30 Mart 2013 Cumartesi

Derya'nın Bebek Yapım Günlüğü- Bölüm 18

Merhaba sevgilil BYBO okurları, 

Dün sevgilimle koyun koyuna kocaman, kırmızı koltuğumuza uzamış Prison Break 2 izliyorduk. 
Benim her zamanki gibi ellerim ve ayaklarım buz gibi olduğundan, battaniyeyi boğazıma kadar çekmiştim. Gel zaman git zaman; o battaniye aşağılara, göbeğime kadar kaydı. O sırada açılan göbeğime baktığımda, oradaki deri değişikliği çarptı birden gözüme. 13-14 yaşlarından beri egzemam vardır benim. Ama çok yoğun olarak saç derimde, bazen de kollarımın üst taraflarında görülür. Yalnız, son bir buçuk aydır sağ elimin parmak aralarına da sıçradı. Nedenini, son aylarda maruz kaldığım büyük strese bağladım. Zaten bu deri deformasyonu bende hep olmuş olduğu için, çok da kafama takmadım açıkçası. 
Fakat bir de yaklaşık aynı zamanlarda başlayan ve maalesef gün geçtikçe daha da açılan bir saçkıran belası çıktı. Bu, üçüncü kez başıma geliyor. Hepsinde de büyük travmalar sonrası başlamıştı. İlk seferinde 16 yaşındaydım ve doktora gittiğimizde, "Büyük bir kayıp veya tramva nedeniyle aniden ortaya çıkabilir; psikoloji düzelince, saçlar da yeniden çıkar. Ama sarmısağı ikiye bölüp nemli kısmıyla bölgeyi tahriş ederek ovun." demişti ve gerçekten de dediği gibi bir süre sonra işe yaramış ve saçlarım yeniden çıkmaya başlamıştı. Zaten kellik olan bölge, başımın görünmeyen bir yerinde olduğu için çok da dert etmemiştim. Ama bu sefer, maalesef tam sol şakağımın oralarda oluşmaya başladı bu saç döküntüsü. Tabii bu, her aynaya baktığımda moralimi bozuyor. Saç diplerimdeki egzemalar da çoğaldı. Dün, göbeğimdeki deri değişikliğinin de egzema olduğunu anladığımda, kendime dönüp iç benliğimi dinlemeye karar verdim. 
 
Aslında sevgilimle ben, bu konuda aynı fikirdeyiz; ben iyi gibiyim. Bir kaç ay önce benim için çok zor olan bir şey yaşadım. Hemen ardından gelen, beni yataklara düşüren, çalışmamı engelleyen ve bütün hayatımı bloke eden migren atakları da bu yüzdendi. Üstesinden gelmem gereken, ama görülen o ki; pek de başarılı olamadığım bu konuyu gün içinde pek düşünmemeye çalışıyorum. Bu sayede biraz daha iyi gibiydim. Ama sanırım, tam da bu beni hasta eden şey; problemleri çözmeden arka plana itmek! Ama her problemin belli bir çözümü olamıyor bazen. Yüreğimiz çok istese de, gerçeğe dönüşmeyen düşlerimiz vardır. Bu da altından kalkamadığım, çözemediğim ve görülen o ki; beni içten içe yiyip hasta eden bir problem. Sanırım beni bu derece harap etmesinin nedeni; bu konuda yazmamam ve kimseyle konuşmamam. Sinsi bir mikrop gibi, içimin çürümesine sebep oluyor. Sevgilimle konuşuyorum çoğu zaman, kendimi de dinliyorum. Evet, o problemi düşünmemek; benim için en iyi çözüm. Çünkü dediğim gibi; çözümü yok! Ve daha önce de belirttiğim gibi, zaten bir PTSD durumum var ve en ufak bir stres anında bedenim büyük alarm dalgaları yayıyor. Zorla bir kutu içine sıkıştırılmış, upuzun spiral bir yay gibiyim. Minik bir stres kırıntısı, kapağı zorla yapıştırılmış o kutunun açılmasını sağlıyor ve ben darmadağınık, bozuk bir yay gibi fırlayıveriyorum o kutunun içinden. Aslında ben çok mutlu, heyecanlı, hayat dolu ve neşeli biriyim. Ama içimde hep çok büyük hüzünler taşıyorum. O hüzünlerin ne bana, ne de başkalarına zarar vermesini istemiyorum. Ama görüldüğü gibi, hasta ediyorlar beni.

Dün, sevgilimle yeniden konuşmayı denedim. İkimizin de kanısı aynıydı; iyi görünüyordum. Sorun da buydu işte; öyle görünüyordum ama aslında değildim. Ve bu saklama eylemini artık o derece profesyonelce yapıyorum ki, kendim bile farketmiyorum aslında çok da iyi olmadığımı. Fakat bilinçaltımı ve onun etki ettiği bedenimi kandıramıyorum. Ben, her şeyin yolunda olduğunu sanırken, bir şeylerin pek de yolunda olmadığı çok açık. Sevgilime dün; "İyi görünüyorum; farkındayım. Bana da sanki daha iyiymişim gibi geliyor. Ama bu, sadece o konuyu düşünmemeye gayret gösterdiğim için. Ne zaman aklıma gelse, büyük bir uğraş vererek aklımı başka konulara kaydırmaya çalışıyorum. Fakat yine de onu hep içimde taşıyorum ve bu beni o derece üzüyor ki... Çaresini bulamıyorum." derken ağlamaya başladım. Bu kadar kolaydı işte ağlamak! Daha bir dakika bile dolmamıştı ben konuşmaya başlayalı... O derece doluydum ki; beş dakika önce keyifle dizi izliyorken, beş dakika sonrasında bu konuyla ilgili konuşmaya başladığım anda sanki Niyagara Şelalesi gibi ağlamaya başlayabiliyordum. Ben ağlamaya başladığımda, vücudumun nasıl olur da bu kadar çabuk ve bu derece fazla sıvı üretebildiğine şaşırıyorum. Ciğerlerim çıkarcasına ağlamaya başladım yine daha fazla konuşamadan. Çünkü sorunumun çözümü yok. Yok... Yüreğimi öyle bir delip geçiyor ki... Benim yapabileceğim bir şey yok. Ağlasam da sökülüp gitmiyor içimden; konuşsam da ve eminim yazabilsem de... Ve bu çözümsüzlük, imkansızlık yok ediyor beni. Sadece geçmişimde de kalmadı; bugünümü etkiliyor. Ve bu, öyle "Düşünme, bırak!" diyebileceğiniz bir konu gerçekten değil. Kendimi bu derece çaresiz hissetmemin nedeni de bu sanırım... 
Bebek planımızı, aslında sadece bu sorunun benim üzerimde yarattığı etki yüzünden ertelemek zorunda kaldık. Çünkü iyi değilim. Çünkü aylar boyunca migrenin o gaddar ellerinde esir oldum ve şimdi ondan kurtulabilmek için boğazıma kadar ilaca gömüldüm. Ağlarken, bunlar da geldi aklıma; daha da çok ağladım. Ağzımdan belli belirsiz dökülen bir cümle: "Çok istiyordum ben... Çok istiyordum bu sene denemeyi... Çok istiyordum..." Ama dedim ya; bedenim şimdi hiç hazır değil. Kalbim, gönlüm, tüm benliğim neler istiyor da; bedenim hazır değil. O çok yıprandı. Haddinden fazla incindi. Ve hepsi benim kafamda. Düşünce gücüne bu yüzden inanmakla kalmıyorum; ben onu görüyorum. Stresin, üzüntünün bana neler yaptığını açık açık görebiliyorum. Ama çözümsüz problemler arasında kaldım; çıkış yolu bulamıyorum. 

Yeni bir terapist arayalım diyoruz, ama... Geçtiğimiz aylarda beni, "Bunlar benim için çok fazla." diyerek yüz üstü bırakan bu üçüncü terapistti. Onlara çözmesi zor geliyor; ya bana? Yaşayan benim... Bana zor gelmiyor mu? Öyle işte... Ağladım, ağladım ve yine ağladım ben bu hafta. Ve sanırım Mayıs yaklaştıkça bu ağlamalarım daha da sıklaşacak. Öyle şartlandırmıyorum kendimi aslında. Başka şeyler için motive olmaya çalışıyorum. "Ne güzel; bir sene daha zamanım var hazırlanmak için. Şöyle yaparım, böyle yaparım." diyorum. Ama o dediklerimin hepsini -eğer lanet migren izin vermiş olsaydı- bu kış da yapmış olabilirdim ve şimdi, bebek dansı yapmak için heyecanla gün sayıyor olabilirdik. Yine de güzel kullanacağım bu önümdeki bir seneyi. Okumadığım ya da okuyamadığım bütün kitapları ve daha fazlalarını okuyacak, -umarım- iyi anlaşabileceğim bir terapist bulacak, kitap yazacak, tasarımlar yapacak, Bali`de balayındayken bir düğün daha yapacak, daha çok gülecek ve bize kavuşmayı bekleyen Aşk Meyvemiz`i daha çok düşüneceğim. Geçmişin geçmişte kalmasını sağlayıp, onun artık şimdimi ve geleceğimi bu derece etkilemesine izin vermeyeceğim. Şimdi olduğu gibi, her zaman dengeli beslenecek, vücudumun ve ruhumun bana gönderdiği sinyalleri dikkatle dinleyeceğim. İçimde hep varolan huzuru önce kendime hatırlatacak, sonra da çevremdekilere yayacağım. Arada sırada ağlarsam da artık, 'Ağlamak en iyi terapidir.' mazeretini kullanıp salyalarımı saça döke ağlayacağım. Almanların çok sevdiğim bir sözü var; "Die Hoffnung stirbt zuletzt!" -Umut en son ölür.- 

Gelecek hafta görüşmek üzere...

Sevgiyle, 
Derya

6 yorum:

  1. Deryacım fatih terapiste başladı ve stresle mücadele etmek için dr un önerdiği bir kaç kitap aldı :( bunlar iyi geliyor gibi daha sakin eminim ki sen de doğru bir terapist bulursan daha iyi olacaksın..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Zeynepcim, desteğini görmek çok güzel. :)

      Sil
  2. Nedir seni bu denli hırpalayan bilmiyorum ama tek bildiğim hayat çok güzel ve kısa ve hiçbirşey senden daha önemli değil ...Sevgilini ve aşk meyvenizi düşün ve gülümse...Karete hocam hep şöyle derdi ..'İstemek çok önemli sen ne kadar çok istersen ve o yönde dua eder inanırsan sana o kadar çok güç enerji gelecektir ..imkansız diye birşey yoktur .' Yaşanılanlar yada bizi üzen acı veren şeyler unutulmaz ama onlarla bi şekilde hayatı sürdürmeyi gülümsemeyi öğrenmeliyiz ..Hayat bi sınav ve hepimizin sınavı farklı .. Daha iyi olacaksın inşallah ..
    Sevgiyle kal herşey gönlünce olsun :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel yazmışsın Zelihacım, çok teşekkür ederim desteğin için. Evet, ben de pozitif enerjinin ve düşüncenin gücüne çok inanıyorum ve hep olumlusuna konsantre olmaya çalışıyorum. O kadar yaşanandan sonra, hâlâ çocuk gibi her şeye sevinebilmemin ya da küçük mutlulukların bile beni tatmin etmesinin nedeni bu sanırım. Birazı da yaratılış.
      Sınavlar hiç bitmez; bunun farkında olmalıyız sadece. Çok teşekkür ederim iyi dileklerin için.
      Sen de sevgiyle kal. :)

      Sil
  3. Bu denli güler yüzlü, neseli, pozitif gorunen birinden bunlari duymak beni bir kez daha "insanlar kitap gibidir" sozune inandirdi. disin ne kadar renkli gorunurse gorunsun insanin.icinde yasadiklarini kimse bilemiyomus. İnsanin bazi seyleri ertelemek zorunda kalmasi, Allah'in henuz o olayin olmasini istemedigi icin engellemesidir diye dusunuyorum.Cunku o her zaman bizim icin hersein en iyisinin ne oldugunu bizden daha iyi biliyo. Ve bence seni icinde en guzel zamani bekliyor :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de öyle düşünüyorum Neslihan, teşekkür ederim.

      Sil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım