8 Kasım 2013 Cuma

Dilek'in Hamilelik Günlüğü 25-30. Haftalar

Herkese merhaba, 

Önceki yazımda bir sonraki trimesterde görüşmek üzere demiştim. ve evet şimdi hamileliğimin 3. 3 aylık, ve sanırım en zor 3 aylık kısmındayım. 3. trimester olayın ciddiyetinin farkına varmamı sağlayan zaman oldu. Her sabah uyandığımda karnımın biraz daha büyüdüğünü fark etmek, hem sevinmek hem de yakında içime sığmayacak bu çocuk diye korkmak, beni bir türlü inanamadığım hamileliğime inandırıyordu. Ben ilk 3 ay bulantı, halsizlik vs gibi şeylerle boğuşurken tecrübeli olanlar “bunlar iyi günlerin” diyordu. İyi gün buysa kötüsü nasıl olur diyordum. 6. Aya kadar devam eden inatçı sabah bulantım beni hamileliğin başlarının daha zor olduğuna inandırmıştı. Ama şimdi görüyorum ki, zorluk açısından son 3 ayın eline su dökemezmiş. 

Hızla büyüyen bebeğin aynı anda birkaç yere baskı yapması sonucu hem oturmakta hem yatmakta hem de ayakta durmakta zorluk çekmenin verdiği çaresizlik hissi, bu hissin gece olunca iyice artması “eyvah yine gece oldu” kıvamına getirdi beni. Bir yandan gece rahat uyuyamamanın sıkıntısı, diğer yandan “Şimdi bol bol uyu, doğumdan sonra uyuyamayacaksın nasılsa” diye diye uykumu şimdiden kaçıran anneler derken işin zor kısmına geldiğimi hissedebiliyorum. Bu dönemde gündemim oldukça yoğun, doktor değişikliği, hastane seçimi, bebek alışverişi derken günler oldukça yorucu geçiyor. Bunlardan bahsedeceğim ama daha önce paylaşmak istediğim, biraz da komik bir şey var:

Herşey bir akşam evin eksiklerini almak için markete gitmemizle başladı. Sıvı sabun almak için sabunların olduğu rafa yöneldim. Bir anda burnuma bir zeytinyağlı banyo sabunu kokusu geldi. Hipnoz olmuş gibi, düşünmeden, duraksamadan ona uzandım. Paketi burnuma dayadım. İlk görüşte aşk gibi bir şeydi. Hemen attım sepete. Diğer ihtiyaçları da aldık ve eve geldik. Hemen sabun paketini açtım. Birini banyoya koydum, diğerlerini dolaplara giysilerimin arasına. Birini de kokusunu daha iyi alabilmek için başucuma ☺. Yorgun olduğum için banyo yapmaya üşendim ama bütün gece banyoda o sabunla sabunlanmanın hayalini kurdum. Sonra fark ettim ki sabunla beraber adeta “aş erdiğim” şey hamamdı. Evet, canım müthiş şekilde hamama gitmek istiyordu. Sabun da o isteği hunharca tetikleyen bir kokuya sahipti. Kime anlatsam hamileyken hamama gitmenin ne kadar anormal bir şey olduğunu ima etti. Doktoruma da hiç sormadım. Ama daha önce kirlilik ve aşırı klor kullanımından dolayı havuza girmeme izin vermemişti. Ayrıca benim gibi hamama aşeren başka bir arkadaşa doktoru “doğuma kadar unut hamamı” dediği için ben de bağrıma taş basıp evde hamam taklidi yaparak kendimi avutmaya çalışıyorum. 
Aynı şekilde durduk yerde krem temizleyicilere karşı da özel bir alakam oluşmaya başladı Normalde az kullandığım hele de son 1 yıldır kimyasalları olabildiğince az kullanma kararımdan beri kullanmamaya özen gösterdiğim bir malzemeydi. Ama birden bire mahiyeti değişti gözümde. Günler geceler boyunca banyoyu ve tencereleri ovmak, sonra da zeytinyağlı sabunumla köpük köpük bir banyo yapmak, sonra kirlenen banyoyu tekrar ovmak, sonra tekrar banyo yapmak, sonra tekrar…. İstediğim şey tam olarak buydu. Eşim başlarda ciddiye almadığı bu temizlik aşkımı, bir süre sonra endişeyle daha sonra da kahkahalarla izlemeye başladı. Normalde hiç kullanmadığım iki temizlik malzemesinin bu kadar şaşırtıcı bir biçimde gündemime girmesi hamilelikten başka hiçbir şeyle açıklayabileceğim bir şey değildi. Mantık dışıydı, ama çok güzeldi. Hiçbir yiyeceğe aş ermeyen ben, zeytinyağlı banyo sabununa, hamama ve krem temizleyiciyle banyo ovmaya aş eriyordum ☺. Bu komik durumu paylaştıktan sonra diğer gündem maddelerine geçebilirim artık. 

İlk olarak doktor konusunu anlatayım. Hamileliğimin başından beri takibimi yapan doktorumdan aslında memnundum ama doğum için anlaşmalı olduğu hastane konusunda kafam karışıktı. Hiç tanımadığım, civarda çok da tercih edilmeyen bir hastaneydi. Doktor faktörü olmazsa asla gitmeyeceğim bir hastaneydi hatta. Ve olur ya, insanlık hali doktorum doğuma gelemezse, yetişemezse ben normalde tercih etmeyeceğim ve hiç tanımadığım bir hastanede kalakalacaktım. Bu sebeple doktor değişikliğini de göze alarak hastane arayışına girdim. Son dönemde adını çokça duyduğum, herkesin çok memnun kaldığı bir hastane vardı ama semt olarak aşırı ters bir yerde olduğundan çok üzerinde durmuyordum. İstemeye istemeye evime çok yakın bir özel hastaneden randevu aldım. İstemeyişimin sebebi çok kolay sezaryene almalarıydı. Kardeşim de aynı hastanede doğum yapmış, “Bebek iri, sezaryen olur büyük ihtimal” denen bebek şükür ki normal doğumla 3.300 gr. doğmuştu. 

Randevu günüme bir hafta varken ani ve cesur bir karar vererek namı iyi ama evime uzak olan hastaneden randevu aldım. Randevu günü geldiğinde şükür ki çok kolay gittim. Doktor ilk görüşmenin gerektirdiği soruları sorunca bebeğimizin 7 yıl sonra sürpriz yapan “kıymetli bebek(!!!) olduğu ortaya çıktı. Bu da sezaryenle doğacak demekti. Evet, doktor tam bir sezaryenci çıkmıştı. Üstelik bebeğin kıymetli olmasının yanı sıra annede pıhtılaşma sorunu, bebeğin iri olması gibi etkenler de vardı. Ben çok net bir dille sağlık sorunu olmadıkça normal olmasını istiyorum deyince “Tabii ki olur neden olmasın” diyerek bir nevi kıvırdı. Aslında doktoru bırakmak için harika bir nedenim vardı ama hastanede yaklaşık 15 tane kadın doğum doktoru vardı ve hepsini tek tek deneyemezdim bu yüzden devam edip normal doğum konusunda ısrarcı tavrımı korumaya karar verdim. 

Beni 3 hafta sonra tekrar çağırdı. Yeni muayenenin randevusunu almak için aradığımda doktorun hastaneden ayrıldığını öğrendim. Normalde bu benim için “ne kadar kısmetsizim ühüüü” moduna girmek için yeterlidir. Ama ben hiç üzülmedim. Hemen yeni doktor arayışına girdim. O hastanede çalışan kardeşimin arkadaşından da tavsiye istedik. Gelen doktor ismi şaşırtıcıydı. Yıllar önce, tıp fakültesine gitmeye başlamadan önce bir süre tedavimi devam ettiren doktorun ta kendisiydi. Hamileliğimin önemli bir kısmını doktor arayışıyla geçirdiğimden bu konu ben sıkmıştı artık. Teslim oldum. Randevu aldım. Henüz görüşmedik, umarım bu son doktorumuz olur. 

Gündem maddelerimizden biri bebek alışverişiydi. Biraz karnımın hızlı büyümesi, biraz da çok yakın arkadaşımın başından geçen preeklempsi hikâyesinin ve tam da bu haftalarda doğum yapmak zorunda kalmasının bendeki olumsuz etkilerinden dolayı alışveriş için çok geç kaldığımı düşünüyor, sürekli “Erkenden doğuma gitmişim de bebeğin giyecek bir şeyi yokmuş” temalı rüyalar görüyordum. Tabii ki biraz da hamilelik psikojisiyle gözümde büyüttüğüm bir şeymiş bu alış veriş olayı. Bir günde hatta birkaç saatte hallettik. Giysi konusunu tamamen, araç gereçler konusunu ise kısmen bitirdik. Hatta aldıklarımı yıkayıp ütüleyip dolabına bile yerleştirdim minik adamın ☺. 

Bu sıralar beni ve facebook sayfamı meşgul eden şeylerden bir diğeri de “Hamileyim, bir faydası olur” diye düşünerek takip etmeye başladığım anne-bebek grupları ve oraların acayip insanları. Neden mi acayipler? Anlatayım. Mesela grubun duvarında doğumla ilgili endişesini paylaşan biri var. Destek, cesaretlendirme vs. beklentisi içinde. Acayibin biri çıkıyor ; “Ay canım sezaryen daha iyi” diyor. Bir diğeri “Ben epidural normal doğum yaptım. Bence en iyisi” diyor. Sonra daha da acayip olanı geliyor; “cnm Allah akıl vermiş, bilim epidurali bulmuş. İlle de acı çekeceğim demek doğru mu? Bu çağda kendine eziyet etmek sayılır normal doğum. Allah bu bedeni emanet verdi bize” diyerek dolaylı olarak “Normal doğum istemek günahtır” diyor. “Bi dakka ya, sezaryen mecbur kalınca başvurulan bir yöntem olmalı, sebepsiz yere yapılmamalı vs.” diye yazdığım yorum diğerlerinin arasında kaybolup gidiyor. Ben de çaresizce “Gönderiyi takip etmeyi bırak” ıyorum. 

Aynı şekilde annenin biri çaresizce sütünü artırmak için ne yapması gerektiğini soruyor. Acayiplerden biri çıkıp diyor ki, “Bisküvi, şekerli çay, ve meyve suları...” Meyve suyu dediği hazır olanlar. Suni şeylerden medet umma diyorum. Tomris’in emzirme kampının linkini veriyorum. Kimse görmüyor, okumuyor, ilgilenmiyor. Mucizevi (!) formüllerden bahsetmeye devam ediyorlar. Ben yine aynı şekilde gönderiyi takip etmeyi bırakıyorum. Bir süre sonra da ya sayfayı beğenmekten vaz geçiyorum ya da gruptan ayrılıyorum. Böyle böyle sona doğru yaklaşıyoruz. 

Bazen kitap okuyarak, bazen bebeğim için tüm acemiliğime rağmen örmeye çalıştığım battaniyeyi örerek, bazen internetten doğum hikayeleri, doğum yazıları okuyarak, çoğunlukla da elim karnımda bebeğimle sohbet ederek geçiriyorum vaktimi. Ben konuşarak, şarkı ve ninni söyleyerek katkıda bulunurken, o tekmeleyerek katkıda bulunuyor bu sohbete. O gelmeden ezberlemeye çalıştığım ninnilerin alıştırmalarını yapmış oluyorum böylece. Bazen elim karnımda gülümserken eşime yakalanıyorum. “Daha doğmadan ipleri eline aldı”, “Şu haline bak“ falan gibi hafif kıskanç baba adayı tavırları sergilese de minik adam doğunca hepsi geçecek biliyorum. 

Bundan sonraki son 10 hafta, 7 yıldan fazladır iki yetişkinin yaşamına göre düzenlenen evimizi, 3. Şahıs olan minik adamın da yaşayabileceği şekilde düzenlemek, eksikleri tamamlamaya çalışmak, sabırsızlanmak, sevinmek ve endişelenmekle geçecek gibi duruyor. 

Tekrar görüşene kadar hoşca kalın… 

Dilek 

4 yorum:

  1. Ben de son trimestrdeyim ve sizi o kadar iyi anlıyorum ki. Hamile kalmadan önce, çok bilinçli ve bilgili sandığım, iki çocuk annesi arkadaşım bile bana saçma sapan öğütler vermeye kalktığında ne yazık ki ülkemizde hamile kalmanın bu tip desteksiz öğütlere maruz kalmak olduğunu anladım. Doğum yapmak ve hamilelik parmak izi gibi herkese göre değiştiği halde, hatta her bir çocukta annenin farklı deneyimler yaşadığı bilindiği halde yine de bunu yapıyor insanlar. Ben artık alıştım. Sinirlenmiyor ama kaya gibi sert duruyorum bu yaklaşım karşısında. Siz kararlı durunca çekiniyor fazla bulaşamıyorlar.
    Mutlu, sağlıklı ve huzurlu bir hamilelik ve annelik dilerim size.
    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. en çok da "şimdi uyu sonra uyuyamazsın" diyenler ve doktorun zorunlu tuttuğu dinlenmelerden sıkıldığımı söyleyince "aa yat dinlen sonra istesen de dinlenemezsin, bak bu günleri çok ararsın" diyenler sinirimi bozuyor. ben de duymazdan gelmeye calışıyorum. teşekkür ederim iyi dileklerinize.
      dilek

      Sil
  2. Ah Dilekçim, ne keyifli bir yazıydı. Şu aşerme olaylarına çok güldüm, doktor trafiğinde sana şans diledim ve bebeğini beklerken yaptıklarını okurken senin adına mutlulukla gülümsedim. İşallah her şey hayal ettiğin gibi devam eder canım. Öpüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkürler Derya, evet o aşerme olaylarına herkes çok gülüyor. hatta 5 yaşındaki yeğenime bile maskara oldum desem yeridir. geçenlerde bana " sen neden hep o sabunu kokluyorsun?"diye sordu. ne cevap vereceğimi bilemedim :))
      inşallah hepimiz hayal ettiğimize ulaşabilirz. en kısa zamanda senin de hamilelik günlüğünü okumayı umuyorum. sevgiler..

      Sil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım