27 Eylül 2013 Cuma

Derya'nın Bebek Yapım Günlüğü — 24. Bölüm

Merhabalar, 

Son zamanların en zorlu haftasını çok şükür ki arkamızda bırakmış bulunuyoruz, sayın okuyucular! 

Almanya`ya geldiğimiz günden beri deli bir koşturmaca hali içindeyiz. Ve bu koşturmacanın tek sebebi JOY! Ay, vallahi biz bu işin bu kadar zor olacağını tahmin edememiştik. Bir bebek sahibi olmanın insanı çok zorlayan, yoran, uykusuz ve bazen çaresiz bırakan bir şey olduğunu biliyorduk. İnsan ona göre hazırlıyor kendini ve doğanın kanunu gereği büyük bir delilik yapıp yine de istiyor o bebeği! Ama köpek öyle değilmiş. Biz malumunuz, her şeyi sık dokuyup ince eleyen, araştırıp bilgilenmeden adım atmayan bir çiftiz. (Biraz benim zorlamamla). Köpek meselesinde de aynısını yapmıştık vakt-i zamanında. Çok sevgili muhabbet kuşum Cici`nin ölümünden itibaren aklımızdaydı bir ev hayvanı, can yoldaşı edinmek. Fakat benim Cici`yle aramda özel, insanın sadece kendi gözleriyle görünce inanabileceği bir bağ vardı. Bu yüzden yeni bir hayat arkadaşı fikrine ısınmam bir yılımı aldı. 

Kendimi bildim bileli hep ev hayvanım oldu. Belki de tek çocuk olduğum için böyle bir dosta ihtiyaç duydum hep. Bir de işte, sanatçı ruh ve zor yaşanmışlıklar derken çoğu zaman insanları anlamakta zorlandım. Onlar da beni anlamakta zorlandılar. Fakat bebek ve hayvanlarla oldum olası hep çok iyi geçindim. Ama Cici`nin ölümünden sonra bir daha muhabbet kuşu istemediğimi biliyordum. Gerçi o sıralar başka hiç bir hayvan istemiyordum. O kadar üzülmüştüm ki ölümüne… Kendimi en iyi arkadaşımı kaybetmişim gibi hissetmiştim. Ki bu olduğunda 28 yaşında, kazık kadar kadındım! Çok çok uzun süre Cici`yi rüyalarımda gördüm hep; birbirimizi çok özlemiş ve eskisi gibi hep öpüşüp, oynaşıp duruyorduk. Açıkçası, çok ve uzun süre ağladım arkasından. Bunun üzerine sevgilim bir gün, ¨Üzülme, istersen sana küçük bir köpek alırız.¨ demişti. O, bunu söylediği sıralar ben bu cümleyi ciddiye alacak durumda değildim, ama yine de ileride kullanmak üzere bir yere kaydettim. (Evet beyler, kadınlara vaadlerde bulunurken dikkat edin. Biz, unutmayız!) 

Yaklaşık bir buçuk sene sonra yeni bir arkadaş edinmeye hazırdım. Fakat hazır olmakla hazırlanmak arasında fark var. Bizim de hazırlanmamız (karar, araştırma, bilgilenme, gidip görme vs) neredeyse yarım yılımızı aldı. Bu süre içinde ben bir sürü kitap devirdim, sevgilimle bir çok eğitim videosu izledik; artık hazırdık. Geriye sadece üretici bir yer bulmak ve ev arkadaşımızı seçip bizim yanımıza gelene kadar büyümesini beklemek kalıyordu. Tüm bunlar da, bizim balayından döndüğümüz günlere denk gelecekti. Yani Cici`nin ölümünden iki sene sonra. O zamana kadar evdeki tadilatımız da bitmiş (!) olurdu. (Bitmedi, ne bitmesi! Ühühühü..!) Gördüğünüz gibi her şeyi planlamıştık biz. Şimdi tam da o planın ortasındayız ve çıkmaz bir sokaktayız. İMDAT! 
Hiç kimse bize köpek bebek bakmanın bu kadar zor olduğunu söylememişti! Ne üretici ailesi, ne okuduğumuz kitaplar, ne de diğer köpek sahipleri. Ama bu haksızlık! En azından bebek yapmaya karar verdiğimizde bunun zor olduğunu bile bile kararımızı vermiştik, her şeyi göze almıştık. Şu anda, her ikimiz de çok aptal bir vaziyetteyiz. Joy`u almadan önce bir sürü kitap okumuş, bir o kadar da video izlemiş olmama rağmen sanki hiç bir şey bilmiyor gibiyim! İçimi rahatlatan, kendimi biraz iyi hissetmemi sağlayan tek şey ise, FB`ta yazdığım çaresizlik ve panik dolu iletilerime siz annelerin yaptığı yorumlar oldu. Böylelikle hem ben (anne olmayan biri), hem de köpek sahibi olmayan anneler, bu işin insan bebeği bakmakla benzer yanlarının olduğunu gördük. Ve o anneler, bana yardımcı olmaya başladı. Gerek verdikleri ipuçları, gerekse benzer eğitimler (tuvalet, diş fırçalama, elektrik süpürgesi vs.) sırasında kendi başlarından geçen olaylar ve onlardan edindikleri tecrübeleri benimle paylaşarak, ve en çok da beni motive ederek bana tahmin edemeyecekleri kadar büyük bir güç verdiler. Kendimi her yalnız hissettiğimde imdadıma yetiştiler, yetişemeseler bile güç verdiler. O yüzden buradan her birine gönlümün en derinlerinden çok çok teşekkür ederim. 

Bu Joy hanımın bakımı bizim için resmî bir bebek provası. Tamam zor, öğrenmiş olduk. Ama bebek bakımı bundan daha zor olacak. Sonuçta köpekler daha bir kaç aylıkken beyinsel olarak olgunlaşmış oluyorlar. Ama bir insan yavrusunun bu duruma gelebilmesi için uzun yılların geçmesi gerekiyor. (Diğer konulara girmiyorum. Siz anneler, benden daha iyi biliyorsunuz.) Ama prova, provadır! Bize muhtaç bir canlının sorumluluğunu iki kişi taşımak, onun bakımı, yiyeceği, temizliği ve eğitimiyle ilgilenmek, aramızda iş bölümü yapmak; bu sırada hâlâ gül gibi geçinip gidebilmek, pembe bulutların üzerinde gezmek… Ay pardon, daldım yine! Yani anlayacağınız, bütün bunlar bizim için çok çok yeni konular. Bu bir hafta süresince çok zorlandık. En büyük hayal kırıklığımızsa, bu işin bu derece zor olacağını (en azından başlarda) gözden kaçırmış olmamızdı. Biz, her ikimiz de baba olacak adamlar gibi düşündük sanırım: ¨Bizim veletle maça gideriz, Play Station oynarız, balık tutarız…¨ Eh, o çocuk o halde doğmayacak ama! İşte biz, sanırım burayı kaçırdık. Hayır, Peter atladı bu kısmı, anlarım; peki bana ne oluyor? Hatta bir ara pişman oluyor gibi bile olduk. İşte bu sıralarda, köşede gizlice beni motive etmek için bekleyen anneler yine hooop diye bana moral verdiler, sağolsunlar. 

Bir de Cici! Evet, o öldü ama hatıraları o kadar güzeldi ki... Dedim ya, anlattığım kimse inanmazdı, ancak gözleriyle görüp de hayrete düşerdi insanlar. Ben, öğrencilik zamanlarımda neredeyse 2-3 günde bir uyurdum. Gündüzleri okula, geceleri fabrikada çalışmak üzere gece mesaisine gider, paydostan sonra aceleyle okula koştururdum yine. Bu tempo nedeniyle uyku düzenim yoktu. Her boş vaktimde, mümkün olan her yere kıvrılıp uyurdum. O yüzden evde de bazen gündüz vakti uyurdum. Fakat, evde olduğum her an Cici`yi kafesinden çıkarırdım. Ben uyurken müzik dinlerdim, o da o küçücük kafasını hoparlörün içine sokar, çalan parçaları dinleyip vokal yapardı. Bazen de benim yastığımın üzerine gelir, benimle birlikte tüylerini şişire şişire saatlerce uyurdu. Aynı yastığa baş koymuşluğumuz vardı yani! 30 kelimeye yakın hem Türkçe, hem de Almanca konuşabilirdi. “Derya” diyebiliyordu demesine ama, ben onu hep “Cici” diye çağırdığım için o da beni Cici diye çağırıyordu. Adımı Cici sanıyordu yani. Beni uyandırmak istediği zaman usulca kulağıma yaklaşıp, neredeyse fısıldar bir sesle “Ciciii” derdi. Bakardı ki ben uyanmam, biraz daha yüksek sesle tekrarlardı. Yine uyanmazsam kelimenin sonuna soru işareti vurgusu yapardı. Bu da işe yaramazsa “Ciciiiiiii” diye çığırtırdı tatlım. Ama çok yorgunsam ve ayılamıyorsam, gelip usulca kirpiklerimi çekerdi canımı acıtmadan. Bir yandan da yine beni çağırırdı. İşte böyle anlar vardı insanın hayatında bir hayvanla, hem de avuçiçi kadar bir kuşla yaşayabileceği. Cici, böyle doğmamıştı tabii ki. Onu aldığımda daha küçücük bir bebekti. Onu ben, sabır ve sevgiyle bu hale getirmiştim. Yansımamdı o benim. Çok tatlı tatlı konuşurdu. Ama onun tek yaptığı aslında beni taklit etmekti. Hayvanların en güzel yanı buydu işte; seni sana, olduğun gibi yansıtırlardı. "İnsan, karşındakini kendi gibi sanırmış." cümlesinin can bulması yani. 

Bu hafta çok zorlandık, evet. Köpek, muhabbet kuşundan çok farklı bir hayvan. Beni kelimenin tam anlamıyla zıvanadan çıkardığı anlar oldu. Sevgilim de buna çoğu zaman tuz biber ekti bilmeden. O, bütün gün işte olduğu için Joy`la benim kadar uzun zaman geçiremiyor, o yüzden onunla birlikte kat ettiğimiz gelişmeleri göremiyor. Bazen nasıl davranması gerektiğini kestiremiyor, bazense beni yeteri kadar gözlemlemiyor veya ona anlattıklarımı iyi dinlemiyor. Köpek eğitiminde en önemli şey sabır ve devamlılık. Ki bence bu, her türlü eğitim için geçerli. Ben farklı, Peter farklı davranınca Joy da ne yapacağını şaşırıp iyice deliriyor, hiperaktif oluyor ve onu sakinleştirmek uzun vaktimizi alıyor. Ben, bütün gün onu sakin tutabilmek ve bir şeyler öğretebilmek için uğraşıp didindiğim halde, Peter`in gelip bilmeden de olsa, bu emeklerimi bir saniyede siliyor olması beni çoğu zaman delirtti. Bu, çocuğa annenin ¨Hayır¨ babanın ¨Evet¨ demesi gibi bir şey. Oysa ki, her ikimizin de aynı davranması gerekiyor ki sağlıklı bir sonuç alabilelim. Ama hepimiz öğreniyoruz, öğrenmeye de devam edeceğiz. 

Cici`yle olan güzel hatıralarım, Joy`la daha da sabırlı olmam gerektiğini hatırlatıp beni motive ediyor. Bir diğer motive kaynağı ise bunu başarırsak bebek konusunda sanki bir nebze de olsa, azıcık, birazcık bile olsa tecrübe kazanmış olacağımız ve tabi ki Joyla geçireceğimiz güzel günlerin hayali. Bu arada bebek demişken, açık söylemeliyim ki içimden gizli gizli, ¨Ay, işallah Bali`deyken Aşk Meyvesi bize misafirliğe gelmemiştir.¨ diye geçirmeye başladım. Önce şu Joy meselesini bir yoluna koysaydık, tadilatımız bitseydi, artık kendi evimize taşınabilseydik, ben kilo verebilseydim…. Evet, sanırım bu listenin sonu gelmez. Vallahi Joy gözümü korkuttu desem, hiç yalan olmaz. 

Önümüzdeki hafta yeni maceralarla karşınızda olacağım. 

Sevgiyle kalın,

Derya

2 yorum:

  1. ahh ahhh ben de bebek bakmanın bu kadar zor olduğunu duymamıştım joy u anlattıkça ırmakla ilk günerimiz geliyor aklıma tuhaflayanlar var ama şu bir gerçek ikisi de bebek ve seninle arasındaki bağ ne kadar sıkı olursa olsun alışma süreci çok farklı psikolojiye sokuyor insanı.. ben de hamile olduğumu öğrendikten sonra doğumda doğumdan sonra ne kitaplar okudum hala okuyorum ama tecrübe çok farklı bir süre sonra ikinizde birbirinize alışmış keyfini çıkaran fotolarınız yazılarınız gelmeye başlayacak inşallah :) Öperim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşallah Zeynepcim. Bu gerçekten çok zorlu bir yolmuş. Bazen yol kat ettik diye seviniyorum, bazense acaba yanlış yolda mıyım diye tereddüt ediyorum. Bakalım gelen günler neler gösterecek.
      Ben de öperim :)

      Sil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım