23 Mart 2013 Cumartesi

Derya'nın Bebek Yapım Günlüğü- Bölüm 17

Merhaba sevgili BYBO okuyucuları, 

Bu hafta, kendimi sıkca dinlediğim bir hafta oldu; aylardan sonra ilk defa! Aslında içimde garip bir huzur var. Sanırım bunun sorumlusu, en sonunda işe yarayan ilaçlar! Nazarlar değmesin, son beş gündür normal insanlar gibiyim; ağrısız ve sızısız! İnanabiliyor musunuz?! Ben şahsen inanamıyorum...

Kulaklarımda kuş cıvıltıları, gözlerime yansıyan yumuşak gün ışığı ve ruhumun hafifliğiyle salınıyorum şu günlerde. Ağrısız olmanın ne büyük bir nimet olduğunun farkına varıp ibadet eder gibi, ciğerlerime çeke çeke yaşıyorum her anımı. Fakat içimde yine de garip bir duygu var; hasret ve buruklukla karışmış bir kalp kırgınlığı sanki. Kendime bile tam olarak ifade edemiyorum. 

Geçen haftasonu sevgilimle üzüm bağları arasında yürüyüşe çıktık. Kaygısız, endişesiz; ele ele, kol kola yürüdük kilometrelerce. Hava çok güzeldi, manzara çok güzeldi, bizim içimiz çok güzeldi. Sanki tamamiyle bir iyileşme dönemindeyim şimdi. Bahar, habercilerini yalnızca kuşlarla ve kendini utangaç gösteren güneşle değil, ruhuma serpilen yaşam ateşiyle de gönderiyor sanki. Yüzümde hep bir gülümseme, aklımda bambaşka hayaller. Sanırım bu kullanmaya başladığım son ilaç kaygılarıma da iyi geldi. Ya da ben o eziyeti andıran ağrılardan bir nebze kurtulunca, asıl benliğime geri dönmeye başladım. Sonuncusu kulağa daha bir güzel geliyor sanki... 


Yürüdüğümüz bağ yollarında bizden başka insanlar da vardı. Büyüklü küçüklü aileler, üzüm dallarını budamakla uğraşan işçiler, torunlarını gezdirmeye çıkaran nineler ve dedeler... Hele bir aile vardı ki, tam önümüzde yürüyorlardı. Anne, baba, ikiz olup olmadıklarına bir türlü karar veremediğimiz iki kız çoçuğu ve küçük, siyah, kıvırcık tüyleri olan bir köpek. Çocuklar, cıvıldayarak bir yandan birbirleriyle oynuyorlar, bir yandan da köpeğin peşinden koşuyorlardı. Yaşları tahminen beş ya da altıydı. Çok şenlikli bir aileydi. Bir ara biz, kendi ettiğimiz sohbeti yarıda bırakıp o küçük kızlar hakkında konuşmaya başladık sevgilimle. Acaba ikizler miydi, yoksa yaşları birbirine çok yakın olan iki kız kardeş mi? Belki de aynı sınıfta olan çok yakın iki arkadaştılar; bilemezdik. Sadece gözümüze çok sevimli gelmişlerdi. 


Onları görünce, birden ömrüm boyunca hissettiğim 'kardeş hasreti' geldi aklıma. Sesli düşündüm, 'Acaba kardeşim olsaydı ne olurdu?' diye... Ama cümlenin sonunu getiremedim. Nitekim çok zorlu bir hayatım oldu. Bir kardeş, o hayata zaten uymazdı. Ama belki olsaydı, kendimi dünya üzerinde bu derece yalnız hissetmezdim. Hiç doğru düzgün bir arkadaşım da olmadı benim. Halbuki bütün çocukluğum ve üniversiteye kadar olan bütün okullarım hep aynı semtteydi. 22 sene boyunca hep aynı evde yaşamıştım. Belli ki, biraz hayatın yaşattıklarından; biraz da yaradılışımdan ötürü, farklıydım akranlarımdan. Hep bir şekilde ayrıldım onlardan. Küçükken hep 'Güzel Sanatlar`a gidince rahat ederim belki. Oradakiler de benim gibidir.' diye avuturdum kendimi. Fakat sonradan gördüm ki, öyle değilmiş. Kendimi yalnız hissedişim hiç geçmedi. Ve bu duygunun özünde hep 'aile' eksikliği yattı. Ama belki bir kardeşim olsaydı... Yoldaş olur muyduk acaba birbirimize? Anlar mıydık yaşadıklarımızı, hissettiklerimizi? Ya da kavgacı ve birbirinden çok farklı mı olurduk? Bunların yanıtlarını hiç bir zaman öğrenemeyeceğim. Ama o iki küçük kızı gördüğümde yüreğim yine sıcacık oldu. Kardeşi olması bir insanın, nasıl bir duyguydu acaba?

Benim 'aile'de gördüğüm kardeşler, malesef birbirine düşman kardeşlerdi hep. Fakat, sonradan öğrendim dünya üzerinde sevgi dolu ve birbirine gerçekten bağlı aileler de olduğunu. İki kardeşten ve ikizlerden konuştuk sevgilimle; sanki şimdiden ısmarlayabilirmişiz gibi... Sonra ben yine kendi içlerime döndüm; o ateş geri geldi. Bir bebek, bir anne; ama sağlıklı bir anne, mutlu bir yuva... Olacak mı acaba? Bazen, küçük bir anlığına bile olsa, geleceğe yolculuk edebilsek keşke. Ama yok, o zaman ne tadı çıkar ki şu anda yaşadıklarımızın? Sevgilime sordum: 
Sence, ben Mayıs`a kadar iyi olursam denemeli miyiz? Ama lütfen benim duymak istediğimi değil, kendi gerçek görüşlerini paylaş benimle...- Deneyebiliriz aslında. Ama ertelesek senin için daha iyi olur. İlaç alıyorsun. Migreninin ilaçlar yüzünden mi, yoksa kendiliğinden mi geçtiğini bilmiyoruz şimdilik. Tedavin sürüyor. Sen, önce kendini toparlamalısın. Bizim bebeğimiz olacak, merak etme. Önce evimizi yapacağız, sonra sen iyi olacaksın ve bebeğimizi karşılayacağız.
Haklıydı. Şurada da yazdım geçen gün; "İçimin bir yanı “Daha Mayıs`a çok var, o zamana kadar toparlanırsın belki. Bir dene, ne olacak?” diyor. Bu, sanırım duygularımın, hormonlarımın ve yüreğimin sesi. Fakat bir yanımsa “Olmaz, önce sağlığına kavuş! Bak, şimdi vücudunu ilaçlarla dolduruyorsun ve bunu sağlığına yeniden kavuşmak için yapıyorsun. Daha gençsin, zaman tanı biraz kendine. Hem o ilaçları hamileliğinde kullanamayacaksın. Bu durumda o migren ağrılarının bütün şiddetiyle geri gelmesi muhtemel. Minik bebeğine o ağrıların eşliğinde nasıl bakarsın sonra? Sağlıklı bir bebek için önce sağlıklı bir anne!” diyor. 

Ve ben, her ne kadar dudağımı büzsem de duygularımı, hormonlarımı ve yelkenleri suya indirmek isteyen yüreğimin sesini elimin tersiyle ve zorla bir kenara çekip mantığımın sesini dinliyorum. Sevgilime söz verdirttim; 'Ben Mayıs`a kadar sık sık bu soruyu sana sorabilirim. Beni o zamana kadar, her seferinde yeniden ikna etmen gerekebilir. Lütfen sağlıksız ve sadece duygularımla aldığım bir kararla seni etkilememe izin verme.' Ama aklım, fikrim sürekli cennette bize geleceği günü beklediğine inandığım bebeğimde.


Sevgilimle yürüyüşümüzün sonuna yaklaşırken, ona bir iki gün önce gördüğüm bir rüyamı anlattım. Bu rüya, nedense bana aynı anda bir çok farklı bakış açısı kattı. Ama en önemlisi; sevgi bağı olması için illâ ki kan bağı olması gerekmediğini hatırlattı. Artık özgür bırakmam gerekiyor sanırım. Ellerimde sıkı sıkı tuttuğum, benim olmayan pişmanlıkları, geçmişimden bugüne sırtımda 'yük' diye taşıdığım başkalarının günahlarını ve yaşamak isteyip de yaşayamadıklarımı... Artık hepsini özgür bırakıp kendimi rüzgarın uğultusuna salmamın vakti geldi. Bunu yapmalı ve artık hafiflemeliyim. Belki bu sene olmayacak, ama biliyorum; doğru zamanda, tam da bizim istediğimiz gibi olacak. 'Senden değil; sadece daha iyisi olabilsin diye kendi egoistliğimden vazgeçtim bebeğim.' 

Sevgiyle, 
Derya

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım