2 Eylül 2013 Pazartesi

Dilek'in Hamilelik Günlüğü 6-14. Haftalar

Herkese Merhaba!

Geçen hafta 1-6. haftalarımı özetlemiştim. 

Bizim ailede hamilelik = mide bulantısı demektir. Annemin küçük kardeşime hamileliğine şahit oldum, teyzemin, teyze kızımın ve kardeşimin de hamileliklerine şahit oldum. Bazıları hastanelik olacak kadar şiddetli geçiriyorlardı hamilelik bulantılarını. Ama içimde yine de bir umut vardı. Belki anneme ve onun ailesine değil de halalarıma çekmiş olabilirdim. Belki iyi düşünürsem iyi olurdu. Kendimi şartlandırmam iyi bir şey değildi. Belki benim midem bulanmayacaktı hamilelikte. 

Tamam iyi düşünelim ama bu iç bulanması hissi, iştahsızlık, hatta özellikle sabah kahvaltıda muhakkak tükettiğim cevize karşı olan hislerim neydi? Evet evet psikolojikti. Ne bulantısı canım, herkesin midesi bulanacak diye bir kural mı vardı? Bir yandan midemde bulantı hissediyordum diğer yandan da “yok canım değildir” şeklinde safça bir iyimserlik göstermeye çalışıyordum. 

Telefonda konuştuğum bir akrabam bana sabahları beyaz leblebi yememi tavsiye etti. Bana da mantıklı geldi. Sanırım bir hafta boyunca her sabah elimde beyaz leblebiler, pencerede temiz hava alıp bulantıyı geçirmeye çalıştım. Bebeğin kalp atışını duymak için doktor randevumuzun olduğu güne kadar bu böyle devam etti. 


O gün sabah kalktığımda değişik bir his vardı. Midemdeki his beyaz leblebiyi de yememe izin vermemişti. Randevu saati yaklaşmıştı ama ben hala kahvaltı bile yapamamıştım. Artık kahvaltıdan vazgeçip hazırlanmak için kalktığımda kendimi banyoda, lavabonun başında buldum. İşte olmuştu. Gelmesin diye dualar ettiğim, ama ince ince geldiğini haber veren sabah bulantıları başlamıştı. Aynaya baktım, midem ölümüne bulanıyordu, öğürmenin verdiği sıkıntıyla gözlerimden yaş akıyordu ama yüzümde bir tebessüm vardı. 

Yıllarca izlediğim her filmde, dizide vs. hamileliğini kusmaya başlayınca fark eden bir kadın gördüm ve hep içten içe o durumda olmayı istedim, özledim. İşte şimdi tam oradaydım. Her ne kadar filmlerdeki gibi tozpembe olmasa da, güzeldi. Şimdilik… 

Nihayet doktorun odasındaydık. Aslında kalp atışı için verilen tarih daha gelmemişti ama ben dayanamayıp daha erken bir güne randevu almıştım. Herkeste bir “acaba duyulur mu?” Endişesi vardı ama bende yoktu. Nedense duyacağıma emindim. Öyle de oldu. 7. Haftanın içindeyken kalp atışlarını duyduk. 

Ben ailem dışında kimseye hamileliğimi haber vermemiştim. En çok da arkadaşlarımla paylaşmak istiyordum. Ama kalp atışını duymadan haber vermek de (bir nevi yanlış alarm olmasından korkarak) istemiyordum. Muayeneye gelmeden önce, kalp atışını duyarsak arkadaşlarıma atacağım mesajı yazıp telefonuma kaydetmiştim bile. Gerçekten de hastaneden çıktıktan sonra ilk önce okulda olan eşimi aradım, daha sonra arkadaşlarıma toplu bir mesaj gönderdim. Bu mesajdan sonra o kadar çok çağrı, mesaj aldım ki telefonum kısa süreliğine kilitlendi. ☺ İyi dostlar biriktirmenin verdiği mutluluğun paha biçilemez olduğunu o gün bir kez daha hissettim.
Bu arada her sabah gözlerimi midem bulanarak açıyor, daha uyanmadan kendimi banyoda buluyordum. Sanki her gün bir önceki güne göre daha çok bulanıyor gibiydi. 8. Haftadan sonra bu kusma seanslarım günde 2 kereye çıktı. Aç- susuz geziyordum. Bulantıdan yemek yiyemiyordum ve yemek yemedikçe bulantım çoğalıyordu. En sevdiğim öğün olan kahvaltı şimdi en zorlandığım öğün olmuştu. Bebek için mi endişelensem, kendime mi üzülsem karar veremiyordum. Doktor “bebeğe bir şey olmaz, olan sana olur” deyince biraz rahatladım. Kilo veriyordum, bu durum azıcık hoşuma da gidiyordu. Ama su içememek endişelendiriyordu beni. Cildim kurumaya, pullanmaya başlayınca ve sağlık ocağındaki hemşire bir hafta sonra idrar yolu enfeksiyonu geçiriyorum diye gelirsin diyerek beni korkutunca su konusunda kendimi çok zorlamaya başladım. Soğuk su içme alışkanlığı hiç olmayan ben o sıralarda soğuk su içmeye başladım. Çünkü bir tek onu içebiliyordum. 

Yine o sıralarda Eren bana zencefil çayının iyi geleceğini söylemişti. Hemen denemiştim ama o da işe yaramamıştı. Kokusundan dolayı (ki normalde de sevmem zencefili) bir bardağı bile bitirememiştim. Bu böyle gidecekti belliydi. Herkes 3 ay diyordu. “3 ay geçsin bak nasıl rahatlayacaksın. İşte o zaman hamileliğin keyfini sürersin.” Ben de çaresiz 3 ay olmasını beklemeye başladım. En sevdiğim yiyeceklerden kaçarak, sağlıklı bir beslenme şeklinden son derece sağlıksız bir beslenmeye atladım. Hatta beslenmemeye. Bir süre çubuk kraker, ondan tiksinince kızarmış ekmek, ondan da tiksinince turşu - ekmek yedim. Tabii ki ondan da tiksindim ve yeni bir alternatif buldum. Üstelik sağlıksız sayılmazdı. Uzun süre babamın memleketten getirttiği peyniri kuru ekmekle birlikte yiyerek kahvaltı yaptım. Ekmek kuru olmalıydı çünkü boğazımdan kuru kuru geçmesi ve mideme lök diye oturması lazımdı midemin yerine oturabilmesi için. Dışarı çıkıp eşimle akşama kadar gezip tozmayı, eskisi gibi kahvaltı yapmayı, yemek pişirmeyi ve hatta evimi süpürmeyi bile özlemiştim. 

Neredeyse aç, yarı susuz gezdiğim için çok halsizdim. Hiçbir şey keyif vermiyordu. Hamileliğim hayal ettiğim gibi neşeli, mutlu değil hasta gibi geçiyordu. Üstelik daha önce hiç kimsenin hakkında uyarmadığı başka can sıkıcı konular da vardı. Aşırı yağlı, sivilcelerin sayıyla sayılamadığı bir yüz, ışık hızında uzayan tüyler ve tırnaklar, keçe gibi olmuş saçlar, hepsinden önemlisi sinir bombası gibi gezen, her şeye sinirlenip, sonra da zırıl zırıl ağlayan bir kadın… Zaten hamileliğin tadını çıkaramamaktan şikâyetçiyken daha da fazla can sıkıyordu. 

Bu arada ikili test denilen testin de zamanı gelmişti. Doktorum çok gerekli görmediğini, hele de aldırmak seçeneklerim arasında yoksa tamamen gereksiz olduğunu söyledi. Üstelik tarama testlerinde riskli sonuçlar alıp, sağlıklı bebek doğuran ama tüm hamileliğini endişe ve üzüntü içinde geçiren bu kadar çok kişi tanırken yaptırmamak daha iyi bir fikir gibi geldi. Biz de yaptırmamaya karar verdik. 

Hamile olmayı çok uzun süre beklemiştim ve hayal etmiştim. Ama bazı noktaları gözden kaçırmışım. En çok sevdiğim yiyeceklerin tüm cazibesini yitirmesi, en keyif aldığım şeylerin artık o kadar da keyifli gelmemesi, hiçbir şeye mecalimin olmaması gibi bir durum vardı. Bunun geçici olduğunu söylüyorlardı ama ben pek inanmıyordum. Yıllardır beklediğim bebeğin içimde olduğunu bilmek inanılmaz bir duyguydu, muhteşemdi ama her şeyin bu kadar çok değişmesi içten içe üzüyordu beni. Neyse ki doktor kontrollerinde ultrasonda bebeğimi görünce bu düşüncelerin, kaygıların hepsi uçup gidiyordu. Sadece yüzümde salak bir gülümseme kalıyordu. Eve gelince de ultrason çıktısındaki görüntüsüne bakıp bakıp sırıtıyordum. Oradaydı, yıllarca yana yakıla beklediğim, uğruna ne acılar, çileler çektiğim bebeğim orada duruyordu. 

10. haftadan itibaren nihayet o berbat halsizlik, hasta halleri yavaş yavaş azalmaya başladı. Bir daha asla eskiye dönemeyeceğimi, hep böyle kalacağımı düşünüyordum ama geçiyordu işte. Hatta ilk kez mutfağa girip (kendi mutfağıma değil, orası hala iğrenç bir yerdi ☺ ) çorba bile pişirmiştim. 13. haftaya kadar sanki sürekli giden bir otobüsün içindeymişim gibi her an devam eden, kussam da geçmeyen bir mide bulantısı hissiyle devam ettim. 13. Haftaya geldiğimde mide bulantım çok az hafiflemiş, kusmam da günde 1 kereye düşmüştü. Bu bile benim için çok iyiydi. Hiç değilse boğazımdan aşağı faydalı bir şeyler geçebiliyordu artık. Bakalım bundan sonrası nasıl devam edecekti… 

Haftaya görüşmek üzere… 

Dilek

2 yorum:

  1. Aynı zamanlardayız ve ben de senin şikaetçi olduğun her şeyden şikayetçiyim. Yirmi günde yedi kilo verdiğim için yerimden kalkamayacak kadar halsizdim. Onu biraz biraz atlatmaya başladım. Daha da kötüsü belim çok fena ağrıyor. Biraz fazla ayakta kalmak sakat gibi acı içinde yürümeme sebep oluyor. Bütün bunlarla beraber grip oldum. Öksürmeye başladım ki maalesef şiddetli. Belime çok büyük katkıs oluyor! Evlere şenlik bir vertigom var ki azıcık stresle iş başında. Yorgunlukta normal karşılıyorum. Şİmdi bir de yirmilik diş çıkartıyorum. Ohh miss :D

    Eşimin en büyük dalga konusu haline geldim asabiyet yüzünden. :) Ben de herşeyin psikolojik olduğunu falan düşünüyordum. Değilmiş..

    Ama çok özlyorum bebeğimi. Eve ultrason cihazı alsak her gün baksam diye söyleniyorum. Doktora gittikten sonra ki ilk üç gün aynı şeyleri dumaktan eşimin içi şişiyo eminim :)

    YanıtlaSil
  2. senin adına üzüldüm ama kendi adıma sevindim. :)çünkü sürekli ben mi abartıyorum diye düşünmekten kafayı yemek üzereydim. az az bu hallerim geçince hiç de abartmadığımı anladım. bazı insanların hamileliği "ağır" geçiyor sanırım. biraz sabırlı olup, hafifleyeceği günü beklemek en iyisi. kolaylıklar diliyorum Allah'tan senin, benim ve tüm hamileler için. :))

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım