17 Şubat 2014 Pazartesi

Derya'nın Bebek Yapım Günlüğü — 37. Bölüm

Canım BYBO, yeniden merhaba! 

Bugün benim doğumgünüm. Ne seneydi be! Hayatımda bir çok ilkleri yaşadığım bir yıldı benim için. İlk defa otuz yaşındaydım meselâ. Ilk defa „hasta olma“nın ne demek olduğunu idrak ettiğim, bu nedenle de sağlığın ne büyük bir hediye olduğunu farkettiğim bir yıldı. Hep başkalarına vermekten kendime kalmadığımı farkettiğim, biraz „egoist“ olmanın alıştırmalarını yapmaya karar verdiğim bir yaştı. İlk defa gözlerimin kenarlarında –neyse ki güldüğüm zaman oluşan- kırışıklıkları farkettim. Bu sene sevdiğim adamla bir kez daha evlendim. Hayallerimdeki gibi tropik bir adada, kumsal gelini oldum. Ve ilk defa artık büyüdüğümün, hatta ve hatta inanması zor ama, yetişkin olduğumu hissettiğim bir yaştı otuz; hâlâ genç ve enerjik ama aynı zamanda „büyüklerin“ sahip olduğu sorumlulukları taşımak zorunda kalan biri olma yolunda ilerledim. 

Bu yaşımda sevgilimle bir bebek sahibi olmanın planlarını kurduk ve bunu dile getirdik. Bununla kalmadık, her gün hayallerini kurduk. Hatta sırf bunun için evimizi baştan yarattık. Kendim için önemli kararlar aldığım ve uyguladığım bir yıldı geride bıraktığım. Çok zorlandığım, altında ezildiğim ama başardığımda gurur duyduğum şeyler uyguladım hayatımda. Kendi isteğimle herkesin kolay kolay yap(a)mayacağı bir şey yaptım; „sağlıklı bir bebek için önce sağlıklı bir anne“ diyerek, geçmişin üzerimde yarattığı tozları silkelemek üzere psikosomatik kliniğe yattım. Çok da iyi yaptım. Orada çok ama çok şey öğrendim. (Bunları önümüzdeki haftalarda sizlerle de paylaşacağım.) 

Hayat bana bu sene her şeyin benim planlarıma uygun yürümeyeceğini gösterdi. Ben ne kadar planlarsam planlayayım, hayatın benim adıma daha büyük veya daha başka planları olduğunu gördüm. Bu sene bir bebek yapamadık belki ama, ertelediğimiz bu zamanı kendimi geliştirmek için kullandım. Önüme çıkan hemen her şeyi, daha bilinçli ve kendini bilen bir insan, eş ve anne olabilmek için kullandım. 

Kendi bebeğimiz olmasa bile ailemize yeni bir üye kattık bu sene; köpek annebabası olduk önce. Kendimiz için büyük bir sınavdı bu. Çok zorlandığımız zamanlar oldu baştan. Ama şimdilik tüm o sınavlardan geçmiş görünüyoruz. Joy kızımıza her baktığımızda memnuniyet ve sevinçle parlıyor gözlerimiz. „Dünyanın en mükemmel köpeği bizimki!“ diyoruz birbirimize, her şeyden memnun. Bizi ve sabrımızın sınırlarını zorladığı, cinnetin kapısından döndürdüğü, geri vermemizi düşündürdüğü zamanlar çoktan geçmişte kaldı. Artık o bizim ailemizin bir parçası. Artık annebaba olmaya daha çok hazırız. Sevgilimin ne kadar çalışkan, sabırlı ve sevgi dolu bir adam olduğunu bu sene daha çok anladım. Ben, aylarca hiç kıpırdamadan hasta yattığımda, yirmi kilo aldığımda ve çekmek zorunda olduğum ağrılar yüzünden kendim çekilmez olduğumda bana olan sevgisinin bir gün bile azalmadığını gördüm. Birbirimize sadece iyi günler için değil, gerçekten kötü günler için de söz vermiş olduğumuzu bana gerçekten kanıtladı. Ve ben; kendim, onun ve son nefesimize kadar sürmesini umut ettiğim ailem için elimden gelenin de iyisini yapmaya çalıştım. Hastalığa teslim olmadım, yenilmedim; iyileşme ve düzgün bir hayat yaşama isteğim çok daha güçlüydü her zaman. Önce bedenimi, sonra da ruhumu iyileştirmeye uğraştım. Bu sene, kendimi daha iyi tanıdığım bir sene oldu benim için. Aslında sandığım kadar güçsüz olmadığımı yeniden hatırladığım, kendime olan umutlarımı yeniden yeşerttiğim bir yaştı. Mutlu ettikçe mutlu olduğumun farkına vardığım, fakat iç enerjimi dışarı vermeden önce kendime yetecek kadar bir kenara ayırmam gerektiğini öğrendiğim tecrübeler edindim. Olaylara daha önce bakmadığım şekillerde bakmayı öğrendim. Bu sene, bir çok kere öyle hissetmiş olsam da aslında yalnız olmadığımı tekrar ve tekrar gördüm. Bu, sanırım en çok ihtiyacım olan şeydi. Buna rağmen bu gerçeği çoğu zaman unuttum. 


Hayalimiz
Bu sene en sevdiğim cümle „Hepsi geçecek.“ti. Hatta bunu duymaya o kadar çok ihtiyacım oldu ki, Türkçe bilmeyen sevgilime öğrettim ve bana kendimi kötü hissettiğimde sık sık tekrarlamasını istedim. Zor zamanların geçeceğini sıkça duyup güç toplamak istedim. Klinikteki psikoterapistimle olan son konuşmamda „Şimdi iyi ama başıma kötü bir iş geldiğinde onunla nasıl baş edeceğimi, ne tepki verebileceğimi bilmiyorum.“ demiştim. Aldığım cevapsa, „Öyle bir durumda şu anda olduğu gibi yine profesyonel bir yardım alabilirsin.“ oldu. Doğru ya! DNA`ma işlemiş sanki „her şeyi tek başına yapmak zorunda olmak“, „her şeyle yalnız başına mücadele etmek zorunda kalmak“ hissi. Birilerinin bana yardım edebileceğini, yardım isteyebileceğimi aklıma bile getirmiyorum çoğu zaman. Ama bunu bu sene çokça, sevdiğim adam, hayat arkadaşım, biricik sevgilimden ve her daim destek aldığım sizlerden tecrübe ettim; etmeye de devam edeceğim. Yalnız değiliz aslında, hiç birimiz. Klinikteyken bunu daha da iyi anladım. Neredeyse oradaki herkes aynı şeyi düşünüyordu; en büyük ortak noktamız buydu: bize kimsenin yardım edemeyeceğini ya da bizi kimsenin anlayamayacağını düşünmemiz… Ama yanılıyorduk hep birlikte. Çözümü öğrendik; bu düşünce şeklimizi nasıl değiştirebileceğimizi ve bunun için neler yapabileceğimizi, içine düştüğümüz boşluktan nasıl çıkabileceğimizi ve daha bir çoklarını öğrendik. İyi geldi. 

Önümüzdeki yıla bakmam gerekirse, gördüklerim ya da görmek istediklerim çok güzel. Geçtiğimiz hafta da sevgilimin doğumgünüydü. Ona, bu yaşında neler yaşamak istediğini sordum ve bununla ilgili küçük bir liste yapmasını istedim. Şunları yazmış: 35. yaşım için; 

- Ailemle birlikte mutlu ve sakin bir yaşam, 
- Ailemize katılacak yeni bir üye, 
- Evimizin hayallerimizdeki gibi olmasını, 
- Hayal ettiğin ve seni mutlu edecek mesleği yapmanı, 
- Ve daha senelerce bir sürü doğumgününü birlikte kutlamamızı diliyorum.

Bense; 
- Sağlıklı olayım, sağlığım bozulmasın, 
- Geçtiğimiz sene aldığım kiloları hoppadanak geri vereyim, 
- Sevgilime her baktığımda gözlerinin içindeki ışıltıları görebileyim, 
- Hayırlısıyla içime ikimizden bir mucize tutunsun ve sağlıkla aramıza katılsın, 
- Beni mutlu eden mesleğimi yapayım, 
- Huzurumuz, mutluluğumuz bozulmasın. 

Sevgili Eren, 

Sana gönülden teşekkür ederim, her şey için. Senin bana olan sabırlı tavrın sayesinde BYBO`daki en kıdemli yazar seviyesine eriştim. Bebek yapım günlüğüne başlayıp da bunca zaman yapımın hazırlık aşamasında bulunan başka biri daha görülmemiştir herhalde. Yine de bir gün bile vazgeçmedin benden. (Gözler buğulanır.) Ben kendimden vazgeçtiğimde bile sen vazgeçmedin. Sen, desteğin, özenle kurduğun blogun ve grubun olmasaydı bu uzun ve benim için zorlu yolculuğun bir yerlerinde kesin takılıp kalmıştım. İyi ki kesişmiş yollarımız. 

Blog dünyasına yeni girdiğim haftalarda karşılaştım blogunla. Sene milattan önce 2012, mevsimlerden güz. Bebek yapmayı istediğimi öğrendiğinde bu güzel blogta yazmak isteyip istemediğimi sormuştun. Ben şaşkaloz, o soruyu haftalar sonra görüp şok geçirmiştim. Hemen atlamıştım tabi ki „Çok isterim.“ diye... Henüz eski yüzü olan, amatör blogumu ziyaret edip „Tamamdır bu iş.“ dedin. Sevgilim uyuyordu bu haberi aldığımda. Nasıl hoplaya zıplaya atlamıştım uyuyan sevgilimin üzerine çığlık çığlığa. Uyku sersemliğiyle neler olduğunu anlayamamıştı. Bebek yapmaya karar vereli henüz bir iki ay olmuştu. 

Arzu`nun hemen ardından başladım günlüğü tutmaya. Her şey güzel olacak, bir iki yazıdan sonra hoppala hamile kalacağım sandım. Gerçi 37. bölümdeyiz, hâlâ öyle sanıyorum. Ama kolay değilmiş bu işler. Bebek yapmak, dünyada en çok düşünülmesi ve hazırlanılması gereken şeymiş. Bu yolculuğum boyunca bana bir çok kişi „Bebek plana gelmez, yapıvereceksin çok düşünmeden.“ dedi. Bu ve buna benzer cümlelerle her karşılaştığımda sırtımdan önce kaynar, sonra soğuk sular döküldü. Kimse kusura bakmasın ama ben dünyaya hiç düşünmeden bir can getirebilecek kadar kör cesur değilim. Hem doğurması dünyanın en kolay (!) işi. Asıl iş ondan sonrasında başlıyor. Ömrümün sonuna kadar hiç durmamacasına sürecek olan bir mesaiye başlamadan önce ince eleyip sık dokuyacak, başkasını eğitmeye başlamadan önce kendi eksiklerimi tamamlayacak ve maratona hazırlanıyormuş gibi hazırlanacağım elbet. Ha, belki bunları yaptıktan sonra da sudan çıkmış balığa döneceğim. (Belki değil, kesin döneceğim.) Ama yine de gönlümce hazırlanmış olacağım. Ve bana bu koca imkanı tanıdığın, dolaylı ya da dolaysız bir şekilde destek olduğun için sana yürekten, kocaman ve sonsuzca teşekkür ederim. İyi ki varsın. 

Ve sizlere sevgili BYBO ailesi, sizlere de çok teşekkür ederim. Maceralarım, kaldığım yerden devam ediyor olacak. 

Haftaya görüşmek üzere. 
Sevgiyle, 

Derya

10 yorum:

  1. Buradaki tüm bebek yapım ve gebelik günlüklerini zevkle takip ediyorum. Tüm hikayeler kendine özgü ve adaylara bir şeyler öğretiyor ancak Derya'nınkinin ayrı bir özelliği var bence. Ne olursa olsun bu sürece samimiyetle devam etmesi bence çok şey öğretiyor.

    YanıtlaSil
  2. nice güzel senelere sağlık mutluluk ve huzur içerisinde

    YanıtlaSil
  3. nice saglik dolu yaslara Deryaa

    YanıtlaSil
  4. iyi ki döndün Derya, hem de ne güzel bir enerjiyle gelmişsin çok sevindim.
    dilerim, yeni yaşında tüm dileklerin gerçek olsun! ( bir an once o kiloları verip sonra hayırlı bir vesile ile tos toparlak olmani dilerim:)) ) opuyorum seni.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aminnn Tunacım, her ikimiz için de amin. <3

      Sil
  5. Canım Deryacım... Çok teşekkür ederim güzel sözlerin için! İyi ki twitter'da sana rastladım da yazma teklifini yaptım :) İnşallah giderek daha az okuyacapız bebek yapım günlüğünü :) Benim aklımdaki rakam 45. 45'den sonra hamilelik günlüğüne geçeceğiz inşallah!

    Nice mutlu sağlıklı huzurlu yıllara!

    Eren

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Erencim. :) İlginç, rakamı aklımda tutacağım. Çok öpüyorum. ^_^
      Kalp! <3

      Sil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım