26 Ekim 2013 Cumartesi

Derya'nın Bebek Yapım Günlüğü — 28. Bölüm

Herkese merhaba, 

Bu yazının başına her oturuşumda aynı şeyi düşünüyorum; “Ne de çabuk geçiyor zaman.” Farketmiyoruz bile. Biz Almanya`ya döneli ve Joy ailemize katılalı tam bir ay oldu. O zamandan beri deli bir koşturma halindeyiz. Evdeki tadilatımız hâlâ bitmedi. Ben, bütün gün Joy`la uğraşırken sevgilim çalışıyor, eve gelince de eğer Joy beni delirtmişse onu alıp bir tur dışarı çıkarıyor ve evimize çıkıp mutfağı bitirmeye uğraşıyor. Böyle böyle derken zaman geçiyor ve biz hep bebek adımlarıyla ilerliyoruz. Şu aralar yaptığımız her şey yavaş; her ikimiz de sanki bin parçaya bölünmüş gibiyiz. Kendimize ve birbirimize zaman ayıramaz olduk. Tartışmalarımız çoğaldı. Konularımız genelde aynı; eskiden hiç sahip olmadığımız ve bu yüzden tartışmadığımız şeyler: Joy, onun yaptıkları ve yapmadıkları, bizim ya da başkalarının ona nasıl davranması gerektiği; tadilat, bitti mi bitmedi mi; ne zaman ne yapılacak; suratın asık, yorgun musun yoksa bana mı bozuksun, yine ne oldu, neden oldu... Birbirimizi unuttuk neredeyse. Sorgulamaya başladık; büyük aşklar her şeyin üstesinden gelir mi diye. Gelir belki. Ama benim yıpranan sinirlerim bunu çok zorlaştırıyor. Biz, zor zamanlar için de söz verdik elbet birbirimize, ama işte bu, tartışmamızı engellemiyor. Neyse ki bu tartışmalar uzun sürmüyor, yine sarılıveriyoruz birbirimize. Her ikimiz de bunun, bizim sabrımızı sınayan zorlu bir sınav olduğunu düşünüyoruz. Ben, normal insanlar gibi olsaydım, belki bu kadar zorlanmayacaktık da. Ama malesef normal insanlar gibi olamıyorum. Çok istiyorum, çok uğraşıyorum ama yalama olmuş bir musluk gibiyim; ne kadar sıkmaya çalışsam da mutlaka bir iki damla akıyor. 

Son günlerde kliniği ertelemiş olmamın doğru bir karar olup olmadığını sorguluyorum kendi kendime. Geçtiğimiz haftalarda gelen onay mektubunun ardından kliniği aramış ve Kasım ayında yatmam gerektiği halde bunu Ocak ayının başına ertelemiştim. Bunu yaparken belirli bir sebebim vardı tabi ki; Joy ve evimiz bireylerinin ona, onun da evdekilere ayak uydurması; hayatın ben yokken de şimdi olduğu gibi düzenli devam edebilmesi. Ben, zamanının %90`nını onunla geçiriyorum. Sevgilim çok nadir Joyla ilgilenebiliyor. Bu da, Joy`un bana çok alışmasını ve sözümü dinlemesini sağlıyor elbet ama benim istediğim, onun sevgilimin ve ailesinin sözünü en az beni dinlediği kadar dinlemesi, onlara da alışması. Sonuçta ben tam 5 hafta boyunca evde olmayacağım. Bu süre, Joy`un temel eğitimi için çok önemli. Sevgilim işteyken o, kayınvalidemlerde kalacak. Fakat onlar da yaşlı insanlar; biri geçen hafta omuriliğinden ameliyat oldu, diğerinin minisküsü var. Bedensel zorluklarının yanında, siz de tahmin edersiniz ki yaşlı insanlara laf anlatmak zor. Köpek dünyasıyla insan dünyasının farklı olduğunu onlara bir türlü anlatamıyorum. Bu konuda sevgilimden yardım istiyorum, ama o da “Biraz zaman ver, onlar yaşlı insanlar. Joy büyüyünce alıştırırız.” diyor. Fakat bu yanlış! Joy, şu anda tam da sosyalleşme, insanlara alışma ve bulunduğu grup içindeki yerine adapte olma yaşında. Ben bunları haybeye anlatmıyorum; çok okuyup araştırdım. Ayrıca son zamanlarda birlikte çalıştığımız köpek eğitmeni de benim söylediklerimi onaylıyor. 
Fakat evdeki durum çok başka; kendimi çok yalnız hissediyorum. Ben Joy`la hep yalnız çalıştığım için, kimse bir köpek eğitmenin ne kadar zorlayıcı, emek ve çok sabır isteyen bir iş olduğunu anlamıyor. Onlar her seferinde bir şeyler öğrenmiş, uslu ve denileni yapan bir Joy`la karşılaşıyorlar. Fakat perde arkasında, ben bunları ona öğretene kadar sırtımdan aşağı soğuk terler akıyor. En çok sıkıldığım konuysa, ona öğrettiklerimin unutulmaması ve işe yaraması için herkesin Joy`a aynı davranması gerekiyor; aynı disiplin, aynı kurallar, aynı tepkiler... Ama olmuyor. Kimsede o kadar sabır yok. Eylül ayında çalışamadım. Yok, sağlığım izin veriyor çok şükür. Ama Joy`u bırakıp gidemiyorum. Olay, herhangi birinin Joy`a bakması değil, ona aynı özen, sabır ve disiplinle yaklaşması. Köpek eğitmenimiz, en kötü koşulda ben uzaktayken Joy`u alabileceklerini söyledi. Ama evde kalabilecekken, neden? Ayrıca, hadi ben yokken Joy`u ne yaptığını bilen bir eğitmene emanet ettik diyelim; peki normal zamanlarda ne olacak? Benim işe gidebilmem için, o süre boyunca onun diye burada, bilinçli birilerinin gözetiminde kalması gerek. Öyle biri de olmadığı için evde kalan ben oluyorum. Tüm bu koşullar bende bir umutsuzluk yaratıyor. 

Daha iki gün önce sevgilime yakın gelecek ile ilgili korkularımdan bahsettim. Ben daha Joy`la bu kadar zorlanıyorsam bir de bebeğimiz olduğunda başıma neler geleceğini tahmin bile edemiyorum. Geçmiş yazılarımda hep derdim, ¨Bir bebeğimiz olursa, ben ona tek başıma bakmak zorunda kalacağım.¨ diye. Nitekim, koşullarımız böyle. Ama bir bebek olduğunda kayınvalidemler bana arada sırada da olsa bir şekilde yardımcı olabilirlerdi belki. (Tabi sağlık durumları el verdiği sürece) Ama köpek öyle değil. Köpeğin senin dediğini dinlemesi için seni lider olarak görmesi lazım. Bu da emek ve sabır isteyen bir şey. Kısacası son günlerde böyle bir kısır döngü içindeyiz. Derdimi kimseye anlatamıyorum. Aslında bas bas anlatıyorum ama kimse ne demeye çalıştığımı idrak edemiyor. Daha bunlar güzel günlerim; günün birinde sevgilimin annebabasından biri veya her ikisinin hastalandığı, belki bakıma muhtaç kalacakları zamanlar gelecek; o zaman Joy hâlâ olacak, belki bir bebeğimiz de olacak. Ve şu anda omuzlarımda taşıdığım sadece Joy yükü, dörde katlanacak. Benim buna gerçekten gücüm var mı, açıkçası bilmiyorum. Şu anda, buradan böyle bakıp düşününce; YOK! 

Klinikten çok şey umuyorum. Ne umduğumu ben de tam olarak bilmiyorum, ama oraya çok yorulmuş bir şekilde gideceğim kesin. En azından oradan daha güçlü ve hayata biraz daha hazır bir şekilde çıkmayı umuyorum. Sevgilim, annebabasının bakımı konusunda devletin tayin edeceği insanlar olduğunu belirtti; haklıdır da. Ama bazen insanın hiç hesaba katmadığı şeyler olabiliyor ve bunlar da, özellikle aynı çatının altında yaşadığımız için olabiliyor. Mesela, geçtiğimiz Çarşamba günü (ben de oldukça üşütmüş, bir günlüğüne bile olsa yatak döşek yatmıştım), ameliyatının üzerinden daha 4 gün geçmiş olmasına rağmen kayınvalidemi evin girişinde temizlik yaparken gördüm. Genelde her Çarşamba temizlik günüdür. Ben de daha iyileşmemiştim, çok halsizdim ve sürekli soğuk soğuk terliyordum. Ama Joy`u yürüyüşe çıkarmam ve onunla ilgilenmem gerektiği için bir türlü yatıp dinlenemiyordum. Yürüyüşten döndükten sonra kayınvalidemi temizlik yapmaya çalışırken görünce, “Bırak, ben yaparım.” dedim. Böyle insanlar; yaşlı ve ameliyat olmuş ama “Elim, ayağım tutuyor; hâlâ yapabiliyorken yapayım.” diyorlar. Fakat omurilik ameliyatı ciddi bir olay; hemen ardından eğilip kalkması doğru değildi. Ne yapsaydım yani? O, o haliyle temizlik yaparken yanından geçip odama gidip yatsa mıydım? Bütün bunları neden anlatıyorum, bilmiyorum. 

Gözüm korkuyor çocuk yapmaktan yine bu aralar. Haberlerde okuduklarım, kanallarda izlediklerim beni hep ama hep düşünmeye zorluyor. Hep bu kadar tereddüt etmemin asıl nedeni kendi yaşanmışlıklarım, çocukluğumun ve gençliğimin nasıl geçmiş olduğu ve onlardan dolayı benim şu anda bulunduğum durum. Sevgilimden başka kimse bilmiyor hayatta ne kadar zorlandığımı, aslında bir arpa boyu yol alamadığımı; fakat bunun için yine de deliler gibi çabaladığımı. Bedensel bir rahatsızlığım yok, çok şükür. Ama her şey kafamın içinde, hatıralarımın beynime ben bilmeden kazıdıklarında. Hayatı sürdürmekte çok zorlandığım ve insanüstü çabalarla bunu başardığım anlar oluyor. Bazen düşünüyorum, tedaviye gittiğim psiko doktorlarının zamanında bana çocukla ilgili söylediklerini duymazdan mı geldim hep? Çok zorlanabileceğimi ve sinirlerimi harap edeceğimi; ve bunun, benim durumumda biri için hiç uygun olmadığını, benim huzurlu ve dengeli bir yaşama ihtiyaç duyduğumu söylediler hep. Ama bir çocuk sahibi olma isteği içimde o kadar büyük ki, dağları bile delerim gibi geldi hep. Zorluklarla karşılaşınca, aslında o kadar gücümün olmadığını; hatta neredeyse pek bir güçsüz olduğumu farkediyorum. Bugüne kadar o gücü malesef günlüğün geçmiş zamanlarında sık sık değindiğim başka hikâyelere harcamışım. 

Şimdi, tam da hayatı yaşamaya başlamam gerekiyorken, başka bir canın sorumluluğunu üzerime almayı gönlümden istiyorken, bunun için kıyıda köşede kalan enerji kırıntılarını arıyorum. Bulabildiklerim de Joy`a gidiyor; bebeğe bir şey kalacak mı, bilmiyorum. En azından şu evi bitirip eski düzenimize bir geri dönebilseydik... Kayınvalidemler Joy`la biraz bile olsa ilgilenebilseydiler, ben de o sırada işe dönebilseydim; bu sene neredeyse hiç çalışamadım. İki üniversite okumuş, yetenekli ve yaptığı işte iyi olan, çalışkan biriyim; sevgilimin eline bakmak ağrıma gidiyor. Şöyle, biraz gün yüzüne çıkabilseydik; ben kliğine gönül rahatlığıyla, gözüm ve aklım evde kalmadan gidip kendi sorunlarımı çözebilseydim ve sonunda derin, ferah nefesler alıp evime dönebilseydim... Bakalım, hayat neler gösterecek? 

Sevgiyle, 

Derya

2 yorum:

  1. canım sen sorumluluğun farkında bir insansın.. çoğu zaman bebek ya da evcil hayvanlarda erkekler eşlerinden geride kalabiliyorlar.. sorumluluk almak istemiyorlar... eminim şu tadilat işleri bitip evinize yerleştiğinizde bu sorunlarınız yarı yarıya düşecek ve sen herşeyiyle joy a eğitim verip akıllı bir kız haline getirince de herkes onunla ilgilenmek isteyecek.. bu durumda yükün hafifleyecek ama işine gücüne de bakman lazım bu konuda sürekli konuşmalısın destek istemelisin.. bir bebeği nasıl anne baba beraber karar verip yapıyorsa joy a da beraber karar verdiniz.. ve inşaat işi bitince eminim peter yanında olacak.. gelelim bebek işine.. o doğduğu andan itibaren büyük anne büyük baba - baba senden almak için fırsat kollayacaklar eminim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım, yanlış anlaşılmasın; Peter bana Joy konusunda elinden geldiğince yardım etmeye çalışıyor. O konuda bir şikayetim yok, çok şükür. Gerisini de, Allah nasip ederse gelecekte göreceğiz işallah. ^_^

      Sil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım