26 Ağustos 2012 Pazar

Arzu'nun Bebek Yapım Günlüğü-Bölüm 5


Arzu'nun Bebek Yapım Günlüğü'nün 1., 2., 3. ve 4. bölümleri...

Yoga Pratiğime Ne oldu?

Uzun süredir yoga pratiğim var. Yemek/ içmek/ yoga yapmak…birisi yoksa bayağı zorlanırım diye düşünüyordum.
Evet, çok zorlanıyorum.
Mart’ta hamile kaldığımda doktorum yogayı ilk üç ay tavsiye etmediklerini söyledi, düşük de yapınca yogayı bıraktım. Yani; 5 aydır yoga yapmıyorum ve her dakika özlemeye devam ediyorum...


Gerçekten, her dakika yoga pratiğimi daha çok özlüyorum. Sevdiğim birinden ayrı kalmış gibiyim. Bana bedenimi sevdiren birisi hem de. Bedenimle sağlıklı ilişki kurmayı yoga sayesinde öğrenmiştim. Omuzlarımın doğru yerini, elimi-kolumu nereye koyacağımı, ayakta durmayı, gevşemeyi, yere oturmayı unutuyorum gibi geliyor...Gevşetmeyi öğrendiğim her yerim tekrar gerginliğe doğru gidiyor sanki...Açılan her yerim, kapanıyor. Ama bu da böyle bir süreç, hamile kalmaya çalıştığım bu dönemde Ashtanga Yoga uygulamamı yapamam.

Son bir senedir Ashtanga denilen geleneksel bir uygulamam vardı. Bu yoga okulunun kuralları bellidir ve dünyanın her yerinde aynı şekilde uygulanır. Çok detaya girmeyeceğim ama en basit kuralları şöyledir: sabah güneş doğarken pratiğe başlanır, ay günlerinde pratik yapılmaz, kadınlar regl olduklarında pratik yapmazlar vb... Ashtanga ile ilgili sözü hocam Canan Özalp’e bırakmak istiyorum. Canan, yoga öğretmeni ve şöyle diyor:

¨Saraswathi Rangaswamy, Ashtanga Yoga Sisteminin önce Hindistan ve sonra Amerika ile Avrupa’da yayılmasına hizmet eden Pattabhi Jois'in kızı ve aynı zamanda da Sharat Rangaswamy'nin annesi. Kendisiyle yapılan bir röportajda Ashtanga Yoga pratiği yapmak isteyen hamile kadınlara önerilerini sormuşlar. Bir kadın olarak verdiği yanıtların değerli olduğunu düşünüyorum.

Daha önceden Ashtanga Yoga Pratiği olan bir kadın için geçerli tabii aşağıda yazılanlar. Eğer yogaya yeni başlanacaksa zaten Hamile Yogası adı altında dersler veriliyor.


Saraswathi diyor ki: “Hamile kadınların pratik yapması iyidir. Nefes kana oksijen getirir ve tabii bebeğe de. Ve bebek de egzersiz yapmış gibi olur. Bu zamanlarda anne de daha esnek hale gelmiş olur. Kadınlar adetleri esnasında 3 gün dinlenmelidirler. Fakat pek çok Batılı kadın pratik yapmaya devam ediyor. Bu hiç iyi değil. Bu kadınlar için bir dinlenme zamanı olmalıdır. Eski zamanlarda, Brahmin kadınlar her zaman çalışırlar sadece adet günlerinde dinlenirlerdi. Ve ailenin diğer üyeleri onlara hizmet ederdi. Hamileliğin ilk 3 ayında ve bebek dünyaya geldikten sonra da 3 ay pratik yapmamak gerekir . Az birşeyler yapabilirsiniz ama atlamak türündeki hareketler yapılmamalıdır.”


Peki, Ashtanga yapamazsam, ne yapabilirim?

Çok basit yoga pozlarını gevşemek için evde yapıyorum. Seçtiğim pozlar, pelvise, karna, kalçalara kan akışını hızlandıran pozlar ama asıl amacım evde gevşemek. Benim yogayı öğretmek gibi bir yetkim olmadığı için yaptığım pozları burada paylaşmayı doğru bulmuyorum. 

Evet, bu benim yaşamayı istediğim, benim seçtiğim bir süreç. Bu süreçte çok sevdiğim Ashtanga pratiğini bırakmam gerekti…. öyle olsun, bıraktım.

6. Bölüm'de Görüşmek üzere...

Arzu
http://walksinistanbul.com

20 Ağustos 2012 Pazartesi

İlaç Dünyası ve İç Huzuru


Bir takım haberlerim var…

Johnson& Johnson İlaç Devi, aleyhine açılan bir rüşvet davasını geçtiğimiz sene kaybetmiş ve Avrupa'daki doktorlara ilaç ve tıbbi ürün satışlarını arttırmak için rüşvet verdiğini kabul etmişti. Şirket 70 Milyon $ ceza ödemeye mahkum edilmişti.

Bu ay ise, Pfizer aleyhine bir dava sonuçlandı. Pfizer, rüşvet vermek ve haksız kazanç sağlamak suçundan  toplam 45 miyon $ tazminat ödemeye mahkum edildi. Şirket uluslararası pazarda ilaçlarının satışını arttırmak maksadıyla doktorlara, memurlara (yani devlet yetkililerine) ve sağlık personellerine rüşvet verdiğini kabul etti.


Çin'deki bir rüşvet programı ¨puan sistemi¨ ile çalışıyormuş. Doktorun ne kadar çok reçete yazdığına bağlı olarak cep telefonu, çay seti gibi hediyeler veriyormuş Pfizer. Pfizer'ın 2009 yılında iştirak ettiği Wyeth şirketi ise Çin, Endonezya ve Pakistan'da devlet memurlarına hem nakit hem de hediye şeklinde rüşvetler vererek ürünlerinin pazarlamasını arttırmışlar ve bunu gizlemek için sahte faturalar düzenlemişler.

Merck'in skandal davası Vioxx'u hatırlarsınız. Çok büyük bir heyecanla piyasaya sunulan ilaç, şirket riskleri konusunda doğru bilgi vermediğini açıkladıktan ve ortalama 100.000 ciddi kalp hastalığı vakasına neden olduktan sonra piyasadan çekildi. Şu günlerde ise Merck'in ürettiği MMR (karma aşı) nın klinik çalışmalarını yönlendirildiği ve aslında pazarlandığı şeklinden çok daha az etkili olduğu iddiasının görüldüğü dava devam ediyor. Sonucunu bekleyip göreceğiz.

Haberlerin ayrıntıları için pek çok gazeteye bakabilirsiniz. Ben New York Times'ı referans alıyorum.

İlaç Dünyası'ndan gelişmeleri bildirdim. Buyrun yorumlayalım...

17 Ağustos 2012 Cuma

Arzu'nun Bebek Yapım Günlüğü-Bölüm 4

3. Bölüm'de bebek sahibi olmak için bedenim ve alışkanlıklarımla ilgili yaptığım değişiklikleri anlatmaya başlamıştım. Bugün devam ediyorum

5. Su İç
Zaten çokca su içerdim, sıkıntı çekmiyorum. Yanına ayran, doğal mineralli soda, sebze suyu ekledim. Meyve suyu içmiyorum, kendisini yiyorum.
6. Sağlıklı Beslen
Hep sağlıklı beslenmeye çalıştım, neyse ki kocam da benim gibi bu konuda çok meraklı ve ilgili. Evdeki temel bazı kurallarımız şöyle: 
  • Paketlenmiş/işlenmiş hiçbir şey evimize giremez. Hazır gıda yemiyoruz. 
  • Meyve suyu/şekerli sıvı/ gazoz/limonata almıyoruz, içmiyoruz.  
  • Taze meyve ve sebze diyetimizin önemli bir parçası. %40 civarında çiğ beslendiğimizi tahmin ediyorum. 
  • Un, şeker, pirinç çok az yiyoruz. Rafine edilmemiş, siyah bulgur pişiriyorum. Ekmek yemiyoruz. Bazen annemin pişirdiği güzel böreklerden veya dolmalardan yiyoruz. Bu zannederim ayda 2 porsiyon kadardır.
  • Yaz gelince dondurma yemeye başladık ama sadece Emiroğlu’nun katkısız (sadece salep, fıstık, süt ve tabii ki şeker içeriyor) dondurmasını yiyoruz.
  • Baklava gibi şerbetli, unlu tatlıları kesinlikle yemiyoruz. Kek/pasta /poğaça/simit vs gibi pastane işi şeyleri yemiyoruz.
  • Kavrulmamış/tuzlanmamış badem, ceviz, fıstık, fındık yiyoruz. 
  • Sosis/salam gibi “şeyleri” yemiyoruz. Sucuğumuz memleketten geliyor veya kasabımızdan yaptırıyorum. Pastırma da memleketten geliyor. 100% dana eti. Ama hem sucuğu hem de pastırmayı bıraktım bu dönemde. Yaz olduğu için özlemiyorum henüz ama kışın hasret başlayabilir.
  • Etimizi de annemin ahretlik kasabından alıyorum. Sadece kuzu veya dana; tavuk yemiyoruz. Haftada dört porsiyon kadar kırmızı et yiyoruz.
  • Yumurtada zorlanıyorum. İstanbul’da bulmak çok güç.  Memleketten getirebilirsek ne ala… Seyahatlerimizde, köylerden geçerken köy yumurtası yiyoruz. Yoksa, marketteki organik/ serbest gezen etiketlilerden alıyorum.
  • Süt. İnek sütünü hep sevdim. Kilo vermek istediğim zamanlarda, bir öğün yerine sütlü kahve içerdim. İnek sütünü tamamen bırakmak istiyorum ama yapamıyorum. Günde bir tane latte içiyorum. Yani, bunun aynı zamanda sosyal bir tarafı da var. Arkadaşlarımla buluşmaya gittiğimde çay yok, kahve yok, süt yok, alkol yok…eee soda-ayran-soda-ayran sıkıntı geliyor….ve inek sütlü bir kahve içiyorum.
  • İnek sütünden yoğurt yapıyorum, çok severek yiyorum. Sadece keçi sütünden taze peynir yiyorum. 
  • Mado, taze keçi sütü getiriyormuş. Bu hafta alıp inek sütü yerine deneyeceğim.
  • Balık. Yazın hiç canım çekmiyor ama kışın haftada 1 kg yedim.  Midye/karides/suşi vs yemiyorum.
7. Uyu
Uyku düzenimde zorlanmadım. Gece 11 civarı uyuyup, sabah 7 civarı uyanıyorum. Daha az çalıştığım için gündüz uykuları ekledim. Günlük yürüyüşümü yapıp eve gelince, yemek pişirmeye başlamadan önce 10-15 dakika mini uyku çekiyorum. Cin gibi kalkıyorum. Çok faydasını gördüm.

8. Yürü
Yürümeyi hep sevdim. Dağda, bayırda, şehirde, deniz kenarında…çok da meditatif buluyorum. Her gün 5km yani 1 saat kadar tempolu yürüyorum. Hem terleyerek toksinleri atıyorum, hem yoruluyorum hem de eve gelince güzelce uyuyorum.

Yürürken olumlamalarımı ve mantralarımı söylüyorum. Bunlar da ne? Olumlamalarım tamamen kendim uydurduğum ve o anda aklıma gelen cümleleler:
  • Rahmim sağlıklı
  • Yumurtam sağlıklı
  • Rahmim bebeğimi büyütebilir
  • İyi bir anne olacağım gibi…
Elimde de lal taşından bir mala (tespih) var, ve yürürken bu cümleleri tekrar ediyorum. Lal taşının doğurganlığı arttırdığı söyleniyor. Kim bilebilir ki ve ne zararı olabilir ki? Tahtakale’den aldığım lal taşlarını ipe dizdirdim ve üzerimde taşıyorum: elimde olumlamalarımı söylemek için, çantamda, cebimde, çarşafın altında.
9. Ertele / Savsakla
Yetişkin hayatımın en önemli becerilerinden birisi de ertelememek, savsaklamamak, hemen yapmak, unutmamak, planlı-programlı olmak idi.Bunu tamamen değiştirdim. Sadece günlük işler yapıyorum, beni zorlayacak, üzecek şeyleri yapmıyorum. Yeni laflarım:
  • Amaaan olmasa da olur!
  • Yerleri bugün süpürmesem de olur!
  • Banyo o kadar da kirli değil!
  • Otobüse yetişemeyeceğim, hiç de koşamam!
  • Karşıya geçmeyeceğim!
  • Ağır paketleri taşımayacağım!
  • Bu telefonu açmasam da olur!
  • Dünyanın sonu değil ya?
  • Gerçekten canım istemiyor, yapmayacağım!
10. Gevşe/ Yoga for Conception/ Evde kendi başına rahatlama ve nefes egzersizleri
Uzun süredir yoga pratiğim var. Yemek/içmek/yoga yapmak…Birisi yoksa bayağı zorlanırım diye düşünüyordum. Mart’ta hamile kaldığımda doktorum yogayı ilk üç ay tavsiye etmediklerini söyledi, düşük de yapınca yogayı bıraktım. Ve her dakika özlemeye devam ettim. Bedenimle sağlıklı ilişki kurmayı yoga sayesinde öğrenmiştim. Son bir senedir Ashtanga denilen geleneksel bir uygulamam vardı. Neden bıraktım? 5. Bölüm'de...

Görüşmek üzere…

Arzu
http://walksinistanbul.com

14 Ağustos 2012 Salı

Arzu Tutuk'un Bebek Yapım Günlüğü-Bölüm 3


Arzu Tutuk'un Bebek Yapım Günlüğü'nün 1. Bölümü burada
Arzu Tutuk'un Bebek Yapım Günlüğü'nün 2. Bölümü burada

Kasım 2011’de bebek yapmaya karar verdiğimizde bedenimle ve alışkanlıklarımla ilgili birçok değişiklik yaptım. Bazıları çok kolay oldu, bazılarında hala zorlanıyorum.  Bu dönem faydalı alışkanlıklar geliştirmek için iyi bir fırsat ama bu yaşta alışkanlıkları değiştirmek ve yenilerini edinmek bayağı zor oluyor(muş).

Hayatımda hep spor vardı, uzun zamandır yoga yapıyordum, hep sağlıklı beslendim, hiç masa başı işi yapmadım, hep açık havada çalıştım, sigara hiç içmedim, hiç bir şeye bağımlılığım yok sanıyordum, işim kolaydı yani…bunda da yanılmışım!
Peki, neler yaptım? İşte yaptıklarım ilk 10:

  1. Yavaşla/Rahatla
  2. Alışkanlıklarını değiştir
  3. Kimyasallarla ilgini kes
  4. Doktoruna git
  5. Su iç
  6. Sağlıklı Beslen
  7. Uyu
  8. Yürü
  9. Ertele, savsakla
  10. Gevşe
1. Yavaşla/Rahatla

Hep aktif-biraz da telaşlı- biri oldum. Hayatımı yürüyerek kazanıyorum: turist rehberiyim. Günde ortalama 10,000 adım yürüyordum ve çokca ayakta duruyordum.  Oldukça yorucu, stresli ve sosyal bir işim vardı.  Tur bitip, eve geldiğimde de müşterilerin yazdığı mesajları okuyor, sorularını yanıtlıyordum.Yaz geldiğinde 8 ay boyunca her gün çalışırdım, hiç molasız. Oturmaya hasrettim! Günlük ortalama mesaim 10-12 saatti. İlk bunu  değiştirdim.Şimdi çok daha az çalışıyorum. En büyük değişikliği iş yaşamında yaptım:Yavaşladım ve azalttım. Daha az tur yapıyorum. Daha az yürüyorum. Daha az anlatıyorum. Daha az çaba gösteriyorum. Daha az yoruluyorum. Daha az insanla tanışıyorum. Mesaimi epeyce azalttım. Çok iyi geldi. Ama günlük yürüyüşlerimi yapıyorum, hiç bırakmadım. Günde ortalama 5km tempolu yürüyorum. Yüzebildiğim zamanlarda bolca yüzüyorum. Ve evde kendi hafif rahatlama ve nefes egzersizlerimi yapıyorum.

Bu ay nadasa bıraktığımız için kısa bir Pilates denemesi de yapıyorum. Hoşuma gitti çünkü karın ve pelvise bolca kan ve oksijen gidiyor. Haftada iki kez pilatese gidiyorum. Yavaşlayınca hemen kilo aldım tabii:) olsun, bu da böyle bir süreç.

Korkulu, stresli film, TV programı izlemiyorum. 
Beni sinirlendirecek, üzecek gazete haberlerini okumuyorum. 
Politikayla, memleket haberleriyle ilgilenmiyorum.Daha az dedikodu yapıyorum. 
Daha az laf yetiştiriyorum. 
İnsanlarla daha az ilgileniyorum. İlgimi kendime vermeye gayret ediyorum. 

2. Alışkanlıklarını Değiştir

Kafein: Kahveyi bırakmakta zorlandım ama çok azalttım. Günde ya bir tane Türk kahvesi ya da bir tane inek sütlü Latte içiyorum.  Yani günde sadece 1 tane kahve. Sabahları kahvaltıda iki bardak şekerli siyah çay içerdim, tamamen bıraktım. Yeşil çay içiyorum bazen günde bir fincan, şekersiz. O gün kahve içmiyorum.

Çikolata yemiyorum.

Alkol: Akşam eve dönünce içtiğim soğuk bira, yemeklerde içtiğim sarap ve kışın içtiğim konyak/brendi/likör hepsini bıraktım. Burada da zorlandım. Özellikle yemeğe çıkınca içecek hiç bir şey bulamıyorum… Şarap yok, bira yok, kahve yok…ne kaldı? Ayran, yanında risotto:) İş dönüşü rahatlamak için içtiğim soğuk biranın yerini limonlu, buzlu soda aldı…aslında bu çok iyi oldu, göbek yapıyordu zaten:) Yani alkol ve kafeini aynı anda bırakmak zormuş çünkü sosyal bir tarafı da var.

Masaj/Hamam/Sauna/Kese: Hamama bayılırım! Masaja hastayım! Ama her ikisine de ara verdim çünkü sıcak hamile kalmaya çalışanlara önerilmiyor. Hamam/sauna ve kese toksinlerden kurtulmak için önemli terapiler. Cilt güzelliği ve selüliti önlemek için birebir! Ben şanslıyım çünkü turist rehberiyim ve Çemberlitaş’taki geleneksel hamama ayda bir kaç kez gidebiliyordum. Eğer semtinizde varsa, geleneksek hamama gitmenizi öneririm (hamilelik dışı hayattan bahsediyorum). Masaj da hamam sonrası sabunla çok iyi gelir. Ben bir de “tetik nokta” denen bir masaj yaptırıyordum arada sırada. Hem masajı hem de hamamı çok özlüyorum. Bırakmam zor oldu.

 3. Kimyasallarla ilgini kes

Bu da zorladı çünkü hayatımızı ele geçirmişler çoktan. Banyomdaki kozmetiğin sayısına ve çeşidine inanamadım! Vücüdumun her bölgesi için farklı bir kremim, nemlendiricim, bir-şey-yapıcım vardı. Hepsini bıraktım! Şu anda sadece Nerolinn’den (http://nerolinn.com/) aldığım doğal sabun, gül suyu ve nemlendiricimi kullanıyorum. Yani sadece 3 adet, inanılmaz bir rakam! Aynı sabunla saçımı da yıkıyorum, şampuanı da bıraktım. Biraz matlaştı ama olsun. Bir de vücudumu nemlendirmek için susam yağı kullanıyorum. Yani 4 adet ürünüm var banyoda şu anda. En büyük faydası cüzdanıma oldu tabii. Bir de seyahatlerde çok daha az yer kaplıyorlar. 

4. Doktoruna git

Jinekolog randevusu.  Doktorumu 10 senedir tanıyorum, bebek istediğime çok sevindi, zaten bir süredir, hadiliyordu! PAP Smear testinde sorun yoktu. “Bir engeliniz yok Arzu hanım, hiç endişe etmeyin, hayırlısı” dedi. Gülümseyerek ayrıldım yanından, e heralde yani, sen ne sandın beni!

Endokrinoloji randevusu. Detaylı bir çekap yaptırdım. Neyse ki temel olarak her şey yolundaydı. Doktorum şöyle dedi:¨Folik asit içmeye başla Demir takviyesi almalısın D vitamininde ciddi eksiklik var!¨ Bu beni çok düşündürdü çünkü şunu sordu: Güneşten çok mu korunuyorsunuz? Çok mu koruyucu kullanıyorsunuz?”Buna gururla evet dedim! 50’den aşağı çıkmam sokağa! “Kullanmayacaksınız” dedi!

Nee???

Yok artık!

Eee yanarım ben! Çok beyaz tenliyim ve devamlı açık havadayım…

Ne yapacağım?

Kendimce şöyle bir formül buldum: öğlen 11’e kadar koruyucu sürmüyorum, 11’den 2’ye kadar 30 koruma faktörü, 2-4 arası 15, 4’ten sonra yine sürmüyorum. Yüzümün yanmasını hiç istemediğim için devamlı şapka takıyorum ve yüzüme hep 30 koruma faktörü sürüyorum.  Kimyasal olmayan, mineral içerikli bir ürün kullanıyorum.

Ama bugün okuduğuma gore öğle saatlerinde hiç koruyucu sürmemek gerekirmiş! Bu benim için imkansız. Bu konuda daha çok bilgiye ihtiyacım var... Hipotiroid: 50mg euthyrox sentetik tiroit hormonu kullaniyordum iki senedir. TSH 4 seviyelerinde geziyordu, pek şikayetim de kalmamıştı. Acaba bıraksam mı ben bu ilacı diye düşünürken doktorum dozunu 62,50 mg’a çıkardı.

Sonuçlar:D Vitamini ve demir seviyem normale döndü.

Elevit multivitamin hala kullanıyorum.

TSH, 2 seviyelerinde geziyor. Bu, gebelik için daha istenen bir seviye imiş. Bunların dışında medikal herhangi bir şey yapmadım.

Maddelerin devamı 4. bölümde...


12 Ağustos 2012 Pazar

Güzelleştiren Besinler

Bugünkü konuk yazarım Natur-Med Sağlıklı Yaşam Danışmanı Eylem Yılmaz. İyi okumalar...

Gençliğimizin ve güzelliğimizin belirleyicileri yaşımızdan çok yaşam tarzımızdır. “Önemli olanın dışsal değil, içsel güzellik olduğu” bir klişe değil, önemli bir gerçektir çünkü fiziksel güzellik, ancak hem bedensel, hem de zihinsel olarak arınmış bir bedende mümkündür.

Pahalı kremler, kozmetik ve kimyasal ürünlerle yapılan harici uygulamalar çoğu zaman geçici bir “makyajın” ötesinde bir etki yaratmazlar. Bunların yerine beslenme tarzınızı ve yaşam stilinizi değiştirerek, bedeninizi arındırarak gerçek sağlığa kavuşabilir, bu sağlığın ışıltısını da cildinizde, saçlarınızda ve tırnaklarınızda görebilirsiniz.

Aslında bize sağlık veren her şey aynı zamanda güzelleştirir de. Dolayısıyla sağlıksız olan ne varsa, aynı zamanda güzelliğe de gölge düşürür. Yaşam tarzınız cildinizin nasıl göründüğünün de belirleyicisidir. Güzelleştiren bir beslenme tarzından bahsederken, belki de ilk yapmamız gereken neleri yemek gerektiğinden önce, nelerden uzak durmak gerektiği olmalıdır.

Güzelleşmek istiyorsanız yapmayın:
  • İşlem görmüş, paketlenmiş ve katkı maddesi içeren yiyeceklerden uzak durun.
  • Şekerli, unlu, asitli ürünlerden kaçının
  • Sigara içmeyin
  • Alkol ve kafeinli içecek tüketiminizi sınırlayın, mümkünse kesin.
  • Uykusuz ve hareketsiz kalmayın
  • Stresten uzak durun
  • Güneş ışığından yararlanın, ama cildinizi uzun süre boyunca direkt güneş ışığına maruz bırakmayın.

ARINARAK GÜZELLEŞİN
Güzelleşmek isteyenlerin ilk yapması gereken ise ARINMAK’tır. Arınmak, sağlıksız bir yaşam tarzından kaynaklanan fazla asidi, toksinleri bedenden temizleyerek alkali bir beden yaratmaktır. Arınmanın egzersizden saunalara, kaplıca kürlerinden kolon hidroterapiye kadar pek çok boyutu vardır, ancak biz burada kısaca “arındıran ve güzelleştiren besinler”den bahsedeceğiz. İnsanlar binlerce yıldan beri yiyeceklerin güzelleştiren özelliklerinden yararlanmış. Sağlıklı, güçlü ve güzel bir cilt, sağlar ve tırnaklar için aşağıdaki yiyeceklerden zengin bir beslenme programı izlemek aynı zamanda doğal bir güzellik terapisi olacaktır.

Bedeninizi arındırarak gençliğinizi koruyan ve sizi güzelleştiren besinler:

1. Su: Yaşamsal sıvı olan su genel sağlığımız için de cilt sağlığımız için de en önemli içecektir. Suyu taze sıkılmış sebze ve meyve suları, doğal mineralli kaplıca suları ve bitki çayları izler. Cildi güzelleştiren beslenme doğal, alkali ve bol su içeren bir beslenmedir.

2. Antioksidanlar: Serbest radikaller hücreleri çevreleyen, eşlerinden kopmuş “vahşi” elektronlar içeren atomlardır ve bedenimizin içeriden dışarıya doğru yaşlanmasına neden olurlar. Serbest radikallerin oluşumunda en önemli etken ise her türlü çevre kirliliği, gürültü kirliliği, her türlü radyasyon ve insanın alkol, nikotin ve ilaç kullanarak kendi kendini zehirlemesidir. Serbest radikaller pek çok hastalığa zemin hazırlamanın yanında erken yaşlanmaya ve cilt hastalıklarına da sebep olurlar.

Hücreleri serbest radikallere karşı koruyan ve vücudun kendi öz gücünü oluşturan biyokimyasal maddelere antioksidanlar denir. Bunlar serbest radikalleri etkisiz hale getirirler. Böylece serbest radikallerin yaptığı hasarlardan vücudu korumuş olurlar.

Pek çok antioksidan sebzelerde, meyvelerde ve tahıllarda mevcuttur. Vitaminler, mineraller ve diğer fotokimyasallar serbest radikallere karşı bir koruyucu kalkan olarak görev yaparlar. Başlıca antioksidanlar şöyle sıralanabilir:

  • Su
  • Sebzeler (özellikle kırmızı, sarı ve koyu yeşil yapraklı) ve taze sıkılıp içilen suları)
  • Meyveler (özellikle turunçgiller, üzüm ve böğürtlenler) ve taze sıkılıp içilen suları)
  • Buğday çimi suyu
  • Likopen (özellikle domates ve kırmızı üzüm gibi kırmızı meyve ve sebzelerde)
  • Magnezyum
  • OPC (Oligomere Proantho Cyanidine)
  • Kırmızıbiber
  • Sarımsak
  • Zerdeçal
  • Yeşil çay, adaçayı, deve dikeni, geven, gingko, yaban mersini
  • Omega 3
  • A, C, E ve B grubu vitaminleri:
C vitamini üzerinde özellikle durmak gerekir, çünkü C vitamini, bedenin çimentosu olan kolajen üretimi için elzemdir. Cilde dolgunluk ve şekil veren de kolajendir. Cilt yaşlandıkça kolajen azalır. C, E vitaminleri ve beta karoten; hava kirliliği, sigara dumanı, güneş ışığı gibi etkenlerin cilde hasar vermesini engelleyen antioksidanlardır. Bu nedenle antioksidanlardan zengin meyve-sebze ağırlıklı bir beslenme cilt sağlığı açısından önemlidir.
  • Koenzim Q 10
  • Enzimler
  • Mineraller: En önemlisi silisyum dioksit içeren klinoptilolith zeolit, bakır, manganez, çinko ve selenyum. 
Antioksidanların yararları:
  • Kanser hücrelerinin çoğalmasını önler, kanserden, kalp-damar ve diğer dejeneratif hastalıklarından korurlar.
  • Yüksek tansiyonu düzenlerler
  • LDL kolesterolü düşürürler
  • Ultraviole ışınlarının ciltte oluşturduğu hasarları önlerler.
  • Kalp-damar hastalıklarından korurlar
  • Damarların elastikiyetini artırırlar
  • Bağ dokusundaki kollajenin rejenerasyonunu artırırlar, cildi güzelleştirirler.
  • İltihabi enzimlerin bloke ederek, iltihabı önlerler.
  • Alerjik reaksiyonları önlerler.


En temel güzellik kaynağımız: SU

3. Alkali içecekler: Bedenin arındırılmasında ve asit-alkali dengesinin sağlanmasında, enzimler, vitaminler ve mineraller açısından zengin meyve-sebze ağırlıklı ve bunların sularından oluşan beslenme çok önemlidir. Beslenmemizin önemli bir kısmını doğal içeceklerle sağladığımız zaman optimum sağlıktan bahsedilebilir.

Beden, ihtiyaç duyduğu, hücre ve dokuların yenilenmesini sağlayan organik besin moleküllerini, vitaminleri ve hormonları ancak taze ve çiğ meyve-sebze sularından elde edebilir. Sebze suları, yüksek vitamin-mineral içerikleri nedeniyle arınma programlarında gıda takviyesi olarak yaygın şekilde kullanılırlar. Bedendeki asit-alkali dengesini kurmayı amaçlayan arınmada, özellikle taze sıkılmış alkali sebze sularının yeri büyüktür.

Yeşil yapraklı sebzelerin suları çok zengin bir besin kaynağıdırlar. Yüksek miktarda amino asitler ve klorofil içerirler. Özellikle buğday çimi suyu hem bedeni arındırıcı, hem de oldukça besleyici alkali bir içecektir. Hem dahili hem harici kullanımıyla cilt sağlığı için mükemmel bir arındırıcıdır.


Alkali yeşil içecekler adeta birer güzellik iksiridir

4. Esansiyel yağlar: Yağ tüketimi sağlıklı beden fonksiyonları için elzemdir. Önemli olan sağlıklı yağları, doğru yöntemlerle kullanmaktır. Sağlıklı yağlar tokluk yaratarak iştahı bastırmayı ve sağlıklı hormon üretimini sağlarlar, mineral emilimini güçlendirirler, önemli bir enerji kaynağıdırlar, sağlıklı hücre zarı oluşumu için yapı taşı görevi görürler. Prostaglandin –vücuttaki hormon benzeri anti enflamatuar maddeler- yapımına yardımcı olurlar.

Vücudun kendi üretemediği omega 3 ve omega 6 yağlarını beslenme yoluyla almalıyız. Sağlıklı bir cilt için omega 3 ve omega 6 dengeli bir oranda alınmalıdır, denge omega 6 lehine bozulmamalıdır. Omega 3 oranı yüksek tutarak bu dengeyi sağlayacak beslenme haftada 1-2 defa balık yemek olabilir. Omega 3 açısından zengin başka bir kaynak keten tohumu yağıdır.

Keten tohumu yağı
  • Anti tümör ve östrojen benzeri etkileri vardır.
  • Güçlü bir antioksidandır
  • Tırnakları güçlendirir
  • Cildi güzelleştirir
  • Saçları parlaklaştırır


Natur-Med keten tohumu krakerleri

5. Tam tahıllar: B vitamini eksikliği belirtileri ilk olarak kendini hassas ve kuru bir cilt olarak gösterebilir. Saflaştırılıp nişasta haline getirilmemiş tam tahıllar B vitamini açısından ve güçlü bir antioksidan olan E vitaminleri açısından zengin bir kaynaktırlar.

6. Yemişler: Kavrulmamış ve tuzlanmamış olmaları şartıyla kuru yemişler esansiyel yağlar, E ve B vitaminleri açısından önemli bir kaynaktır, dolayısıyla cilt, saç ve tırnak sağlığı için oldukça yararlıdırlar.

Son olarak, yukarıda bir kısmı sayılan kötü beslenme, hareketsiz yaşam, sürekli kirli hava solumak, sigara içmek gibi fiziki kirlilik nedenlerinin dışında gerginlik, stres, korku, kaygı, öfke, sevgisizlik gibi “duygusal kirlilik” faktörlerinin de insanın güzelliğinden çaldığını hatırlatalım. Gençlik ve güzellik banka hesabı gibidir, ne zaman tükeneceği rezervlerinizi nasıl kullandığınıza bağlıdır. Arınma programlarıyla rezervlerinizi sürekli yüksek tutmanız mümkündür.

Eylem Yılmaz
Sağlıklı Yaşam Danışmanı

Arınma Programlarıyla ilgili detaylı bilgi için:

Arınma Kitabı
Yazarlar: Dr. Yaşar Yılmaz, Eylem Yılmaz



Yayınevi: Hayykitap

Birinci baskı: Haziran 2012
Sayfa sayısı: 256
Ebat: 15,5 x 23 cm
ISBN: 978-605-4325-88-7
Barkod: 9786054325887

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Üçüz Hikayelerinin Üçüncüsü


Sema ile başlayıp Ayşe ile devam ettiğimiz ¨üçüz gerçeği!¨ dizisinin üçüncü ve son bölümünde başrol oyuncumuz Çiğdem Kırcıoğlu! İyi okumalar...

Hamile olduğunu kaç haftalıkken öğrendin? Neler hissettin?
Hamile olduğumu 5.haftamda öğrendim. Reglim gecikince kan testi yaptırdım ve sonuç inanılmazdı. Normalde en fazla 200-300 çıkan değer, bende 5585(!) di. Doktorumu arayıp, sonucumu söylediğimde, “kendini hazırla” diyebildi sadece :)

Planlı bir gebelik miydi?
Evet planlıydı. Ama üçüzü planlamamıştım açıkçası :)

Hamile kalma süreci nasıldı? 
Çocuk yapmaya karar verdiğim an, hemen hamile kalacağımı sanıyordum. 2-3 ay geçti, baktım olmuyor, tuttum doktorun yolunu. O “acele etme” dese de, dinler miyim ben :) Bir ilaç verdi bana ve olanlar oldu. Birkaç gün sonra karnım şişmeye ve acımaya başladı. Ben gaz sancısıdır diye üstüne düşmedim. Ama geçmek bilmedi ve daha da şiddetlendi. Doktoruma gittim ve ilacın yan etkisi olduğunu, hemen hastaneye yatmam gerektiğini söyledi. Meğer OHSS Sendromu diye bir hastalıkmış. 10 gün boyunca o hastanede neler yaşadığımı bir ben bilirim.

Üçüz taşıdığını ne zaman öğrendin? Neler hissettin? Eşinin tepkisi ne oldu?
Ben hastanede yatarken, regl günüm geçmiş ama ben farkında bile değilim. Çıktıktan sonra öğrenir öğrenmez, doktoruma gittim. Ultrasonda tek tek saymaya başladı. 1,2,3.. devamı gelecek mi diye korkarak bekledik. Garip bir duyguydu. Hatta şu an bunları yazarken bile o duyguyu tekrar yaşıyorum. Mucizeydi… Mucizemdi… Üçüz olduğu kesinleştiği an eşimle göz göze geldik. Gözleri parıldıyordu… Ve o anı görmek, tüm korkularımı silmeye yetmişti. Eşim mutluydu ve destekçimdi. Çıkışta bana bir sarılışı vardı; hüngür hüngür ağlamıştım.

Çevrenizdekiler üçüz doğuracağını duyduklarında nasıl karşıladılar?
Hiç kimse inanmadı ki :) Ben bile kendi gözümle gördüğüm halde inanmamıştım, onların inanmasını bekleyemezdim. ¨Nasıl olacak, küçük doğarlar, nasıl bakacaksın...¨ diye vızıldayıp durdular.

Hamileliğin nasıl geçti? Çok sıkıntı yaşadın mı?
Genel anlamda çok iyi geçti. 7. aya kadar gezdim, tozdum. 5. ayda sık sık kasılmalarım oldu, soluğu hastanelerde aldım. 7. aydan sonra evden çıkmadım. Zaten istesem de çıkamazdım. Çok zor yürüyordum.

Hamileliğin boyunca yardımcın var mıydı?
En büyük yardımcım eşimdi. Yattığım dönemde yemeğimi yaptı, evimi temizledi.

Kaç kilo aldın?
İlk 3 ay 9 kilo verdim. Doğuma girmeden tartıldığımda 20 kilo almıştım. Doğumdan eve geldiğimde o 20 kilo da tuzla buz olmuştu :)

Bebekleriniz ne zaman dünyaya geldiler? Kaç haftalık doğdular?
Kuzucuklarım 8. ayın sonunda 37. Haftama girdiğimde, planlı bir şekilde doğdular. 2280-2300-2580 gram ve 49 cm diler. Miniciktiler. 2 prensesim 1 de prensim var.

Doğum nasıl oldu? Zorlandın mı? Sonrası nasıldı?
Son kontrole gittiğimde doğum zamanına karar verdik. O gün hastaneye yatacak, ertesi gün ciğer geliştirici iğnelerim yapılacak ve diğer gün de doğum yapacaktım. Gerçekten de her şey planlanan şekilde oldu. Ameliyathaneye giderken zırıl zırıl ağlıyordum. Hele ki annemi ve eşimi ameliyathane bekleme kapısında bırakıp, içeri sedye tepesinde girişim ve yapayalnız kalışım yok mu? Aman Allah’ım!! Etrafımda hiç tanımadığım insanlar, buz gibi odalar… Dahası sevdiklerim dışarıda… Al sana bir ağlama sebebi daha… Ağlaya ağlaya narkozumu verdiler bana. Gerisi yok… Bilmiyorum.

Ama doğum sonrası tam bir faciaydı. Karnımı kör testereyle kesmişler gibiydi. “Acıyorrrr”  diye bas bas bağırdım. Bütün servis hemşireleri ve doktorları tepemdeydiler. Neyse ki ağrı kesiciler çabucak etkisini gösterdi.

Bebekler nasıllardı?
Bebeklerin hepsi doğumdan sonra hemen odaya gelmişler. Ama kısa bir süre sonra bir kızım ve oğlum da morarmalar başlamış. Hemen yoğun bakıma almışlar. Üşümüş kuzucuklarım… Çok şükür başka hiçbir sağlık problemleri yoktu.

Bebeklerini gördüğünde neler hissettin?
Gözlerimi ilk açtığımda minicik bir beden yatıyordu yanımda. Diğerlerini sordum hemen, anlattılar durumlarını. Ama gel de beni inandır. Neden yanımda değiller diye sorudum durdum. İlk gün yataktan dahi kalkamadım. Diğer iki bebeğimi göremedim o gün. Ertesi gün bi gayret kalktım. Yoğun bakım ünitesinin olduğu kata çıktım, iki büklüm. Şaşkın şaşkın baktım onlara. İnanılmaz bir duyguydu. Onları orda bırakıp, bana teselli olan kızımın yanına giderken, unutamayacağım bir acı hissettim içimde. Kuvözde olanların da bana ihtiyacı vardı, diğerinin de… Ve ben şimdiden ayrım yapıyordum, diğerinin yanına gidiyordum. Oysa söz vermiştim kendime. Ne olursa olsun, hiç birini ayırmayacaktım diğerlerinden. Yine eşim sakinleştirdi beni… Onların iyiliği için böyle olmalıydı…

Ne zaman eve geldiler?
Kuvözde olan kızım, vücut ısısı normale dönünce 3. gün yanıma geldi. Oğlumu beklemeye başladık. Bu süre içinde bende hastanede onların refakatçisi olarak kalıyordum.  Sonra oğlum da geldi yanımıza ve biz 7. gün evimize geldik.


Emzirebildin mi?
Evet, emzirdim. Az az gelen sütüm 4,5 ay dayanabildi.

Bebekler dünyaya geldikten sonra hayatın nasıl değişti?
Tepetaklak oldu diyelim biz ona :) Gece gündüz durmadan ağlıyorlardı. Ben tecrübesiz, annem tecrübeli ama panik… Tam bir kâbustu. Bütün zamanımız emzir, mama ver, alt değiştir, biberon temizle, üstlerini değiştirmeyle geçiyordu. Gece yatarken pijamamı giyiyordum ama sabah çıkarmaya vaktim olmuyordu. Akşamüstü üzerimi değiştirebiliyordum. Yemek yemeye dahi fırsatım yoktu. Eşimle bırakın konuşmayı, sohbet etmeyi, birbirimizin yüzünü zor görüyorduk. İlk 3 ay tam bir felaketti kısacası. 

Şimdi kaç aylık bebeklerin? Biraz rahatladınız mı? 
Bu ay 18.ayımız bitiyor. Artık birbirimizi tanıyoruz ve ne istediğimizi biliyoruz. Dertlerini anlatabiliyorlar en azından. En güzeli ise, sevgilerini gösterebiliyorlar. “Anneyi seviyor musunuz?” diye sorduğumda, kafalarını aşağı-yukarı bir güzel sallayışları var, işte o her şeye değer. Verdiklerimi almaları, çektiğim sıkıntıları bir anda yok ediyor.

Senin yaşadıklarına benzer sıkıntılar yaşayan tanıdıkların var mı?
Olmaz mı hiç? Bir forum sitesinde tanıştığım, facebook'da çoğalttığım bir sürü arkadaşım oldu. Birbirimizden öğrendiğimiz ve öğreneceğimiz o kadar çok şey var ki…

Bebeklerin bakımında yardımcın var mı?
2.aydan itibaren tek başıma bakıyorum. İlk zamanlarda kafayı yemek üzereydim. Akşam olunca eşim gelirdi, ben 1-2 saat yatardım. Ertesi gün o 1-2 saatlik uykuyla koşuşturur dururdum. Sonra baktım olmuyor, bir çözüm bulmalıydım bu işe. Hemen bir düzen oturtmaya karar verdim. Mama saatleri, uyku saatleri, oyun saatleri düzenli olursa, kendime daha fazla zaman ayırabilirdim. Hepsini aynı anda besleyip, aynı anda uyutmaya başladım. Ve gerçekten de böyle olunca, her şeye vakit ayırabiliyordum. Hatta uyumaya bile. Hala aynı şekilde devam ediyoruz. Ben 3 küçük canavarın ortasında savunmasız ve tek başınayım :)

Daha erken anne olmayı tercih eder miydin?
26 yaşında anne oldum. Bence gayet ideal bir yaş. Zaten evliliğimizin 3.yılında geldi kuzularım. Daha erken olsaydı, ben evliliğimi anlamadan, anne olacaktım.

Bugünlerde yaşadığınız sıkıntılar neler?
Yaramazlıklarıııııı :) Tam bir canavar oldular başıma. “Kime çektiler böyle” diyorum bazen, annem parmağıyla beni işaret ediyor :)  Bir de gece uykularımız –nedense- hala bölük pörçük.  Ama ne olursa olsun, onların ufacık gülümsemeleri tüm yorgunluğu alp götürüyor.

Dördüncü bebek de gelsin mi:)
Valla bir ara gerçekten istiyordum. Hazır bunlarda küçükken, üçe bakan, dörde de bakar diye diye ufaktan gazlıyordum kendimi. Sonra geriye baktım, ilk zamanlardaki sıkıntıları tekrar yaşamaya gücüm ve sabrım yok, vazgeçtim bu düşünceden. Hem zaten şimdi, çocuklarımın gözünde 3’e bölünmüş bir anneyken, onlara bir kez daha haksızlık yapamam.

Son olarak neler söylemek istersin?
Korkulduğu gibi değilmiş üçüz annesi olmak. Özel olmak, güçlü olmak, 3 kere anne olmak demekmiş. Gözümden bile sakındığım yavrularımın sayesinde yüklendi bu sıfatlar bana. Her ne kadar zor olsa da, hatta bazen dayanılmaz bile olsa da, iyi ki üç taneler. İçimde üç kat sevgi taşıyorum. Var mı ötesi?

Teşekürler Çiğdem... Bunlar da muhteşem üçüzler:)





















Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım