27 Mart 2012 Salı

Bir Devrin Sonu

Geçtiğimiz hafta hesapta olmayan minik bir tatile çıktık. Her tatil gibi bu da şahaneydi ama en şahane tarafı bir devri kapatıp başka bir devre girmemize neden olmasıydı. 

Nitekim arabamızda havaalanına doğru ilerlerken Leyla’nın emziklerini takım halinde evde unuttuğumuzu farkettik. "Neyse, ordan alırız artık" dedik ve yola devam ettik. Yol da uzun olunca “acaba orda da almayıp şu emzik işine bir son vermeyi mi denesek?” i düşündük. Düşündük taşındık az gittik uz gittik dere tepe düz gittik ve hadi! dedik, bu işi burada bitirmeye niyet ettik.

Leyla’ya ilk günlerinde emzik vermemek için epey direnmiştik. Ancak serçe parmaklarımız sürekli yıkanmaktan ve Leyla’nın emme kuvveti sayesinde yok olmaya yüz tutmuş olduğundan bir noktada pes edip emziği ağzına tıkamak zorunda kaldık. Neyse ki emziği sadece uyku malzemesi olarak tanımasını ve kullanmasını sağlayabildik. Ha evet, bir de arabada viyaklamadan oturmasını sağlamak için verdik. Ama o kadar... Emzik takımı saltanatını 2 yıl boyunca topraklarımıza yayıla yayıla sürdürdü. Yeri geldi başımızın tacı, yeri geldi padişahımız efendimiz oldular. Ama çok hayat kurtardılar çok! Kendilerine sağladıkları huzur ve refah ortamı için müteşekkiriz.

Hikayemize dönecek olursak: Akşam oldu hüzünlendik biz yine ve Leyla’nın uyku rutini başladı. Dişler fırçalandı, el-yüz yıkandı, ninniler söylendi, iyi geceler dilendi ve yatağa yatırıldı. Ve fakat o da ne? Aman Tanrım emzikler yok! “Anni binky binky binky!!” diye bastı yaygarayı Leyla.

Anni: "AAAA Leyla bak gördün mü binky’leri evde unttuk biz! Hay allah ne yapacağız şimdi?"
Leyla: "Oh nooo!"
Babi: "Unutmuşuz yaaa... artık eve dönünce binky’leri alırız olmaz mı?"
Leyla: "NOOOOOOO"
Anni: "Ama unuttuk yani ne yapalım yok? Yok işte yok?"

Leyla söylene söylene yattı ve (çok şükür) derhal uyudu. Ama bu işin bu kadar kolay çözülmeyeceğini söyledi o içimizdeki bir türlü susmayan ses. Nitekim gece uyandı ve binky’sini aramak üzere beşiğinde yola koyuldu... Biz oradakiler, yine yok dedik ve yine söylene söylene uyudu. Bu söylenip (herhale o söyledikleri çok ağır sözlerdi anlamadık ki...) söylenip uyuma işi 3 gece sürdü. 4. Gecede artık pes etti Leyla. Zaten 1 haftalıktı tatilimiz ve eve döndük. Beklenen sahne eve döner dönmez gerçekleşti tabii ki:

Leyla:"Anni binky?"
Anni: "? ne? efendim? Ha?"
Leyla: "£@>#$½{!!\|@!"
Babi: "Aaaa kaybolmuşlar, nerde bu binkyler"
Anni: "Aaa bulamıyoruz kaybolmuşlar bulamıyoruz bulamıyoruz!"
Leyla: "Oh meeeeen"

Ve yine kısa bir söylencenin ardından Leyla sultan düştü uyudu biz de rahaaaat bir nefes aldık. İtiraf etmeliyim ki emzikli Leyla bana hala bebek Leyla gibi geliyordu. Şimdi o da yok olunca kendisinin çocuğa dönüştüğünü kabul etmekten başka çarem kalmıyor.

Bir devir de böyle kapandı arkadaşlar. Darısı emzik saltanatına kansız bir şekilde son vermeye teşebbüs edecek devrimci ana babaların başına diyelim! Biz erdik muradımıza, sizler çıkın kerevetine...
 

18 Mart 2012 Pazar

Geçmişe kıyasla daha mı sağlıklıyız?


OECD datalarına bakınca tüm dünyada ortalama yaşam beklentisinin arttığı açıkça görülüyor. Aşağıdaki tablo çok enteresan.

Paleolitik Devir
33

Neolitik Devir
20

Bronz ve Demir Çağları
26

Antik Yunan
28

Antik Roma
28

Columbus öncesi Kuzey Amerika
25-30

Ortaçağda İslam Dünyası
35+

Ortaçağda Britanya
30

Yakın Dönem Modern Britanya
25-40

20. YY Başları
31

1960 Dünya Ortalaması
67.2





Bugünün ortalaması ise 80 civarı. Peki bu iyi bir şey mi? Elbette geçmişe (ve yukarida görüldüğü gibi çooook geçmişe) kıyasla ömrümüzün uzamış olması kutlanması gereken bir olay ancak maalesef bu durumdan daha sağlıklı olduğumuz sonucunu çıkaramayız. Evet insanlar artık daha uzun yaşıyorlar ama yaşamları boyunca savaştıkları hastalıklar daha fazla. Bunun pek çok nedeni var: 

1- Eskiden insanlar daha çok hareket ediyorlardı, hem işleri hem de ulaşım şartları bunu gerektiriyordu çünkü. Bugün oturduğunuz yerden asla kalkmadan hayatınızı sürdürmeniz pekala mümkün. 

2- Eskiden insanlar daha doğal ve daha sağlıklı besleniyorlardı. Herşeyden önce pek çok hastalığın kaynağı ve koruyucusu olan şekere erişim bugünkü kadar kolay değildi. Bu ciddi bir fark yaratıyor. Ayrıca işlenmiş karbonhidrat, hazır yiyecek ve hayvansal gıda tüketimi bugünkü seviyelerde değildi. 

3- Eskiden insanlar hastalıklarını otlarla/bitkilerle tedavi ederlerdi, bugün (özellikle Türkiye) ilaç sektörünün acınacak bir kurbanı durumunda. Öyle ki akıl almaz biçimde pek çok ilaca reçetesiz erişim mümkün. Ayrıca en ufak bir şikayette ilaca sarılan ve bebeklerini bile ilaca maruz bırakan insan sayısı korkunç boyutlarda. Aşırı ilaç tüketiminin yarattığı sonuçların hepimiz farkındayız umarım. 

4- Çok fazla elektronik yaşıyoruz, radyasyon alıyoruz. Her taraftan kanser riskiyle sarılmış durumdayız. Bütün bunlar bir araya gelince hasta olmak işten bile değil. 

Evet tıptaki olağanüstü gelişmeler ve özellikle son 20 yılda artan klinik çalışmalar sayesinde uzun yaşayabiliyoruz. Ama hastayız.


6 Mart 2012 Salı

Neler Oluyor Orada?

Bir haftalık bir toplanma taşınma yerleş(eme)me arasından sonra biriken konulardan birini artık seçip yazıp yayınlayayım dedim ama o kadar çok konu birikmiş durumda ki vazgeçtim:) Hani odanızı toplamaya kalkışırsınız ama aşırı dağınıklığı sizi vazgeçirir ya? işte onun gibi...

Bu blog da çok ihmale gelmeyen sevimli huysuz bir akrabam gibi oldu. Hep aklımda ama fırsatını bulup arayamadım blog, kusura bakma. Al bu çiçekleri masana koy. Çikolata getirmedim fazla kaçırıyorsun, sağlıklı beslenme kararına ayıp oluyor, al bu salatalık suyunu iç. Bu domatesi ye; ama biraz pişir çünkü domatesteki likopen pişince daha çok açığa çıkıyor bu da çok istediğimiz bir durum. Evet bol bol su içmeyi ihmal etme...

Kalan 3-5 kutuyu da açıp yerleştirip mutfağı da çakma martha stewart mutfağına çevirdikten sonra buğday çimlerimi ekmeye başlayacağım. Evet buğday çimi. Bir hafta kadar sonra yetişecekler sonra sıkıp suyunu içeceğim. Evet evet yanlış okumadınız. Yazılıp yayınlanmayı bekleyen konularımdan biri de buğday çimi suyu konusu. O kadar yararlı o kadar sağlıklı o kadar mucizevi bir bitki ki bu... yani ne kadar olsa o kadar olur! tamam berbat bir tadı var ama biraz limonla karıştırınca daha tahammül edilebilir oluyor. Ve de benim koşu bandındaki performansımı tam 15 dakika uzatıyor! Spor yapanlarınız bunun ne kadar ciddi bir süre olduğunun farkındadırlar herhalde... Evet sizi de ikna edeceğim, siz de buğday çimi aramaya başlayacaksınız harala gürele... Leyla bile içiyor, siz neden içmeyecekmişsiniz? Bizde teklif var, ısrar da var.

Bu haftaya sığdırılacaklar arasında bir yoga yeri bir de akupunkturcu var. Bir müddet gym'e ara verip yogaya konsantre olayım diyorum. Yaşımız iyice kemale ermeden, Leyla da yalnız çocukluğa fazla alışmadan bir kardeş ısmarlayalım leyleğimize... Yoga ve akupunktur Leyla'nın yollarını açtığından kardeşine de böyle iyilikler yapar diye umudediyorum. Herşeyin hayırlısı:)

Yazılıp yayınlanacak diğer konular da akupunkturun ve yoganın fertiliteyle ilişkisi... Ha bir de şu sıralar Türkiye'de anlam veremediğim şekilde popüler olan "çiğ süt mü pastörize süt mü" meselesi var ki kan gövdeyi götürüyor. E çiğ süt tabii ki! Evet biliyorum, sağlık mikrop bakteri şehir filan... tamam pastörize de olur ama UHT olmaz artık lütfen ama! Bahse girerim o UHT'nin kutusundaki besin değeri kendisinden daha fazladır:) bir ölçün kıyaslayın haklı çıkmazsam kahvedeki herkese benden süt! Ama keçi sütü ısmarlarım bak; inek sütü botox ve makyajla güzellik kraliçesi seçilmiş bir hilkat garibesi gibi geliyor bana. Bak ineğin kendisiyle bir problemim yok, severim kendisini de danasını da...yanlış anlaşma olmasın.

Ha bir de Angelina Jolie'nin ısrarla gözümüze soktuğu iskeletor'un bacağı mevzusu var ama o konuda yazmayacağım, ısrar etmeyin rica ederim.

Sağlıkla...

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım