23 Kasım 2013 Cumartesi

Derya'nın Bebek Yapım Günlüğü — 31. Bölüm

Herkese selam, 

Bugünkü modum: “Derdim çoktur, hangisine yanayım”. Vallahi çok fırtınalı bir hafta geçiriyoruz. Dolunay haftasıydı, acaba ondan mıdır diyorum artık kendi kendime. Yalan Rüzgarı'nı aratmadık valla! 

Pazartesi günü, randevusunu üç hafta öncesinden aldığımız köpek eğitmenimiz, kayınvalidemlere de azıcık yol yordam göstermek üzere eve geldi. O zamana kadar Joy`u görseniz, resmen mükemmel bir ergen yarattım! Hatta eğitmen Joy`daki gelişmeleri görünce bana övgüler yağdırdı, ¨Kendinizle gurur duymalısınız. Çok iyi iş çıkarıyorsunuz.¨ dedi. Keyifli bir ön sohbetten sonra aşağı, kayınvalidemlerin yanına indik. Eve eğitmen çağırmamızın nedeni, ben söylediğimde ciddiye alınmayan şeyleri bir profesyonelin ağzından duymak, ayrıca büyükleri günü birlik köpek bakacak kadar yönlendirmekti. Çünkü artık ben de çalışmak istiyordum. Eğitim oldu, bitti; her şey konuşuldu, hafif uygulamalar yapıldı. Mükemmel köpeğim Joy, her şeye uyum sağladı. Çok mutlu ve mesuduz. Zaten, alt tarafı 9 saat. Sonrasında ben evde olacağım. Ertesi gün sevgilim, şefimize çalışabileceğimi haber vermiş. Şef de Perşembe ve Cuma günleri işe gelmemi söylemiş. Evde bir bayram havası! 


Ben Çarşamba akşamından Joy`un mamasını, kemirmesi gereken kuru derileri, ona yaptığım oyuncakları, tasmasını, montunu, su ve yemek kaplarını hazırladım. Yatmadan önce büyüklere son talimatlar verildi. Ve biraz huzursuzluk, biraz ümitle uykuya yatıldı. Sabah kalkışımız 04:45, erken mesaide çalışacağız. Bebem tabii ki o saatte henüz uyuyor. Sabahın 5`inde kalkan bir köpeğim yok, öyle alıştırdım. 08:30`dan önce uyansa bile mızlanmadan kutusunda gelip onu dışarı çıkarmamızı bekliyor. Yine öyle yapacak, ama biz o saatlerde fabrikada olacağız. Büyükler zamanını biliyor. Tam o saatte gelip bebemi uyandıracaklar ve acilen dışarı çıkaracaklar. O kadar da tatlı ki o ilk uyandığı zamanlar. Melül melül bakıyor insanın yüzüne, sıcacık ve gerçekten uyku kokuyor. Bebekler ve insanlar uyku kokar, köpekler de mi kokuyormuş? Evet, öyleymiş valla! Joy da ayılmak için biraz zamana ihtiyaç duyanlardan. Kucağıma alıyorum hemen iki kat merdiven inmesin diye. Henüz eklemleri yumuşacık, çok zorlamamak gerek. O sıcaklığı kollarıma yayılıyor. “Günaydın” misali beni yalamaya başlıyor hemen, çok seviniyorum. “Ben de seni seviyorum.” Oluyor cevabım. Böyle öpüşe, yalaşa iniyoruz merdivenlerden. Sonrası çiş-kaka ve rutin sabah yürüyüşümüz. 

Fakat o gün ilk defa ben olmayacaktım onu uyandıran ya da uyandığında yanında olan. Evin içinde merdivenlerde karşılaştığımız ya da alışsın diye ara sıra ziyarete gittiğimiz büyüklerden biri olacaktı. Köpek psikolojisi hakkında okuyorum. Ama bazen insan bilemiyor nasıl tepki vereceklerini. Şaşıracak mı? Köpekler şaşırır mı? Peki ya hayal kırıklığı? Yoksa gayet normal mi gelecek? Sanmam. Bugüne kadar, yani tam 9 haftadır bendim gözlerini ilk açtığında gördüğü. Şimdi başka birini görecek. Beni arayacak mı? Onlara Joy`u nasıl kucaklamaları gerektiğini anlatmıştım ama göstermeye fırsat olmamıştı. Doğru kucaklayabilecekler mi? Ancak arkadan sarılarak göğsünden kaldırılması gerek ve o minicik totosunun altına destek koymak gerek. Eklemleri henüz yumuşak, farketmeden incinebilir. Acaba büyükler onu kucaklarında taşırken dengelerini koruyabilecekler mi? Aman bir şey olmasın! 

Bütün bu düşünceler aklımdan geçerken fabrikada saat 08:30`du ve biz tam iki buçuk saattir çalışıyorduk. Saatleri sayıyordum eve dönebilmek için.... Alev alev hasretle dolmuştu içim. Her şeyi bırakıp eve koşmak ve bebeme bakmak istiyordum. Hata mı etmiştim? “Ona benden iyi kimse bakamaz.” hissi yankılanıyordu kalbimin duvarlarında. Saat 08:30. Gelmişler midir acaba bizim daireye? Uyandırmışlar mıdır bebemi? Nasıl uyandırmışlardır? Köpek eğitmeni, “Büyüklerden çok şey bekleme.” dedi. Peki, beklemeyeyim. Ama ben Joy`a hep sınırlar koydum, eğitim, disiplin ve sevgi verdim. Eğitimsiz ve disiplinsiz sevgi, sadece karmaşıklığa yol açar çünkü. Kutusunun kapağını açtığımda hoooop diye dışarı çıkmasına izin vermem. Düşün ki işlek bir caddenin kaldırımında, arabanın içindeyiz ve şehirde yürüyüşe çıkacağız. Kutudan çıkması için benim işaretimi beklemesi gerekir. Yoksa ne yaparım kendi aklına esip dışarı atlarsa? Bu tip eğitimlerin hep alıştırmasını yapmak gerek. İnsan, anne olunca (köpek annesi bile olsa) her ince ayrıntıyı düşünüyormuş. Bir canlının bütün sorumluluğunu üzerine almak zormuş. Onlar beklemişler midir kutunun kapısını açınca? Yoksa Joy`un hemen dışarı çıkmasına izin mi vermişlerdir? Herkes, benim ona gösterdiğim sonsuz sabrı gösterir mi? Saat 09:00`a kadar zor bekledim ve hemen kayınvalideme bir mesaj attım: “Her şey yolunda mı?” Değil dese, işi falan bırakıp eve uçacağım. Nasıl yürüyorlar acaba? Joy, hâlâ kayışı çekiyor bazen yürürken, yapmaması lazım. Bunun eğitimini yapıyorduk son günlerde yoğun olarak. Ve çok yol kaydetmiştik. Köpek kayışta çektiği zaman, hemen ters yöne dönüp yürümek gerek ki, başarıya ulaşamasın. Yoksa hep çeker. Halbuki her çektiğinde onun istediğinin ters yönüne yürürsek bir süre sonra yapmaması gerektiğini idrak eder. Son zamanlarda tin tin tin yürüyordu yanımda. Ve bu eğitim, en önemlilerinden. Büyükler de yapabilecekler mi? Yoksa kayışı çekmesine, yani gidilecek yöne köpeğin karar vermesine (bu, köpek dünyasında “Patron benim” demek!) mi izin verecekler? Özellikle bu konu üzerinde çok durdum, yüzlerce defa anlattım. Çok endişeliyim. Ve kayınvalideden cevap gelir: “Her şey çok güzel.” Oh, içim rahatladı. Artık mesai sonuna kadar çalışabilirim. Ama zaman uçsun; evime, bebeme döneyim hemen. 

Bir, iki saat geçti; çok özledim. Allah`ım ne zormuş! Tam dokuz haftadır ilk defa bu kadar ayrı kaldık. Bir iki saatliğine bırakıp sinemaya, alışverişe, spora gitmişliğimiz var. Ama gün boyu ilk defa ayrı kaldık. Ben onu çok özlüyorum. Beni çok kızdırsa da, hatta deli bile etse, sevmişim demek ki. Burnumun direği kırıldı, çok özledim. Ne zaman bitecek şu mesai?! Bitti. Uçarak eve gittik. Joy hanım salonun baş köşesinde, yastığının üzerinde kemiğini kemiriyordu. Beni görünce sevindi, ben de sevindim. Her şey yolundaydı. İçim rahatlamıştı. Çok teşekkür ederek bebemizi alıp evimize çıktık. O gün küvetimiz takılacaktı, o yüzden hafif bir koşturma vardı evin içinde. Ben değil, sevgilim Joy`la yürüyüşe çıktı. Akşam olduğunda Joy`da hafif bir değişiklik hissettim ama o günkü rutininin bozulmasına verdim. Azıcık da üşütmüş, burnu akıyordu. Soğuğa karşı hassas olduğunu ve çabuk üşüttüğünü söylediğim halde montunu giydirmeyi becerememişler. Olsun, gösterdik tekrar. Ertesi gün giydirirler. Kutusuna yatırdım, biraz mızlayıp uyudu. En çok da bu bölümü seviyorum. Mızlıyor, mızlıyor; herhalde kendi mızlaması ninni gibi geliyor olacak ki, çok geçmeden uykuya dalıp hormalaya bile başlıyor! 


Ertesi gün içim çok daha rahattı. Nasılsa ilk gün stresini atlatmıştık. Rahatça çalıştım. Çok güzeldi, tıpkı eski zamanlardaki gibiydi. Sevgilimle ben, fabrikada tanışıp evlenen ilk çiftiz oranın tarihinde. Zamanında bütün fabrikayı çalkalamışlığımız var! Üzerimizde şaşkınlıkla gezen bakışları izlemek, bizim için her zaman çok eğlenceli olmuştur. Makina şefiyle, ek iş yapan öğrenci kızın şok etkisi yaratan aşkı! Ve üç ay sonra nişanlanırlar, yok artık! “Kız hamile mi? Kesin hamiledir? Hamile miymiş? Sen hamile misin?” sorularının sonu gelmedi ilk zamanlar. Karnım şişmeyince herkes bunun gerçekten AŞK'la ilgili olduğunu anladı. Ve daha ilk seneleri dolmadan evlenirler. “Çabuk evlendiler, kız hamile mi? Bu sefer kesin hamiledir. Hamile misin?” Değilim yahu! Aşığız, aşık! En sonunda üzerinden yıllar geçip biz bebek yap(a)mayınca, fakat hâlâ ilk günkü gibi fabrikada aşık aşık çalışınca bu işin tamamen duygusal olduğuna ikna olmuş olacaklar ki, rahat bıraktılar bizi. Ama yine o günlere dönmek güzeldi; sadece ikimizdik. Yeni flört etmeye başlamış sevgililer gibi el ele gittik aşkımızın filizlenmeye başladığı kantine. Makinaların arasından birbirimizi görünce öpücük göndermeler, gülümsemeler, göz kırpmalar falan pek hoştu. Benim çalışmadığım onca zaman içinde bir sürü yeni kişi gelmiş, bizi tanımayanlar vardı. Birbirimizle öyle flört ettiğimizi görüp şaşkın şaşkın bakanlarla eğlendik yine. Keyfimiz çok yerindeydi. İkimizdik ve çok aşıktık, birlikte de çalışmıştık. Eve dönüş yolu boyunca gülüp eğlendik. Hatta ben bir ara, sevgilim arabaya benzin alırken, kendi kendime gözlerimden yaşlar gelene kadar gülme krizlerine bile girdim. Oh, ne kadar güzeldi böylesine “özgür” olabilmek, böylesine gülebilmek... 

Evimize vardığımızda da neşemiz çok yerindeydi. Yolda tatlı aldık, evimizde tatlı yiyip tatlı konuşmaya devam edelim diye. O gün için bir sürü planlar yaptık. Şunu yaparız, bunu yaparız; akşama bir de sinema patlatırız diye. Arabadan iner inmez, Joy hanım kızımızla kayınvalidemi gördük, yürüyüşteydiler. Daha da çok keyiflendik. Bize doğru yürüdüler, Joy yine çok sevindi. Yeni başlamışlar yürüyüşe. Ben aldım kayışı elime, kayınvalideme çok teşekkür ettim. Yolda onlar için de kocaman bir Noel bitter çikolata paketi almıştık, teşekkür amaçlı. Hem tadilat dolayısıyla, hem de şu iki gündür bize gösterdikleri destek için. Sonrasında ben Joy`la yürümeye başladım. Bir adım, iki adım, bir kaç metre derken; çekiyor! Hiç istifimi bozmadan devam ettim. Çekiyor. Yürüdüm, yürüdüm; bambaşka! Sadece çekiyor. Ne komutlarımı dinliyor, ne seslenince bakıyor, ne yanımda yürüyor. Ne yaptıysam işe yaramadı. Tam 16 dakika sürdü yürüyüşümüz. Elimdeki kayışın ucunda bambaşka bir köpek vardı! Başımdan aşağı kaynar sular döküldü resmen. Beni o kadar zorladı ki sinirlenmeye, hatta çok sinirlenmeye başladım. 16 dakikanın sonunda eve geldiğimizde ben bomba gibiydim. Yazık, canım sevgilimin olanlardan hiç haberi bile yoktu tabi ki. Biz dışarıdayken o mutfakta, yoldan aldığımız tatlıyı hazırlıyordu. Birbirimizi en son gördüğümüzde çok aşık ve çok mutlu bir çifttik. Fakat ben eve geldiğimde Frankenstein-Hannibal karışımı bir şeydim. O derece sinirliydim ki onun ne olduğunu sormasına bile izin vermeden elimle engelleme işareti yaparak “Şimdi değil!” diye böğürdüm. O anda kesinlikle konuşmak istemiyordum, önce sakinleşmeliydim. Aklım çok karışıktı. Ben, sırf bu olmasın diye dokuz hafta boyunca bu köpeği eğitmeye ve hem sevgilimi, hem de büyükleri bu duruma hazırlamaya çalıştım. Bu köpekle nasıl anlaşmaları, ona nasıl davranmaları gerektiğini hep özenle anlatmaya çalıştım. Hatta belki iyice anlaşılmamıştır diye eve özel eğitmen bile getirttim. Neden? Sonuç böyle olmasın diye! 

Joy, doğduğundan beri hep takip eden taraf oldu ve o tarafta kalması lazım. Asla önderlik eden, olaylara karar veren, lider olmadı; olmamalı. Ne yapmış olabilirler? Görümcemin köpeği var. Kayınpederim, köpeği her gördüğünde ona köpek ödülü veriyor. Boştan, anlamsız yere. Sırf hoşuna gidiyor diye. Bunu kesinlikle yasakladım. Ben, kendim Joy`a köpek ödülü vermiyorum. Onunla eğitim yaparken kendi yemini kullanıyorum. Ancak yeni bir şeyler öğretiyorsam veya yürürken çok gerekli zamanlarda ilgisini kendi üzerime çekmek istiyorsam yağsız peynir ya da yağsız tavuk göğsü veriyorum. Çok az, çok küçük. Ya da bazen vermeyip, sadece koklatıyorum. Ben yokken neler oldu? Ödül mü verdiler ona? Çok tehlikeli! Yanlış bir hareket yaptıysa ve üzerine ödül verdilerse? Kesinlikle vermeyin dedim. Fakat kayınpederimin, buzdolabında köpek ödül zulası var. Yemin ederim! Gördüm. Peki bu yürürken çekiştirmek de nesi? Birinden biri bana demişti ilk günün akşamı yürüyüşün nasıl geçtiğini sorduğumda, “İyiydi, çişini ve kakasını yaptı, sonra eve dönmek istedi, döndük.” NEEE?? O isteyince mi döndünüz?! Olmaz, olamaz. O ne zaman isterse değil, biz insanlar ne zaman ve hangi yöne istersek oraya gidilecek. Karar veren köpek olamaz, bizim olmamız lazım. Köpek dünyasıyla, insan dünyasının çok farklı olduğunu an-la-ta-mı-yo-rum! 

İnsanlar her şey iyi niyetle yaptılar, biliyorum. Ne yapacağım şimdi? Gidip avaz avaz “ Ne yaptınız köpeğime?” diye bağıramam ki. Ben de onun yerine, o sinirle sevgilimi yedim, yedim, yedim. Hem kendim delirdim, hem onu delirttim. Sabahki aşktan ve flörtten eser kalmadı. Yedik birbirimizi. O işteydi, büyükler evlerindeydi ve ben hep o kiler dairesinde günlerce, haftalarca çalıştım Joy`la. Ne kadar çok sabır, ne kadar çok emek, ne kadar çok zaman harcadım. Ve sadece iki günde hepsi hop, uçuverdi. O derece karmakarışık duygular içerisindeyim ki, anlatamam. Bunun böyle olacağını biliyordum, olmasın diye uğraştım o kadar. Ama yok! Bunun sonu ne olacak? 10 sene üniversite okumuş, çok yetenekli ve çok çalışkan biri olarak ev hanımlığına ve evden çalışmaya devam! Ama ağrıma gidiyor koca parasına bakmak. Gerçekten! Küçücük bir köyde oturduğumuz için kendi mesleğimi yapamıyorum. Tek çıkış yolum internet. Ama bir yandan da cebime az da olsa düzenli para girsin diye öğrenciyken başladığım fabrika işine devam ediyordum, ayda sadece 7-8 gün. Bu deneme de bunun içindi. Eğer her şey yolunda gitseydi, yine cep harçlığım için çalışacaktım. Dün akşam sevgilime rica ettim Joy`u yürüyüşe çıkarmasını, benim hiç isteğim yoktu. Bugün de köpek okuluna bensiz gittiler. Şimdi geri dönüyorlar. Dünden beri Joy`la ilk defa görüşeceğiz. Neler olacak, bilmiyorum. Ne iyiydik biz iki kişiyken. Hep iki kişi mi kalsaydık? 

Haftaya görüşmek üzere,

Sevgiler, 

Derya

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım