektiğini biliyor, sen akışa bırak, sağlıklı beslen, sürekli hareket et ve didikleme” oppsss bedenimi benden ayrı birşey olarak düşüneceğim hiç aklıma gelmezdi, artık ben, minik ve bedenim var. 
Hergün minikle konuştuğum kadar, bedenimle de sohbet muhabbet tutturmalıyım sanırım. Bakalım bu sınavdan nasıl çıkacağız? Geldik beni yıllardır yoran soruya… Annem ve babamın sağır ve dilsiz olduğunu ikinci yazımda yazmıştım. Ben 2. Çocuğum; nedense küçüklüğümden beri 2. Çocukta riskin daha fazla olduğu bilgisi kafama kazınmış ve ben bu korkuyla büyümüştüm. Eşime de hep söylerdim; “engelli olma ihtimali var” diye. O da bana “yani?” der. “düşünsene, bize ait, bizim kanımızdan, canımızdan olacak” der. Oysa ben engelli bir ailede büyümenin zorluğunu yaşamış biri olarak bunu çokca düşünürüm ki sağır ve dilsizlik bana göre en yaşanabilir engelli halidir. Ve gerçekten bu gerçeklerine ragmen dünyanın en muhteşem, mutlu, güleryüzlü anne babasına sahibim. Onlardaki vicdan duygusu, sevgi, paylaşım, özgüveni ömrü hayatımda kimsede görmedim. Doktoruma sordum, “engelli olduğunu ne zaman anlarız?” diye… “anlayamayız” dedi. “Sağır dilsiz ve kör olup olmadığını bilemeyiz” dedi. Eşim de şaşkın gözlerle bana baktı. “Nereden çıktı bu” der gibi... Çünkü hiç konuşmuyoruz, açıkcası aklıma da gelmiyor ama o gün geldi ve sordum. Belki bu hafta Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği’ne yaptığım ziyaretin etkisi vardı, bilmiyorum. Sonuçta hayatımın bir gerçeği ama eşim çok net… “O bizim, bize ait; nasıl olursa olsun” diyor. Ama ben daha temkinliyim. 

Bazen içimden güçlü kadın çığlık atıyor ve herşeyi göğüslerim gibi geliyor, bazen böcek gibi hissediyorum; her an birilerinin ayağının altında ezilebilecek… Sonra aklıma eşimin hep anlattığı hikaye geliyor… Eşimin kuzeni Ankara’da yaşıyor, ODTÜ’de okuyordu ve çok iyi bir yüzücüydü. Dünya yakışıklısı ve başarılı bir genç adam. Bir yaz tatilinde havuza atlıyor ve burnuna su kaçıyor; bu da basınç yapıyor ve omurgadaki C5 C6 kemikleri parçalanıyor ve boynunda aşağısı felç oluyor. Doktorlar “yaşamaz” demiş ama kayınpederim Almanya’dan doktorlar getirtip, hayata döndürmüş. Bugün kazadan 20 yıl geçti, ellerini oynatabiliyor, hayata bağlı, neşeli bir adam. Eşim de diyor ki “sağlıklı doğup, böyle de olabilir, bilemeyiz…” Böyle düşününce haklı tabii ama bazen korkuyor insan. Sonra Gülden gibi anneleri okuyunca, bir güç geliyor yine bana, “yaparız be” diyorum... 

Diğer sorumuz doğumun nerede, nasıl olacağı idi. Bu soru için çok erken ama bir sağlık sigortası acentasından büyük bir gol yiyip, yıllarca en üst seviyeden prim ödeyip, bir günde bütün haklarımı, onlar öyle istediği için kaybettiğimden, yeni acentamın limiti çok düşük. Doktorum klinik doktoru, onun bir ücreti var, bir de hastane tabi. Bu arada eşimin aklında sürekli “evde doğum” var. “yapabilir miyiz?” diye sorup duruyor. Bu evimizde çok zor olacağı kesin, acı eşiğim de çok düşüktür, iğne batsa bayılırım, ihtimal vermiyorum. Ama bazen içimden çıkan o güçlü kadın hepimizi şaşırtıyor. Sanırım eşim de ona güveniyor. Doktorumuz bize cuzzi de olsa bir indirim yaptı, hastane önerileri de hep A sınıf hastaneler oldu. Eşim de madem cebimizden veriyoruz, en sorunsuzu olsun diyor. Ama bu hep iyi senaryo; aksi durumlarda küvez, yoğunbakım gibi durumlar doğarsa, bu özel hastanelerde bunu hayatta karşılayamayız. Hastaneler müşteri toplamak için olsa gerek, doğum paketleri çıkarıyormuş, doktorumuz birkaç kişi önerdi, bu hafta onlarla konuşacağım. Bir anda önceliğimiz bu konu oldu. Doğumu nerede ve nasıl yapacağım? Nasıl kısmı için cidden erken; gönlümde normal doğumdan başkası yok ama etrafımda da binbir farklı sebeple normal diye başlayıp, sezeryana dönen çokca kadın var. En kötü epidural normal yapıyorlar, ben onu da istemiyorum ya umarım bedenim ve bebeğim beni duyar, hisseder… 

Tüm bu gelişmelerin dışında bu hafta beni çokca üzen bir konu oldu. Haberlerde görmüşsünüzdür, başarılı iş kadını sokak ortasında kayınpederi tarafından silahla vurularak, öldürüldü. O sokak, o köşe annemlerin sokağı, eşim ve benim sıklıkla yürüyüş rotamız. Doğma büyüme Emirgan’lıyım, ömrü hayatımda böyle birşey yaşanmadı bu sokaklarda. Kamera görüntülerini de seyrettim, kahroldum. Rahmetli Yankı Hanım’a o kadar üzüldüm ki… Eşime “o gece oradan geçseydik, kurtarır mıydık?” diye sordum. Hep bunun hayalini kuruyorum ama eşim de ben de çok fevri ve saklanmak yerine, adamın üstüne atlayacak tiplerden olduğumuzdan o da “muhtemelen biz de ölürdük” dedi. Sonra o lanet kayınpederi gördüm, 77 yaşında, konuşamıyor bile.... Hapse girdi ama neye yarar, ne kadar ömrü kaldı ki? Ama 42 yaşında birinin canını aldı. Çok taktım, çok üzüldüm. Ablam bana çocukluğumdan beri “çok üzülme” der. Duygularımı yoğun yaşarım ama bu çokca üzülünecek bir konu. Artık o sokaktan yürümek istemiyorum ama mecburum. 

Kimsenin kimsenin yaşama hakkını elinden almadığı, ahlaksızlığın savunulmadığı, yalancılığın marifet olmadığı, saygısızlığın hak görülmediği, okuyan, anlayan, dinleyen, araştıran bebelerin bu güzel ülkeyi sarıp sarmalaması ümidiyle… 

Haftaya Görüşmek Üzere 

Sevgiler,

Nazlı

8 yorum:

  1. Naz hep pozitif kalmaya calis, biraz kendini dinle, guzel olacak hersey tadini cikar her gun ayri bir mucizeye sahitlik ediyorsun, eminim cok guzel cok saglikli bir bebegin olacak <3 sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkürler, zaman geçip, bebişin varlığını hissettikçe rahatlıyorum çok şükür...

      Sil
  2. Amin Nazlım, amin. Bu kadar şeyi aynı anda düşünme, yavaş yavaş ilerle. Her şey güzel olacak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ahh nerdee? kafa makina gibi çalışıyor ama deniyorum, artık daha iyiyim.

      Sil
  3. Nazlı, Progestan cok zorluyor çok. Bu inişler çıkışlar çoğunlukla ondan, yakında geçecek, söz sana . Bu kadar endişeyi yaratmakta hiç zorlanmayan zihnin için bir şeyler düşünmeliyiz. Bu kadar algıları açık, duygusal zekası zirve yapmış biri için düşünce değirmenini tersine çevirmeye çalışmak ne güzel olurdu. ''Ben ve miniğim çok şükür iyiyiz, okuyoruz geziyoruz çalışıyoruz yürüyoruz, o yerinde güvende ve sağlıklı..'' Osho da öyle diyor mutlu olmak daha zor ! Zihin hep kolay olana endişeye kaçmak istiyor. İzin verme! Evet, adil olmayan çok şey var. Ama sen, bizler, ileride miniğin, minikler değiştirecek dünyayı biraz daha iyiye doğru. İçindeki bu büyük enerjiyi sonuna dek olumlu şeyler için kullansan ileride Allah muhafaza bebek bezini sırf düşünce gücüyle değiştirebilirsin, ben sana inanıyorum. Hamilelik en doğal ve aynı anda en sıradışı deneyim. Lütfen bu ayları güzel daha keyifli geçir.
    Yoksa paralel yapın olacağım, müdahale edeceğim, manşet olacağız :)) Miniğin cici teyzesi destan yazdı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hahahaha tamam korkuyorum senden miniğimin teyzesi:)

      Sil
  4. paralel yapı lafınıza çok güldüm :) polikisytik over yüzünden ilk hamileliğimde bana da progestanı bastılar horuk horul uyudum (başka bir sıkıntısı olmadı) ikincide progestan alanlarla almayanların düşük oranı aynı dediler ilaç vermediler. ben progestansız da horul horul uyudum... saracak yer arıyorsan doğumdan sonrasına sarmak bebek bakımı okumak isabetli olabilir! sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bende uyku yapmadı çok fazla ama halsizlik çok var. artık daha iyiyim. google.a veda ettim ama güzel kitaplar okuyorum, tavsiye için tşekkürler

      Sil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım