25 Haziran 2012 Pazartesi

Hamilelerin cep telefonlarından uzak durmaları şart!



Yale Üniversitesi'nde yapılan ve Scientific Reports'da yayınlanan yeni bir çalışmanın sonuçlarına göre hamilelerin bebeklerini cep telefonuna maruz bırakmaları ADHD (dikkat eksikliği ve hiperaktivite) sorununa neden olabiliyor.

Araştırmacılar, aktif bir cep telefonunu gebe farelerin bulunduğu bir kafesin yakınına yerleştirmişler ve yavruları dünyaya geldikten sonra onları gözlemlemeye başlamışlar.

Cep telefonuna maruz kalan fareler kalmayanlarla kıyaslandığında hiperaktivite ve hafıza problemleriyle karşılaşılmış. Testler, beynin amaca yönelik hareketlerde dikkati muhafaza etme kısmının zarar gördüğünü ortaya koymuş. Araştırmanın liderliğini yapan Dr. Hugh S. Taylor, son yıllarda çocuklarda görülen davranış ve sinirsel gelişim bozukluklarının hamilelik sırasında annenin cep telefonu kullanımına bağlı olabileceğini bildiriyor.

Konu hakkında daha ayrıntılı çalışmalara ihtiyaç olduğu söyleniyor fakat kesin olan şu ki ne miktarda cep telefonu kullanımının sağlıklı olduğu sonucuna ulaşana kadar hamilelerin cep telefonlarından uzak durmalarında yarar var.





18 Haziran 2012 Pazartesi

Bir Üçüz Hikayesi

Cennet, biz anaların ayakları altında garantiyken bazılarımızın hem elleri hem ayakları hem kolları hem de bacaklarının emrine amadedir. En azından öyle olmalıdır... Çünkü; inanmazsınız ama aramızda bir seferde 2'den fazla bebek dünyaya getirebilen, getirmekle kalmayıp yetiştirebilen analar var! Bu analardan üçü ile tanışmış ve arkadaş olmuş olmanın gururu ile bugünü Sema ile yapmış olduğum bir röportaja ayırıyorum. İyi okumalar...


Hamile olduğunu kaç haftalıkken öğrendin? Neler hissettin?
Beklentide olduğumuz için hemen test yaptım ve 4.hafta dolmadan öğrenmiş oldum. Sonucun bu kadar erken belli olması aklıma şüphe düşürdü "ikiz falan olmasın sakıınnnn!" diye :) Sevinç ve bu merakla bekledik ultrasonda görünene kadar...

Planlı bir gebelik miydi?
Evet planlıydı. Bazı kadınsal sağlık problemleri yüzünden tedavi görüyordum zaten.

Hamile kalma süreci nasıldı? 
Bazı rahatsızlıklarım yüzünden tedavi gördüm. Bu üç bebek de o ilaçların yan etkisi. Ben "yan etki" demiyorum çocuklarıma, ilacın prospektüsünde yazıyordu "çoğul gebelik riskini arttırır" diye. Tabi o zamanlar çoğul gebeliğin bir "risk" olduğunu da bilmiyordum:)

Üçüz taşıdığını ne zaman öğrendin? Neler hissettin? Eşinin tepkisi ne oldu?
İlk doktora gidişimizde ikizimiz olacağını öğrendik. Ben oracıkta hüngür hüngür ağlamaya başladım. Doktor ve hemşireler "sevinç gözyaşları herhalde" dediklerinde "haaayyıııııırr ben ikiz falan istemiyorrruuuuum" diye zırladım :) Hatta o kadar çok üzülüp ağladım ki eşim "istersen birini aldıralım" demek zorunda kaldı. Tabii ki öyle birşey yapmazdım. Bir kaç hafta ikiz düşüncesine alışmaya çalışırken bir sonraki kontrolde bebek sayısı üçe çıktı! Bu sefer çenemi kapatıp kaderime boyun eğmeye karar verdim, bir dahaki kontrolde sayı 4'e çıkar diye korktum:)) 

Şaka bir yana ilk öğrendiğimde ciddi bir bunalım yaşadım. İkiz haberinde bile günlerce ağlamıştım, üçüz haberi dünyamı başıma yıktı, haftalarca yatak döşek hasta yattım, kendimi eve kapattım kimseyle görüşmedim. Feci bir depresyondu... Eşim de en az benim kadar şaşkın ve üzgündü ama onun rolü sürekli beni teselli etmek oldu. Bir süre sonra durumu kabullenip normale döndüm. Ama hamileliğim korkular, endişeler içinde geçti.

Çevrenizdekiler üçüz doğuracağını duyduklarında nasıl karşıladılar?
Tabii ki herkes için büyük şok oldu. Ben büyük bir depresyonda olduğum için beni teselli etmeye çalıştı yakınlarım. Ama ortak payda, herkesin gözündeki o acıma duygusu beni daha da aşağı çekti hamileliğim boyunca.

Hamileliğin nasıl geçti? Çok sıkıntı yaşadın mı?
Hamileliğim (psikolojik gelgitlerin dışında) şaşırtıcı bir biçimde oldukça rahat geçti son aylara varana kadar. Bulantım bir iki hafta kadar kısa sürdü. Hareketlerimi kısıtlayan bir durum olmadı. Yalnız sürekli olarak şiddetli kasık ağrıları yokladı hamilelik boyu. Sıcak su torbası en yakın arkadaşım oldu. Son aylar ise gerçekten çok sıkıntılıydı, yürüyemez, oturamaz, kalkamaz olmuştum. Yattığım zaman bile geçmeyen bir sırt ağrısıyla ağlıyordum her gece.

Hamileliğin boyunca yardımcın var mıydı?
Bir iki kez temizlik için yardımcı çağırdım. Onun dışında yardımcım olmadı. Yaşadığım şehirde ailem, arkadaşım yoktu zaten. 5.aya kadar her işimi kendim yaptım, kendimi ne ev işlerinden ne de gezmelerden alıkoymadım. (Erken doğuma bu sebep olmuş olabilir diye kendimi suçlarım hala) Son aylarımda eşim çok yardımcı oldu.

Kaç kilo aldın?
İlk 3 ay 3 kilo verdim. Sonrasında da çok yavaş kilo aldım. 7.ay sonunda doğum yaptığımda 12 kilo almıştım.

Bebekleriniz ne zaman dünyaya geldiler? Kaç haftalık doğdular?
Bebekler 7.ayın sonunda 32. haftada 1500'er gram, 42 cm olarak dünyaya geldiler. İki oğlum ve bir kızım oldu.

Doğum nasıl oldu? Zorlandın mı? Sonrası nasıldı?
Beklenen zaman değildi. Ama yine son 1 haftadır içimde korku başlamıştı, sürekli erken doğum belirtileri nelerdir diye araştırmaya başlamıştım. O gün ayağa kalktığımda yürüyemez hale gelmiştim. Ayaklarımı kaldıramıyordum sürüyerek yürüyorudum, ama sancım yoktu. Eşim işten gelene kadar uzandığım yerden kalkmadan, tv izleyerek, örgü örerek bekledim. O gelince doktoru aradık, NST için çağırdı. Ben doğum yapacağımı hiç düşünmeden elimi kolumu sallaya sallaya gittim hastaneye. Olan oldu... Doğumun başladığını söylediler. Ama hala ağrım sancım yoktu, sadece yürüyemiyordum. Herşey çok hızlı gelişti, doktorum apar topar evinden geldi, anestezi ekibi hazırlandı, ben ne olduğunu anlamaya çalışırken etrafımda bir doğum hazırlığı başladı. Sonra haftamın çok düşük olduğunu ve hastanede boş kuvöz olmadını söyleyerek beni başka bir hastaneye sevkettiler. Ambulansta sallana sallana, bağıra çağıra diğer hastaneye vardık.

Diğer hastaneye varışınız nasıl oldu?
Orada doğum ekibi çoktan hazırlanmış acil kapısında beni bekliyordu zaten. Bir tek ben hazır değildim! Elim ayağım titreye titreye "ben genel anestezi istiyorum" diye yalvardım. Bunun için durumumun müsait olmadığını anlattılar. Mecburen epidural anesteziyi kabul ettim. Kesip biçmeye başladıklarında "durun ben hissediyoruuuuum" diye bi çığlık kopardım. Biraz daha beklediler. Tekrar işe koyulunca, ben yine "hissediyoruuum"lara başlayınca en iyisi uyutalım da kurtulalım şundan demiş olmalılar ki gerisini hatırlamıyorum:) O an gerçekten hissettim mi yoksa dokunuşları psikolojik olarak acı mı sandım hala bilmiyorum.

Bebekler nasıllardı?
Doğum sırasında bebeklerden birinin solunumu durdu, onu apar topar yoğun bakıma götürüp cihaza bağladılar. Diğerleri kendi başlarına nefes alabiliyorlardı. Sonuçta hepsi yoğun bakıma girdiler.

Ben ameliyattan müthiş acılar içinde uyandım. Ayağa kalktığımda o kör testereyle kesiliyormuşum hissi veren acıyı ömrüm boyunca unutamam.

Bebeklerini gördüğünde neler hissettin?
Bebekleri ertesi gün görebildim. Çok küçük doğdukları için neyle karşılaşacağım konusunda çok endişeliydim. Dünyadan habersiz, her yerlerinden kablolar, hortumlar çıkan bebeklerimi çaresizce kuvözde yatarken gördüğümde her anne gibi çok duygulandım. Ama en çok üzüldüğüm üçünü de koskoca yoğun bakım ünitesinin 3 ayrı köşesine yatırmış olmalarıydı. Niye yanyana değiller diye çok ağladım.

Ne zaman eve geldiler?
Hepsi, kiloları düşük olduğu ve emme refleksleri olmadığı için 1 ay kuvözde kaldılar. Doğum sırasında solunumu duran oğlum ilk 1 hafta ciddi hayati tehlike atlattı. Bir kaç kez kan gazı değerleri düştü, hızla kilo verdi. Çok şükür sonrasında da hızla toparlandı, şimdi diğerlerinin abileri gibi duruyor:)
O süre boyunca her gün zırıl zırıl ağlasam da, lohusalığım süresince orada kalmalarının benim için aslında ne büyük bir nimet olduğunu, onlar eve geldikten sonra anlayacaktım:)

Emzirebildin mi?
Evet emzirdim, çok da düşkünlerdi, kucağımdan bebek eksik olmadı hiç, biri gitti, biri geldi. :) Ama kızım 4. ayda, oğlanlar bir hafta önce (7. ayda) bıraktılar. Yorgunluk ve uykusuzluktan sütüm yok denecek kadar azaldı artık. Onlar da umudu kesip bıraktı.

Bebekler dünyaya geldikten sonra hayatın nasıl değişti?
Cevabı o kadar çok ki, bu soruyu sorduğun için pişman olabilirsin:) Şimdi gülümseyebilsem de hayatımın kabus gibi bir dönemini anlatıyorum...

  • Doğumdan sonra hayatım birden resmen tepetaklak oldu. Hergün süt sağıp bebeklere götürdük. Bebeklerden durumu ağır olanını başka bir hastaneye göndermişlerdi. Hergün iki hastane ve ev arasında, o ağrılı durumda mekik dokuyup durdum. 
  • Asıl kıyamet eve geldikleri zaman koptu. İlk önce adaptasyon zorluğu(!) yaşamamam için ikisini taburcu ettiler. Ben o gecenin sabahında "Allah'ım benim hayatım bundan sonra böyle mi olacak, ben ne yaptım ki böyle bir cezayı reva gördün" diye hüngür hüngür ağladığımı hatırlıyorum. Bir kaç gün sonra üçüncü de geldi eve. Annem, ben, eşim ve bakıcımız 3 bebeğin kurbanı olmuştuk. Hayatımız kelimenin tam anlamıyla karardı; her gece toplam sadece 1-2 saat uyuyabiliyorduk. Bebekler çok çok çok sorunluydu, durmadan ağlıyorlar ve uyumuyorlardı. Üstüne bir de kolik eklendi. Hem de hepsi birden! Emzirme yarışında da tükenmeye başlamıştım. Sütüm olsun diye yiyecek bişeyler hazırlayıp yeme stresi de cabası. Yaşamıyor, sürünüyorduk resmen. Bebeklerimizi çok seviyorduk ama onlara yetmiyor, yetişemiyorduk. ÇOK MUTSUZDUK! 
  • Bu kadar yorgunluk, uykusuzluk ve stres yüzünden benim sağlık sorunlarım baş göstermeye başladı. Önce 1 ay süren, bütün vücudumu kaplayan ve beni ağlatan felaket bir alerji çıktı ortaya. Ne kadar doktor gezdiysem sebep bulunamadı. En son narkozdan olabileceği kanısına varıldı.
  • O yeni geçmişti ki çok çok ağır bir göz enfeksiyonuna yakalandım. Doktor beni gördüğünde şoka girdi. Gözlerimin içindeki beyaz kısım kıpkırmızı kesilmişti ve içinde  binlerce iğne varmış gibi yanıyordu. Kucağıma emzirmem için bir bebek getiriyorlar, ben hangisi diye gözümü açıp bakamıyordum bile. O acıya dayanamayıp bağıra bağıra ağlıyordum. 1 ay kadar da o sürdü.
  • Zaman geçtikçe bebekler daha sorunlu hale gelmeye başladılar. Uykusuzluk dayanılmaz bir noktaya vardı. Sabah bakıcı gelince annemle ben bebekleri bakıcıya teslim edip koşa koşa yatmaya gidiyorduk ama yarım saate kalmadan bebeklerin canhıraş feryatlarıyla uyanıyorduk, bakıcı tek başına yetişemiyordu doğal olarak.
  • Kolik sorunu yüzünden defalarca kez acillere taşındık. İlacından bitkisel kürüne, hacısından hocasından muskasına kadar denemediğimiz yöntem kalmadı bebeklerin uykusuzlukları, huysuzlukları ve ağlamaları için... Ama hiçbiri fayda etmedi. Artık konuşmayı beceremez,cümle bile kuramaz hale geldik hepimiz. Perişan haldeydik.
  • Prematüre oldukları için sürekli doktor kontrolleri vardı. Üç bebekle evden çıkmak, o huysuz bebekleri dışarda zaptetmek tarif edilir gibi değil!
  • Sindirim sistemleri iyi gelişmediği için bebek reflüsü vardı hepsinde. Sürekli kusuyorlardı. Günde kaç kez üst değiştirdiğimizin, makine çalıştırdığımızın haddi hesabı yoktu. Kusmaları yüzünden isyan etme noktasına gelmiştim. Gittiğimiz her doktor beklemek ve sabretmek zorunda olduğumuzu söylüyordu. (Bu problem azalmış olsa da hala devam ediyor, bunun için özel antireflü mamaları yediriyoruz)
  • Bozulan psikolojime hiç girmeyelim bile... Aynalara küsmüştüm. Hızla kilo verdim. Görenler bir de dalga geçer gibi "aaa doğum kilolarını ne çabuk vermişsin" diyorlardı. Günden güne eriyip bitiyordum.

Çok zor aylar geçirmişsin Sema. Şimdi kaç aylık bebeklerin? Biraz rahatladınız mı? 
Şu an 7 aylık bebeklerim ve bu sorunlar yeni yeni azaldı, bebeklerim normal bebeklere benzediler ve biraz nefes alabilmeye başladım. Aklımı nasıl kaçırmadığıma hayret ediyorum :) 

Senin yaşadıklarına benzer sıkıntılar yaşayan tanıdıkların var mı?
Bu sıkıntıları yaşayan yüzlerce ikiz ve üçüz annesi (hatta dördüz) anneleri var. Birbirimize bu dertlerimizi anlattığımız, akıl danıştığımız, birlikte çareler bulduğumuz bir grubumuz var facebook'da. Bu sıkıntılı anlarımda derdimi yakındığım ve çokçası çareyi de gösteren, en azından sıkıntımı paylaşan dostlarım var orda. Onlar olmasaydı o süreci nasıl atlatırdım hiç bilmiyorum.

Bebeklerin bakımında yardımcın var mı?
4. ayımızda 5 ay kalmak üzere annemin yanına geldik. En büyük yardımcım annem. Hakkını ödeyemem. Geceleri iki bebekle o yatıyor. Bütün gün her çıldırdığım an imdada koşuyor. Onun kadar sabırlı bir insan daha tanımadım. Ben sık sık sinir krizlerine girsem de beni hemen yatıştırmayı ve ortamı güzelleştirmeyi iyi biliyor. Başka bir yardımcı tutmaya da kesinlikle yanaşmıyor. "Ben evimin içinde başka insanla burun buruna yaşayamam" diyor. Her işe de kendi koşuyor. Ben bütün gün sadece çocuklarla haşır neşir oluyorum. Eve geri döndüğümde çok zorlanacağımdan eminim.

Daha erken anne olmayı tercih eder miydin?
28 yaşındayım. Anne olmak için ideal bir yaş olduğunu düşünüyorum. Evliliğimin 3. yılında hamile kaldım. Tam zamanında bence. 3 yıl için 3 bebek :)

Bugünlerde yaşadığınız sıkıntılar neler?
Şu anki en büyük derdimiz uyku düzensizlikleri, gece sık uyanmalar, sallanmadan uyumamalar... Bütün gün bebek sallıyorum odadan odaya koşup. Bir de mideleri hassas olduğu için beslenme ve ek besin olayını hala düzene sokamadık. Ama yukarıda anlatığım kötü günler çoook şükür geride kaldı ve canımdan çok sevdiğim yavrularımla hayatın tadını çıkarabilmeye başladım.

Günler her ne kadar koşturmacalı geçse de, bizi gören yakınlarımız hala nasıl ayakta kalabildiğimize akıl sır erdiremese de, bu tempoya galiba alıştım ben. Onlar eskaza aynı anda uyurlarsa -ki çok nadir bir durum bu- ne yapacağımı şaşırıp uyanmalarını beklemeye koyuluyorum :) Onlarla yaşamak çok çok çok zor ama bir o kadar da eğlenceli. İyi ki üçü de var hayatımda!

Dördüncü bebek de gelsin mi:)
"Haaaaaayıııııııır" demem gerek aslında di mi? Bazen şaka yollu "bunlar okula gidince yapıcam bi tane daha, tek bebekli hayatı merak ediyorum" diyorum, annem de eşim de lafı ağzıma tıkıveriyorlar, dayak yemediğim kalıyor :) Fantastik bir istek mi bu, iş ciddiye binse ister miyim istemez miyim, bilmiyorum tabii ama şimdilik 3 tane yetip artıyor. Allah isteyenlere nasip etsin...

Son olarak neler söylemek istersin?
"Şimdi iyi zamanların, hele bi emeklesinler, dişleri çıksın, yürüsünler, koşsunlar, okula gitsinler, ergenliğe girsinler, evlenmeye kalksınlar.... " diye uzayıp giden çileli felaket senaryolarını her fırsatta gözüme sokan felaket tellalı insanlara bir çift sözüm var: Evet çok yoruluyorum, sinirleniyorum, bol bol da şikayet ediyorum. Ama mutluyum. Çocuklarım da, dertleri de başımın tacı. İzin verirseniz "bu iyi zamanlarım"ın tadını çıkarmak istiyorum, destek olduğunuz yok, köstek de olmayın lütfen...

Çok teşekkürler Sema... Bu röportaj aşağıda fotoğrafını gördüğünüz 3 şahane bebeğe ithaf edilmiştir:)



15 Haziran 2012 Cuma

Tuvalet Eğitimi Yalanı!

Bilmeyen ama öğrenmek isteyenler için bildiriyorum: blogger'lık da mevsimsel çalışan bir iş. Mesela yaz gelir her 10 ananın 12'sinin blogunda tuvalet eğitimi, güneş kremi ve bebekle tatil yazıları görmeye başlarsınız. Bir nevi serdar ortaç'ın haziran gelmeden iki dakkada albüm yapıverip klüplere barlara fırlatması gibi bi şey. Ama aynı acıyı vermiyor tabii ki. Daha yumuşak oluyor anaların elleri...

Gel gör ki hareket yanlış! Neden derseniz: bi kere tuvalet eğitimi diye bir şey yok. Bu tamamen uydurma bir eğitimdir üstelik hiçbir işveren böyle bir eğitimi tanımaz. Amerika'nın oyunu bu!! Bunu benim 2 yaşındayken haber verdiği halde, sonradan ¨amaaaaan bana ne yaaa temizlesinler¨ diyerek zart zort altına yapmaya dönen 2.5 yaşındaki eşşşşek kadar olmuş sıpam hala altına yapıyor diye hasetten kıskançlıktan filan demiyorum, yanlış anlaşılma olmasın orda. Cümle uzun oldu ama baştan okuyun, önemli çünkü.

Ne diyorduk? Evet; tuvalet eğitimi bizim evin değil aslında ülkemizin çok büyük bir sorunudur. Avrupa Birliği kriterlerinden biridir ve bizim ülkemiz sağlamaz. Ama sorun: neden? Japon bilimadamlarının yaptığı bir araştırmaya göre Akdeniz ülkelerine mensup çocuklar eskimolara kıyasla tuvalet eğitilemezler. Öyle bi şey yok yani! 

Millet olarak birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımızın olduğu alandır tuvalet eğitimi. Sözümona ¨eğitilmiş¨ aydın çocukların azınlıkta olan bez müptelalarına kendilerinin daha iyi olduğu baskısını yapmaya hakları yok. Evet eğitim şart ama tuvalet eğitimi şart filan değil. Yarın öbürgün bu çocukların tuvalet eğitilmişlerin patronu olmayacağı ne malum? O zaman ne olacak? Geçmişin hesabını verebilecek misiniz? Siyahla kahverengiyi birlikte giydiğinize pişman olmayacak mısınız?

Blogger analar bir noktada artık tuvalet eğitiminden bahsetmekten vazgeçmezlerse bu ülkemiz adına çok büyük bir utanç olacak! Ayrıca yasaklanacak artık bu işler. Öyle benim bedenim benim tuvaletim lagalugasıyla ortalığa dökülmezseniz de sevinirim. Hem o çocuğu eğiticem derken tuvalete düşürdüğünüzü biliyorum!!



12 Haziran 2012 Salı

Çocuklarının Beslenmesine Özen Göstermeyen Ebeveynler Kulübü


Bugün aldığım bir ¨okur mektubu¨nu sizlerle paylaşmak istedim. Siz ne düşünüyorsunuz?

Arkadaşım, bunu ismimi vermeden yayınla çünkü çevrem çocuklarına dur durak bilmeden şeker-hamur yediren ve kola-gazoz içiren kadınlarla dolu, sonra beni kuytuda köşede kıstırıp döverler, neme lazım... Mesela geçen gün bir toplantıda:

- Çocuğuna yemek yanında gazoz verip, 2. bardağı istemeyen çocuğa ısrarla kuru kuru gitmez o diyerek 2. bardak gazozu içiren bir anne tanıdım.

- 1,5 yaşlarındaki bebeğine öğle yemeği olarak yoğurt yanında çubuk kraker getirmiş, bir kaşık yoğurttan bir de çubuk krakerden veren, ayrıca diğer çocuklara da zorla ikram eden bir anne tanıdım.

- Evde hasta yatan oğlu için kendi kafasından antibiyotik tedavisine başladığını anlatan ortaokul öğretmeni bir anne tanıdım.

- Benim oğlum gece 12'ye kadar oturuyor diyen bir anne tanıdım.

Bu anneler gerçekten cehaletlerinden mi çocuklarına bile bile bunca zararı veriyor yoksa umursamadıklarından mı?


Beni soracak olursan bu market ürünlerinden yana çok dertliyim. Kızıma gayet iyi öğrettim uzak durması gereken yiyecekleri ama bakıcısı haberim olmadan aburcubur yedirip duruyor. Benim tepkimi de anlamıyor. Eşim de bana etrafımızdakileri gördükçe bakıcınınki gayet anlaşılır bir durum diyor. Çünkü üniversitede hoca olmuş insanlar bile çocuklarına sürekli o tip şeyler yedirmekte sakınca görmüyor. Bakıcımızın anlattığına göre bizden önce çalıştığı evde (karı koca üniversitede hoca)  bir çekmece varmış ağzına kadar abur cubur dolu... İşin en sıkıcı tarafı insanlar benim çocuğumu da dahil ediyorlar. Ben öyle herkese yapmayın! diyebilen bir tip değilim. O yüzden içim içimi kemiriyor. Bir de tanımadığım insanlar da durmadan saçma sapan yiyecekler ikram ediyor. Yahu kardeşim belki çocuk şeker hastası, belki anası babası karşı...al sana türk canayakınlığı! bir de ikram ettin yeter di mi niye ısrar ediyorlar? ya da ayyy niye yemiyor diyorlar ya da aman canım ne olacak sanki diyorlar ya da nasıl olsa yiyecek bunlardan diyorlar...gıcık oluyorum!!

Bugün bir kreşe gittim. kahvaltı listesinde sarelleli ekmek, ara öğünlerde ve yemekde meyve suyu var. Bunların ev yapımı olduğunu hiç zannetmiyorum. kimsenin anne babalığına bir şey demem ama nasıl kendi elleriyle o iğrenç şeyleri yediriyorlar hayret ediyorum valla. yahu 5 yaşındaki çocuğa niye gazoz içirirsin be kadın...

İçimi döktüm rahatladım...

8 Haziran 2012 Cuma

Çikolata ve Sağlık

Hergün bir miktar bitter çikolatanın sağlığımız için iyi olduğunu artık bilmeyenimiz yoktur herhalde... Her türlü ¨sağlığa iyi gelir¨haberini rahatlıkla boşverebiliyorken içinde çikolata kelimesi geçenleri pür dikkat okuruz değil mi? Öyleyse bu yazım da dikkatinizi çeksin.

Son zamanlara çikolata hakkında 42 adet küçük çaplı klinik çalışma yapıldı. Çalışmanın sonuçları American Journal of Clinical Nutrition dergisinin Mart 2012 sayısında yayınlandı. Hepsinden çıkan sonuç şu ki: düzenli olarak tüketilen belli miktarda çikolata:
  • Tansiyonunuzu düşürmeye yardımcı olur
  • Damar fonksyonlarını düzenler
  • İnsülin seviyelerini düşürür
Tabii ki burda bahsettiğimiz şeker oranı çooook düşük olan çikolata. Yani bakkaldan çakkaldan alacağınız o işlemden çıkarılıp bu işlemden geçirilmiş çikolatalar değil; üzgünüm ama nutella hiç değil. Çikolatanın tadından ziyade sağlığa katkılarından faydalanmaksa amaç: kakao oranı en az %70 olan kaliteli bir çikolata tüketmelisiniz. Şu ayrıntıyı da vurgulamalıyım ki günlük tüketeceğiniz miktar 2 karedir yalnızca, koca bir kalıp değil. 

Bahsini ettiğim 42 çalışmaya 1.297 kişi katılmış. Bir kısmı çikolatayı anlattığım şekilde tüketirken bir kısmı tamamen uzak durmuş. Hepsi düzenli olarak tansiyon, kolesterol seviyeleri gibi  kalp kastalığına neden olabilecek faktörler için kontrol altında tutulmuş. Sonuç: çikolata yemek hem kalp sağlığı için hem de genel anlamda sağlığımız için iyidir. 

Afiyet olsun!



2 Haziran 2012 Cumartesi

¨Kirlenmişlik¨ ve Kürtaj Hakkı ve Sağlık Bakanı

Dün biraz ¨Eğrisi Doğrusu¨izledim. Programın adı aslında ¨Eğrisi eğrisi biraz daha eğrisi¨olmalıymış. Zira doğrusu tam olarak neresinde pek belli olmuyor. Sağlık bakanı ¨Tecavüz edilen doğursun, bakarız (icabında)¨ lafınının savunmasını yaptı Taha Akyol'a: ¨Tecavüz edilen kadın kirlenmiş bir kadın asla değildir. Kadına bir zulüm yapılmıştır, mağdurdur, mazlumdur herşeyden önemlisi de kendisi masum bir insandır, tertemizdir. Saygı ve şefkat gösterilmelidir. Onun çocuğu da kirlenmemiştir, temizdir...¨ Taha Akyol da bakanın söylediğini özetledi: ¨Tecavüze uğramış bir kadın da en az uğramamış bir kadın kadar temizdir, saygıyı hakeder¨.

İçimize serin sular serpildi:) Rahaaaat bir nefes aldık. Bazen şakacıdır belki arkadaşlar diye düşündüm ama hayır, herşey buz gibi gerçek! Bakan ve Akyol arasındaki ali topu tut veli topu at sohbetinin ne elle tutulur ne kafayla anlaşılır tek bir yanı yok ama beni en çok tecavüze uğrayanın temiz kalmışlığı kısmı çileden çıkardı. Gerçekten bu kadar psikolojiden bi-haber olabilir miyiz millet olarak? Bu kadar dünya sınırları dışında hayatlarınızı idame ettiriyor olabilir miyiz? Hayretten başka kelimeler gerek duygularımı ifade etmeye...

Bu açıklamayı yapacak zorunda olmaktan dolayı hicap duyuyorum ama bir ülkenin sağlık bakanı böyle konuşuyorsa kendisine oy veren hangi sınırda yaşıyordur hayal gücüme sığdıramıyorum. O yüzden: Sayın Bakan, Prof. Dr., Recep Akdağ, bakınız: Tecavüz sonucu hamile kalmış bir kadının taşıdığı ceninden kurtulma isteğini salt kirlenmişlik, çocuğu da kirletmişlik duygusuyla açıklayamazsınız. Hayır, yapamazsınız! Ortada istenmeyen bir adamdan meydana gelen istenmeyen bir cenin var. Bu ceninin korunma durumda istenmeyen çocuğa, ordan da toplum düşmanı akıl hastasına dönüşme ihtimali var ve bu ihtimal hiç düşük değil! Hangi kirlenmişlikten bahsediyorsunuz? Kimin umrunda kirlenmişlik temiz kalamamışlık? O psikolojideki bir kadının intihar etmesi de doğurduktan sonra bebeği katletmeye kalkışması da gayet mümkündür ve olmaktadır zaten. Kirlenmiş olduğu fikrinden öte, kendine ait bedenin kontrolünden zorla çıkarıldığı ve zorla istemediği bir gebeliğe itilmiş olmasının ağır yükü altında ezilmemeye çalışıyor olabilir mi yoksa bu bir kadın için fazla komplike bir his mi olur?

Bu anlayış dünyaya insan değil de herhangi bir varlık getirme amacı güden anlayışın ta kendisi işte! Siz bir çocuğun sevgiyle, ilgiyle, özenle, umutla, aşkla yetiştirilme gerekliliğinin farkında olmadığınız için belki, tecavüz edilen kadının taşıdığı ceninin de insan olmama ihtimalinin yüksekliğini umursamıyorsunuz. Sayın Profesor Doktor, istenmeyen çocukların büyüdüklerinde istenmeyen yetişkinler olduklarının ve bu istenmemişliğin yarattığı suçların farkında mısınız? Umuyorum bunların cevabı ¨ama biz bakarız demiştik¨olmaz.

Bu o kadar tuhaf bir açıklama ki ancak yanlışlıkla bir insanın ağzından çıkmış olduğuna inananılabilir. Türkiye çocuk istismarı konusunda her sene zirvelere tırmanıyor. Hapishanelerde akla vicdana sığmayan işkenceler gören, tecavüze uğrayıp suçlu bulunan, açlıktan bakımsızlıktan hayatını kaybeden çocukların ülkesi burası... Bu çocuklara, yani şu an hayatımızda olan bu çocuklara ne kadar bakabildiniz ki istenmeyen çocuklara bakma garantisi veriyorsunuz? Peki OECD'nin son raporundaki rakamları nasıl açıklarsınız? Türkiye bebek ölümleri oranında tüm OECD ülkeleri arasında zirvedeki yerini (yine!) almış durumda. Binde 17lik bu oran, OECD ortalamasının 3 katından fazla! Bunlar istenmiş olan bebekler Sayın Bakan...

Kadın kürtajı doğum kontrolü olarak mı yoksa başka bir nedenle mi istiyor bunu ayırdedemezsiniz. Eğer bu yasağa kalkışıyorsanız istemediği halde doğuran kadının katil olmasının, intihar etmesinin ya da istenmeyen o çocuğun toplum düşmanı olmasının hesabını vermeye de hazır olmalısınız.

Kirlenmişlik filan...




Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım