2 Mart 2013 Cumartesi

Derya'nın Bebek Yapım Günlüğü- Bölüm 14

Derya'nın bebek yapım günlüğü'nün 1. bölümü burada2. bölümü burada3. Bölümü burada4. Bölümü burada5. Bölümü burada6. Bölümü Burada7. Bölümü Burada8. Bölümü Burada, 9. Bölümü burada, 10. Bölümü burada, 11. Bölümü burada, 12. Bölümü burada, 13. Bölümü burada

Herkese merhaba,

Bu hafta -hatta sadece şu son bir iki gündür- delicesine hormonlarımın saldırısına uğruyorum. Bendeniz, yıllardır bu gibi dönemlerde kendime "reglzede" yakıştırmasını yaparım. Nedeni ise o şirin mi şirin, sevimli mi sevimli halimden eser kalmaması ve birden bire, ta prehistorik zamanlardan beri içimde bir yerlerde var olan o canavarımsı yaratığın ortaya çıkması! Sanırım ne demek istediğimi bir çoğunuz anladınız. Ha yok, eğer anlamayan var ise, sizi Eren`in geçenlerde çok nadide bir şekilde anlattığı şu muzip yazıyı okumaya davet ediyorum.

Geçirdiğim bu değişimi hayretle izlerken ve bu değişimi, dünyada bulunduğum sürenin yarısından fazla bir zamandır yaşıyorken, hâlâ şaşırıyor olmama daha da çok şaşırıyorum. Her ay; bıkmadan ve usanmadan her ay yaşıyorsun bu dönemi, değil mi? Neden bir önlem almaz, hem kendini, hem de çevrendekileri bu tehlikeden uzak tutmazsın; bilmem! (Kendi kendine konuşmalar da başladı; buyurun, buradan yakın.) Aslında bunun nedeni, belirtilerin her ay aynı olmaması. Bazı aylar görseniz; melekler gibiyim. (Kendim de pek inanamadım, bakma.) Ama bazı aylar, aman aman! Allah, en kötü düşmanımın başına vermesin. (Mesela bu ay!) Nasıl bir canavara dönüştürüyorsa beni bu hormonlar, kendimi tanıyamaz oluyorum. Sanki tırnaklarım, oldukları hallerinden sıyrılıp Tim Burton Filmleri`ndeki bazı karakterlerin olduğu gibi, şöyle beş - on santim sivrilerek uzuyorlar. Bir yandan da burnum büyüyerek öne doğru kıvrılıyor, derken her yanımı en az leblebi büyüklüğünde sivilceler kaplıyor. Kendimi böyle gördükçe insanın kulaklarını tırmalayan kahkahalar atıp ellerimi birbirine ovuşturarak, "Acaba bugün kime çatsam?" diye kendi kendime mırıldanarak hain planlar kuruyorum. Tabi çevremdeki en yakın insan bir tanecik melek sevgilim olduğundan, gidip ona çatıyorum. İş sadece tırnak uzaması, sivilce istilası, burun büyümesi ve daha ne kadar garip şey varsa, onlarla kalsa iyi; yaratıcılığım da gelişiyor! Birilerine çatabilmek için türlü bahaneler bulabiliyorum. Hatta, bu konuda üstüme tanımam.

Normalde melek olduğumu iddia ediyorum ya hani; gerçekten öyleyim! Mesela sevgilimi bir kaç gün öncesinden uyarıyorum: "Hormonlarım oynaşmaya başladı; eli kulağında bizimkinin, hazırlıklı ol! Bak, zaten bu ay yumurtladım da; tee o zamandan beri meme ağrısı çekiyorum, yürümek bile eziyete dönüştü. Aman gözünü dört aç, içimdeki canavar her an ortaya çıkabilir!" Bunu hem vallahi, hem billahi diyorum. Ama yok anacım, bu erkek milletinden adam olmaz. Daha ne isterler, anlamıyorum. Açık açık söylüyorum işte ne hale bürüneceğimi; hazırlasana kendini birazcık sen de! Gerçi benim sevgilim, (nazarlar değmesin) pek bir mülayim. Bugün akşam yemeğinde en sevdiğim romantik komediyi açtı. Pek keyifliydik filmi izlerken. Yemekten bir kaç zaman sonra çikolata isteyip istemediğimi sordu. Önce mırın kırın yaptım, ama sonra dayanamayıp bastım "Evet"i. Melek sevgilim, bir süre mutfakta kaybolduktan sonra elinde doğranmış bir kaç çilek ve kocaman Nutella kavanozuyla ufukta belirdi. Ne ara Nutella aldı, onun da farkında değilim. Sanırım bu sabahki "Dikkat, canavar çıkabilir!" uyarımdan sonra önlem olsun diye ben farketmeden almış. O öyle; bir elinde çikolata, bir elinde çilekle gelince; sanki bir ışık süzmesi belirdi hemen başının üzerinde. Evet, evet; bu adam kesinlikle bir melekti! Bir süre, hiiiç vicdan azabı falan çekmeden mideye indirdim bir kaç çilek ve çikolatayı. Sonra fazla abartmayıp kendimi geri çektim ve ondan suç aletlerini ortadan kaldırmasını istedim. Her şey güllük gülistanlıktı. Artık keyifle ayaklarımızı uzatma ve ayda yılda bir yaptığımız bir aktivite olan televizyon seyretme macerasına gelmişti sıra. Önce herşey yolundaydı; neşemiz yerindeydi. Bir süre pür neşe televizyondaki programı izledik. Sonra ne olduysa, birden oldu; o hain canavar içimden löp diye çıkıverdi! 

Sevgilicağızım, her ne kadar "Eyvah, şimdi ne halt edeceğim?" der gibi çaresizce gözlerime baktıysa da pek işe yaramadı. Estim, gürledim, arada hırladım ve böğürdüm; sonra da boooolca ağladım. En son, beni kollarına alıp sakinleştirdiğini hatırlıyorum. Şu anda ağlamaktan gözlerim davul gibi olmuş durumda ve hepiniz tatlı yataklarınızda mışıl mışıl uyuyorken, ben bu satırları yazıyorum. İşin en komiği de ne biliyor musunuz; o "malum gün" henüz gelmedi. Bu, sadece öncü depremin ilki! Ve zavallı kurban, canım sevgilim de bunun farkında. Ay, bu kadar aşk dolu olan ben, nasıl bu hale gelebiliyorum; inanın hiç bir fikrim yok! Ama aynı belirtilerin daha hafif bir seyrini yumurtlama döneminde de yaşıyorum. O da bir iki gün sürüyor. O zamanlarda da, boğazımda her an ısırmaya hazır, derinden gelen bir hırlamayla dolaşıyorum sürekli. En ufak bir harekette, dişlerimi karşımdakinin etlerine büyük bir zevkle geçirebilecek duruma geliyorum. İki gün sonraysa bir bakmışsınız, o sevimli melek (bendeniz!) geri gelmişim; bu canavar halimden eser yok. 

Peki biz neden böyleyiz? Kahpe felek bize neden böyle oyunlar yapıyor? Bu zavallı adamların günahı ne? Bu soruların cevabını kim verecek?!

Aslında tek suçlu, yumurtlama ve adet öncesi dönemlerimizde aralarında oynaştıkları için dengelerini kısa bir süreliğine kaybeden Östrojen ve Progesteron hormonları. Onlar tekrar eski dengeli (!) hallerine dönene kadar bize de böyle bir haller oluyor. Aramızdan nispeten şanslı olanlar, bu dönemlerini daha bir az dalgalı geçirebiliyorken -hatta bir rivayete göre dalgasız bile geçiren varmış. Duy da inanma!-, benim gibi şansız olan kesimse artık böyle bir seri katil moduna bürünmek mi dersin, nesli tükendiği sanılan bir yaratığın dönüşü mü dersin; bir garip hallere bürünebiliyor. Bu duruma ne kadar hazırlandığımızı sansak da, usanmadan her ay aynı tuzağa düşebiliyoruz. Hayır efendim, ben ister miyim en sevimli, şirin halimden ödün vermek ve ne idüğü belirsiz, cadı kadının tekini koynumda yılan misali beslemek? Tabi ki hayır! Sevgilim ister mi? Vallahi zavallım, şu günlerde kaçacak delik arıyor; çok üzülüyorum. Ama yapacak bir şey yok; bir kaç gün sıkacağız dişimizi. Her ay olduğu gibi, bu ay da hazırlamıştım aslında ben kendimi. Ne sözler vermiştim kendime; "Öyle her önüme gelene saldırmayacağım.. Hemen sinirlenmeyeceğim... Kimselere bağırıp çağırmayacağım... Sevgi dolu, melek halimden taviz vermeyeceğim... Her zamanki gibi aşk dolu olacağım, melek sevgilimi üzmeyeceğim" ve daha neleeeer neler. Ama na-fi-le! Kendimi önceden ne kadar telkin edersem edeyim, hormonların dengesi şaştığı an, ben artık ben olmaktan çıkıyorum; elimde değil. Ey erkekler, anlayın artık halimizi; bilerek yapmıyoruz biz bütün o cadalozlukları. İçimiz pamuk helva, dışımız ceviz kabuğu!

Ben, senelerdir bu duruma bir çözüm bulamadım. Boynumu büküp (bu nasıl bir boyun bükmekse artık; bildiğiniz eli maşalıyım!), geçmesini bekliyorum. Sevgilim desen; ne kadar savunma tekniği, ne kadar hayatta kalma becerisi varsa, yavrum, kendince uygulamaya çalışıyor bana karşı. Bütün bunların pek işe yaradığı söylenemez, ama kör topal idare ediyoruz işte. Fakat illa ki, hafif de olsa bu duruma daha mantıklı çözüm arayanlarınız varsa, şurada bir kaç yararlı bilgi bulunmakta; göz atmanızda fayda var. Ayrıca, aklın yolu bir; adamın biri hiç üşenmemiş PMS`e, yani Premenstürel Sendrom`a yeni bir isim vermiş: Prehistoric Monster Syndrome. Türkçe meali; tarih öncesi dönemi canavar sendromu. Bir de isim vermekle kalmamış, şurada mutlaka istisnasız her erkeğin izlemesi gereken "PMS sırasında hayatta kalma yöntemleri" diye bir de video çekmiş. Mutlaka bir göz atın derim; kendinizden çok şey bulacaksınız. Videoyı çeken şahsiyeti, bu medeni cesaretinden dolayı önce tebrik ediyorum; sonra da bizi hakikaten bir canavar olarak göstermiş olduğu için ucu körleşmiş tırnaklarımla cırmalıyorum!


Bir dahaki yazıya kadar esen kalın.

Sevgiyle,

Derya

4 yorum:

  1. bu videoyu aynen eşime izletmem lazım zira biz özel günlerde pek anlayışsız koca sayesinde evde savaş çıkarıyoruz :D cephelerde sağlam hani o da benim özel günümde aynı acıları çekiyor sanki pehhh

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İzlet, izlet :) Ben karşıma oturtup neler hissettiğimi, neler beklediğimi açıkça anlatıyorum. Genelde işe yarıyor, umarım sende de işe yarar :))

      Sil
  2. Kuzum ya, kıyamam! Ben senin her halini yerim!
    Ay sevgiline de çok üzüldüm yaw, walla adamcağızın halini düşünemiyorum :(((
    Video da çoh süpermiş, zavallı erkekler! Biz bile bu dönemlerde birbirimize karşı yeterince anlayış gösteremeyebiliyoruz, onlar naapsınlar!

    YanıtlaSil
  3. Teşekkür ederim Sedacım ^_^ Aslında doğru söylüyorsun; biz kadınlar bile bazen birbirimize karşı gayet anlayışsız olabiliyoruz; adamcağızlar ne yapsın? :)

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım