5 Temmuz 2013 Cuma

Dilek'in Bebek Yapım Günlüğü — Bölüm 12

Geçen hafta tüp bebek tedavisine başlama hikayemizi anlatmıştım.

Yumurta toplamadan 5 gün sonra transfer için merkezdeydik. O kadar gergindim ki, her zaman metrobüsle karşıya geçmemize rağmen bu kez biraz olsun sakinleşebilmem için karşıya vapurla geçtik. Hava sıcaktı, bir yandan terliyordum, bir yandan da elim ayağım buz kesiyordu. Dilimde dualar, gözümde salıvermemek için savaştığım gözyaşlarımla bekliyordum/bekliyorduk.

Nihayet sıra bana geldi. Gerekli hazırlıklar bittikten sonra yumurta toplama işleminin yapıldığı ameliyathaneye çıkarıldım. Yumurta toplama esnasında beni sarhoşa çeviren ilaçlar yüzünden saçmalardan seçmeler anlattığım hemşireyi aradı gözlerim ama yoktu. Ona ayık halimi de göstermek ve o kadar da saçma biri olmadığımı ispatlamak istiyordum. Ben bunları düşünürken doktorumuz gelmişti. Hal –hatır sorma ve rahatlatma çabalarından sonra transfer gerçekleşiyordu işte. Oluşan 5 blastosist embriyomuz, yaşımın genç (28) olması, ciddi bir sorunumuzun bulunmayışı gibi sebeplerden dolayı doktorumuz çok umutluydu. Transfer işlemi bittikten sonra doktor elini omzuma koyup “Bundan sonra dua ediyoruz” dedi. 

Transferden sonra bir süre sırt üstü yatmam gerekiyordu. Beni aşağı hasta odasına indirdiler. Annem ve eşim orada beni bekliyorlardı. Doktorun olumlu ve umut dolu konuşmaları keyfimi yerine getirmişti. Ben aşağıda yatarken, merkezde bir telaş, bir gürültü koptu. Kalkıp bakamıyordum ama seslerden kötü değil, iyi bir şeyler olduğunu anlıyordum. Annem dayanamayıp kalktı. Gerçekten de mutlu bir olaya şahitlik ediyorduk. Merkezin hastalarından biri kanser tedavisi sonrası gördüğü tüp bebek tedavisinin meyvesi olan ikiz bebeklerinin cinsiyetini öğrenmişti. Herkeste bir coşku vardı. Tebriklere katılan annem sayesinde o hanım da benden haberdar olmuş hatta yanıma gelip iyi dileklerini iletmişti. Ne güzel bir gündü bu böyle... Keyfime keyif katılmış, umudum çoğalmıştı.


Merkezden çıkıp eve gidince önümde evde geçireceğim koca bir 12 gün, yutulacak onlarca hap, vurulacak bir sürü iğne olduğunu dehşetle fark ettim. Üstelik iğnenin biri evde yapamayacağım bir iğneydi. Her gün sağlık ocağının yolu görünmüştü bana. 

Sağlık ocağındaki aile doktorumuz, hemşiremiz hatta eczane çalışanları bile benimle çok ilgileniyor, destek olmak ve yardım etmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Hatta hemşiremiz daha önce tüp bebek hemşiresi olduğu için konuya da hakimdi. Çok zor vakalar görmüş biriydi ve benim anlattıklarımdan, embriyo sayısı ve kalitesinden yola çıkarak çok umut vadeden yorumlar yapıyordu. 

Yumurta toplamadan beri devam eden kabızlığım sürüyordu. Sebze ağırlıklı beslenmeme, kuru kayısı, kiraz, bol bol su tüketmeme rağmen geçmiyordu. Doktorun verdiği o baklava şerbeti tadındaki iğrenç şurup da durumu değiştirmiyordu. Ama bunun dışında her şey güzeldi. Ailem yanımdaydı, tedavi iyi gitmişti, hala da iyi gibiydi. Hissediyordum, bu kez olacaktı! 

Test günüme 2 gün vardı. Bir forumdan görüştüğüm, beraber sonuç beklediğim arkadaşlarım vardı. Hepsi daha önce test yapmışlar, pozitifi görmüşlerdi. Bir tek ben vardım 12. Günü bekleyen. Yoğun talep vardı yapmam için. Daha önce defalarca negatif sonuç aldığım için test yapmaya karar vermek benim için büyük bir karardı. İğneye gittiğimde hemşireyle paylaştım bu duygularımı. O da “Gününden önce yapma hatalı sonuç çıkar üzülürsün, ne gerek var?” deyince zaten pek de meraklı olmadığım için vazgeçtim test fikrinden. Test gününden önceki son 2 gün acabalarla geçti. Belirti aramaktan ve internette belirtilerle ilgili yazılar okumaktan tükenmiştim. 

Normalde çok sulugöz bir insan olmama rağmen bu 12 günde hiç ağlamadım. Ağlamama sebep olacak şeyler düşünmedim. Günlük bile yazmadım eğer varsa, geldiyse bebeğim üzülmesin diye. 

Test günü 

12. gün sabah gözümü açar açmaz kalkıp hazırlanmaya başladım. Uyanıp beni başörtümü bağlarken gören eşim korkuyla karışık şaşkınlıkla bana bakıyordu. Hemen onu da kaldırdım, yola düzüldük. Kan verirken hemşireye sonucu en çabuk ne zaman alabileceğimi sordum. O da internetten de bakabileceğimizi söyledi. İşte bu iyi haberdi. Çünkü 1 saat sonra, evden hastaneye giden yokuşu tekrar çıkmaya gücüm yoktu. Eve döndük. 
Heyecandan ve endişeden hiçbir şey yapacak durumda değildim. Eşim büyük bir keyifle kahvaltı hazırlamaya başladı. Onun bu neşeli hali beni şaşırtıyordu. Bir yandan da negatif sonuç alırsak bu neşeye ne olacağını düşünüyordum. Sonucu internetten öğreneceğimiz için hastanenin sonuç sayfasını açtım. 5 dakikada bir sayfayı yenileyerek sonuç bekliyordum. Eşim menemenin pişmesini bekliyordu. Kan vereli 45 dakika olmuştu ki sonuç belli oldu. 0.34’tü. Yani koca bir negatif! 

Eşim diğer odadaydı. Ona seslenmem haberi paylaşmam gerekiyordu ama sesim çıkmıyordu. Ne ağlayabiliyor ne de konuşabiliyordum. Yaklaşık 5 dakika öylece oturdum. Ağlamadan, konuşmadan,gözlerim bir noktada sabit. Eşim hala gelmemişti yanıma. Ben onun yanına gittim. Beni fark edene kadar mutfağın kapısında bekledim. Konuşmayı unutmuş gibiydim. Beklediğimi fark edip bana bakınca kafamı iki yana salladım ve oturduğum yere geri döndüm. Eşim peşimden geldi. Halim onu korkutmuştu. Ne oldu diye sorunca ağlamaya başladım. Çok zorlanarak “Yine olmadı” diyebildim yalnızca. Sarıldık. Ağladım ağladım ağladım... Ne dediyse ne yaptıysa da sakinleştiremedi beni. Hatta içten içe kızıyordum sakinliğine. 

Dünyanın başına yıkılması deyimini iliklerime kadar hissediyordum. Dünya yıkılmış, ben altında kalmıştım. Yine başladığım yere dönmüş, onca uğraşa, acıya, çileye rağmen yine hiçbir şey elde edememiştim. 

Eşim tüm çabalarına rağmen sakinleşmeyeceğimi anlayınca beni biraz yalnız bıraktı. Bu sırada sofrayı hazırlamıştı. Beni de kahvaltı yapmam için çağırıyordu ama boğazımda düğüm değil koca bir kaya vardı adeta. Bırak yemek yemeyi nefes bile alamıyordum. Yemedim. Eşimin zevkle ve keyifle hazırladığı kahvaltıyı üzüntü içinde ve yalnız başına yemesi içimi daha da burkuyordu. 


Ben susuyordum. O kadar çok üzgündüm ki... Kendimden, ağzımdan isyan içeren bir cümle çıkmasından korkuyordum. Ben susarken telefonlarımız çalmaya başlamıştı. Ben eşime kimseyle konuşmayacağımı söyledim. İlk arayan annemdi. Eşim ona kötü olduğumu, konuşmak istemediğimi söyledi. Birkaç saat ağzımdan tek laf çıkmadan, kimseyle konuşmadan, yerimden kalkmadan ağladım. Daha sonra tüp bebek merkezini arayıp bilgi vermem gerektiğini hatırladım. Yüzümü yıkayıp sakinleşmeye, Derin nefesler alarak sesimi konuşabilecek hale getirmeye çalıştım. Çok zor da olsa hemşireyle konuşabildim. Ona testin negatif çıktığını söyledikten sonra adetimi ne zaman bekleyeceğimi sordum ve telefonu kapattım. Bunca şeyden sonra kendimi yine adetimi bekliyor halde bulmak içimi çok acıtıyordu. 

Saatler geçmesine rağmen telefonlara cevap vermemem ailemi endişelendirmişti. Yeğenim ve kardeşlerim kapımdalardı. Beni almaya gelmişlerdi. Yeğenimi görünce dayanamayacağımı biliyorlardı. Karşı koyacak gücüm yoktu. Hazırlanıp onlarla birlikte yola çıktım. Ailemle birlikte olmak, gösterdikleri alaka kafamı dağıtsa da kalbimdeki hüzün geçmiyordu, geçecek gibi de değildi… 

Bu zor imtihandan çıkabilecek miydim? Bunu nasıl yapacaktım? Hiçbir sorunun cevabı yoktu. Kafamda ve kalbimde koca, koskoca bir boşlukla yaşamaya devam etmek zorunda kalacaktım belki de... O sırada sadece zamanın hızla geçmesini, bedenimdeki ve ruhumdaki yaraların geçmesini istiyordum… 

Haftaya görüşmek üzere… 
Sevgiler,

Dilek

8 yorum:

  1. Dilek, öylesine içten ve güzel anlatıyorsun ki gerçekten çok büyük bir hevesle okuyorum bütün yazdıklarını. Yazının ana temasına bir an önce ulaşabilmek için atlaya atlaya okudum bütün cümleleri. Sonuca inan ben de çok üzüldüm ama inanıyorum, gerçekten az kaldı, güzel haberi yazacağın günü dört gözle bekliyorum. Eminim senin için çok zordur ama lütfen biraz daha sabır, sabır, sabır...

    YanıtlaSil
  2. dilek, hic tanimadigim,huyunu suyunu bilmedigim birisi icin boylesi dua etmemistim. biliyorum ki bir gun bebegini kucagina alacaksin ve biz de buradan mutlu haberlerini okuyacagiz.sevgilerle...

    YanıtlaSil
  3. Dilek,

    Dualarım seninle..TÜm kalbimle bebeğine kavuşmanı Allah'tan diliyorum...

    YanıtlaSil
  4. Herşeyde bir hayır vardır dilek. Ilk önce bunu düşün. Olmamasıda bir hayırdır. Zamanı vardır o zaman gelince Rabbim sana gönderecektir emanetini,sakın isyan etme ve sakın vazgeçme. Allahım sana sabır ve güç nasip etsin. Anne olacağını düşün içten inan ve dua et. Rabbim hayırlısını nasip etsin

    YanıtlaSil
  5. ilki tüp bebek ikincisi spontan 2 çocuk sahibi bir anne olarak yazıyorum. lütfen sakin ol ve sadece İnan. benim tek embriyom vardı ve doktorum şansımın %20 olduğunu söylemişti. inandım şansım %50 dedim eşime, ya olacak ya olmayacak. içini ferah tut, umarım hakkında hayırlısı olur

    YanıtlaSil
  6. okuyup iyi dileklerini, dualarını paylaşan herkese çok teşekkür ederim. dilerim ben ve aynı kaygıyı taşıyan herkes sonunda bebeğini kucaklar.

    dilek

    YanıtlaSil
  7. benim de 2 başarısız tüp bebek denememden sonra doktor bir süre ara verip vücudumu dinlendirmem gerektiğini söylemişti. eşimle çıktığımız ve herşeyden uzaklaştığımız tatilimizden dönüşte, tekrar tedaviye başlarken doktorun yaptığı kontrol muayenesinde ilaçsız müdahalesiz büyümüş tek bir yumurtaya rastladı doktor ve "buna şans vermeliyiz, ben bunu alıyorum" dedi.. ve o tek yumurta şimdi bizim 13 aylık dünyalar tatlısı oğlumuz.. ben tedavi sürecinde doktoruma güvenip internetten vs. çok fazla okuma yapmamaya karar vermiştim, insanın kafası çok fazla karışabiliyor.. biliyorum ki, sen de bebeğini er ya da geç kucağına alacaksın, kolay değil ama gönlünü ferah tutmaya çalış dlek..

    YanıtlaSil
  8. Insallah tum bu yasadiklarinin karsiligini alacaksin... Ben de simdi dondurulmus embriyo transferine hazirlaniyorum.igneler-ilaclar... Yoruldum artik... Ama tum yazilarindan anladığım kadariyla sen cok guclusun :)) tup bebek tedavisinde fark ettigim en onemli sey guclu olmak.Insallah guzel sonuclar alacagiz. Ilkinde olmazsa ikincisinde, ikincisinde olmazsa ucuncusunde... Hayirlisiyla olur umarim... Bir sonraki yazini yine merakla ve dualarla bekliyorum :)

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım