6 Nisan 2013 Cumartesi

Derya'nın Bebek Yapım Günlüğü- 19. Bölüm

Merhaba Sevgili BYBO Okurları, 

Bu hafta ve gelecek hafta son iki yazımı okuyacaksınız. Nedenini açıklamak, aslında benim için zor. Yine de elimden geldiğince açıklamaya çalışacağım. Size tam 18 hafta boyunca hem bir bebek sahibi olma hayallerimden, hem geçmişimde yaşadıklarımdan, hem de günlük hayatımdan bahsettim. Her yazıyı, kalbimi sonuna kadar açarak ve büyük bir samimiyetle yazdım. Ve yine aynı samimiyetle şimdi sizlere veda ediyorum. 
Sizin de bildiğiniz gibi, bu sene oldukça zor bir kış yaşadım. Çoğu zaman çalışamaz durumda ve hastaydım. Bu durum, bir kaç hafta önce "bebek sahibi olma hayallerimizi" de ertelememizi sağladı. Çünkü öncelik hep sağlıkta olmalıydı. Bu süre içinde sadece bedensel sağlığımı değil, aynı zamanda psikolojik dengemi de yavaş yavaş kaybetmeye başladım. Durumumu algılanabilir kılmak için dün, sevgilime bununla ilgili bir örnek vermiştim; aynısını burada da yazmaya çalışacağım. Bir çok sefer, utanmadan değindiğim üzere İngilizce kısaltması PTSD olan, Türkçesi de 'Travma sonrası stres bozukluğu' olarak anılan bir durumda olduğumu dile getirmiştim. Bu durum, çok farklı nedenlerden ötürü ortaya çıkabilir ve her insanın başına hayatı boyunca ortalama bir kez gelebilirmiş. Bu tanımın altında genellikle iki farklı genel neden belirirmiş. Biri insan kaynaklı travmalar, (tecavüz, kayıp, sürekli devam eden psikolojik baskı vs); diğeri ise doğal afet ya da diğer olaylardan kaynaklanan (deprem, tsunami, trafik kazası, savaş gibi) travmalarmış. 

Her insanın, bu olaylardan sonra illâ ki PTSD`ye yakalanması gerekmiyormuş. Davranış veya tepki bozuklukları, travmalardan hemen sonra değil; bazen bir kaç ay, bazense bir kaç yol sonra ortaya çıkabiliyormuş. Benim sorunum; bu yaşıma kadar neredeyse ardı arkası kesilmeyen ve kendi kendime çözemediğim bir çok olay yaşamış olmam. Zamanında bu olaylara karşı tedavi görmemiş ya da destek almamış olduğumdan, olayları ya hiç yaşanmamış saymışım ya da benim bile ulaşamayacağım kadar geri plana atmışım. Bilinçaltının, ne derece derin ve girdaplı bir deniz olduğu bilinmesine rağmen, hâlâ nasıl tam olarak çalıştığı açık değil. Bu konunun uzmanı olsaydım, zaten kendi kendime yardım da edebilirdim sanıyorum. Fakat konu hakkındaki araştırmalarım tüm hızıyla devam ediyor. Çok ilgilenen ya da merak eden olursa, yukarıda bahsettiğim bilgileri arama motorlarına girerek daha fazla bilgi edinebilirsiniz. 

Konuyu fazla dağıtmadan gelelim bana ve sevgilime dün bahsetmiş olduğum örneğe; hayatta bir insanı ayakta tutan bir çok şey vardır. Aile, arkadaşlar, okul, spor, hobiler, diğer aktiviteler, iş, çalışmak, müşteriler gibi. Yukarıda bahsettiğim PTSD`nin bende oluşumunun herhangi TEK bir nedeni yok. Maalesef bu, neredeyse benim doğduğum andan, içine doğduğum aile ve ortamdan, onun getirdiklerinden ve sürekli benim dışımda olan ya da başıma gelen olaylardan kaynaklı. Fakat ben, yaratılış olarak neşeli, pozitif, hassas, çalışkan, yetenekli ve akıllı biriyim. Bu yüzden, başıma gelen her olayı birer sınav olarak algılayıp onlardan elimden gelenin en iyisiyle geçmeye çalıştım. Bilmeden hatalar yapmış olabilirim. Eğer o hatalardan öğrendiysem, ne alâ; yok, öğrenemediysem eminim ki, hayat bana bir şekilde öğretmeyi nasılsa başarır. Ama robot değil, bir insan olduğumdan her zor olayı lay-lay-lom atlatmadım. Hatta artık sanatçı ruhumdan mıdır, yoksa sürekli incinmiş olduğumdan mıdır bu aşırı hassasiyetim; bilemiyorum ama, hep yerlerde sürüne sürüne atlattım bütün zor zamanları. Ama atlattım. Ya da bugüne kadar ben hep öyle sandım. Vazgeçmedim. Yaşamaktan, çabalamaktan, çıkış yolları aramaktan, hayata sıkı sıkıya tutunmaktan. Yalnız da değildim üstelik; beni ben yapan bir hayat vardı çevremde...

Beni, tam ortada esnek ve yumuşak bir çubuk gibi düşünün. Ve farklı hizalamalarla, farklı uzunlukta iplerle bana bağlanmış toplar (ya da balon) düşünün; tıpkı bir molekül haritası gibi. Ben, merkezdeyim. Çünkü herkes, kendi hayatının merkezindedir. O toplarsa, hayatı hayat yapan şeyler. Toplardan biri aile, bir diğeri okul, arkadaşlar, spor... Benimkileri tam olarak saymam gerekirse (dün sevgilime saydığım gibi); okul, projeler, kamera, çekimler, haliyle müşteriler, iş-çalışmak, ay sonunda bankama yatan para, spor, arkadaş görüşmeleri, birlikte içilen kahveler, gidilen sinema ya da diskolar, doğada yapılan yürüyüşler, bisiklete binmek, Cici (ölen muhabbet kuşum), annem, aşık olduğum adam; sevgilim, kocam Peter. Bunların hepsi, bana (çubuk) farklı yükseklik ve alçaklıkta, farklı uzunluk ve kısalıkta iplerle bağlanmış (ilişki) toplardı. Ve onların eşit derecede çekim gücüyle ben, bugüne kadar yaşamış olduğum onca probleme rağmen, dimdik ayakta duruyordum. Bir de, yaklaşık son bir senedir bir bebek sahibi olma hayalim vardı. 

Zaman geçti... Ve o zaman geçerken, hayatımda (herkesin olduğu gibi) değişimler oldu. Bu bahsettiğim 'zaman dilimi', çok yoğun olarak yaklaşık son bir, belki bir buçuk sene. İlk önce Cici'm öldü. (Bir balon patladı.) Sonra Hermann öldü. (Annemin nişanlısıydı. Dolaylı bir balon patladı.) Mezun oldum; hem de en yüksek notla. (Maalesef bununla birlikte bir çok balon patladı - okul, projeler, kamera, çekimler, dolayısıyla müşteriler ve çok severek yaptığım hobim). Mezuniyetle birlikte arkadaşlarımla görüşmelerim azalarak bitti. Çünkü her biri ayrı şehirlere gittiler. Zaten bir elin parmakları kadardılar. (Patlayan diğer balonlar.) Bu zamana kadar elimde kalanlar; gururlu bir diploma, sevgilim, hastalıklı bir anne-kız ilişkisi, fabrikada çalıştığım günler ve ay sonunda hesabıma yatan para. Spora da devam ediyordum. Bu yüzden patlayan balonlar, düşmem için yeterli değildi; düşmedim. 

Fakat zaman geçmeye ve ben, bilinçli olarak farketmesem de o balonların yokluğunu içimde hissetmeye başladım. Küçük bir köyde yaşıyoruz. Buraya en yakın büyük şehir 1.5 saat uzaklıkta. Şehir yapısı Türkiye`deki gibi değil. Her yere ulaşım, şehirler arası ulaşım gibi; çoğu da hız sınırı olmayan otoban yolu. Ben mezun olduğumda sevgilimle bir karar vermemiz gerekiyordu. Benim mesleğim olan fotoğrafçılığı yapabilmem için, ya ailecek başka büyük bir şehre taşınmamız gerekiyordu -ki bunu her ikimiz de istemiyorduk-, ya ben her gün en az 3 saat yol alıp gittiğim yerde 10-12 saat çalışıp (evet, fotoğrafçılar manyak insanlar; hiç ara vermeden bu kadar çok çalışabiliyorlar), günde verdiğim yaklaşık 13-14 saatlik efordan sonra, akşamları bitap düşmüş bir şekilde eve gelmem gerekiyordu. Bu da, her hafta farklı mesaide çalışan sevgilimle birbirimizi neredeyse hiç görmememiz anlamına gelebilirdi. Biz, parayı değil; birbirimizi seçtik. Her ikimiz de bunda hemfikirdik. Ben, önce bize yakın yerlerde bir kaç ay asistan ya da fotoğrafçı olarak iş başvurusunda bulundum. Bazen onlar bana uymadı, bazense ben onlara... Sonuçta istediğim gibi bir iş bulamayıp öğrencilik zamanlarımda çalıştığım fabrikada çalışmaya devam ettim. Daha önce de anlattığım gibi; ayda sadece 6 gün çalışıyor, kendi harcamalarımı karşılayacak kadar kazanıyor ve ayın geri kalanında ne istersem onu yapıyordum. Bu, bir süre böyle devam etti. 

Hâlâ aktif problemlerim vardı, fakat iş ve spor olduğu için hayatım yine de dengede duruyordu. Ve tabi ki bu dengeyi sağlayan en büyük etkenlerden biri de sevgilim ve onunla olan sağlıklı ilişkimdi. Fakat sonra, terapiye gittiğim insanın da desteği ve yönlendirmesiyle, annemle aramdaki zehirli iliişkiyi kesmeye karar verdim. Ayrıntılarına girmek istemiyorum. (Kocaman bir balon daha patladı.) Hemen ardından terapistimin beni yüzüstü bırakmasıyla bir balona daha patlayınca sendelemeye başladım. Onun sayesinde -pişman olmadığım- ama desteğe ihtiyaç duyduğum bir karar vermiş ve adım atmıştım. Fakat hemen ardından yine yalnız kalmış ve yine terkedilmiştim. PTSD durumlarında en sık rastlanan bulgulardan biri, yaşanan travmaların kendi içinde sürekli tekrar etmesi ya da bunun korkusu. Bende her ikisi de vardı; tekrar etme korkusu ve gerçekten tekrar etmesi. Artık kendimi sokakta yürürken sürekli birileri gelip de bana şiddetli tokatlar atıyormuş gibi hissediyordum. Canım çok acıyor ve artık sendeliyordum. Yine de düşmedim. Çünkü dediğim gibi; çalışabiliyordum. Bu, iş yerinde kafamın meşgul olmasını sağlıyordu ve ay sonunda hesabıma para yatıyordu. Ayrıca spora gidebiliyordum. Spor yapanlar bilir; o, en büyük stres düşmanıdır. Vücudunuzdaki ve beyninizdeki negatif enerjiyi atar, onun yerine pozitif enerjiyle dolarsınız. Çikolatadan çok daha iyidir ve etkisi daha uzun sürer! Kafam bozuldukça ya koşmaya gidiyordum ya da saatlerde bisiklete binip ağırlık kaldırıyordum. Bu sayede hem stresimden arınıyor, hem de forma giriyordum.

Sonra birden... 

Gelecek hafta yazımın devamı ve günlüğümün son bölümünde görüşmek üzere...

Derya

14 yorum:

  1. Okuyorum ...... Döndüğünde de takip etmeyi dilerim. Su akar yolunu bulur derler ya o is gercekten oyle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Ben de en kısa zamanda dönmeyi dilerim :)
      Sevgiler.

      Sil
  2. Simdiye kadarki samimi paylasimlarin icin cok tesekkurler Derya. Bence sen bu isi cozmeye basladin. daha once sorun yumagi gibi gorunen seyleri parcalarina ayirip ele alabiliyorsan, hem kendi iclerinde hem de baska odaklarla iliskilerini tanimlayabiliyorsan bence bu sorunu cozmeye basladigin anlamina gelir. Sanirim tunelin ucunda isik gorundu.Allah yardimcin olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de samimi yorumun için teşekkür ederim Tomris :)

      Sil
  3. Yazilarini severek takip ediyorum.. Daha ince de demisimdir sana. eger basina.bi musibet geliyorsa seni senden daha ii bilen yaradanin seni bu musibetler karsinsindaki direncinden oturu mukafatlandiracaktir. kalbimizde bugday tanesi kadar inanc ve iman varsa buna inaniriz. Guveniriz. Balonlarimiz patlasada asagi duserken tutunacak bir dalimiz oldugunu Rabbimiz bize ayetleriyle bildirmistir... İnanirsak basaririz. ALLAH YARDİMCİN OLSUN... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet Neslihan, ben de öyle düşünüyorum. Teşekkür ederim.

      Sil
  4. Üzüldüm yazını okuyunca.. Umarım bu dönemden çok daha güçlenerek çıkarsın.

    Yanında çok sevdiğin ve güvendiğin biri varken inanıyorum ki geri kalan şeyler boş ve herşey zamanla düzelir.

    Sevgiyle kal..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Desteğin için çok teşekkür ederim sevgili Aysun. Sevgiler benden.

      Sil
  5. bu da gelir geçer diye inanmazsak nasıl yaşarız...

    seni seviyoruz derya

    YanıtlaSil
  6. Sevgili Derya,
    Bazen boğulduğumuz suyun yüzeyine çıkıp nefes alabilmek için ennnn dibe vurmak gerekir. (Gerçi sen o dibe vurmuş ve ufak ufak yukarı çıkmaktasın ya bence...Umarım en kısa sürede sen de fark edersin bunu:) Yazılarını ve fotoğrafalrını yeniden görmek dileğiyle..... (=

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Tümay,
      Pazar günü tam da bu tanımlamayı yapmış ve hatta bunu sayfamda da yazmıştım. Şurada görebilirsin=> https://www.facebook.com/Falnameblog/posts/316999105092760

      Aklın yolu bir demek ki ;) Teşekkür ederim desteğin için.
      Sevgiler.

      Sil
  7. Nedense cok uzuldum seni yeni bulmusken kaybttgme:(( geri donmeni beklicez derya. Tum olumsuzluklari sirtndan artip yuksuz skntisiz kararli bi sekilde burda olmani yurekten diliyorum:)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Efrah. Ayrıca kaybetmiş sayılmazsın; hâlâ kanlı canlı buralardayım :)

      Sil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım