13 Eylül 2013 Cuma

Her Şeye Rağmen Yaşamak ve Annelik

Akşam hafif ateşi vardı Ada'nın.... Yemekte de pek iştahı yoktu. Sütünü içerken kucağımda erkenden uyuya kaldı. Gece 12 gibiydi ateşinin çok yükseldiğini farkettik. Sabah neşesi yerindeydi, ama kreşe göndermedik. Ben işe gittim, Ada babasıyla evde kaldı. Sonraki 72 saat boyunca hiçbir şey yemedi. Sadece süt ve su içti. Uyku düzeni tamamen bozuldu. Sürekli ağladı. İlk 24 saat 2 kez ateş düşürücü verdik. Ondan sonrasında ateşi de yoktu zaten.... Bir yeri mi ağrıyordu ya da acıyordu anlamaya çalıştık ama bir sonuca ulaşamadık. 

Dördüncü gün öğleden sonra itibariyle kolları bacakları soğuk geldi bana. Ara ara göğsünü, sırtını elledim; soğuk. Gece 11 gibi uyumuştu, 3 gibi ağlayarak uyandı. Su istedi benden ama içmedi. Sürekli ağlıyordu. Kucağıma aldım, gene soğuk olduğunu farkettim. Günlerdir alışık olmadığımız bir tablo içerisinde zaten çok yorulmuştum, onunla birlikte ben de ağlamaya başladım. Kucağımda bana sarılmış ağlayan, sanki kolları bacakları tutmayan bir halde bebeğimle ne halde olduğumu anlatmama imkan yok. 

Babasının kucağına verip dereceyi getirdim. Kol altından ölçtük ve 35.2 olduğunu gördük. bu arada ben bilgisayarı açtım. İnternete girdim. Vücut sıcaklığı 35 derecenin altına düşmüş kişi hipotermia'ya girmiş demektir şeklinde bir cümle okudum. Sonra okuduklarımla adeta şoka girdim diyebilirim. Hipotermia'ya girmiş insanın bilinci yiter, kolları bacakları tutmaz olur, eğer vücut sıcaklığı düşmeye devam ederse kalp durur. Kalp durur... Durur... Sonrası malum. Kendimizi çocuk hastanesinin acil servisinde bulduk. Ada'yı doğurduğum hastanenin yan tarafıydı burası. Yol boyunca düşündüm. yaklaşık 2 yıl önce gene aynı saatlerde, gene bir taksinin içinde ada karnımdayken gitmiştim aynı yolları. 

Şimdi Ada babasının kucağında sakince oturmuş camdan dışarı bakıyordu. Ben de camdan bakıyordum. Onunkinden bambaşka şeyler geçiyordu benim gözlerimin önünden. Hastanede hemşire ateşini ölçtü, normaldi. Ağlamıyordu da... Acil vaka değil bu dedi. Israrla ateşini yanlış ölçmüş olabileceğimizi söyledi. Oysa son bikaç saatin işi değildi bu. Doktor uyuyordu, uyanmasını beklememiz gerekiyordu. Ya da eve dönüp daha sonra sağlık merkezine gidebilirdik. beklemek istedim ben. 2 saat sonra filan doktor gördü bizi. Olanları ona da anlattım. Göğsünü, sırtını dinledi. Boğazından kültür aldı. Sonra da parmağından kan aldılar. Sonuç; boğazında bir mikrop vardı. Boğazı acıdığı için ağlıyordu ve yemek yemiyordu. 

Antibiyotik verdiler. 1 hafta kullandık. Hemen o akşam yemek yemeye başladı. Sonraki gün de uyku düzeni normale dönmüştü. Ateş konusunu fazla kurcalamadım fakat tesadüfen istanbul'dan bir arkadaşımla konuştum. Küçükken aynı şeyleri kızı ile yaşadığını ve doktorun ateş düşürücülerin bazen çocuklara böyle bir etki yapabildiğini, bazı çocukların bunu tolere edemediğini söylediğini ve mümkün olduğunca ateş düşürücü vermekten kaçındıklarını, gerektiği zaman da doktorla koordineli olarak dozunu ayarladıklarını söyledi. Ateş düşürücü kullanırken daha dikkatli davranmamız gerektiğini öğrenmiş olduk böylece. 

O günden beri düşünüyorum, bu kaybetme korkusu üzerine. hastaneye giderken yol boyunca öyle saçma şeyler düşündüm ki, şimdi hatırlamak bile istemiyorum. Ada doğduktan sonraki ilk 48 saat nerdeyse hiç uyumadım. bu küçük insanın yoktan varolması, benim onun annesi olmam, onun benim bebeğim olması, mucizeden öte birşey gibi göründü bana. Gerçek dışı gibi sanırım. ama hayatta pek birşeyden korkmayan bir insan olan benim için ada söz konusu olduğunda 'korku' kavramının artık başka bir şekil aldığını anlıyorum her geçen gün. bunu farketmek daha çok korkutuyor beni. Bu konuyu daha önce çocuklu bir iki arkadaşımla konuşmuştum. Herkesin bir şekilde az ya da çok var böyle bir korkusu. Ve dünyada bunca hastalık, acı, kötülük, kötü şey varken anneler nasıl yaşamaya devam edebiliyor bilmiyorum. Bu gerçeklere rağmen nasıl çocuk yapmaya cesaret ettik onu da bilmiyorum. Böyle büyük bir cesaret ve böyle büyük bir korku bir arada, işte böyle delice birşey bence annelik. Zülfü Livaneli'nin şarkısında söylediği gibi: İşte böyle hüzün dolu, işte böyle kırık birşey, işte böyle onurlu birşey, herşeye rağmen hayatta kalmanın mutluluğu, yaşamak. 

Ada bugün 2 yaşını dolduruyor. 2 sene önce bugün yaklaşık 24 saat süren zorlu bir doğum serüveninin ardından kucağıma aldım onu. O günden beri artık ve sadece ikiye ayrılıyor insanlar benim için; anne ya da çocuk. Doğum günün kutlu olsun bebeğim. Sağlıkla ve neşe ile geçecek güzel bir ömrün olsun. 

Annen. 

Sedef Kürüm Kömürcü 
13 eylül 2013, Stockholm



5 yorum:

  1. Offf okurken kalbimin üzerinde kocaman bir ağırlık hissettim kötü bişey oldu diye çok korktum sonunda derin bir oh çektim çok şükürki küçük bişeymiş. Insallah birdaha yasamazsiniz bu korkuyu. Ateşi araştırana kadar bende surup vermeyi düşünürdüm,ister istemez korkuyo insan bize ateş felaketmiş gibi gösterildi hep bu yüzdendir belki korkularımız. Allah beterinden esirgesin

    YanıtlaSil
  2. çok geçmiş olsun
    daha kötüsünü vermesin rabbim
    bu arada nice mutlu yaşlara olsun:-)
    sevgiler
    özlem

    YanıtlaSil
  3. Ne kadar güzel anlatmışsınız. Gözlerim dolu dolu okudum. Yazdıklarınıza yazacak o kadar şey var ki aslında....

    Allah hiçbirimizi çocuklarımızla sınamasın. Hepsine çok güzel günler göstersin. Allah bir daha böyle bir korkuyu yaşatmasın size. Çok geçmiş olsun. (Benim kızımda 17 aylık ve adı Ada Duru :) )

    YanıtlaSil
  4. Okurken yasadim sanki.. Allah evlatlarimizin acilarini gostermesin bizlere.. Cok gcmis olsun Adaya..

    YanıtlaSil
  5. ben mi çok sulu gözüm dedim de baktım herkes ağlamaklı olmuş.çok geçmiş olsun.şimdi benim kafama takıldı geçenlerde oğluşumun ateşi vardı öyle çok değil eller ayaklar normal ama kafa hafif yanıyor babamız pimpirikli ateş düşürücü verdik.bir kaç gündür böyle vücudu eller ayaklar normal hatta soğuk ama kafa ense hafif ateş halinde bana öyle geliyor diye avuttum kendimi ama bugün komşumda dedi.ne yapmalıyım dr mı gitsek sevgiler

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım