26 Şubat 2012 Pazar

Hipoglisemikler İçin Arınma Diyeti


Arınma Diyeti ve Fertilite  "bir de hipoglisemikler vaaar" diye dürtüldüm:) O yüzden onlara özel birkaç meyve/sebze suyu önerisinde bulunmak istedim. Tabii bu hipoglisemik olmayanlar bunları deneyemez anlamına gelmiyor. 
 
Kendisi (benim gibi) iflah olmaz bir ilaç düşmanı ve doğal yollarla tedavi yanlısı olan Dr. Cynthia Foster, hipoglisemikler  için arındırma önerirken şöyle der:

"Ben de hipoglisemiğim. O kadar ki normal yediğimde bile şekerim anormal seviyelere iner çıkardı. Tansiyonum düştüğünde bayılır, yere düşerdim. Ama sıvı orucunda olduğum hiçbir zaman bunları yaşamadım.  Eğer sıvı orucunu doğru tutarsanız her saat başında vücudunuzu besliyor olursunuz. Bu da ihtiyacınız olan karbonhidratları yeterli miktarda almanıza yardımcı olur ve tansiyonunuzun düşmesi imkansızlaşır." 

Buyrun...

Yoğunlaşabileceğiniz meyve ve sebzeler:
  • Domates
  • Lahana
  • Karnıbahar
  • Koyu yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak gibi)
  • Enginar
  • Havuç
  • Brokoli
  • Pancar
  • Erik
  • Greyfurt
  • Kiraz
  • Elma
Bitki Çayları:
  • Ginseng
  • Papatya
  • Arı poleni
  • Atkuyruğu
  • Karahindiba
  • Meyan kökü
Bir karışım örneği şu olabilir:
  • Brokoli
  • Enginar
  • Maydanoz
  • Rezene
  • Elma
Başka bir örnek:
  • Greyfurt
  • Limon
  • Kiraz
  • Domates
Bu da bir başka örnek:
  • Kereviz sapı
  • Sarmısak
  • Havuç
  • Erik
Tabii arındırmaya başlamaya karar verirseniz Arınma Diyeti başlıklı yazımda bahsini ettiğimi herşeyi uygulamalısınız. Hipoglisemiklere ek olarak avokado ve muzu diyetlerine eklemelerini tavsiye ederim. Bunlar kan şekerini dengeleyecektir ve detox'un sarsıcı etkilerini yumuşatacaktır.Ayrıca vitamin ve mineral değeri çok yüksek olan kırmızı biberi bol bol ve bol tüketmenizi tavsiye ederim...

Afiyet olsun!

24 Şubat 2012 Cuma

Arınma Diyeti


Bahsini edeceğim arınma diyetini sadece doğurganlığınızı arttırmak için değil, kendinizi daha zinde, enerjik ve sağlıklı hissetmek, midenizi; dolayısıyla vücudunuzu dinlendirmek, kilo kaybetmek, herhangi bir alışkanlıktan vazgeçmek ve hatta ömrünüzü uzatmak için yapabilirsiniz. Geçtiğimiz yıllarda fareler üzerinde yapılan bir oruç deneyinin sonuçlarına göre detox’a giren farelerin ömrü diğer gruptan %40 oranında daha uzun olmuş. 
 
Benim uzun süredir hamile kalmak için uğraşan arkadaşlarıma ve danışanlarıma ilk önerilerimden biri diyetlerini değiştirmeleri olur. Doğurganlığınızı arttırmak ve muhafaza etmek sadece diyetle mümkün olabilecek bir şey değil tabii ki. Bütünüyle bir yaşam stili değişikliğine girmeniz ve bunu devam ettirmeniz gerekir. Mesela fazla kilolarınız varsa muhakkak normal kiloya inmelisiniz. Ya da sigara kullanıyorsanız bırakmalısınız. Eğer bebek istiyorsanız bunların pazarlığı söz konusu değil. Fertilitenizi arttırmak için yapabileceklerinize farklı yazılarımda değiniyorum. Bugün de yapabileceklerinizden biri olan arınma diyetinden bahsedeceğim.

Çevresel toksinlerle infertilite arasındaki ilişki 1850’lerde Fransızların normalin üzerindeki düşük oranları ve özellikle kurşun madeninde çalışan işçi eşlerinin kısırlık sorunlarıyla karşılaşmaları üzerine yaptıkları çalışmalardan beri aşikar. Bu çalışmalardan sonra ulaşılan enteresan sonuçlardan biri de aslında Romalıların 2. YY’da bu gerçeği çoktan açıklamış olmalarıydı. O zamandan bu zamana insanların maruz kaldığı çevresel toksinlerin infertilite oranlarını ne derece arttırdığını tahmin etmek çok güç olmasa gerek. Özellikle bugünün endüstriyelleşmiş toplumlarında fertiliteyi muhafaza etmek, hem kadın hem de erkek için her zamankinden daha da zor hale gelmiştir. Çevresel faktörlerin fertilitemizi nasıl etkilediği hakkındaki ayrıntıları bir başka yazıma saklıyorum. Bugünlük, bu etkileri tamamıyla yok etmenin yollarından biri olan arınmaya yoğunlaşalım.


Özellikle sebepsiz infertilite teşhisi konulmuşsa hamile kalmanızı kolaylaştırmak için öncelikle genel bir yaşam stili değişikliğine gitmenizi öneririm. Bebek Sahibi Olmaya Hazırım başlıklı yazımda tevsiyelerimi okuyabilirsiniz. Bir arınma diyetine (detox) başlamanız yaşam tarzınızı değiştirmek için atacağınız adımlardan biridir.

İlk Gün


Arındırmaya başlayacağınız ilk gün sadece yağsız sebze tüketin. Arındırma diyetiniz boyunca (yoğurt hariç) hiçbir hayvansal gıda yememelisiniz. Yoğurdu fertilite diyetine dahil etmemin nedeni içindeki bakterilerin olumlu etkisi olması.


Güne büyük bir bardak limonlu sıcak su içerek başlayın. Biz ailecek her sabah buğday çimi suyu sıkıp içiyoruz. Eğer bulma şansınız varsa buğday çimini tavsiye ederim. Sonraki yazılarımdan birinde buğday çimi suyunun fertiliteye etkisi hakkında bir yazı yazacağım.

- Gün boyu sebzeden başka bir şey yemeyin. Sadece su için. Yağsız tuzsuz sebze çorbası yapıp onu da ilk gün diyetinize ekleyebilirsiniz.


- Kekik, papatya, zencefil, atkuyruğu ya da yeşil çay demleyip içebilirsiniz. İçtiğiniz çayları kendiniz demlemeye özen gösterin, poşet çaylardan mümkün olduğunca uzak durun. Akşam da yatmadan önce yine limonlu sıcak su için. Gün boyu en az 3 litre su içmiş olmaya özen gösterin.

2. Gün



2. Günde “sıvı orucu” tutmanızı öneriyorum. Yani çiğnemenizi gerektirecek hiçbirşey yemeyeceksiniz, sadece sıvı tüketeceksiniz. Tabii bu sadece su içeceksiniz demek değil. Hazır meyve suları içeceksiniz demek ASLA değil. Bir katı meyve sıkacağı karlı bir yatırım olabilir çünkü meyve/sevze sularını kendinizin sıkmanızı öneririm. Örnek bir içecek: 
  • Havuç
  • Pancar
  • Salatalı
  • Maydanoz
  • Yeşil biber
Bir sonraki içeceğiniz şu olabilir:
  • Elma
  • Zencefil
  • Turp
  • Havuç
  • Kaba yonca (alfalfa) filizi
Bir sonraki şu olabilir:
  • Kereviz sapı
  • Ispanak
  • Aloe vera
  • Sarımsak
  • Elma
  • limon
Bu da bir başka kombinasyon:
  • Domates
  • Maydanoz
  • Ispanak
  • Havuç
  • Pancar
Dilediğiniz kadar farklı kombinasyon deneyebilirsiniz. Bu işi yaparken eğleneceğinize de eminim. Yalnız elma, armut, pancar gibi şeker oranı diğerlerine kıyasla daha yüksek olan yiyeceklerin miktarı konusunda dikkatli davranmanızı öneririm. Fertilite için arınma diyeti sırasında mümkün olduğu kadar az şeker almalısınız.

Hafta bitene kadar sonraki günlerde de 1. Gün’e benzer şekilde beslenin. Sonraki günlerde yemeklerinize ve salatalarınıza yağ koyabilirsiniz. Ancak zeytinyağı, üzümçekirdeği yağı ya da ketentohumu yağı kullanın. Son ikisini daha ziyade salatalarda kullanmanızı tavsiye ederim.


Öğün atlamayın. Katı yiyecek yemek istemiyorsanız sebze sıkıp için.


Saat 19:00’dan sonra hiçbirşey yemeyin. Kendinizi aç hissederseniz, yine sebze suyu sıkıp içebilirsiniz.

Bu müddet zarfında (ya da sürekli olarak)kalsyum, magnezyum, vitamin C içeren bir multivitamin almanızda fayda var. Bir DHA (temel yağ asidi) kapsülü de alabilirsiniz.


Eğer düzenli egzersiz alışkanlığınız yoksa en azından günde yarım saat yürüyün. Yoga ideal bir arınma egzersizidir. Genel anlamda fertilitenizi arttırmak için de idealdir.


Hergün aynı saatte yatıp aynı saatte kalkın. Uyku ritmi edinin. Uyumak için 23:00’ü geçirmeyin. Uyku kardeşim... Ver elini başlıklı yazımda da belirttiğim gibi güneş battığı zaman beyin epifizi melatonin salgılamaya başlar. Geceye doğru yaklaştıkça melatonin oranları gittikçe artar ve sabaha karşı 3-4 saatlerinde maksimum seviyeye ulaşır. O saatten sonra yavaş yavaş azalmaya başlar. Şafakla beraber 0’a yaklaşmış olur. Geç yattığımız zaman bu hassas döngü zarar görür. Geç yatıp geç kalkmak ya da 8 saat uyumak durumu kurtarmaz çünkü denge çoktan hasara uğramıştır. Beyin epifizinin işlevi bozulmuş, vücut gereksiz bir yük altına sokulmuştır. Bu durumun sürekli olması halinde iç organlar da baskı görmeye başlar. O yüzden çok geç yatmak, arınma diyetlerinde (ve tabii ki yaşamımızın hiçbir noktasında) alışkanlık haline getirilmiş bir davranış olmamalıdır.


Arındırma Diyeti’ne başladığınızda bir takım rahatsızıklar hissedebilirsiniz. Steve Meyerowitz, Juice Fasting and Detoxification isimli kitabında bu rahatsızlıkları şöyle sıralıyor:

  • Kaşıntı
  • Sivilce
  • Bulantı
  • Baş dönmesi
  • Halsizlik
  • Yorgunluk
  • Bronşit
  • Astım
  • Başağrısı
  • Yüksek ateş
  • İshal
  • Kas ağrısı
  • Ağız kokusu
  • Burun tıkanıklığı
  • Düzensiz adet
Meyerowitz, aslında hastalık belirtisi gibi görünen bu işaretleri “iyileşme semptomları” şeklinde tanımlıyor. Bu semptomların bazılarını yaşamanızın nedeni vücudunuzun toksinleri atıyor olması. Şöyle devam ediyor: “Toksinler sizi 2 kere hasta eder, bir vücudunuza girerken bir de vücudunuzu terkederken”. Tabii toksinler sizi terkederken çeşitli yollardan geçiyorlar bu yollar da cildiniz ve içorganlarınız olduğu için bu tip rahatsızlıklar yaşamanız gayet normal. Bu rahatsızlıklar çok kısa sürecektir ve geçicidir. Fakat toksinlerin vücudunuzu terketmesi ne kadar uzun sürerse halsizliğiniz de o kadar uzun süre devam edecektir. Eğer normalde de sağlıklı besleniyorsanız bu rahatsızlıkları ya hiç yaşamazsınız ya da çok kısa sürer.

Arınma diyetiniz bittikten sonra önceki sağlıksız beslenme alışkanlıklarınıza dönmeyin. Yoksa her seferinde bu rahatsızlıkları yaşayabilirsiniz. Arınma diyetinizden sonra kendinizi olağanüstü hafif ve enerjik hissedeceğinizin garantisini veriyorum:)


Eğer hipoglisemi rahatsızlığınız varsa arınma diyetinde küçük değişiklikler yapmak faydalı olabilir. Lütfen hipoglisemikler için arınma yazıma göz atınız.

Kolay gelsin!



17 Şubat 2012 Cuma

Sağlıklı Tatlı

Şeker tüketimi tıpkı sigara ve alkol gibi devlet tarafından denetlensin mi denetlenmesin mi diye tartıştığımız şu günlerde; şekerin sağlığımıza zararlarının farkına daha çok varıp tatlı ihtiyacımızı sağlıklı yollardan gidermeyi teklif ediyorum. Ne dersiniz?
Bilhassa doğurganlığınızın (fertilitenizin) olumsuz etkilenmemesi için şekerden uzak durmanızı tavsiye ederim. Vereceğim tarifi uygulamaya karar verirseniz alışageldiğiniz tatlılardan çok da farklı olmadığını farkedeceksiniz. İşlem görmüş şekere hayır! diyor ve ve yapımı çok kolay olan tarifime geçiyorum:
  • 3 kap (cup) ceviz
  • 1/2 kap tatlandırılmamış, organik kakao
  • 1 çay kaşığı vanilya
  • 1/4 kap evde sıkılmış portakal suyu
  • 1/2 kap hindistan cevizi yağı
  • 10 adet çekirdeği ayıklanmış hurma
  • 1 çay kaşığı zencefil
  • 1 tatlı kaşığı tarçın
  • Süslemek için hindistan cevizi 

Cevizleri rondodan geçirin ama unufak olmamasına özen gösterin. Kenara ayırın.

Süslemek için kullanacağınız hindistan cevizi hariç, diğer malzemelerin hepsini rondoda karıştırın. 

Cevizleri karışıma ekleyin ve karıştırın. 

Elde ettiğiniz tatlıya istediğniz şekli verebilirsiniz. Ben ya dondurma kaşığıyla minik cupcake kalıplarına dolduruyorum ya da elimde yuvarlayıp top haline getiriyorum ve tepsiye diziyorum.

Hindistan ceviziyle süsleyin 

Buzdolabında 4 saat kadar bekletin

Afiyet olsun!


Not: Bu tatlı her ne kadar klasik tatlılardan çok daha sağlıklı ve besin değeri yüksek de olsa önemli bir miktarda kalori içerir çünkü hurma ve hindistan cevizi yağı kalori açısından oldukça zengindir. O yüzden diyetteyseniz tadına bakıp bırakmanızı tavsiye ederim. Değilseniz de çok fazla yememekte yarar görüyorum:) 

Bundan sonraki yazımda şekerin fertiliteye ve genel anlamda sağlığımıza zararları hakkında yazacağım.









16 Şubat 2012 Perşembe

Kreş mi Bakıcı mı?

Çalışan (ve bazı çalışmayan) annelerin en büyük sorularından biri... Mutlak bir cevabı yok çünkü cevap çocuğa göre değişebilir. Ancak, benim tavsiyem sorulacak olursa 1 yaşın üzerindeki aktif dinamik heyecanlı çocuklar için mutlaka kreş derim. Tabii bu noktada kreşin eğitimli, tecrübeli öğretmenler ve yöneticiler tarafından çalıştırılıyor olması çok önemli. Çünkü böyle yerler sadece çocuğun bakımı için değil eğitimi için de sorumlu olmalılar.  O yüzden biz Leyla’nın kreşine kendi tercihiyle okul diyoruz.

Kızım Leyla 18 aylıkken okula başladı. Aslında benim niyetim 3 yaşına kadar kendim ilgilenmek, ondan sonra başlatmaktı fakat ne zaman ki yürümeye başladı, kendisi için yaptığım bütün planlar buruşturulup çöpe atıldı! Aslında Leyla yürüme kısmını atlayıp, emeklemekten direkt koşup zıplamaya geçti. O zamanlar bir mucize olur da oturursa eşimle saat tutardık ne kadar sürecek diye... 7 saniye rekorudur kendisinin! Hal böyle olunca ben kızıma az gelmeye başladım. Sürekli başka insanlar/ çocuklarla birlikte olmak istiyor, dışarıdan eve girmek istemiyordu. Benim enerjim yetmemeye başlayınca okula başlatmanın isabetli bir fikir olacağına karar verdik.

Kreşi bakıcıya tercih etmemin birkaç nedeni var:
  • Kreşte çocuğun sosyal ilişkileri daha çabuk gelişir çünkü sürekli başka çocuklarla beraberdir. Bakıcının bunu yapabilmesi için oyun grupları oluşturması ya da bunlara katılması gerekir. Bu da ekstra bir çaba gerektirir. 
  • Kreşte çocuk sürekli başka çocuklarla olduğu için paylaşmayı daha çabuk öğrenir. Yapılan bir çalışmaya göre başka çocuklarla beraber vakit geçiren çocuklar 2 yaş sendromunda sıkça karşımıza çıkan sahiplenme, eşyalarını paylaşmak istememe durumunu ya hiç yaşamıyorlar ya da daha az yoğun yaşıyorlar. 
  • Kreşe giden çocuğun enerjisini boşaltabileceği farklı alanlar bulunur. Parka gitme, oyun odasına gitme, dansetme saatleri vardır. Bakıcının bütün bunları bir günde düzenli bir şekilde yapması mümkün olmayabilir.
  • Kreş öğretmenleri eğitimli oldukları için hangi durumda çocukla nasıl iletişim kurmak gerektiğini, doğru davranışları bakıcılardan daha iyi bilirler. Tabii bunu yazarken bakıcının çocuklarla ilgili bir alanda okumamış olduğunu varsayıyorum.
  • Kreşte çocuklar arkadaşlık ilişkileri geliştirebilirler. Bakıcının buna imkan sağlayabilmesi için çocukla birlikte düzenli olarak bir oyun grubuna katılması gerekir. 
  • Çocuk kreşte uykunun ve yemeğin sadece evde yapılması gereken işler olmadığını öğrenir. Böylelikle seyahate çıktığınızda yeni ortamına uyum sağlaması daha kolay olur.
Kreşin bakıcıya kıyasla bir dezavantajı var: Bakıcı tek çocukla ilgilenmek zorunda olan tek kişi olduğu için çocuk özel ve eksiksiz ilgi görür. Bu pek çok anne için yukarıda saydığım nedenlerden daha önemlidir. Ancak biz kızımızın özel ilgiyle yetişmesi taraftarı olmadık. Her ihtiyacının anında karşılanamayabileceği, başka çocukların da var olduğu ve kendisinden daha önemsiz olmadıkları, elindeki oyuncağın sahibi kendisi olsa dahi başka çocuklarla birlikte oynaması gerektiği gibi kavramları öğrenmesini istedik. Leyla’nın kriz durumlarındaki davranışlarına bakınca dileğimizin gerçekleştiğini görüyorum. Bundaki başarının önemli bir kısmını da okulda öğrendiklerine borçluyuz.

Çocuğumu kreşe nasıl alıştırmalıyım?

Çocuğunuzun okuluna alışması büyük ihtimalle kolay olmayacak. Tıpkı kendi kendine uyuması için eğittiğiniz gibi bunun için de eğitmeniz gerekecek. Ama bu çocuğunuzu okula bırakın ve orada terkedin demek değil. Belli bir alışma süresi olmalı ve siz bu süreyi onunla beraber geçirmelisiniz. Pek çok kreş annelere çocuğu bırakıp gitmelerini, bir müddet ağladıktan sonra alışıp susacağını söylüyor. Belki bazı çocuklar annelerinden bu şekilde ayrılmayı problem etmez ama çoğu eder. Kendinizi onun yerine koyun: aniden hiç bilmediğiniz bir ortama, hiç tanımadığınız insanların arasına terkedilseniz neler hissedersiniz? Yeni başladığımız işlere, yeni taşındığımız evlere bile alışmak için zamana ihtiyacımız oluyor. İlk günlerimizi uykusuz geçiriyoruz. Kısacık ömründe annesinden babasından başkasını tanımamış çocuklarımızdan çabucak okula alışmalarını bekleyebilir miyiz? Böyle bir davranış çocukta güven ve davranış problemi yaratabilir. Bunu öneren kreşlerden ise kesinlikle uzak durmanızı tavsiye ederim.

Leyla şu anda tüm gün okula gidiyor. Başladığında ilk gün sabah gittik ve sadece 2 saat kaldık. Ben de yanındaydım elbette. Bir müddet kucağımda oturdu, bana sıkı sıkı tutundu sonra ortama alışmaya başladı. Oturduğu yerden çevresindeki oyuncaklarla ilgilendi, bir ara kalktı ama yanımdan fazla uzaklaşmadı.

2. gün, sabahtan öğle yemeğine kadar kaldık. Yemek 12:00 civarında veriliyor. Bu sefer ortam ve yüzler tanıdık olduğu için bana çok sıkı tutunmadı ama gene de yanımdaydı genellikle. Kalktı, sınıfta biraz yürüdü, diğer çocukları inceledi, öğretmenlerin konuşmalarına cevap verdi. Öğle yemeğini hazırlanırken seyrettiğine emin olduktan sonra ayrıldık.

3. gün, öğle uykusuna kadar kaldık. Öğle uykusu yemekten sonraya ayarlanmış. Ortalık temizlendikten, el yüz yıkandıktan sonra çocukların minderleri sınıfa seriliyor, çarşafları geçiriliyor, çocuklar yataklarını buluyorlar ve uyuyorlar. Uyku için hazırlık faslını da seyrettiğine emin olduktan sonra ayrıldık.

4. gün Leyla artık ortamı iyice tanıdığı için yanımda durmakta ısrar etmedi. Kalktı, çocukların yanına gitti, oyunlara katıldı, oyuncaklarla oynadı. Fakat arada bir orda mıyım diye beni kontrol etmekten vazgeçmedi. O gün tüm gün kalmayı planlamıştım ama Leyla kendisi için hazırlanan yerde uyumayı kabul etmedi. Zaten etmesini beklemiyordum o yüzden çok büyük sürpriz olmadı benim için.

5. gün içeri girdiğimizde Leyla normaline döndü ve masal dinleme seansında bile oturmayarak sürekli ordan oraya koştu. Yemek saati gelince kendisine benim eve gideceğimi ama oradaki ablaların ve arkadaşların onunla oynayacağını, çok eğleneceğini anlattım. Onun ne anladığından emin değilim ama:) Leyla’yı bırakıp gitmeye hazırlandım, gideceğimi görünce ağlamaya başladı. Yine de sarıldım, öptüm ve bıraktım. Ben çıktıktan sonra 5 dakika kadar bağırmış sonra oyuna dalmış. Leyla öğle uykusunu genellikle 1.5-2 saat uyuyor. Ancak o gün uyumayı reddetmiş. Bıraktıktan 2 saat sonra Leyla’yı aldım ve eve döndük.

Sonraki hafta sabah 10 dakika kadar kaldıktan sonra, Leyla’ya baybay dedim ve bıraktım. Ben giderken mızırdandı biraz ama ağlamadı. O gün uyumuş yerinde ama 1 saat.

Bir sonraki gün benzer şekilde ayrıldık. Sonraki gün ise artık alışmıştı. Zevkle gidip gelmeye başladı. Bir noktadan sonra artık fazla alışmış olduğunu gördüm çünkü benimle eve gelmek istemediği günler oluyordu. Hala oluyor... E biraz yüzüm kızarıyor böyle durumlarda tabii. Hoş bir şey değil çocuğun anneyle eve gelmek istememesi:) 

Sonuç şu ki; Çocuğunuz kreşe başlayacağı zaman onu sınıfına terkedip gitmeyin. Sizin orda onunla bir müddet bulunmanız çocuğa oradaki insanlara güvendiğiniz mesajını verecek. Sınıfta onunla beraberken öğretmenlerle sohbet edin, diğer çocuklarla konuşun, oynayın ki çocuğunuz oradaki durumla barışık olduğunuzu, keyif aldığınızı görsün. Okulun güvenilir, “annenin sevdiği bir yer” olduğunu farkederse işiniz daha kolay olacaktır. Çocuğu alıştırmadan kreşe bırakıp gitmeyi herhangi bir yere bırakıp gitmekten çok farklı görmüyorum. Böyle bir terkediliş karşısında çocuğun dehşete düşmesi işten değil...

Leyla için alışma dönemi 5 gün sürdü ama sizin çocuğunuz için bu 2 gün de sürebilir 8 de... Çocuğun ne zaman hazır olduğunu davranışlarından anlayabilirsiniz. Hiç hazır olmaya da bilirler elbette. Bazı çocuklar annelerine aşırı düşkündürler ve kreş onlar için ideal çözüm değildir. Bu durumda bakıcı konusunu gündeminize almanız daha doğru olabilir. Ama her iki durumda da muhakkak çocuğunuzla beraber yeni ortamında bir müddet vakit geçirmenizi tavsiye ederim.

Önümüzdeki ay taşınıyoruz. Leyla’nın da okulunu değiştirmem gerekecek. Yine başa döneceğiz ve ben alışana kadar onunla birlikte yeni okulunda zaman geçireceğim. Gelişmeleri buradan takip edebilirsiniz:)



14 Şubat 2012 Salı

Uyku Eğitimi

Uyku en iyi meditasyondur ~ Dalai Lama

Geldik kurufasulyenin faydalarına... :) Bu yazımı okumadan önce bütünlüğü muhafaza etmek açısından uyku meselesinin ilk bölümü olan uyku kardeşim... ver elini! başlıklı yazımı okumanızı tavsiye ederim.
Yukarıda resmini gördüğünüz minik insan, benim deli danalardan çok da farklı uyumayan kızım Leyla... 2 yaşına kadar akşam 7:30 da uyudu sabah 7’de uyandı. 2. doğumgününden sonra, okul sonrası bizimle daha çok vakit geçirebilsin diye yatma saatini 8’e uzattık. Artık 7:30 civarında uyanıyor. Gün içinde de 1.5-2 saat süren bir öğle uykusu var. Geceleri nadiren uyanır, uyandığında da bir miktar söylenip tekrar yatar. Sabah uyandığında da gidip kendisini alayım diye “anni men uyandıııııııım” diye seslenir.

“Mutluluğun resmi” ni çizdim değil mi? Tahmin edeceğiniz üzere bu resmi yapıp bitirene kadar epey emek verdim. Şimdi size de bu resmi yapabilmek için gerekli tekniklerden bahsedeceğim. Önce yaşlarına göre çocuklar için ideal uyku saatlerini belirtmek istiyorum:
  •        Yeni doğan- 2 aylık          7:30-8.30
  •        3- 6 aylık                         7:00-8:00
  •        7- 12 aylık                       6:30-7:30
  •        1 yaş- ilk gençlik              7:00- 8:00
Uymanız gereken ilk kural doğru saatlerin dışına çıkmamak. Eğitime karar verdikten sonra da aşağıda sıraladığım maddelerin çocuğunuz için gerçekleştiğine emin olmalısınız:
  • Altı temiz olmalı
  • Karnı tok olmalı
  • Hasta olmamalı
  • İçinde bulunduğu ortama yeni girmiş olmamalı. Yani ev ya da yatağı çok yeni olmamalı
  • Kendi evinizde olmalısınız
  • Yakın zamanda seyahate çıkacak olmamalısınız
  • Eğitime başladığınız sırada evde misafir olmamalı, yakında gelecek de olmamalılar
  • Bebeğin konsantrasyonunu/dikkatini dağıtacak yeni eşyalar, kişiler ya da olaylar olmamalı
  • Eğer mümkünse gündüz uykuları ve gece uykuları aynı yatakta olmalı
  • Gece beslemeleri bitmiş ya da bitmek üzere olmalı 
  • Eğitimi hergün aynı sırayla, aynı hareketlerle yapmalısınız
Yazımın ilk bölümünde açıklamaya çalıştığım uyku rutininden sonra, bebeğinizin halen uyanık olduğuna emin olarak yatağına bırakın. Eğer son faslınız ninni ise siz ninniyi söylerken uykuya dalmış olmamalı yoksa “kendi kendine uyumayı öğretme” trenini o gün kaçırmış olursunuz. Böyle bir durumla karşılaşırsanız eğitimi ertesi güne erteleyin.

Ninniyi söylerken bebeğinizi kolunuza yüzükoyun yatırararak odanın içinde yürüyebilirsiniz, ama sallamayın. Çoğu bebek karnının üzerine yatmayı sever. Leyla, ninni faslını başını omzumuza dayayarak geçiriyor. Bu fasıl, bebeğin rahatlayıp gevşemesine yardımcı oluyor. Ama uyumamasına dikkat edin. Amacımız yatağında uyumasını sağlamak. Ninni bittikten sonra bebeğinizi yatağına bırakın. Uyku arkadaşını yanına koyun. Mızıldanırsa saat yönünde dairesel hareketlerle karnını okşayın. Eğer odasında bir yatak varsa siz de yanına uzanın, yoksa bir sandalyeyi yatağının yanına koyun ve oturun. Bağırmaya devam ederse yine karnını ya da başını okşayın, arada bir eğilip öpün. Düşük ve sakin bir ses tonuyla ona uyku zamanını geldiğini ve uyuması gerektiğini söyleyin.

Bebeğiniz bağırmaya devam ederse kucağınıza alma isteği uyandıracaktır ama kendinize engel olmaya çalışın. Unutmayın ki 4 ayını geçen bir bebek artık sosyal bir insandır ve her davranıştan bir şeyler çıkarıp öğrenebilir, davranışlarınıza göre tepkiler üretebilir. Bu yaşa kadar da en iyi öğrendiği şeylerden biri bağırınca birinin gelip onu kucakladığı olmuştur. Şimdi sizin öğretmeye çalıştığınız, bağırarak istediği herşeyi elde edemeyeceği ve artık kendi kendine uyumasının zamanı geldiğidir. Dikkat ederseniz ben ağlamak değil bağırmak diyorum. Çünkü ağlamak bir miktar acı, umutsuzluk ve üzüntü barındırır. Oysa ki bu tip bağırmalar bebeğin sadece iletişim kurmak için çıkardığı yüksek seslerdir. Kendilerinden nezaket ve medeniyet bekleyemeyeceğimize göre bu şekilde iletişim kurma çabalarına telaş ve panikle değil de sabır ve sükunetle cevap vermeliyiz. Bu arada bebeğin gözünden yaş akıyor olması sonucu değiştirmez. “anne ben burda yatmak istemiyorum beni sen uyut” mesajı vermeye çalışıyor sadece. Sizi kandırmasına izin vermeyin bu küçük mağara insanının:)


Dokunuşlarınızın bebeğinizi daha çok sinirlendirdiğini farkederseniz derhal kesin. Mümkün olduğu kadar az kızdırmaya çalışmalıyız bebekleri... Eğer sürekli artan bir rahatsızlık farkederseniz ve kucağınıza almanın kesinlikle şart olduğunu düşünüyorsanız öyle yapın. Bu kadar çabadan sonra kucağınıza kavuşan çocuk mutlaka sıkı tutunacaktır, bırakmak istemeyecektir, sizin için de bebeğinizi tekrar yatağına bırakmak çok daha zor olacaktır. O yüzden kucağınıza almanın gerekliliğinden emin olun ve çabucak tekrar yerine bırakmaya hazır olun. Yoksa eğitiminizin kuralları dışına çıkmış ve işinizi zorlaştırmış olursunuz.

Bebeğin kollarınızda uykuya dalması da doğabilecek başka bir sonuçtur ki bunu asla istemeyiz. Bir başka önemli nokta da eğer kucağınıza alacaksanız bunun zamanlamasını doğru yapmalısınız. Aksi takdirde bebek “yeterince ağlarsam beni eninde sonunda kucağına alacak, o yüzden çok bağırayım” şeklinde bir mesaj alır. Kucağınızdayken yine “uyku zamanı, uyuman gerek” gibi telkinlerde bulunmaya devam edin. Tekrar yatağa bırakın, konuşmaya ve okşamaya devam edin. Konuşmadan, sadece yanında da oturabilirsiniz. Eğer çok yorgun düşerseniz eşinizle nöbet değiştirin. Unutmayın ki çocuğunuzun istediği tek şey bir destekle uyumak. Onu elde etmek için bağırıyor. Siz yanındayken, yukarıdaki şartlar da sağlanmışken başka bir isteği olması mümkün mü?

Eğitime başlarken kararlı olmak durumundasınız. Pes etmemelisiniz, aksi takdirde başarılı olamazsınız. Ayrıca, çok daha büyük bir uyku sorunu yaratabilirsiniz. Daha önce de belirttiğim gibi bu eğitim günler sürebilir. Her bir uyku eğitimi seansı umduğunuzdan çok daha uzun sürebilir. Fakat bu zorlukları karşılayabilecek dayanıklılığı sergilemelisiniz. Tereddüt ederseniz çocuğunuzun bunu sezinlemesi çok ihtimal dışı değil. Bu istenen bir sonuç olmamalı. “Ne kadar sürebilir?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Bebek uyuyana kadar! Bazı bebekler için bu 15 dakika sürebilir bazıları için ise 3 saat! Ama ne kadar sürerse sürsün, uyuyana kadar pes etmemelisiniz. Gittikçe sürenin kısaldığını göreceksiniz. Bir gün, bir de bakacaksınız ki bebebeğinizi öpüp iyi geceler dileyip yatırmışsınız, odayı terketmişsiniz ve uyumuş! Eğer vazgeçmeyip yeterince uzun süre çalışırsanız o günü göreceğinizin garantisini veriyorum! Evet bazı bebekler 3 günde bazıları ise 10 günde öğrenirler ama eninde sonunda hepsi öğrenir.

Dikkat etmeniz gereken bir başka nokta şu ki, bu eğitim sırasında bebeğiniz “ne kadar uzun süre uyumazsam annem odada o kadar uzun süre benimle kalır” sonucuna ulaşabilir. O yüzden her geçen gün bebeğinize mesafenizi biraz daha uzaklaştırmanız lazım. Yani ilk gün yanına uzandıysanız 2. Gün sandalyede oturacaksınız, 3. Gün sandalyeyi uzaklaştıracaksınız, 4. Gün kapıya yaklaştıracaksınız, 5. Gün sandalyeyi odadan çıkarıp dışarıdan kontrol edeceksiniz, 6. Gün odaya girip çıkacaksınız, 7. Gün ise saat tutup belli aralıklarla odasına gireceksiniz.

Çoğu bebek 7. Güne kalmadan uyumayı öğrenir ancak öğrenmemişse biraz farklı bir yönteme geçmenizi tavsiye ederim. Bebeğinize iyi geceler dileyip yerine bıraktıktan sonra bağırırsa 5 dakika bekleyin ve bu sürenin sonunda gidin, konuşun sakinleştirin. Mecbur olmadıkça kucağınıza almayın ama. Sonra odayı terk edin. Yine bağırırsa 7 dakikanın sonunda gidin, bir dahaki sefere 10, sonra 15, 25 ve 40. Bir noktada muhakkak bağırmaktan bıkıp yatacaktır. O noktaya asla ulaşamazsak diye endişe etmeyin. Bu yöntemi uygulayıp saatlerce beklemek zorunda kalan aileler tanıyorum. Ama sonuç mükemmel!

Bebeğinizin bağırışını dinlemek zorunda kalmanın çok zor olduğunu biliyorum. Ancak bunu onun iyiliği için yaptığınızı, bunun geçici bir durum olduğunu, sadece kısa bir süre katlanmak zorunda olduğunuzu hatırlayın. Neticesinde iyi uyuyan, uyku problemi olmayan bir çocuğunuz olacak. Kaliteli uykunun çocuğunuzun sağlığı için ne kadar önemli olduğunu hatırlayın. İyi uyuyan çocukların yanetkisi iyi uyuyan ana babalardır. Bu da yabana atılacak bir sonuç değil elbette. Bizler ne kadar dinlenmiş, enerjik ve zinde olursak çocuklarımıza o kadar çok faydamız dokunur.
Daha önce de belirttiğim gibi önemli olan kararlı ve istikrarlı olmak. Başladığınız işi mutlaka bitirin. Yarı yolda pes ederseniz herşeyi olduğundan daha beter hale getirirsiniz. Çocuğunuzun güveni sarsılır çünkü çocuklar anne babalarının davranışları konusunda beklenti içerisindedirler. Çelişkili hareketler kafalarını karıştırır. Disiplin ve istikrar sandığınızdan daha fazla mutlu eder onları...

Uyku eğitimine başladığınızda en zor günler ilk 2 gün olacaktır. Sonrası daha rahat geçecek, inanın. Eşinizin bu konuda size destek olması da çok önemli. Eğer uyku eğitimi kararı verilmişse bunun birlikte verilmiş olması gerekir. Yoksa bebeğinizin her bağrışı sizin eşinizle ilişkinizi etkileyecektir. Bunları da birbirinize destek olarak atlatacağınız zor günler olarak düşünebilirsiniz.

Ben Leyla’yı eğitirken yanında kalma kısmını çok kısa tuttum. Sadece ilk gün kaldım, sonraki günlerde ninniden sonra iyi geceler öpücüğünü verdim ve odayı terkettim. Çünkü farkettim ki beni odada daha uzun tutabilmek için uykusuyla savaşmaya başladı. Ben içeride olmazsam çoktan pes edip yatay poziyona geçeceğini gördüm ve 3. gün odayı terketmeye başladım. Evet bağırdı arkamdan ve evet dayanması çok güçtü ama bunu kendi iyiliği/ sağlığı için yapmak zorunda olduğumdan, dayandım. Yazımın ilk bölümünde bahsettiğim fedakarlık bu işte! Leyla elbette arkamdan bağırdığı günleri hatırlamıyor ve asla hatırlamayacak ama ben hatırlıyorum. O günlerdeki sıkıntıyı yaşamak istemediğimden çocuğuma uyku eğitimini vermemiş olsaydım bugün Leyla uyku problemli bir çocuk olacaktı, ben de uyku problemli annesi... Bugünkü durumla zor geçirdiğimiz 2 gün tartıya konulsa elbette o günler tüy gibi uçup gidecektir. O yüzden: evet, bir müddet acı çekebilirsiniz, sinirlenebilirsiniz, kendinizi hiç hissetmediğiniz kadar kötü ve yorgun hissedebilirsiniz ama dedim ya: bir müddet sadece... O müddetin karşılığı da iyi uyuyan, düzenli uyuyan, kendi kendine uyuyan, uyandığında da kendi kendine uykuya dönen mutlu sağlıklı bebekler ve çocuklar olacak.

Her yöntem her anneye uygun olmayabilir. Bizim için işe yarayan bundan baska yöntem yoktu. Belki sizin için vardır ama... Bu yöntemin bebeğinizde işe yaramayacağını düşünüyorsanız başka yöntemler denemelisiniz. Ama denemelisiniz! Çocukların uyumaya ekmek su kadar ihtiyaçları var. Sürekli sallamaya, salıncağa bırakmaya, sizinle uyumasına izin vermeye, gecede 3-4 defa kalkıp tekrar uyutmaya siz kendiniz için razıysanız bile çocuğunuzun iyiliği için olmamalısınız. Mutlaka bir yolunu bulmalı, çocuğunuza uyumayı öğretmelisiniz. Çünkü bu çocuğunuza vereceğiniz en büyük armağanlardan biri olacaktır.

Eğer yöntemimi uygulamaya karar verirseniz eğitim bitip de şahane uykulara dalan bir bebek sahibi olacaksınız ama hep böyle kalmayacak maalesef. Seyahate çıktığınızda, çocuğunuz hasta olduğunda, ortam değiştiğinde uyku düzeni büyük ihtimalle bozulacaktır. Bizim en büyük problemimiz Türkiye seyahatlerinde meydana geliyor. Saat farkı düzenini bozuyor Leyla’nın... üstelik bambaşka bir ortama giriyor, dolayısıyla ne yapacağını şaşırıyor. Öyle zamanlarda ipleri eline vermiyoruz tabii ki. Yoksa ucunu kaçırır bir daha da zor yakalarız. Yine kendine ait bir yatağı oluyor. Kendisine bunun bir müddet yeni uyku odası olduğunu anlatıyorum ve yatağına yatırıyorum ama bu sefer yalnız bırakmıyorum, ben de yanındaki bir kanepeye uzanıyorum ve uyuyor. Alışması 2 gün sürüyor zaten... Evimize döndüğümüzde de aynı senaryo yaşanıyor ama bu sefer kendi odası tanıdık olduğu için eski alışkanlıkları da çabucak geri geliyor. O yüzden yatağına bırakıp çıkıyorum. Çocuğunuzun hatırlamamasından endişe etmeyin. Sandığımızdan çok daha zekiler. 6 ayda bir gördükleri doktoru bile hatırladıklarına göre neleri neleri hatırlarlar...

Karşılaşabileceğiniz bir başka problem de çocuk kendiliğinden uyumuş olsa bile gece uyanabileceğidir. Bu durumda çocuğunuza biraz süre verin. 5 dakika uygun bir süredir, yapabilirseniz 10 dakika verin. Kendiliğinden tekrar yatacaktır mutlaka. Eğer kararlaştırdığınız sürenin sonunda tekrar uyumamış olursa kontrol etmenizde yarar var çünkü altına yapmış olabilir ya da başka bir (somut) şikayeti olabilir. Ancak kucağınızda uyumasına izin vermeyin.

Eğer bebeğiniz emzik kullanıyorsa yatağına birkaç emzik koyun. Böylelikle emziğini kaybettiğinde elini atıp bir başkasını bulabilir ve tekrar uykuya dalabilir. Sizin sürekli içeri girip emzik yetiştirmenizdense bu yöntem daha rahat olacaktır ve uyku eğitiminin kurallarını bozmanızı gerektirmeyecektir.

Eğer bebeğiniz doğrulup ayağa kalkmaya başlamışsa odasında yanında durmaktansa yatırıp odayı terketmenizi öneririm. Aksi takdirde sürekli kucaklayıp yatırmanız gerekecek ki böyle bir şeyin defalarca tekrarı hem bebeğinizi hem de sizi bitkin düşürebilir. Ancak yalnız kalırsa bir noktada umudunu kesip düşüp yatacaktır. Leyla yatağının kenarlarına tutunup bağırırdı, bir müddet sonra bakardı ki gelen giden yok, boşa zahmet çekmeyip uyumaya karar verirdi. O zamanlar ben de saat tutardım yanına gitmek için ama asla 5 dakikayı geçmedi bağırışları. Bunu da temelinin kuvvetli olmasına bağlıyorum:)

Eğer bebeğiniz hala gece beslenmesine devam ediyorsa (ki 6. aydan sonra bunun bitmiş olması gerekir) biberonda ya da memede uykuya dalmasına kesinlikle izin vermeyin. Beslenme sırasında muhakkak uyanık tutun ve yatağına geri koyduğunuzda uyanık olsun yoksa eğitimin kurallarını bozar çocuğunuzu şaşırtırsınız. En kötüsü de boşuna bağırtmış olursunuz.

Ben Leyla’nın doğumundan itibaren hiçbir zaman memede uyumasına izin vermedim. Çünkü bu çok kolaylıkla alışkanlığa dönüşebilecek bir şey. 2 saat arayla emzirdiğim günlerde bile yataktan kalktım, koltuğa oturdum, Leyla uyumasın diye soydum ve emzirme boyunca uyanık kalması için ne gerekiyorsa yaptım. Tabii eşimin de çok yardımı oldu bu süreçte. Size de mümkünse bebeğinizi yatarak emzirmemenizi ve beslenirken uyumasına izin vermemenizi tavsiye ederim. Beslenmeyle uykuyu ayırabilen bebekler diğerlerine kıyasla çok daha çabuk kendi kendine uyumayı öğrenirler.

Bebekleriyle beraber değişen hayatlarında birşeyleri rayına oturtmuş, bebeğe ve yeni hayata alışmışken, yepyeni kurallar koyup eski alışkanlıkları unutmaya çalışmak anneler için çok çok zordur. Hepimiz alışageldiğimiz durumları devam ettirmeyi yeni durumlar yaratmaya çalışmaya yeğleriz. Yapacağımız değişikliklerin bizler için çok daha sağlıklı ve mutluluk verici değişiklikler olduğunu bilsek bile değişiklik için adım atmak ve o adımları devam ettirmek zordur. Evet bebeği çabucak sallayıp tekrar uyutmak, ya da emzirip uyutmak, ya da salıncağına koyup uyutmak, yanında uyusun diye saatlerce beklemekten ya da bırakıp bağırışlarını dinlemekten çok daha kolay gelebilir. Ama unutmayın ki kolay olan her zaman doğru olan değildir. Yaşayacağınız zorluklar geçicidir. Bebeğinizin kendi kendine uyumaya başladığı ilk gün bütün bu zorluklara değdiğini farkedeceksiniz. Daha güzel bir ödül olabilir mi?

Not: Tarif ettiğim yöntemi 1 yaş sonrası için tavsiye etmiyorum. Bu yaştan sonra uygulanabilecek yöntemler için bir sonraki yazımı okuyunuz lütfen.

13 Şubat 2012 Pazartesi

Uyku kardeşim... ver elini!

Konu uyku olunca her annenin (ya da çoğu annenin diyelim) edecek birkaç kelamı vardır. Ben de uyku sorunu yaşamayan bir çocuğun, dolayısıyla uyku sorunu yaşamayan bir annesi olarak söz hakkımı kullanayım dedim. İyi mi yaptım kötü mü yaptım onu da yorumlarınızla ve geribeslemenizle değerlendiririz.

Çocukların bedensel ve zihinsel gelişimleri için düzenli ve yeterli uykuya ihtiyaçları vardır. Uykusu eksik kalan çocuklar sık hastalanırlar, öğrenme problemleri yaşarlar ve genellikle mutsuz/huzursuz çocuklar olurlar. Dr. Marc Weissbluth Healthy Sleep Habits, Happy Child isimli kitabında şöyle der: “Uyku problemleri (ya da bozuklukları) çocuğun yalnızca gecelerini değil gündüzlerini de kötü etkiler. Çocuk zihinsel olarak uyanık kalmakta zorluk çeker, dikkatini toplamada zorlanır, konsantrasyon güçlüğü çeker ve dikkati çok kolay dağılır. Aynı zamanda fiziksel olarak fevri hareketleri olur, hiperaktif ya da tembel olur.” Bütün bunlar da çocuğun ya da bebeğin gelişimini olumsuz etkiler elbette... Yapılan araştırmalara göre uyku sorunu olan bebeklerin %84ü, ilerleyen yaşlarında da şu veya bu şekilde uyku problemi yaşamaya devam ediyorlar. 

Bebeklerin ya da çocukların uykularının kalitesiz olması ayrıca sürmenaj benzeri bir yorgunluğa/bitkinliğe neden olur. Mesela 0-24 aylık bir bebek gün içinde herhangi bir nedenle uyumayı reddeder ya da uyanık bırakılırsa, asıl yorgunluğuyla savaşmaya ve uyanık kalmaya çalışmaya başlar. Yetişkinler her zaman bu çabanın farkına varmayabilirler. Muhakkak gözle görülür bir direnç olmak zorunda değildir bu. Bu direncin sonucunda çocuk adrenalin salgılamaya başlar ve hiperaktif hale gelir. Bu durum çoğu zaman anne/baba tarafından “enerji fazlalığı” olarak yorumlanır ve çocuğun bir noktada verdiği uyuma kararı enerjisinin bitmişliğine bağlanır. Oysa ki bu noktaya gelmiş olan çocuğun uyku tercihi artık yorgunluktan ya da enerji yokluğundan değil, tükenmişliktendir. Çocuk yorgunluktan neredeyse bayılacak hale gelmiştir diyebiliriz. Normal uyku saatini geçirip hiperaktiviteye ulaşmış olan çocuk huysuz ve sinirli olabilir. Aynı zamanda öğrenme ve anlama kabiliyeti de yok denecek kadar azalmıştır. Bu durum aynı zamanda gece uyanmalarına da neden olabilir. Çünkü çocuğun ritmi bozulmuştur, vücudu hangi saatte ne yapacağından emin değildir. Böyle durumlara sebebiyet vermemek ve kaliteli uyuyabilmelerini sağlamak için çocuklarımıza bir uyku ritmi oluşturmalıyız, bedenlerinin bir ritmi olmalı.

Uykularının kaliteli dediğimiz durumda olabilmesinde de en büyük görev elbette anneye ve babaya düşüyor. Kaliteli uyku, herhangi bir nedenle kesintiye uğramamış, bütün evrelerinden geçilmiş uykudur. Uykunun kalitesi de en az süresi ve sayısı kadar önemlidir, çünkü çocukların sinir sistemlerinin gelişiminde çok önemli bir rol oynar. Çocuklara bebekliklerinden itibaren iyi bir uyku eğitimi vermeyi başarabilirsek yetişkinliklerinde de büyük ihtimalle sorun yaşamazlar.

Bir bebeğin hayatında önemli iki şey vardır: iyi beslenmesi ve iyi uyuması. Biz türk anneleri, bebeklerimizin iyi beslenmeleri için gösterdiğimiz çabayı uykuları için göstermeyebiliyoruz. Oysa ki birinin eksikliği en az diğerinin eksikliği kadar etkiler bebeğimizin sağlığını ve mutluluğunu... Bunun farkında olarak bebeklerimiz için yapacağımız her şeyi onların iyiliğini düşünerek yapmalıyız. Onlar için iyi olan bizim için olmayabilir, evet. Fakat annelik zaten fedakarlık değil midir?

Kızım Leyla, 22 Aralık 2009 doğumlu. Doğumundan itibaren Harvey Karp yöntemleri uyguladık. Yazdığı herşey kızıma çok uygundu. Zaten ilk 3 ay bebeklerin hemen hemen aynı olduğunu düşünüyorum. Birine iyi gelen diğerine de çoğunlukla iyi gelir. Yine önerdiği üzere ilk 3 ay bebeğin bizi yönetmesine izin verdik. Sallamaysa sallama, emzikse emzik, kundaksa kundak, sütse süt, ne diyorsa o! Yalnız her zaman kendi yatağında uyudu, asla bizim yatağımıza almadık. Zaten bu konuda fikir beyan edecek yaşta da değildi. Bugün dahi mecburen birlikte yatmamızı gerektiren durumlar olduğunda olayı garip karşılıyor, kendi yatağını arıyor. Hatta bizim yanımızda gözünü açtığında “men gidiyoyum” şeklinde rest çekiyor ve kalkıp gidiyor. Bu davranış da herhalde çocuklara “alışkanlık kazandırmanın” sonuçlarından biri...

Çocuğun kendi kendine uyumayı öğrenmesi pek çok açıdan önemli. Öncelikle gece uyanmaları kesilecektir. Bebekler nasıl uykuya dalarlarsa uyandıklarında da kendilerini aynı durumda bulmak isterler. Kendinizi onların yerine koyun: yatağınızda uykuya dalıp bir başkasının evinde uyansanız korkuya kapılmaz mısınız? Aynı durum onlar için de geçerli; annenin kollarında ya da salıncakta ya da kendi yatağından farklı bir yerde uykuya daldıysa çocuk, herhangi bir nedenle uyandığında da orda bulmak istiyor kendini... Bulamayınca da kıyamet kopuyor tabii. Ancak kendi kendine yatağında uykuya dalarsa gece uyandığında da şaşırmayacak ve yine uykuya dönmek için kendinden başka bir kimseden ya da eşyadan medet ummayacak. Böylelikle sizin uykusuz geceleriniz de yavaş yavaş son bulacak.

Biz Karp’ın “ilk 3 ay bebek ne derse o olur” kuralını 1.5 ay daha uzattık ve 4.5 aylık olana kadar uykuya dalması ve uykuda kalması için ne istiyorsa onu yaptık. Ne zaman ki 4.5 aylık oldu, uyku eğitimine başlamanın zamanı geldiğine karar verdik. Bu noktada da hikayemiz başlıyor.

Leyla’ya kendi kendine uyumayı öğretmek tam 4 gün sürdü. Eğer yöntemimi uygulamaya karar verirseniz sizin için 2 gün de sürebilir 7 gün de... Önemli olan tek bir şey var ki o da kararlı ve istikrarlı olmak. Eğer bu işe başlamaya karar verirseniz devamını getirin, vazgeçmeyin ve pes etmeyin. Aksi takdirde bebeğinizin kafasını karaştırırsınız, size olan güvenini zedelersiniz ve uyku meselesini çok daha büyük bir problem haline getirirsiniz. Yani eğitime başlamaya karar verdiyseniz çocuk kendi kendine uyumayı öğrenene kadar devam etmelisiniz. Çünkü maalesef bu işin mucizevi ve çabuk bir çözümü yok. Bebeğiniz öğrenene kadar sabretmelisiniz. Başlayalım mı?

Uyku eğitimine başlamadan önce dikkat etmeniz ve uymanızı tavsiye ettiğim 5 kural var: 

Kural 1: Bir uyku ritmi oluşturun
Çocuğunuz hergün aynı saatlerde yemek yediği gibi aynı saatlerde uyusun. Gündüz uykuları da aynı saatlerde olsun gece uykusu da. Böyle bir ritm sadece uykusunun düzeni için değil, genel anlamda sağlığı için de önemlidir. Çocuklar uyumak için asla akşam saat 8’i geçirmemelidirler. Yukarıda anlattığım nedenlere ek olarak geç yatmak ve geç kalkmak vücudumuzun doğal olarak oluşturmak istediği ritme engel olmaktır. Bu dengeyi bozmak, bedenimizi pek çok sağlık problemine meyilli hale getirir. Bu durum bilhassa çocuklar için geçerlidir.

Güneş battığı zaman beyin epifizi melatonin salgılamaya başlar. Geceye doğru yaklaştıkça melatonin oranları gittikçe artar ve sabaha karşı 3-4 saatlerinde maksimum seviyeye ulaşır. O saatten sonra yavaş yavaş azalmaya başlar. Şafakla beraber 0’a yaklaşmış olur. Geç yattığımız zaman bu hassas döngü zarar görür. Geç yatıp geç kalkmak  ya da 8 saat uyumak durumu kurtarmaz çünkü denge çoktan hasara uğramıştır. Beyin epifizinin işlevi bozulmuş, vücut gereksiz bir yük altına sokulmuştır. Bu durumun sürekli olması halinde iç organlar da baskı görmeye başlar.

Geleneksel doğu tıbbı güneşin batımıyla beraber yatıp doğuşuyla beraber uyanmayı şart koşar. Madem bir bildikleri olduğunu modern tıp da ispatladı, biz de kaliteli uykunun ilk kuralı olan ritmi, önce çocuklarımıza sonra da kendimize uygulayalım. 

Kural 2: Bebeğinize temiz hava aldırın
Kızım Leyla 1 haftalıkken dışarı çıkmaya başladı, o gün bugündür kar fırtına yağmur çamur demeden muhakkak hergün dışarı çıkarız. Tabii ki güzel olan havalarda dışarıda geçirilen vakit daha uzun oluyor, kötü havalarda ise kısa tutuyoruz. Önemli olan evin dışına çıkması ve temiz hava alması. Çünkü temiz hava sağlıklı ve güçlü çocuklar yaratır. Bir çocuğun iyi uyuyabilmesinin şartlarından biri de sağlıklı olmasıdır.

Biz türk anneleri yılandan korkmayız çocuğun “üşümesinden” korktuğumuz kadar. Gelin görün ki çocuğun temiz hava almadığı için hastalanma ihtimali üşüyüp hasta olma ihtimalinden çok daha yüksek. Havaya uygun olarak giydirip çıkardığınız sürece hiçbirşey olmaz, merak etmeyin.

Yaz ve bahar aylarında evimizin pencerelerini serinlemek ve rahatlamak maksadıyla açarız ama sonbahar kapımıza dayandığı vakit üşüme korkusu pencerelerimizi kapalı tutar. Ancak çalışmalar gösteriyor ki insomnia (uykusuzluk problemi) yaşayan insanların çoğu kış aylarında bu şikayetle uzmanlara başvuruyor. Soğuk korkusuyla kapalı tutulan evler tabiri caizse, bayatlar! Bu da kişinin uykuya dalmasını zorlaştırır. Bırakın çocukları, biz yetişkinler bile evdeki havasız ortam yüzünden uyumakta zorluk çekebiliriz.

O halde uyumaya niyeti olan çocuğun karşısına böyle bir engel çıkarmamak için mutlaka hergün kısa süreli bile olsa dışarı çıkın ve evinizi yaz kış demeden havalandırın. 

Kural 3: Bebeğinize egzersiz yaptırın
Çocuğun hareket etmesi sadece iyi uyuması için değil, kuvvet kazanması, fiziksel gelişimi ve genel anlamda sağlığı için de çok önemlidir. Son yıllarda oldukça yoğun biçimde karşımıza çıkan “sağlığınız için spor yapın” kuralı çocuklarımız için de geçerlidir.
Biz Leyla’ya doğumundan emeklemesine kadar olan süre içerisinde sürekli masaj yaptık. Kollarını bacaklarını çalıştırdık. Bir bebeğe uygun olan bütün egzersizleri yaptırdık. Emeklemeye başlayınca kendi masajını kendi yapar hale geldi. Zaten emekleyen çocuk yaşına uygun olan sporu yeterince yapar.

Eğer çocuğunuz doğası itibariyle pek hareketli değilse, yukarıda saydığım nedenlerden dolayı öyle olması için çaba göstermelisiniz. Sürekli oturmak isteyen ve hareket etmeye teşebbüs etmeyen çocuğu çeşitli oyunlarla teşvik etmelisiniz. Eğer çocuk gün içinde fiziken yorgun düşmüşse kendi kendine uykuya dalması ve uykuda kalması çok daha kolay olur. Unutmayın ki fiziksel aktivite çocuğun sadece vücudunu değil beynini de geliştirir.

Çocuğunuzu hareket etmeye yönlendirmenin bir yolu onu mümkün olduğunca az kucağınıza almaktır. Bırakın yerde yatsın, oyun halısında oynasın, oyuncaklarıyla otursun, uzanmaya ulaşmaya çalışsın, yuvarlansın, kendi kalkmaya, doğrulmaya uğraşsın... Bebekleri fazla kucakta taşımamak motor gelişimleri için de önemlidir. Çoğu durumda bebeği akrabaların, misafirlerin kucaklarından uzak tutmak kolay olmayabilir ama bunun sınırını çizmeyi başarabilirseniz problem olmayacaktır. Tabii “çocuğu kucağınıza almayın” demek çocuğu kucaklamayın demek değil. Sevginizi onu taşımadan da göstermeniz pekala mümkün. Çocuğun sürekli kucakta taşınmaması anne-baba bağımlısı olmasını da önleyecektir diye düşünüyorum. Tabii anne bağımlılığının pek çok psikolojik ve gelişimsel açıklaması var ama doğu toplumlarında buna çok daha fazla rastlamamızın nedeni çocuğu anneye bağımlı ve kollayıcı yetiştirme ısrarımız. Bu konudan da ilerleyen yazılarımda bahsedeceğim. 

Kural 4: Bir uyku rutini oluşturun
Bizler nasıl uyku saati geldiğinde oturduğumuz yerden kalkıp direkt yatağımıza gitmiyorsak çocuklarımızdan da bunu beklememeliyiz. Uykudan önce bir rutin oluşturmak, yatma saatinin yaklaştığına dair bir mesaj verir çocuğa. Böylelikle içinde bulunduğu hareketli ve eğlenceli ortamdan yavaş yavaş uzaklaşmaya alıştırır kendini. Bebeğinizin uyku saati 7:30 ise (ki 8:00 i asla geçirmemeli) rutini bu saati geçirmeyecek şekilde ayarlamanız gerekir. Şöyle bir örnek program uygulayabilirsiniz:

7:00 banyo
7:10 pijama giyme, hazırlanma
7:15 diş fırçalama
7:20 uyku öncesi masal
7:25 ninni
7:30 yatak

Böylelikle çocuk banyoya girdiği andan itibaren uyku saatinin yaklaştığını anlar ve buna kendini hazırlar. Elbette aynen bu programı uygulamak zorunda değilsiniz. Ama muhakkak size ve bebeğinize uygun bir rutin oluşturup uygulamalısınız. Rutinin ideal süresi 20-30 dk. arasıdır. 45 dk.’yı aşmamaya özen gösterin. 

Kural 5: Bir uyku arkadaşı edinmesini sağlayın

Bazı çocukların bağımlılık geliştirdiği bir oyuncak arkadaşı vardır. Bu her zaman bir oyuncak olmak zorunda değildir; bir battaniye ya da emzik de olabilir. O olmadan uyumayı reddederler. Eğer sizin bebeğinizin böyle bir bağımlılığı yoksa edinmesi için yardımcı olmanızda bir sakınca görmüyorum. Çünkü bu tip oyuncaklar çocuğun rahat uyuması için çok yardımcı olurlar.”Peki ya bu alışkanlıktan vazgeçiremezsem?” diye endişe etmeyin çünkü eninde sonunda, siz istemeseniz de unutacaktır.

Kızım Leyla’nın o olmadan uyuyamadığı bir emziği bir de kuzusu var. Emziğini bebekliğinden getirdik, kuzusunu da 2. doğumgününde hediye olarak aldı. O gün bu gündür ailemizin vazgeçilmez bir ferdidir kendisi. Emzik olayına şu günlerde bir son vereceğiz ama konuyu dağıtmamak için bundan ilerleyen yazılarımda bahsedeceğim.

Edineceğiniz uyku arkadaşını bebeğinizin rutini bittikten sonra yatağında yanına koyabilirsiniz ya da hikaye faslında kucağında tutması için verebilirsiniz. Ama bir şekilde uykuyla ilişkilendirmesini sağlayın.

Çabalarınıza rağmen bebeğiniz uyku arkadaşı istemiyorsa mutlaka bir bildiği vardır. Bu konuda çok da ısrarcı olmayı doğru bulmuyorum.

Bu uzun girişten sonra uyku eğitimi tavsiyelerime geçeceğim. İlgili yazıya geçmeden önce yazıma adını verdiğim bu harika Fikret Kızılok şarkısını dinleyelim...


6 Şubat 2012 Pazartesi

Kadınların Korkulu Rüyası: Kemik Erimesi

Bugünkü konuk yazarım Natur-Med Doğal Tedavi ve Kaplıca Kür Merkezi sorumlu hekimi Dr. Yaşar Yılmaz. Sorularınız olursa kendisine direkt ulaşabileceğiniz gibi buraya da yorum yazabilirsiniz. İyi okumalar:)

Halk arasında kemik erimesi olarak ifade edilen osteoporoz özellikle menopozla birlikte kadınların yaşadığı ve kemik kütlesinin azalması ve kemiklerin zayıflaması olarak tanımlanabilecek bir rahatsızlıktır. Kemik erimesi, ilerleyen yaşla birlikte erkekleri de etkileyebilmekte ve her yıl milyonlarca kemik kırılmalarına neden olmaktadır.

Kemik Erimesine Karşı Silisyum Diyoksit Minerali

Kemik erimesi sağlıklı yaşayan hiçbir insan için kader değildir. Kemik erimesi, kemik içerisindeki kalsiyum ve magnezyum metabolizmasının bozukluğundan kaynaklanan anatomik ve fizyolojik bozukluklardır. Tıp çevreleri, osteoporozu kalsiyum eksikliğine bağladıkları için, osteoporoz hakkındaki en yaygın mit, osteoporoza karşı kadınların kalsiyum içeren inek sütü tüketimini arttırmaları gerektiğidir. Bu nedenle pek çok kadın kalsiyum kaynağı olarak bolca süt, kalsiyumla güçlendirilmiş içecekler, D vitamini ve anti asit tabletleri kullanmaktadır. Oysa silisyumdiyoksit olmadan kalsiyum-magnezyum metabolizması yeniden kurulamaz. Silisyumdiyoksit minerali, D vitamininin ve diğer minerallerin hücre içine geçmesini sağlar.

Osteoporozun kalsiyum eksikliğinden öte, protein fazlalığından kaynaklanan bir sorun olduğu da göz ardı edilmektedir. Hayvansal ürünler ve süt ürünleri sülfür açısından zengin proteinlerle doludur. Sülfür vücutta ekstra aside neden olur ve bu asit kemiklerdeki kalsiyumun seyrelerek idrarla atılmasına neden olur. Beslenme yoluyla yeterince kalsiyum alınıyor olsa bile, yüksek proteinli diyetler bedenin kalsiyum dengesini bozarlar. Osteoporoz, bu yüksek protein tüketiminin kaçınılmaz bir sonucudur. Kalsiyum tabletleri ve bolca süt tüketmek bile fazla protein tüketimine bağlı olarak kaybedilen kalsiyumu takviye etmeye yetmez.

Süt ve et, engellemek bir yana, yüksek protein içermeleri nedeniyle osteoporoz oluşumunu kolaylaştırırlar. Dünyada süt tüketiminin en yüksek olduğu ABD, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde, 50 yaş ve üzeri kadınlardaki kalça kırılması oranının da en yüksek oranda olması, süt tüketimi ve kemik sağlığı arasında ters orantılı bir ilişki olduğunu göstermektedir. Bilimsel araştırmalar, hayvansal ağırlıklı beslenen kadınlardaki kemik kırılması oranının, sebze ve bitkisel protein ağırlıklı beslenenlere oranla 3.7 kat daha fazla olduğunu gösteriyor. Bu nedenle osteoporoza karşı hayvansal değil, bitkisel ağırlıklı bir beslenme şarttır. Kemik erimesine karşı bol su içmek, sigara ve alkolden uzak durmak ve düzenli egzersiz yapmak da çok önemlidir.

Kemik kütlesini korumanın ve güçlendirmenin en iyi yolu, genç yaşlarda birtakım yaşam tarzı değişikliklerine gitmektir. Bu değişikliklerin başında egzersiz ve beslenme gelmektedir. 

Kemik erimesi riskini azaltmak için yararlanabileceğiniz uygulamalar:

Bilimsel araştırmalar göstermektedir ki, egzersiz herhangi bir yaşta kemik yoğunluğunu korumak ve arttırmanızı sağlamaktadır. 350 orta yaşlı kadınla yapılan bir çalışmaya göre, gündelik yaşamında aktif ve hareketli olan kadınların kemikleri, hareketsiz yaşayan kadınlara göre daha sağlamdır.

Kaplıca Kürleri: İçme ve banyo kürleri şeklinde yararlanacağınız kaplıca suyu, içeriğindeki silisyumdiyoksitin (SİO2) de yardımıyla, minerallerin hücre içine çekilmesini sağlayarak kemik erimesine karşı kemiklerinizi güçlendirecektir.  Buna ek olarak, Natur-Med kaplıca suyunun zengin magnezyum, kalsiyum ve bikarbonat içeriği de kemik erimesine karşı etkilidir.

Sebze-Meyve Ağırlıklı Beslenme ve Arınma Diyetleri: İşlenmiş, karbonhidrat ağırlıklı ve hayvansal gıdalardan fakir, bol yeşillik ve sebze ağırlıklı bir beslenme bedeninizi arındırarak, osteoporoz oluşumuna ortam sağlayan asit oluşumunu önleyecektir.



Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım