19 Eylül 2013 Perşembe

Dilek'in Hamilelik Günlüğü 14-20. Haftalar

Herkese merhaba! 

Geçen yazıda hamileliğimin 14. haftasına kadar geçen zamanı özetlemiştim. Bu yazıda kaldığım yerden devam edeyim. 

Mide bulantıları ve halsizlikle geçen haftalardan sonra bulantımın biraz hafiflediği ve halsizliğin de kaybolmaya başladığı günler gelmişti. Bulantım hafifledi derken mutlak bir rahatlamadan bahsetmiyorum. Sadece banyodaki sabah ayininden sonra suratımı asıp oturma isteğinden kahvaltı yapma isteğine geçiş söz konusuydu. Ama kahvaltı seçeneklerim hala sınırlıydı. Saçma şeyler yeme dönemi geçmişti ama yine de eskisi gibi değildi. Yumurta hala yiyemiyordum ve buna üzülüyordum. Neyse ki peynir çeşitleriyle aram iyiydi. Kahvaltıyı kurtaran şeydi. Uzun bir süre farklı peynirlerle yapılmış tostla kahvaltı yaptım. 3 ayı bitirmiştim ve pek çok kişiye göre hamileliğin en rahat dönemi sayılan ikinci üç aylık döneme girmiştim. 

Düşük riskinin oldukça azalması ve kendimi daha iyi hissetmemden de cesaret alıp kısa bir yolculuğa bile çıktım. Tabii ki bu yolculuk kararım ailemin kadınlarını pek sevindirmedi. Gitmeden önce 

“gitmesen mi acaba?” 
“deniz yolculuğu riskli olur mu ki?” 
“bunca yıldır yeterince gezdin azıcık otur işte” 

şeklindeki baskılar gittikten sonra

“dikkat et”
“fazla yorulma”
“dışarı çıkma” 

şekline dönüştü. Oysa ben, iki bekâr hariç hepsi çocuklu olan yedi arkadaşımla beraberdim. Bana gayet iyi bakılıyordu. İrili - ufaklı, kızlı –erkekli 5 çocuk içeren bu grup bana ilk kez bu kadar anlamlı gelmişti. Sürekli onları inceliyor, emme düzenlerini, ek gıdaya geçmiş olanların neler yediğini, daha büyüklerin nasıl oynadıklarını gözlemliyordum. Bir yandan da anneleri olan arkadaşlarımı soru yağmuruna tutuyordum. Son kontrolde doktorun bebeği erkeğe benzetmesi ile çok yabancısı olduğum erkek çocukları gözüme daha farklı görünmeye başlamıştı. Onları, oyunlarını, tavırlarını ayrıca inceliyordum. Bu kısa seyahat hem arkadaşlarımla vakit geçirdiğim hem de çocuklarla aynı çatı altında birkaç gün geçirme fırsatı yakaladığımdan bana iyi geldi. 

16+ 6’daki kontrolümüzde bebeğimizin erkek olduğu kesinleşti. O güne kadar hep kız istemiş, bebeğin erkek olduğunu söyleyen içimdeki sese ve doktorun büyük ihtimalle erkek diyen sesine kulaklarımı tıkamıştım. Doktor ultrasonla bebeğe bakarken henüz o söylemeden pipiyi gördüm ve erkek olduğunu anladım. “Erkek değil mi?” diye sordum. Doktor evet, dedi ve pipiyi bize yakından gösterdi. Zavallı eşim hiçbir şey anlamadan ekranda gördüğü gölgeleri bir şeye benzetmeye çalışıyordu. Doktor ısrarla görüp görmediğini ona da sordu. “Evet, gördüm” diyene kadar da göstermekten vazgeçmedi. ☺ Evet, bunca zaman hep kız istemiştim, erkek çocuklarını pek tanımıyordum, erkek kardeşim yoktu, yeğenim de kızdı. Nasıl iletişim kurarım, hareketli yapısıyla başa çıkar mıyım bilemiyordum ama yine de sevinmiştim. Bebeğimle ilgili kesin bir bilgi edinmekti belki de beni sevindiren. 

Henüz mide bulantısı ve hafif bir göbekten başka bir şekilde hissedemediğim bebeğimin, gerçek olduğunun bir kanıtıydı sanki erkek olması, aslında cinsiyetinin belli olması... Çünkü hala hamile olduğuma inanamıyor, hamileyim derken duraksıyordum. Bebeğe bir şeyler almak istiyor ama cesaret edemiyordum. İlk hamile kıyafetim bile kardeşimin hediyesiydi. Cesaret edip de kendim alamamıştım. Sanki her şey bir rüyaymış da ben bir gün uyanacakmışım gibi geliyordu. Her sabah uyandığımda devam etmesine şükrediyordum bu durumun. Bu duygudan bebeğimin hareketlerini hissedince kurtulacağıma inanıyordum. Doktor kontrollerinde bebeğimi ekranda seyrederken kısa süreli de olsa bu duygu geçiyordu ve gerçekliğine inanıyordum. Sonrasındaki birkaç gün de o gün verilen ultrason görüntülerine bakarak geçiyordu. Ama sonra yine aynı duygu kaplıyordu içimi. “Gerçek mi bu?” 

Ben bu duygularla boğuşurken sakin ve soğukkanlı yapısı had safhasına ulaşan eşim memleketine, ailesini görmeye gitmeye karar verdi. İstanbul’a uzak ve aşırı sıcak bir memleket olduğu için ben gitmedim. O yokken annemlerde kaldım. Başta babam olmak üzere evdeki herkes bana bir şeyler yedirmeye, canımın ne istediğini öğrenmeye çalışıyordu. Oysa ben acıktığımda bile üzülüyordum yemek yemek zorunda kalacağım için. Canım hiç bir şey istemiyordu. Zevkle yediğim tek şey annemin tatilden dönerken meşhur bir zeytinciden getirdiği yeşil zeytinlerdi. Yarım kavanoz zeytini bir haftada tek başıma bitirmiştim. Bittiği gün ise ulusal yas ilan edecek kadar üzülmüştüm. ☺ 


Bu arada 16. haftadayken ilk kez bir sabah kusmamıştım. Bu benim için değişik bir şeydi. Çünkü hayatımın geri kalanını kusarak geçireceğime inanmaya başlamıştım. Bundan sonraki günlerde arada sırada kusmadığım günler oldu. Geçiyordu galiba… 18. ya da 19. hafta civarında karnımda hareket mi, gerilme mi, şişkinlik mi olduğunu ayırt edemediğim bazı şeyler hissediyordum. Hatta bunun şiddetli hale geldiği bir gün doktoruma ulaşamayınca acile gitmişliğim bile oldu. Şikâyetimi anlatınca acildeki doktor muhtemelen bağırsaklarımdaki değişimleri hissettiğimi, bebeğin iyi olduğunu söyledi. Erkek olduğunu teyit etti ve beni gönderdi. Ertesi gün Ramazan Bayramı’nın birinci günüydü. Biraz endişeliydim ama yine de çok yakın birkaç akraba ziyaretine gittim. Gittiğim evlerden birinde ikram edilen, aslında hiç de beğenmediğim, bir koca tabak lahana sarmasını yedim. Sarmayı eşimin teyzesi yapmıştı ve yanlışlıkla iki kez acı biber koymuştu, normalde yiyebileceğimden biraz daha acıydı üstelik. Acılığına ve aslında beğenmemiş olmama rağmen şuursuzca yedim. Hamileliğim boyunca ilk kez bir şeyden daha fazla yemek geliyordu içimden. Ama zaten berbat şekilde yanan midem daha da yanmasın diye yemedim. Beni çeken sarmanın kendisi değil, acılığıydı. Aynı gün akşam yemeğinde küçük acı biber turşularından yedim ve yarım bardak şalgam suyu içtim. Canım turşunun dibini bulmak, şalgam suyunu ise kafaya dikmek istiyordu ama kendimi tutuyor az az tüketiyordum.

O akşam ilk kez emin olunacak kadar net bir şekilde bebeğimizin tekmelerini hissettik. Eşim ilk kez gerçekten heyecanlanmıştı, benimse gözlerimden yaşlar akıyordu. Ama acının etkisinden değil, mutluluktan… Bir yerlerde kadınların doğumdan sonra bebeklerinin hamilelik süresindeki hareketlerini özlediklerini okumuştum. Evet, özlenecek bir şeydi bu, mucizenin ta kendisiydi. Sağlığından, iyiliğinden endişe ederken bir tekme atıp ben buradayım demişti minik oğlum. Üstelik bunu acı yiyip, şalgam suyu içtiğim bir zamanda yaparak babasıyla yakın zamanda yaptığımız bir konuşmaya da cevap vermiş oluyordu. 

Eşimle damak tadımız benzerdir bunu ikimizin de doğulu olmasına bağlarız genelde. Oğlumuzun da bize benzer bir yemek zevkinin olup olmayacağını düşündüğümüz sıralarda oğlumuz bize “Evet ben de sizdenim” demişti sanki. ☺ Bundan sonra zamanımın çoğunu bu hareketleri gözleyerek, oğlumu bir kez daha görebilmek için bir sonraki ayın kontrolünün gelmesini bekleyerek geçirecektim anlaşılan. 

Bir dahaki yazıda buluşana kadar hoşçakalın… 

Dilek

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım