11 Ekim 2013 Cuma

Dilek'in Hamilelik Günlüğü 20-25. Haftalar

Merhaba! 

Geçen haftaki yazıda atladığım bir ayrıntıyı kısaca anlatıp yeni haftaya geçeyim.

Ben fallot tetralojisi (kalp delikliği ve bazı damar sorunlarını içeren bir çeşit doğumsal kalp anomalisi) ile doğduğum için genelde hamilelik testleri konusunda zorlayıcı olmayan doktorum muhakkak bir kardiyoloğa muayene olmamı istedi. Bu konuşmayı yaparken annem de yanımdaydı. Genç yaşta ilk çocuğunda ciddi bir kalp problemi olduğunu öğrendiği ve süreç boyunca da çok endişe edip çok üzüldüğü için annem bu konuda hala çok hassastır ve bu hassasiyeti yüzünden bana günlerce işkence çektirdi. 

Ben kendimde bir rahatsızlık hissetmediğimden ve birkaç yıl önceki doktor kontrolünde doktorun söylediklerinden dolayı rahattım. Ama annem doktora gitmem konusunda kelimenin tam anlamıyla beynimi yiyordu. En sonunda teslim oldum. Ama özel hastanelere gerekli olmayan tetkikleri isteme konusunda güvenmediğimden hem de daha tecrübelilerdir diye düşünerek bir tıp fakültesinden randevu aldım. Endişeli bir surat ifadesi taşıyan doktor beni muayene etmeden ultrasona yönlendirdi. Genç bir kız vardı ultrasonda. Bakmaya başladı. Baktı baktı baktı... Göğüs kafesimde ultrason jelinin değmediği bir yer kalmadı. Anlamamış olacak, hocam diye hitap ettiği bir genci çağırdı. Gelen genç sevimli bir şeydi. O kadar sevimliydi ki doktor olduğuna inanmazdınız. “Senin kalp kapakçığın nerede?” diye sordu. Bu soruyu ciddiye alsam mı? diye kısa bir an düşündükten sonra “Bilmem ki nerede acaba?” diye hiç de ciddiye almadığımı gösteren bir cevap verdim. Gülüştük. O da bir on dakika kalbime baktı ve o da anlamamış olacak kendisinin hocam dediği birini çağırdı. Bu arada zaten benim kalp sağlığım konusunda psikolojisi hiç iyi olmayan annem dışarıdaydı. Beş ya da on dakika sürecek bir işlem için 20 dakikadır içerideydim. Annem yakında odayı basar diye düşünürken annemin sesini duydum. Sesi endişeli geliyordu ama sadece “Biz sizi bilgilendireceğiz“ diye endişesini artıracak bir cevap verip gönderiyorlardı. 

Neyse, yeni gelen hoca da bir on dakika baktı bu sırada bir şey sormaya gelen başka bir doktor da olaya karıştı. Ben uzanmış vaziyette, göğüs kemiklerim bastırmalarından dolayı acımış ve fena halde sıkılmış bir haldeyim. Çocukken geçirdiğim kalp ameliyatının tam ismini bilmediğim için gördüklerini yorumlayamıyorlardı. Başımda olağanüstü tıp kongresi yaptıktan sonra lütfettiler de kalkıp giyindim. Çıktığımda annem kalp krizi geçirmek üzereydi. Doktor USG raporuna aynı endişeli tavırla baktı, bu şekilde yorum yapmam doğru değil. Ameliyat raporunuzu görmem gerekir dedi. Ben ameliyat olalı 24 sene olmuş. Raporu bulabilir miyim ki diye düşündüm. Ağzımdan “Aman boşver yaa, benim bir şeyim yok ki” cümlesi çıkacakken annem yıllar önce ameliyat olduğum hastaneye gitmek üzere bir taksiyi durdurmuştu bile. Neyse ki arşivde bana ait ameliyat raporunu bulmaları sadece 5 dakika sürdü. Ama hastanenin içinde geçirdiğimiz 5 dakika annemi 5 gün boyunca depresyona sokacak kadar etkiledi. Raporu aldım ama doktora göstermek uzun sürecekti. 

Annem bu haldeyken daha fazla bekleyemedim ve kardiyoloji konusunda iyi olduğuna inandığım bir özel hastaneden randevu aldım. Oradaki doktor sadece 5 dakika ultrasonla kalbime baktı, rapora baktı ve hiçbir şeyin yok, iyisin dedi. Annem rahat bir nefes aldı, dolayısıyla ben de. Benim asıl merakım bu durumun normal doğum yapmama engel olup olmayacağıydı. Ama o konuda da sorun çıkmadı şükürler olsun ki... 

Gelelim 20. Haftaya. Bebeğimizi ultrasonda tek karede göremiyorduk artık. Büyümüş, kocaman olmuştu. Doktorun yorumuna göre annesi gibi iri bir bebekti. Kontrol günlerinde bebeği hareket etsin diye çikolata yiyen hamilelerden olmadığımdan mıdır bilmem, bebeğimiz öyle taklalar atmıyordu. Babasının deyişiyle “inside man” imizi genelde bacak bacak üstüne atmış, parmağını emerken buluyorduk. Hareket esin diye doktor dürtse bile bir takla atıp diğer tarafa yatıyordu. Belli ki annesi gibi iri olan bebek babası gibi de keyfine düşkündü ☺. 

20. haftadaki kontrolümüzde doktor bir sonraki kontrole ayrıntılı ultrason raporuyla gelmemizi söyledi. Diğer tetkiklerde seçimi bana bırakan doktor bu sefer bana yap! Diyordu. Nerede yaparsan yap ama yap! Zaten ben o söylemeden önce yaptırmaya karar vermiştim. Yakın bir arkadaşımın bebeğinin bağırsağındaki bir sorunun ayrıntılı ultrasonda teşhis edilmesi ve bunun katkısıyla doğumdan hemen sonra tedavi edilmesi benim için ayrıntılı ultrasonu gerekli kılmıştı. Hemen nerede yaptıracağımı düşünmeye başladım doktorumun anlaşmalı olduğu görüntüleme merkezi 250 tl alıyordu. fiyatlar genelde bu civardaydı ve devlet hastanesinde yapılabilecek bir şey için oldukça pahalıydı bana göre... 22. haftada doktorumun da tavsiye ettiği bir devlet hastanesinde sadece 50 tl ödeyerek bebeğimizi gördük. Elini yüzünden indirmediği için net bir fotoğraf yakalamamıza izin vermedi ama gülücüklü bir pozla da gönlümüzü aldı ☺. Gayet sağlıklıydı ve bir hafta önden gidiyordu bizim inside man ☺. 

20. haftadan sonra geçmesini beklerken sıçrama yaparak artan ve şiddetlenen sabah bulantılarım 23. Haftaya gelince birdenbire bitiverdi. Bir gün, iki gün, aa üç gün, hadi ya 4 gün derken bitmişti… Hiç bitmeyecek sandığım, artık yaşamımın bir parçası haline gelen, bitmedi dediğimde insanların inanmayarak baktığı, sabah lavabonun başında uyanmama sebep olan mide bulantılarım bitmişti. Tabii hafif hafif bulanıyordu ama hemen tuzlu bir şeyler yiyerek bastırılabilecek seviyedeydi. Herkeste bir ikaz hali vardı. “Evet bulantıların geçtiğine göre iştahın açılır artık, dikkat et de çok kilo alma”. Zaten kilo almaya elverişli bir metabolizmaya sahip olan ve Eren’in tüm psikolojik baskılarına ve çektiği vicdan azabına rağmen düzenli bir egzersiz alışkanlığı oturtamamış biri için büyük bir tehditti bu durum. Ama korkulan olmadı. Ben hala aynı iştahtaydım. Sadece sabahları çok aç uyanıyordum. Hatta çoğu kez sabah namaz vakti uyandığımda midemin kazıntısından tekrar uyuyamıyordum bile... Bir parça ekmek biraz peynir yiyip sonra uyuyabiliyordum. Bazen aç olmasam da kazıntı hissini gidermek için zorla yiyordum, eşim de karşıma geçip gülüyordu “Silah zoruyla yiyor gibi” duruyormuşum. 

Günler böylece geçiyor, fiziksel görüntümle beraber bazı huylarım da değişiyordu. Bendeniz çok temiz titiz bir insan olamamıştım hiçbir zaman. Mesela bir arkadaşım dışarı davet ediyorsa bulaşıkları bırakabilen, çamaşırı makinede unutabilen biriydim. Ama hamilelikte, özellikle de ilk aylarda “Kalırsa kokar, kokarsa midem bulanır” korkusu beni temiz bir anne adayı yapmıştı. Ne kadar yorgun olursam olayım mutfağı toplamadan yatmama alışkanlığını evlendikten yıllar sonra hamileyken kazanacağım kimin aklına gelirdi? 
Hızla büyüyen karnım, bel bölgemde enteresan noktaların ağrımasına sebep oluyordu. Bebeğimin her geçen gün büyümesi daha değişik hareketlere sebep oluyordu ve ben bu yeni hareketler karşısında bazen paniğe kapılıyordum. 24. Haftaya gelen aylık kontrolümüzde endişe içinde ağrılarımdan ve kasılma sandığım hislerden bahsettim doktoruma. Her zamanki serinkanlı duruşuyla, hamilelikte bu tarz ağrıların çok normal olduğunu, hatta sıralayarak yürüyen hastalar bile gördüğünü söyledi. Kasılma sandiğim şeyler için de, kasılma öyle olmaz tüm karnında hissetmelisin dedi Sen bebeğin hareketini kasılma sanıyorsun diyerek “yine yanlış alarm verdin” mesajını gözüme gözüme soktu. Kötü olan bunu eşimin yanında yapmasıydı. Zaten gayet sakin, serinkanlı olan eşim iyice sakinleşiyor hiçbir şeyden endişe etmez oluyordu. Bu da benim hiç işime gelmiyordu. Çünkü “ah belim çok ağrıyor” deyince eşimin hemen yanıma gelip “hay Allah neden acaba? Dur sen kalkma sofrayı ben hazırlarım” gibi şeyler söylemesini bekliyordum. Ama o doktorun rahatlığından da aldığı cesaretle “Hayatım normalmiş bunlar, doktor da söyledi ya, her hamilede olurmuş” gibi şeyler söylüyordu. Yani küçücük bir ihtimal olan naz yapma ihtimalim tamamen kayboluyordu ☺. 

Büyüyen karınla beraber gelen uyku sorunları, eski kıyafetlerimin artık üzerime hiç olmaması, giydiğimde karnımı ya sıkması ya da hafifçe yukarı kayıp komik bir görüntü oluşturması gibi şeyler bana bazen “Cidden hamileyim ben ya” dedirtiyordu. Artık sona yaklaşıyorduk, alışveriş yapmak, doğum yapacağım hastaneyi belirlemek gibi şeyleri hızlandırmalıydım. 

Bir sonraki trimesterde görüşmek üzere… 

Dilek ve inside man ☺

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım