9 Mart 2013 Cumartesi

Derya'nın Bebek Yapım Günlüğü- Bölüm 15


Derya'nın bebek yapım günlüğü'nün 1. bölümü burada2. bölümü burada3. Bölümü burada4. Bölümü burada5. Bölümü burada6. Bölümü Burada7. Bölümü Burada8. Bölümü Burada9. Bölümü burada10. Bölümü burada11. Bölümü burada, 12. Bölümü burada13. Bölümü burada, 14. Bölümü burada


Herkese Merhaba,

Bugünlerde yine kendimi pek bir yalnız hissediyordum. Bildiğiniz üzere şikâyet ettiğim konu, yine migren ve dinmek bilmeyen ağrılar... Birçok kişi, iyi niyetli olduğunu bildiğim tavsiyelerde bulunuyor. Herkes doktor, herkes mutlaka bir şeyler biliyor. "Şunu yap, bunu yap, onu ye, bunu yeme, şunu iç, bunu sür, o ilacı al, bu hapı kullan..." gibi cümleler duymaktan usandım artık. Bu önerileri gerçekten art niyetsiz yaptığınızı biliyorum ama bende işe yaramıyorlar. Bu ağrı, normal bir ağrı değil maalesef. İki gün sanki biraz hafifliyor gibi oluyor; zil takıp oynayacak hale geliyorum. Sonra sanki boşuna sevinmişim gibi, bütün şiddetiyle geçmeden geri geliveriyor. İnsanların benim hakkımda "konuşacak başka bir şeyi yok; hep migren, hep migren" dediklerini düşünüyorum. Belki de herkes bıktı. Sevgilim, hâlâ işten eve geldiğinde bulaşıkları topluyor, evi süpürüyor; bazen yemeği bile o yapıyor. Çünkü ben yapamıyorum. Geçen gün ona, "Aşkım, şu salonu bir makineyle alıversen; çok toz olmuş." dedim. Ve bunu der demez ağlamaya başladım. Ağlamamın nedeni, benim hakkımda yanlış düşüncelere kapılmasını istememem. Ne kadar sabredebilir ki? Sürekli hasta, sürekli yatan, ne yemek yapan, ne ortalığı toplayan, sürekli ağrı çeken bir kadın. Bazen dışarı çıkmak istiyor. O kadar zorluyorum ki kendimi ağrım olduğunu ona belli etmemek ve onun hevesini kırmamak için... Çok zor... 

Daha kötüleri var; biliyorum. Daha kötüleri hep var. Ama herkese kendi hayatı değerlidir, öyle değil mi? Kızgınım ben bu migrene. Hayatımdan çalıyor! Onun yüzünden bebek planlarımızı erteledik. Bir hafta daha geçti; hâlâ çalışacak durumda değilim. Hiç hareket edemediğim için kilo da alıyorum; balon gibi şiştim. Bu kadar kilolu olmaya alışkın da değilim; rahatsız ediyor. Her gün, "Yarın iyi olursam koşmaya ya da spor salonuna gideyim." diyorum. Her sabah yine migrenle kalkıyorum. Ben bıktım ondan, o benden bıkmıyor. Anlatınca hiç dinmeyen bir migrenim olduğunu, kulağa inanılmaz geliyor; doktorlar bile beni ciddiye almamaya başladı. 

Aile doktoruna migren yüzünden bebek planımızı ertelediğimi söylediğimde "Şimdi bir yıl dersin, önümüzdeki sene yine ertelersin; sonra bir bakmışsın 40 yaşına gelmişsin." dedi. O da moral verdi, sağolsun! Bir iki günlük bir şey değil bu; her gün var! Artık herşeyden korkar oldum. En ufak bir hareket, beynim için "zorlanma". Ne yapsam, migren atağı geliyor. Ama bir şey söyleyeyim mi? Şikâyet etmekten de vazgeçtim; artık hiç bir şey umurumda değil! Kim, ne düşünürse düşünsün bu lanet ağrıyı çeken ve nasıl bir bıkkınlık olduğunu bilen benim. Artık üzerinde konuşmamaya ve hatta ağrıyı ciddiye bile almamaya karar verdim. Şimdi bakmayın böyle büyük laflar ettiğime; hayattan bezdiriyor çok şiddetlenince. Ama ölmeyeceğim ya ben bu illetten! Çaresini henüz bulamadık, fakat dünya üzerinde migrenden ölen yok. Demek ki bu kadar ciddiye alacak bir şey de yok. Alt tarafı normal bir yaşam süremiyorum artık, o kadar! İlaçlar da işe yaramıyor. Her gün umutla "Bugün gelmez belki de, spor yaparım." diye kalkıyorum yatağımdan. Ama sonuç hep hüsran. Bu yüzden, bugün değişik bir şey yaptım: sabah yürüyüşe gittim! "Ne olacaksa olsun, yemişim migrenini!" dedim, ki normalde pek öyle asi bir insan değilimdir.


Önce kahvaltımı ettim, sonra internette biraz dolandım. Baktım, güneş parıldıyor; taktım simsiyah güneş gözlüklerimi, attım kendimi dışarı. Koşmayı isterdim en çok ama cesaret edemedim. Bu yüzden sadece "vitrin bakma temposunda" yürüdüm. Önce bir adım, sonra ikinci adım ve üçüncü adım derken kendimi kaybetmiş ve kilometrelerce yürümüşüm doğanın içinde. O duyguyu özlemişim; rüzgarın kulaklarımı yalayarak geçmesini, güneşin iliklerimin içine kadar sızmasını, kuşların cıvıltısının kulaklarıma dolmasını.. Bir sürü düşünce geçti aklımdan yürürken. İlk gençlik yıllarım geldi gözümün önüne; ben doğada vakit geçirmeyi ve anların tadını çıkarmayı hep çok severdim aslında. Rüzgarın ılıklığını, kuşların şarkısını hep çok severdim. Gözlerimi kapatıp yürürdüm; yine öyle yaptım. Baktım, nasılsa yürüdüğüm yol dümdüz; bari yine eskisi gibi gözlerimi kapatıp yürüyeyim, dedim. Pek güzeldi, her şeyi ciğerlerime çekerek, gülümseyerek ve güneşin tadını çıkararak uzaklara yürümek... 



Kafam yine boşalmadı; çok ve hızlı çalışan bir beyne sahibim. Sevgilimin migrenle ilgili bir tezi de bu zaten; beynimi o kadar çok kullanıyorum ki, su kaynatıyor ve ağrıyor! Bilmem, belki de öyledir. Önce dümdüz yolda, hiç durmamacasına gülümseyerek yürüdüm. Sonra aynı yoldan geri döndüm. Fakat bu sefer fotoğraflar da çektim. Henüz hiç bir yerde doğru dürüst renk yok; her yer kışın renksizliğinin etkisinde hâlâ. Önce yeşillenecek her yer, sonra gelin gibi bembeyaz olacak dallardaki meyve çiçekleri açınca. Yürürken baktım da, tarlalara ekilmiş tohumlar şimdiden minik minik yeşermişler. Yeni bir can doğuyor; doğa renkleniyor. O kadar hoşuma gitti ki. Yürürken nehir tarafına baktım ve suyu görmem beni şaşırttı. Çünkü orası hep yüksek çalılarla doludur. Ama bu mevsimde çalılar henüz yok. Ben de bunu kendime fırsat bilip nehrin hemen dibinden bir kaç kare çektim. Bu bile huzur verdi içime. 




Büyük bir keyifle, kendi kendime sırıtarak evimize doğru yürümeye devam ettim. Sevgilim, bu hafta gece mesaisinde çalıştığı için öğlene kadar uyuyor. Eve vardığımda hâlâ uyuyordu. Fazla ses yapmadan duş aldım ve ikinci hafif kahvaltımı da ettim. Bu arada başım, sürekli ağırdı ama henüz migren ağrım yoktu. Sanki dünya güzeli seçilmişim gibi edayla süzülüyordum evde; o derece gururlu ve mutluydum. Başımın ağrımasından korkmamış ve bu günün tadını çıkarmıştım. Artık migrensiz bir hayatın, bırakın hayatı; migrensiz bir günün nasıl olduğunu hatırlamıyorum bile. Bu meretin hayatıma bu derece yerleşmiş olmasını malesef kabul etmem gerekiyor artık. Sonuçta ne oldu? Kahvaltıdan hemen sonra yine çok şiddetli bir ağrıyla başbaşa kaldım. O yürümüş olduğum yarım saat bile aslında vücuduma büyük bir zorluktu ve bu bende yine başağrısı yaptı. 

Histerik bir şekilde gülmek istiyorum; ben ömrüm boyunca spor yaptım. Hele son bir buçuk senedir ağırlık kaldırıyordum. Şimdiyse artık vitrin bakma temposunda bile yürüyünce, ardından yatak döşek yatmak zorunda kalıyorum. Ama yine de şikâyet etmeyeceğim, asi davranmayacağım. Belki asla geçmeyecek ama elbet azalacak. Ben, elbet bir gün yeniden normal bir hayat yaşayabileceğim. Normal hayat derken, ne bileyim; bulaşık yıkamaktır, ev süpürmektir, dışarı çıkıp alış veriş yapmaktır, oturup yazı yazmaktır, spor yapmaktır, işe gidip para kazanmaktır... Bunları zorlanmadan yapabileceğim zamanlar da gelecek. Bitirmeden önce söylemek istediğim son bir şey daha var: ben böyle şeyler yazınca aranızdan bazıları "Ah, ben de keşke boş boş oturup duvara baksam." diyor. Biliyorum; kötü niyetli değilsiniz ve annesiniz, yoruluyorsunuz; ayrıca uykusuzsunuz. Ama bence ne dediğinizin farkında değilsiniz. Ben ağrıdan hareket edemeyecek hale geliyorum da, ondan hiç bir şey yapamayıp boş boş bakıyorum duvarlara. Sırf bu ağrı yüzünden hamile kalmaktan vazgeçtim. Yerimde olmak istediğinizden gerçekten emin misiniz? Lütfen biraz düşünüp öyle yazın bazı cümlelerinizi. 

Ben de sizin yerinizde olmak isterdim belki; anne olmak...

Gelecek hafta görüşmek üzere!

Sevgiler, 

Derya

4 yorum:

  1. zamanı gelince olacaksın deryacım.. önce şu sana zulmeden hastalıktan kurtulmalısın...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Zeynepcim. Kurtulacağım işallah, benim ümidim var :)

      Sil
  2. Allah yardimcin olsun Derya. Insallah en kisa zamanda hastaligin hafifler, en azindan hayatini az cok istedigin gibi surdurebiecegin kadar iyilesir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşallah Tomris, benim de tek istediğim bu. Çok teşekkür ederim.

      Sil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım