29 Kasım 2013 Cuma

Naz Kız’ın Bebek Yapım Günlüğü — 4. Bölüm

Ey Aşk Sen Nelere Kadirsin! 

Hayat sürekli öğretiyor, öğretiyor da biz öğreniyor muyuz? Önemli olan bu…

Geçen hafta bahsettiğim mide- bağırsak ikilisi neye mi karar verdi? Bildiğiniz üzere kuzenim beni almaya gelmişti, kendisi Londra’da yaşıyor, dünya güzel bir kızı ve bir İngiliz eşi var. Hepsi çok tatlı ama sonuçta İngilizler, biz hastaya çorba yapar, nane limon kaynatırız; onlar eve bir yetişkin gelmesinin heyecanı ile akşam dışarı çıkıp, bakıcılık yapmamızı teklif ederler. Ama bu çok fazlaydı, hassas bedenimden daha tehlikelisi hassas kalbimdi ve bu gerçekten fazlaydı. Ablamı aradım ve “Bana dönüş bileti al” dedim. Ve 4 gün sonra Türkiye’ye uçtum, kuş gibi… 

Dönüş uçağım Thy’nin 2 koridorlu, TV.li güzel bir uçağı idi, cam kenarındaydım, yanımda da bir iş adamı oturuyordu. Halsizdim, ağlıyordum, karmançormandım, adam dayanamadı, sordu; eminim pişman oldu, başladım çocukluğumdan, geldim taaaa o uçak yolculuğuna ☺. Çenem düşerse iyi olurum sandım sanırım; saatlerce anlattım, o da sabırla dinledi; adını bile sormamıştım. Tanımadığına anlatmak ne zevkli ☺. 

Türkiye’ye indiğimde hemen hastaneye gittik, serumlar ilaçlar, vücudumdan akıp, giden suyu takviye etmeye çalışıyorlardı. Oxford’da ki panik hali yine gelmişti hatta o da ne? sanırım fazlası vardı; ama hani iyi olacaktım? İncecik kollarım mosmor, sürekli damar arıyorlardı. Bu arada teşhis “Bağırsak enfeksiyonu” idi ve onun da sebebi “sinirsel” idi… Ama sinirli değildim ki, sadece çok üzgün ve güçsüzdüm… Üniversite 4. Sınıfta da benzer bir hastalık yaşayıp, 10 gün hastanede yatmıştım. Teşhis “Bağırsak enfeksiyonu” idi. Şimdinin adıyla Kolit… Eve geldik, annem her zamanki hasta yatağımı salonun en güzel yerine hazırlamıştı; once bir duş aldım, anneme beni yıkamasını söyledim. Çocukluğumdaki gibi tabureye oturdum, o yıkadı, ben ağladım; ben ağladım, annem daha çok ağladı. Beni giydirdi, sımsıkı sardı, yatırdı. Sabah gözümü evde açmak gibisi yoktu, sevinçten uçuyordum ama o kadar kilo vermiştim ki, seruma evde devam ettik. 

Aradan günler geçti, kimse bana dönüş ile ilgili bir soru sormuyordu. Bu arada İngiltere’de IELTS sınavına girmiş, kazanmış, yükseklisans için Oxford Brookes Üniversite ile temastaydım. En sonunda ablam sordu; dönüş biletini ne zaman alayım dedi; “ALMA” dedim. “Gitmeyeceğim, o defter benim için kapandı”. İnanır mısınız nasıl rahatladım, nasıl mutlu oldum; artık buradaydım; herkese büyük bir hayalkırıklığı yaşatmış olsam da buradaydım, BİTTİ… Kimse bir daha birşey sormadı, eşyalarım Oxford’daki evde kaldı. Rachel çoktan cope atmıştır diye düşündüm ama 2 yıl sonra bir şekilde geldiler; dünya kadar kargo parası ödedim; oysa içindekileri hatırlamıyordum bile… 

İş aramaya başladım; bir taraftan da ailemin hayalkırıklığını sürekli ensemde hissediyor, çok utanıyordum. Hani “Tuttuğunu koparan kız?” işte hayatımın ikinci tokadı da bu oldu; bütün kibrimi gömüp, hayata başka bir gözle devam ettim (umuyorum) ve birkez daha anladım ki çocukluk dönemi nasıl da önemliymiş… Nasıl hasarlar yaşatmışım içimde ve nasıl eksikmiş gelişimimdeki roller, hatıralar… İçimde 2 karakter yaşatmışım; biri olan, biri olmak isteyen ve ben “olan” ile barışamadığım sürece, hayat zorlayacaktı… Gel zaman git zaman 2 ay içinde çok sevdiğim caz müziğini her gün dinleyebileceğim bir mekanda hostes olarak işe başladım, telefona bak, rezervasyon al vb. Ailem yine ayaklara kalktı; basit gördüler işi, basit ve değersiz. Ama ben inat ettim, şaşılacak şey değil ☺. 2 yıl çalıştım ve bu 2 yılda mekan sorumluluğuna kadar vardım; yiyecek içecek sektöründen, müzik sektörüne, sanatçı organizasyonundan, bilet satışa, menu tasarımından, içki fiyatlandırmasına kadar öğrenmiştim. 

Üç ortaklı biryerdi, ikisi dışında üçüncü patron sağlıksız bir ruha sahipti, dengesiz olmayı ondan öğrenmiştim; sürekli endişe hali yaşatıyor, günde 14-15 saat çalışmamı istiyor ve ben de çalışıyordum. Şimdi dönüp baktığımda küfürlere, hakaretlere varan bu kişiyle bile iki yıl geçirebilmiştim. Demek “Zor oyunu bozmuyordu” Artık gitme vaktiydi, daha güzeline, daha özeline… Mekan sayesinde o kadar çok sanatçı, menejer, gazeteci, iş adamı / iş kadını tanımıştım ki, hepsi iş arama aşamamda inanılmaz güzel önerilerle gelmişlerdi, sayelerinde uzuuuun zamandır hissetmeyi unuttuğum güven duygusunu yeniden, hoşgörü ve alçakgönüllülük ile yaşamaya çalışıyor ve gülümsüyordum… Her tür müziğe ev sahipliği yapan, uluslararası bir konser mekanına geçtim; çok büyük festivaller, konserlerde çalıştım. Bu sürecimde yaşadıklarım tam bir roman, genel olarak şahane, havalı, eğlenceli ama bir o kadar da yıpratcı ve yorucu oldu. Ama en azından “Bebek Yapım” aşamasına gelmek için buraları da uzuuuun atlama ile geçiyorum ☺. 

Bu arada motorsiklet aldım, çılgın kız profili hala devam ediyordu. Gece gündüz, yaz kış sürekli çalıştım, bir baktım 2 sene olmuş ve ben nefes bile almamışım. Bu arada uzun soluklu bir ilişkimin sonuna geldim, bel fıtığı oldum, kendime hiç ama hiç iyi davranmadım ama bir anda büyüdüm; kocaman kadın oldum, kocaman olurken (veya olduğumu sanarken) özel hayatım sıradan, hastalıklarım kayıp, sağ kasıktaki ağrı yok olmuştu. Sadece çalışıyordum, durmadan, nefes almadan, eğlenmeden, hissetmeden, güvenmeden; bu şekilde varolduğuma kendimi inandırıyor ve asla evlenip, aile kurmayacağımı dillendiriyordum (Allah’ım büyük konuşmayı ne zaman bırakacaktım) ben miyim diyen, bilin bakalım ne oldu? AŞIK OLDUM!!!

Haftaya görüşmek üzere...

Nazlı

2 yorum:

  1. aşk bölümünü çok hızlı geçme:))) please:) öptümm

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hahaha :) planım o yönde:) çok sevgiler

      Sil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım