7 Aralık 2013 Cumartesi

Derya'nın Bebek Yapım Günlüğü — 33. Bölüm

Herkese merhaba, 

Bu hafta bir film izledim; kaç gün geçti, hâlâ aklımda. Adı “Arada Kalan (orj. What Maisie Knew)” Hani “Ooo, anlatsam hayatım film gibi...” derler ya, bu da aynı öyle bir hikâye. 


Daha önce belki bir kaç kez üstün körü değinmişimdir; insanları ve hikâyelerini dinlemek, okumak veya gözlemlemek çok hoşuma gidiyor, diye. O anlarda hep hayallere dalıyor, düşünmekten kendimi alamıyorum: her insan, başka bir hikâye ve her hikâye kendine göre başlı başına bir eser. Fakat bazı hikâyeler daha bir dokunur yüreğimize. Bu izlediğim filmdeki de bana öyle dokundu. Küçük, 5-6 yaşlarındaki bir kız var; bir de annesiyle babası. Anne turnelere çıkan bir rock şarkıcısı, baba ise iş adamı. Anlaşamıyorlar ve ayrılıyorlar. Kadının çok düzensiz bir yaşamı olduğundan hakim çocuğu babaya veriyor. Bu sırada baba, çocuk bakıcısıyla önce flört edip ardından da evleniyor. Bunu duyan anne, hemen kendi çevresinden biriyle evleniyor. Küçük kız çocuğu çoğunlukla babasında kalıyor. Fakat baba sürekli seyahatte olduğu için ona zaten tanıdığı ve sevdiği, eski çocuk bakıcısı; yani şimdiki cici annesi bakıyor. Anne tarafındaysa çocukla cici baba ilgileniyor. Anne ya sarhoş, ya turnede... Bir süre işler böyle yürüyor. Herkesin işi var, herkes meşgul ve herkes çocuğu birbirine paslıyor. Kız ise olan bitenin farkında olmasına rağmen çok sessiz, neredeyse çok anlayışlı; kimseye zorluk çıkarmıyor, girdiği her ortama hemen ayak uydurmaya çalışıyor. Yeri geliyor annesi onu görmek istemediği şimdiki eşinin çalıştığı restoranın kapısına bırakıp gidiyor. Kız, içeri girdiğinde cici babasının o gün izinde olduğunu öğreniyor ve gecenin bir yarısı tanımadığı onca yabancının içinde yapayalnız kalıyor. O gece garson kızlardan birinde sabahlamak zorunda kalıyor. Ona bakacak, ulaşabilecekleri kimseyi bulamıyorlar çünkü. Baba, bütün bu olanlardan bunalıp işini bahane ederek ve herkesi arkasında bırakarak başka bir ülkeye taşınıyor. Anne hep turnelerde. 

Çocukla sıklıkla meşgul olan cici anne ve cici babanın arasında bir yakınlaşma oluyor. Fakat bu yakınlaşmadan küçük kız çok memnun. Çünkü sadece o anlarda çevresinde sevgi ve sıcaklık var. Bunun tadını çıkarıyor. Bazen hep birlikte bir akşam yemeği yiyorlar, bazense bir masanın başında toplanıp oyun oynuyorlar. Çocuk, tam bu mutlu ama yabancı düzene alışmışken, turnede sandığı annesiyle yolda karşılaşıyorlar. Anne, turne sırasında kızının olduğu şehre geldiği halde onu ziyaret etme zahmetinde bulunmamış. Cici anneyle babayı bir arada görünce, bir de onları bir güzel haşlıyor ve çocuğu onların kollarından çekip alıyor. Ertesi gün yine bir bahaneyle ortadan kayboluyor. Ve film hep böyle devam ediyor. Mutlu son yok! Ama belki de var. Çünkü çocuk, cici annesi ve babasıyla mutluyken, gecenin bir yarısı anne, turne otobüsüyle onların evine geliyor; hediyeler getirmiş ve çocuğu almak istiyor. Ertesi gün başka bir şehre gidip turneye devam edeceklermiş. Fakat çocuk, kararını veriyor ve anneyle gitmek yerine o sıcak ve sevgi dolu evde kalmak istiyor. Anne, çocuğun istediğinin gerçekten bu olduğunu anladığında, bu durumu kabul edip turne otobüsüne binip gidiyor. Ve film böyle bitiyor. 

Evet, filmin hepsini anlattım; gıcıklık ettim, farkındayım. Ama o kadar çok düşündüm ki bu filmden sonra. Düşündüm, düşündüm, düşündüm ve en başa döndüm: “İnsanlar neden çocuk yapar?” Bir an, bu soruya hâlâ cevap veremediğimi farkettim. Çünkü bilmiyorum! Peki vakti zamanında, ben bu gibi hikâyeler yüzünden bebek yapmak istemezken, ne olmuştu da birden deli divane çocuk yapmak istemiştim? Gördüğüm çok gerçekçi bir rüya yüzünden! Sevgilimin öldüğü ve benim şu koca dünyada tek başına ve onsuz kaldığım bir rüya. Fakat öğreniyordum ki, o öldüğü sırada ben hamileymişim. O sabah hıçkırıklara boğularak uyandım. 1 Haziran 2012, hiç unutmuyorum. O anda anlamıştım; ben bizden, ikimizden bir parçamız olsun istiyordum. Çok sevdiğim adamın yarısını içimde taşımak ve benim yarımla birleştirerek yeni bir varlık büyütmek istiyordum. Ben, o sevdiğim adamla çoğalmak istiyordum. Bu istek; kalpti. Yukarıda anlattığım hikâyeden bu kadar etkilenense; beyin. 

Kesintilerle de olsa, tam bir senedir bebek yapım günlüğü tutuyorum. Fakat hepimiz biliyoruz ki, onca yazı bebek yapıma değil, bebek yapmaya bedensel ve psikolojik olarak hazırlanmaya ait. Bende kalple beyin çatışıyor bu durumda. Kalbim çok istiyor, duygu seline dönüyorum; alev alev yanıyorum. Beynim... Şu yukarıda anlattığım hikâyeler gibi olayları gözlemliyor, okuyor ya da hatırlıyor. Ve o anda, kalbimi bastırıyor. Şimdi o çocuğu, o annebaba neden dünyaya getirdi? Bu sorunun cevabını asla kendim için de veremedim. Ve daha milyonlarca insan, bakamayacaklarını ya da bu büyük sorumluluğu bir şekilde alamayacaklarını bildikleri halde, neden ikişer üçer çocuk getiriyor dünyaya? Bilmiyorum, bu sorunun cevabını asla bulamıyorum. 
Sonra bugün, 1E1K dizisinin geçen hafta yayınlanan bölümünü izledim internetten. Onlar da bebek yapmaya karar veriyor ve hemen çalışmalara başlıyorlar. Zeynep hamile kalıyor ve Ozan`a bunu ima ediyor. Ozan, önce anlamıyor ve bir kaç dakika sonra, kapının dışındayken jeton düşüyor. O anda Zeynep, öyle güzel sevindi ki. Ve benim hoooop, gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Konuşan yine kalpti, hem de bu denli çabuk! Ben de istiyordum bunu yaşamak. Planlı veya plansız, test yaparak ya da yapmayarak; ben de anlamak istiyordum gebe kaldığımı ve kim bilir hangi şekilde, ben de söylemek istiyordum bunu sevgilime. Ben de bu duruma sevinmek, üzülmek, bundan korkmak, kafa karışıklıklarıyla dolmak istiyordum. Sanırım sorunun cevabı bu: beyninin bilmediği, ama kalbinin bildiği bir şey. Sonuç ne olacak, ben de bilemiyorum. Sanki onca zamandır kendisini ve sevgilisini içten ve dıştan hazırlayan ben değilim! Bir yandan çok hazırım, çok istiyorum; öteki yandan bunun kıyısından bile geçmiyorum. Bir yandan "Benim neyime çocuk yapmak..." diye düşünürken, diğer yandan bunun için alev alev yanıyorum. Sonunda hangisi galip gelecek, hiç bir fikrim yok!! Yine de, kimsenin körü körüne kalbinin sesini dinlememesini, arada sırada; hatta her gün düzenli olarak bir avuç, mantık sesini de dinlemelerini umuyorum. Belki o zaman daha az çocuk hem bedensel, hem de duygusal olarak aç kalır. Belki o zaman dünya daha yaşanır bir yer olur. 

Haftaya görüşmek üzere. 

Sevgiler, 

Derya

6 yorum:

  1. yine harika bir yazı olmuş derya... yüreğine sağlık...

    YanıtlaSil
  2. Cok etkilendimmm cookkkk derya biliyorum ki cok iyi anne baba olacaksiniz insallah zeynebin yasadigi mutlulugu yasadiginda sen de bize anlattiginda mutluluktan dolacak gozlerimiz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşallah Zeynepcim, çok teşekkür ederim. Öpüyorum. <3

      Sil
  3. igein_h_yizevbekhai@admin.in.th: Eger ilgileniyorsaniz, bu e-posta adresinden bizimle irtibata iseniz merhaba sizin tüm kisisel is için kredi ararken, biz,% 3 faiz oraniyla kredi vermek. Belgeniz ok cevap veren herhangi bir gecikme olmaksizin derhal sizden aldigimiz be kez kredi biz bir hafta önce size transfer edilecek. Artik kredi basvurusunda, acil promosyon ok var.

    YanıtlaSil
  4. Eger bir tarim, ögrenci, borç, insaat, veya konsolidasyon kredi ihtiyacim var, lütfen asagidaki e-posta (yakubuafentokhai@yahoo.com) veya (yakubuafentokhailoans@admin.in.th) üzerine Yakubu Afentokhai Kredi Sirketleri LTD basvurun,
    Facebook: https://www.facebook.com/yakubuafentokhaisule

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım