5 Ekim 2013 Cumartesi

Derya'nın Bebek Yapım Günlüğü — 25. Bölüm

Herkese selam, 

Geçen haftaya zorlu derken, bu haftanın nasıl olacağını düşünememişim! Ama hep böyle gider korkusuyla artık şikâyet etmekten çekiniyorum. Bu hafta çok sık çaresizliğe düştüm, çok sık ne yapacağımı bilemez hallere büründüm, çokça sinirlenip çokça şikâyet ettim. Sorunumuz, tahmin edebileceğiniz üzere evimize yeni katılan üyemiz Joy`du. 
Onun bize alışma süresiyle bizim bebek köpek bakımı konusundaki tecrübesizliğimiz birbiriyle karışınca, ortaya faciadan hallice bir şey çıktı! O eve alışınca dellendi, biz o dellendikçe ne yapacağımızı bilemedik, biz bilemedikçe o daha da dellendi ve bu, böyle bir kısır döngüye döndü. Biz de bunun üzerine, geçtiğimiz Cumartesi günü bebek köpek okuluna gitmeye karar verdik. Ve gittik. Hay, gitmez olaymışız! Yardımı olur diye kapısını çaldığımız okuldan çıktığımızda, Joy`un hâl ve tavırları belirgin bir şekilde kötüleşti. Hırçınlaşmaya, hatta o olmayan dişleriyle bizi ısırmaya bile çalıştı. Okul dediğimiz şey de, bir sürü (bizim gibi) tecrübesiz yavru sahibinin bir araya gelmesi ve iki "eğitmenin" acele acele bize bir şeyler göstermesi ve köpeklerin bunları yapmaya hazır olup olmadıklarına bakmadan sırayla herkese aynı şeyi yaptırmaya çalışmalarıydı. Bir acele, bir telaş, bir kalabalık... Benim bile dengem bozuldu, bu durumda Joy`un da bozulması çok normal. 

Ben, bizim yavrunun huyunun, suyunun bozulduğunu farkedince hafiften panik olup, biraz da önlem almak amaçlı, internetten başka bir okul ya da eğitimci araştırmasına girdim. Neyse ki çok geçmeden bizim yakınlarımızda başka bir okul buldum. Güzel bir internet sayfası tasarlamışlardı. Bu, bir öncekinden çok daha profesyonel görünüyordu. Hemen telefonla aradık. Bizimle konuşan yumuşak, fakat ilgili bir kadın sesiydi ve anlattığım her şeyi dinledikten sonra bize Joy`un okuldaki ilk deneyiminin onun için hayli fazla olduğunu, bu yüzden de strese girdiğini ve böyle hırçınlaştığını, bugünlük kendi haline bırakılması gerektiğini, biraz sakinliğe ihtiyacı olduğunu söyledi. Bunları duymak beni biraz üzdü ama telefonun ucunda konuşan kişinin verdiği güven hissi sıcacıktı, ne söylediğini bilen biri izlenimi veriyordu ve hemen Çarşamba günü için bize randevu verdi.Henüz ne yapacağımız bilemediğimizden çarşambaya kadar nasıl beklediğimizi tahmin bile edemezsiniz. 



Ben kendimi günden güne kötü hissetmeye başladım. Moralim bozuldukça motivasyonum azaldı ve gittikçe karamsar olmaya başladık; hatta o kadar ki, Joy`u üretici ailesine geri vermeyi bile düşündük. Ama bu düşünce beni daha da üzdü ve sonunda sürekli ağlamaya başladım. Bir yandan onun yaptığı deliliklere dayanamıyor, bir yandan da vazgeçmek istemiyordum. Böyle böyle derken en sonunda Çarşamba günü geldi ve biz, daha önce telefonda konuştuğumuz ve mailleştiğimiz köpek eğitimcisiyle bire bir çalışmaya gittik. Onun bize anlattıklarından, aslında çok fazla şeyi yanlış yapmadığımızı ve Joy`un bu anlaşılmaz, insanı deli eden davranışlarının gerçekten de üretici ailesinden geldiğini ve hatta bu davranışları daha annesinin karnında öğrendiğini anladığımızda rahatlamıştık. 

Biz aslında bir çok şeyi doğru yapmıştık. Şimdi bize gereken daha çok sabır ve her şeyin daha da güzel olacağına dair kuvvetli bir inançtı. O andan sonra çok sevinçliydik. Joy`u geri vermek değil, onun ve bizim için emek vermek istiyorduk. Ve bunu yapacak gücümüz şimdi daha çok vardı, çünkü artık her başımız sıkıştığında ve ne yapacağımızı bilmediğimizde, yanımızda bize yol gösterecek bir profesyonel vardı. Bu, gerçekten çok büyük bir rahatlama sebebiydi. O günden sonra biz Joy`a artık nasıl davranacağımızı bildiğimizden içimiz rahatlamıştı ve ona olan davranışlarımızda daha bir kendimizden emin hale gelmiştik. Bu durum, tabii ki ona da yansıdı. Hatta Perşembe günü burada tatil olduğu için üçümüz birden ilk defa nehir kenarında yürüyüş yaptık. Pek keyifli ve çok hoş bir yürüyüştü. Bol bol, mutlu ve gülümseyen fotoğraflar çektik, hepimiz çok eğlendik. Hatta o gün, üçümüzün ilk defa bir arada eğlendiğimiz gün olarak tarihe bile geçti! 


Çarşamba günkü eğitim sırasında kendimi kötü hissediyordum. Evden çıkmadan kahvaltı yapmış olmamıza rağmen içimde garip bir mide kazınması ve baygınlığa yakın bir his vardı; pek anlam veremedim. Herhalde Joy`dan dolayı kendime haddinden fazla stres yapmıştım. Artık yanımızda bize destek olacak biri olduğuna göre, biraz rahatlayabilirdim. Bu arada da garip bir aptallık hali vardı üzerimde. Malum, evdeki tadilatımız bitmedi; hâlâ evin en alt katındaki misafir odasında yaşıyoruz üçümüz birlikte. Tek odada, koyun koyuna yaşamak romantik ama yine de insan kendi düzenini özlüyor. Bir gün yine kayınvalidemin mutfağında sebze çorbası pişirirken yanımda getirdiğimden emin olduğum pirinç paketini bir anda kaybettiğimi farkettim. Deliler gibi arandığım halde bulamadım. Uzunca bir aramadan sonra tam ümidimi kesiyordum ki, gözüm birden raftaki tuzluk ve karabiberliğe takıldı. Tuzluk, çalışma tezgâhının üzerinde, yanımda duruyordu; karabiberlikse rafta, her zamanki yerinde. Ve yanında uzanmış, kıs kıs gülerek bana bakan şeyse pirinç paketiydi! Sanırım tuzluğu oradan alırken boş kalan yere elimdeki paketi yerleştişmiştim.Bütün hafta boyunca buna benzer garip unutkanlıklar yaşadım. Görseniz, yeni aşık Leyla gibiydim. 

Eğitim sırasında kendimi böyle kötü hissetmeye başladığımda ve gün içinde bu his dalgalar halinde bir kaç kere daha kapımı çalınca henüz regl olmamış olduğumu farkettim. Hemen cep telefonumu açıp düzenli olarak her ay girdiğim adetimin ilk günlerini hesapladım; evet, bir kaç gün gecikmiştim. Ama Bali`ye vardığımız ilk günler geldi hemen aklıma. Kolay değil, diğer yarımküreye uçtuk. O zamanlar da hiç şaşmayan regl düzenim şaşmıştı. Bakalım bu seferki de öyle bir şey mi? Sonuçta yine öbür küreden bu küreye uçtuk, hemen ardından geçen hafta anlattığım, sırtımdan aşağı soğuk terler akıttıran olayları yaşadık. Daha dinlenememişken Joy hanım kızımızla tanışıp bir de onun fırtınasına kapıldık. Bu sayede sinirler de gerildi tabii. 

Hem şu regl dediğin çok nazlı bir olay değil mi? Hık desen, üzerine alınıveriyor! Ama nedense ben, eski ben değilim sanki. Kışın yaşadığım o hastalık ayları beni değiştirmiş sanırım. Artık o kadar panik, her şeyi kafaya takan, sürekli endişelenen ve planlar yapan biri değilim. Daha mülayim oldum diyebilirim. Hatta neredeyse; yok yok, tam olarak, "Amaaan, saldım çayıra, Allah`tan hayırlısı." modundayım. Bu hastalık, bana her şeyin planının yapılamayacağını, yapılsa bile hayatın hep yapılan planlara göre işlemediğini gösterdi. Ama bir yandan da düşününce, biz aşk dolu bir balayı bıraktık arkamızda. Yoksa... yoksa Bali`den iki kişi yerine üç kişi mi döndük? Bu gecikme uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından yaşanan stresli günlerin bir eseri mi, yoksa içimde bana tutunmaya karar vermiş bir adet Aşk Meyvesi mi gelişmekte? Önümüzdeki hafta görüşme üzere. 

Sevgiyle, 

Derya

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım