30 Temmuz 2016 Cumartesi

Demir Takviyesi ve Diyet

Demir eksikliği riski taşımayan insanların dengeli beslenmesi yeterlidir. Özel olarak demire dikkat etmelerine gerek yoktur. Ancak risk grubunda olan insanlar, sadece bol demir yemekle kalmayıp, demirin yanında ne tükettiklerine dikkat etmelidirler. 

Demirle ilgili araştırmaların mutfağımız ışığında yorumlanması gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle demir emilimi konusunda güncel araştırmalardan derlediğim bilgileri, Türkiye mutfağına uyarlayamaya çalıştım. 
Annelere, çocuğunuza papaya soslu ördek, tatlı patates verin, fıstık ezmeli sandviçi yedirmeyin gibi Türkiye’de karşılığı olmayan tavsiyeler verilmesi anlamsız olur. 

Bu çok önemli: Demir emilimini azaltır dediğim sağlıklı yiyecekleri vermemezlik etmeyin. Sadece demirli gıdalarla beraber yedirmeyin. 

O halde, demir eksikliği çekenlere bazı pratik tavsiyeler: 
1. Demir zengini yemeğin yanında yoğurt, ayran (ya da diğer süt ürünleri) vermeyin. Hem etten, hem bitkilerden alınan kalsiyumu azaltır (kalsiyumlu gıdaların listesi aşağıda mevcut).  
2. Ekleyebildiğiniz her yemeğe, salataya limon ekleyin. Nar eksisi, sirke yerine limonu tercih edin. C vitamini bitkilerden demir emilimini çok yükseltir. 
3. Mümkün olan her yemeğe domates püresi, domates salçası veya biber salçası seçeneklerinden birini ya da birkaçını koyun. 
4. Fındık fıstığın yanında mutlaka kuru erik, kuru kayısı verin. 
5. Çocuğunuza yemekle birlikte bitki çayları vermeyin. Pek çok bitki çayı, demir emilimini azaltır. Su verin. 
6. Sadece fasulye çeşitlerini, nohudu, buğdayı değil, pişmesi kolay olsa da, mercimeği, pirinci, yulaf ezmesini, bulguru akşamdan suda bekletip, sonra pişirin. Tahılları ve baklagilleri suda bekletmek, fitatlarını azaltır. Ne kadar uzun beklerlerse o kadar azalır, bu da demir emilimine o kadar iyi etki eder.
7. Milletçe çok sevdiğimiz ayçiçeği ve kabak çekirdeği, dünyanın en demir zengini yiyeceklerindendir. Tuzsuz tüketilir ve aşırı miktarda yenilmezlerse (çok yağlı olduğunu unutmamak lazım), demir alımı için sağlıklı bir kaynaklardır. 
8. Çocuğunuza verdiğiniz et miktarını çoğaltmak yerine, et ve kıymayı bölerek sebze ve yemeklerinin içine dağıtmanız, çocuğun sebzeden emeceği demir miktarını da arttıracaktır. Yani bir öğün köfte vermek yerine, diğer yemeklerin içine kıyma koymak, demir emilimi için daha faydalıdır. Bu yemeklerin cok kalsiyum içermemesine dikkat edin. 
9. Tarhana demir emilimi açısından iyi bir yemek değildir. İçinde hem kalsiyum, hem fitat bulunur. Tarhanayı demirli gıdalarla aynı öğünde vermeyin. 
10. Yumurta iyi bir demir kaynağı değildir, hatta demir açısından kötüdür, çünkü içinde demirin emilimini engelleyen bir protein bulunur.  
11. Maydonoz, nane, fesleğen ve kekik de etten demir alımını engeller. Yemeklere az miktarda koymaniz, az etkileyecektir. Etsiz yemeklere koymanızda sakınca yoktur. 
12. Unun demir alımını azalttığını bilin. Hamurun bir zararı daha… Ancak etle ve domates salçası, havuç gibi bol beta-karotenli gıdalarla ve C vitaminli gıdalarla bu yan etki azaltılır. 
13. Çocuğunuza yemekten önce ve sonra çikolatalı gıdalar vermeyin. Yemekle çikolata arasına 2 saat koyun. 
14. Ruşeym bitkilerden demir emilimini engeller. Sutle ve yogurtla beraber verebilirsiniz. Ancak et ve limon ruşeymin kötü etkisini çok azaltır. 
15. Yemekten hemen sonra meyva yemenin, demir emilini arttırdığına dair kesin olmayan, ancak umut vaadeden bulgular var. Yemek üstüne birkaç dilim meyva verin. 
16. Demirle ilgili araştırmaların yetersiz olduğunu da belirtmek istiyorum. Bunlar şu anda elimizdeki bilgiler. Ancak zamanla yeni bilgilerin ortaya çıkması kaçınılmaz. 
17. Vejeteryan ve veganlar için en iyi emilim arttırıcı c vitaminidir, yani yemeklerine bol limon sıkmaları iyidir. 
Hangi maddeler demir emilimini etkiler? 
  • Etteki demirin emilimini azaltan maddeler: Kalsiyum, polifenol, oksalatler, yumurta. 
  • Bitkisel demirn emilimini azaltan maddeler: Kalsiyum, fitat, yumurta. 
  • Emilimi arttıran maddeler: C vitamini ve et fitatın etkisini azaltır. Beta-karoten/A vitamini, fitat ve polifenolün etkisini azaltır. 
Bu maddeler hangi gıdalarda olur? 

Kalsiyum: Kalsiyum hem hayvansal gıdalardan, hem de bitkisel gıdalardan alınan demir miktarını ciddi ölçüde azaltır. Bu açıdan dikkat edilmesi gerekir. Süt, yoğurt, peynir, brokoli, soya fasulyesi ve eti, kurufasülye, nohut, tahin, badem, yeşil yapraklı bitkiler (ıspanak, roka, karalahana, pazı, aşma yaprağı), incir, somon balığı, bamya yüksek oranda kalsiyum içerir. Kalsiyumun miktarı da önemlidir. Demirli gıdalarla beraber ne kadar çok kalsiyum tüketilirse, demir emilimi o kadar azalır. Az miktarda kalsiyum tüketiminin demir emilimini çok etkilemediği bulunmuştur. Kalsiyumlu gıda tüketildikten sonra, demirli gıda için en az yarım saat, tercihen bir saat beklenmelidir. Demirli gıda tüketiminden sonra da en az yarım saat beklemeden kalsiyum tüketilmemelidir. 


Polifenol: Çay, yeşil çay, kahve, kakao, çikolata, yaban mersini, böğürtlen, ahududu, ceviz, elma içindeki polifenol grubundaki çok faydalı antioksidanlar, hem bitki, hem hayvansal gidalardan alınan demiri azaltır. Demirli gıdalardan 2 saat önce veya sonra tüketilebilirler. 


Yumurta: Yumurta demir zengini bir gıda olarak bilinir. Bu yaygın bir yanlış bilgidir. Yumurtanın içinde bir miktar demir olmakla beraber, demir emilimini azaltan fosvitin adlı bir protein de olduğu için, yemekten alınan demir miktarını ciddi ölçüde azaltır. Yani yumurtadan demir almanız çok zor olduğu gibi, yumurtayla beraber yediğiniz yemeğin de demirinin emilimi de azalır. 


Fitat: Bakliyat ve tahılda ve bazı sebzelerde bulunan fitat adlı madde de, sadece bitkisel demirin emilimini azaltır. Besindeki fitat miktarının suda bekletilince azaldığı görülmüştür. Ayrica et veya c vitamini ile beraber tüketilirse, fitatin engelleyici etkisi azalir. Ruşeymde fitat miktari yuksektir. 


Oksalatler: Ispanak, kara lahana, kırmızı pancar, kuruyemişler, çikolata, çay, ruseym, çilek ile kekik, maydonoz ve fesleğen gibi otlarda bulunan bu çok faydalı madde de, sadece hayvansal demirin emilimini azaltır.


C vitamini: Bitkisel ve takviye demirin emilimini yüksek oranda arttırdığı uzun suredir bilinmektedir. Demir ilaçlarının içine genellikle C vitamini eklidir. C vitaminli demir takviyesini tercih ediniz. Demirli gıdalar tüketirken, üstüne bolca limon sıkmanız, yanında yeşil biber tüketmeniz C vitamininden faydalanmak için yeterlidir.


Konuyla ilgili diğer referanlar şu ve şu.


Beta-karoten ve A vitamini: Polifenol ve fitatlı gıdaların demir emilimini arttırdığı yönünde bulgular vardır. Beta-karotenin hangi gıdalarda olduğunu anlamak kolay. Bu maddenin rengi turuncu olduğu için, sarı ve turuncu renkli gidalar genellikle oksalat içerirler, ama koyu yeşil yaprakların da oksalat içerebildiğini unutmamalı. Kayısı, şeftali, erik, portakal, balkabağı, havuç, mısır, kırmızı pancar koku ve yaprakları, kırmızı biber, kırmızı üzüm, domates, turp otu, ıspanak beta karoteni bol gıdalardır

Meyva: Neden olduğu tam olarak bilinmemekle beraber, bir çalışmada bol meyva tüketen insanların, demir sayımları daha yüksek çıkmıştır. Bunun nedeninin meyvaların bol miktarda C vitamini içermesi olabileceği düşünülmekte. 


BYBO'da yayınlanmış diğer demir yazıları:

Bebeklere Demir Takviyesi Gerekli Midir Değil Midir? 
Gebelikte Fazla Demir Alımı Bebeğin Gelişimini Olumsuz Etkiliyor 
Demir Hakkında Bilmek İstediğiniz Ama Sormaya Korktuğunuz Her Şey

Aysuda Kölemen

Sinem'in Doğal Doğum Hikayesi

Merhaba BYBO,

Panik atağı olan bir annenin normal doğum hikayesini paylaşmak istiyorum ben de... 

Hamile kalmadan önce normal doğum yapmayı düşünen insanlara, "bunlar deli olmalı" gözüyle bakardım. Fakat işin içine girince hiç de öyle olmuyormuş. Hamileliğimi öğrendiğim anda ben de vajinal doğum yapacağım dedim. Fakat bir sorunum vardı: benim sevgili panik atağım. Olsun, dedim en azından deneyeceğim. Hep kendimi buna şartladım: ben normal doğum yapacağım. İlk üç ayı sabah bulantılarıyla geçirdim. Ama midem bulandıkça yedim, kendimi tanıyorum, bir kere mide bulantısından yemezsem bütün hamileliğimi serumlarla bağlı geçirecektim. O yüzden yedim, 76 kiloyla başladığım hamileliğim 105 kiloyla sona erdi. Bu arada boyum 190 olduğu için yuvarlanmadan yürüyebiliyordum kilolarımla. 

Seçtiğim doktor sorduğum sorulara hazır yazılmış kağıtlarla cevap verince 3. kontrolden sonra kendisiyle bir daha görüşmemek üzere ayrıldık. Uzun sorgulamalar sonucu anne ve bebeğin hayatını tehlikeye atacak herhangi bir sorun olmadıkça asla sezeryan yapmayan doktorum Türkan Mutafoğlu'yla tanıştım. 27. Haftamda bebeğimin olması gerekenden daha aşağıda durduğunu söyledi doktorum. Bu da erken doğum riskini arttırabilicek bir şeymiş. Yürümeyi bıraktım, doğum iznime yıllık izinlerimi de kullanarak erken çıktım. Aklımda her an sürekli erken doğum yapacak olamamın korkusu vardı. Ama ben sık sık bebeğime, dünyaya gelmek için çok erken olduğunu, onu karnımda taşımaktan çok mutlu olduğumu anlattım durdum. Sağolsun dinledi beni, 42 haftalıkken dünyada nefes almak istedi. 

15 haziran pazartesi sabahı tuvalete gittiğimde nişanımın geldiğini farkettim, doktorumun yanına gittim. Herşey yolunda henüz açılman yok muhtemelen 2,3 güne doğumun başlar dedi. Ben panikten günde 2 kere tekrar tekrar yanına gittim. Henüz açılmam yoktu. Salı gecesi ilk sancımı hissettim, uykumdan uyandırdı. Saatte bir aynı şekilde uyandım. Doktoru aradık, suyun gelirse hemen hastaneye geç ama gelmezse sancıların 5 dakikada bir olana kadar evde geçir sürecini dedi. Sabah annem geldi, sancılarım sıklaşmıştı. Eşimin desteğiyle çok rahat atlatıyordum, ama annem dayanamayıp, kızım kalk gidelim sezeryanla alsınlar bebeğini dediğinde, anne bana destek olacaksan kal, köstek olacaksan git diyerek kendisini kibarca evden kovdum. Oysa ki beni normal doğumla doğurmuş ve doğumu çok kolay geçmiş bir anneydi. Sanırım anne yüreği dedikleri bu oluyor. 

Akşam 7 civarı sancılarım 5 dakikada 1'e düştü. Duşa girdim. Çantamızı aldık tam çıkarken birden bağırsaklarım hareketlendi. Vücudun kendini doğuma hazırlaması diye okumuştum. Hastaneye gittik, doktorum karşıladı bizi. Doğumhanenin yanındaki odada NST'ye aldılar. Lavman yapmaları gerekliymiş, istemedim evden çıkarken içimde bişey kalmamıştı zaten, ama ebe kabul etmedi. Yapılması gerek dediğinde sesimi çıkarmadım tamam dedim. Sancıları bir ağrı olarak hiç düşünmedim, her sancıda bebeğime kavuşmama az kaldı, geçiyor, biticek diye kendi kendime konuştum, benim konuşamadığım zamanlarda eşim tekrarladı bunları bana. 

Açılmam 9 cm olduğunda doktorum hadi doğumhaneye dedi. Biraz daha bekleyelim dedim o panikle, hemen gitmek istemedim. Neyse beni ikna etme sürecinin ardından çatal denilen alete yattım. (Hayranım şu istediği pozisyonda doğum yaptıran ülkelerin hastanelerine).  Eşim de yanımdaydı, elini sımsıkı tutarak ondan destek aldım. Doktorum ıkın dediğinde çığlık attım, çünkü filmlerde ıkın dediklerinde kadınlar bağırıyorlardı :). Doktorum ıkınmanın nasıl olduğunu anlattı ve ıkındım. Başı çıktı, derin nefes aldırıp tekrar ıkınmamı söylediğinde bebeğim bir balık gibi kaydı içimden. O anın verdiği hazzın , o eşsiz duygunun tarifi yok sanırım. Hemen göğsüme koydular, inanamadım. Sürekli bu benim mi, başardım mı diye söylendiğimi sonradan hatırlıyorum, sanırım anın şaşkınlığıyla biraz saçmalamışım. 

Bebeğim ile ten tene temas edip emzirdikten sonra doktorum 3 dikişimin olduğunu söyledi. Doğumhaneye girip bebeğimin doğması toplam 4 dakika sürdü. Tekerlekli sandalye getirdiler, istemedim. O kadar uzun boylu değil dediler, neyse dedim oturdum. Zafer işaretiyle çıktım doğumhaneden ve anneme gördün mü başardım işte bakışı attım. O gün bu gündür söylerim, her kadın normal doğum yapabilecek güçtedir. Ve eşim de der ki "Her erkek karısının yaşadığı ve yaşattığı mucizeye tanık olmalıdır." 

Not: "4 kilonun üzerindeyse bebek, normal doğum yapmazsın" diyenlere inat, kızım Ada 4120 gr. 55 cm olarak dünyaya geldi.

Sevgiler,

Sinem 


18 Temmuz 2016 Pazartesi

Yeliz'in Normal Doğum Hikayesi

Merhaba BYBO,

İlkokul ve orta okul arkadaşım olan eşim yıllar sonra sevgilim, nişanlım, kocam olmuştu. Daha bunun şaşkınlığını atlatamadan, 29 Ekim 2013'de kendi cumhuriyetimizi kurduğumuz, aile olduğumuz gün, meğer çekirdek ailemizi de oluşturmuşuz. Hemen hamile kalamam düşüncesindeyken meğer hemen kalıvermişim. Ondan habersiz gezdim tozdum, içtim. Kasık ağrısı ve tatlıya saldırmam adet belirtileridir diye düşündüğümden hiç şüphelenmedim. Bir gün alışveriş merkezinde x-ray cihazlarından geçecekken, güvenliğin “hanımefendi siz buradan geçmeyin isterseniz” sorusuyla irkildim. Eşimle şaşkınlıktan birbirimize bakarken, “hamile olabilirsiniz diye düşündüm” deyince dank! etmesi uzun sürmedi. Ve geçmedim elbette cihazdan. 


Dolaşırken içimiz içimize sığmadı ve hemen çıkıp en yakın eczaneden malum testlerden aldık. O gün de iş arkadaşlarımızla buluşup yemek yiyecektik ve restoranın tuvaletinde yaptığım testte çift çubuğu görünce havalara uçtuk. Arkadaşlarla yenen yemek oldu bize kutlama yemeği. Onlar işe dönerken biz bir doğum uzmanına ultrason ile bebeğimizi görmeye gittik. Evet 5 haftalık hamileydim. Önce kendimiz heyecanımızı atıp ailelere öyle söyleyecektik. Bir biberon alıp ertesi gün annemlere yarın kahvaltıya geleceğiz bir de misafir getireceğiz 1 tabak fazla koyun masaya dedik. Sabah giderken kim geliyor soruları iyice arttı. Hadi biz masaya oturalım o gelir dedik. Masaya oturduğumuzda çantadan çıkardığım biberonu tabağa koyunca, 9 ay sonra gelecek misafirimiz deyince herkes ağlamaklı tebrikler derken, kimse ağlamaktan kahvaltı yapamamıştı. (Eren'in hikayeyi bölen notu: Gerçek bir BYBO'lu o masaya biberon değil, meme koyar!)


Normal doğumcu doktor ararken Manisa’da gayet tercih edilen normal doğumcu Özgür Bey ile karşılaştım. Gayet güzel bilgilendiren, her şeyi tek tek açıklayan doktorumdan çok memnundum. Gayet güzel, rahat bir hamilelik geçirdim. Aldığım fazla kilolar bunun dışında tabii. 2 Temmuz gecesi nişanım geldi. Hemen doktorumu aradık. Geçin hastaneye ebem orda dedi. Baktık ki hiç sancı yok. O gece, ebe “yarın sabah gelin” deyince ayrıldık hastaneden. Sabah kalktık doğuma gidiyor gibi bütün çantaları arabaya indirdik. Gittik yine NST ve yine sancı yok. Birkaç gün içinde olabilir doğum demişti doktorum. Beklemek için eve döndük. O gün hafif hafif başladı sancılarım. Bense adet sancısı çekerken yaptığım gibi bacaklarımı kasıp kapatıyordum. Anneanneme söyleyince hayır kasma sakın engelleme ağrılarını deyince serbest bıraktım kendimi. Ve o gece 2.30 ta yeni yatmıştım ki, kuvvetli bir basınçla sancılandım. Eşim uyanmasın diye yavaşca kalktım yataktan. Tuvalete gittiğimde biraz kanamam vardı. Tuvaletten çıktığımda ise suyum süzülmeye başlamıştı. Ne güzel bir an... Sebebini bilmiyorum ama ağlamaya başlamıştım. Eşimse beni ağlıyor ve suların süzüldüğünü görünce paniklemişti. Hemen hastaneye geçtik. 


Açılmam 2 cm idi. Serum takıldı fakat neden olduğunu sormak hiç aklıma gelmedi. Sancı çekmeye devam ederken saat sabah 05.00’e doğru açılmam 5 cm olmuştu. Anestezi uzmanını dört gözle bekler hale gelmişken, neyse ki epidural iğnem yapıldı. Bu arada mideme baskı hissediyordum meğer oğlum çıkmak için kendini itiyormuş. Aynı zamanda göğüslerim kaşınıyordu, sütlerim gelmeye başlamıştı. Doktorum geldiğinde saat 7.30 gibi ve açılmalarım tamamlanmak üzereydi. Muayene ettiğinde biraz aşağı itmem için çömelerek ve destek alarak ıkınmamı söyledi. Eşime de meyve suyu, kek almasını söylemiş. Yememi istiyorlardı ama ıkınmaktan ve sancıdan yiyebilecek durumda değildim. Son kontrol yapıldığında 08.15 gibi artık doğuma hazırdık biz oğlumla. Doktorum sancın geldiğinde ıkın, ben ıkınma deyince ıkınmayı bırak demişti. Doktorum “hadi canım ver bize bu güzel bebeğini” diye telkin ediyordu. Ikınıyordum ve nefesim tükenince ıkınmayı bırakınca başa dönüyorduk. Bu sebeple biraz zorlandım masada. Bebeğime zarar veririm düşüncesiyle alın beni sezaryana! dedim. Doktorum “Alamam Yeliz, oğlun çok yakında, ver bir elini” deyip elimle oğlumun kafasına dokundurdu. Dokunduktan sonraki sancımda ıkınınca kafası çıktı oğlumun ve doktorum ıkınmamamı söyledi. 


Sonrası bir rahatlama, bir ferahlama ve ağlama krizi. 4 Temmuz 2014 Saat 08:55’te doğurdum oğlumu. Ahmet Erim’im 52 cm, 3.760 kg ve 36 cm baş çevresi ile doğmuştu. Oğlumu hemen kucağıma istemiştim ten tene temas için. Bir muayeneden sonra aldım oğlumu kucağıma. Yok böyle bir duygu, yok böyle bir haz! Odama geçince yarım saat-bir saat içinde emzirdim oğlumu. O gün ve bütün gece gözümü kırpmadım oğluma bakmaktan. Eve çıktığımızda ise hiç yatmadım. Oturup oğlumun altını kendim değiştirdim. Çok rahat hareket edebiliyordum çünkü. Bir kadının yaşayabileceği en güzel hislerden bir tanesi bence normal doğum. Çünkü her şeyi bizzat kendin yapıyorsun. 


Herkese sağlıklı, güzel, kolay doğumlar dileklerimle,


Yeliz









7 Temmuz 2016 Perşembe

Tuğçe'nin Doğal Doğum Hikayesi

Merhaba BYBO,

Doğum hikayeme İna May’in Doğuma Hazırlık Rehberi’nden birkaç sözle başlamak istiyorum; 

"Anne tarafından tecrübe edilen doğum, tüm memelilerdeki fiziksel işleyişlerin Everest'idir. Daha önce görmediysek eğer, bu kadar büyük bir şeyin böyle küçük yerden dışarı çıkabileceğini hayal edemeyiz. Ama aslında bu her gün oluyor." 
"Doğum, onu tecrübe eden kadına içsel bir güç ve bilgelik veren bir tecrübe olabilir." 
"Rahim benzersiz bir organdır. Eğer erkeklerin böyle bir organı olsaydı,onunla gururlanıp böbürlenirlerdi. O yüzden biz de böbürlenmeliyiz." 
Hamileliğimin başından beri doğal doğum yapmak istiyordum. Bedenim, zihnim ve ruhum ile buna hazırlanmaya çalıştım. 17. haftada yogaya başladım. Nefes egzersizleri ve meditasyon yaptım. Doğum kurslarına katıldım. Hamile olan ve benden önce doğum yapmış birçok arkadaşım vardı, onlarla konuşup deneyimlerinden yararlandım. Ina May’in doğum hikayeleri beni cesaretlendirdi. Her kadının birbirinden farklı, benzersiz bir doğum hikayesi vardı. Kimisi çok sancılı, günler süren, kimisi beklenmedik bir anda hızlı ve acısız gelişen. En nihayetinde hepsi birbirinden güzel ve özeldi. 

 Hypno Birthing ve İç Güdüsel Doğum kitaplarını okudum. Doğumu gerçekleştirme gücünün her kadının içinde var olduğunu, içgüdülerimizi kullanmamızı ve korkulardan uzak durmamızı öğütlüyorlardı. ‘Korku olmadığı zaman ağrı da olmaz. Korku,rahme giden atar damarların daralmasına ve gerginleşmesine yol açarak ağrıyı yaratmaktadır. Korku olmadığında kaslar rahatlayıp bükülebilir hale gelir, bedende kalp atışları ritmik şekilde devam ederken rahim ağzı doğal olarak incelip bebeği kolayca dışarı çıkarır.’ 


Doğumumun hep kolay ve rahat gerçekleşeceğini hayal ettim. Korkularım ve endişelerim olmadı. Kendimi doğum yaparken gördüğüm rüyalarımda bebeğim hep kolay bir şekilde geliyordu. Doğumun nasıl ve ne zaman başlayacağına bebeğim karar verecekti. Ben kendimi olayın akışına bırakacak ve onun planladığı zamanda onunla birlikte hareket edecektim. Doğumu Amerika’da yapacaktım. Gitmeden önce doğal doğum yaklaşımını benimseyen bir doktor arayışına girdim. Bloglarda araştırmalar yaptım, doğum yapan kadınların yorumlarını okudum ve Doulalar ile yazıştım. Seçtiğim doktor o şehirde iyi bilinen iki doğal doğumcu doktordan biriydi. 


34. haftadan itibaren kontrollerim için ona gitmeye başladım. Doğumdan bir gün önce 38. hafta kontrolüm vardı. 4 haftadır bebeğimizi ultrasonla görmemiştik. Doktor rahimdeki suyu kontrol etti, bebeğimizin ölçümlerini yaptı ve ‘her şey mükemmel şekilde normal’ dedi. Bir sonraki hafta muayene gününü kesinleştirerek doktorun yanından ayrıldık. Ertesi gün çok yoğun bir gün geçirdim. Sabah erkenden yoga dersine gittim. Eşim her zaman yaptığı gibi beni ders sonrası aldı ve birlikte uzun bir kahvaltı yaptık. Kahvaltı sonrasında bulunduğumuz mahalledeki dükkanları gezdik, bol bol yürüyüş yaptık. Zaten son bir aydır neredeyse her günümüz gezerek dolaşarak geçiyorduk hamileliğimin en güzel zamanlarını geçiriyordum. Öğleden sonra Mount Soledad’a çıktık, şehir ve deniz manzarasını seyrederek bankta sandiviçlerimizi yedik. Oradan arabamıza binip eve mi gitsek derken bir aydır alamadığımız terliklerden almak için rotamızı yeniden açık hava bir alışveriş merkezine çevirdik. Bu arada saat akşam üzeri 5-6’yı bulmuştu. O gün dışarda gezerken karnımı hep alttan tutma ihtiyacı hissettim, sanki karnım aşağı düşecek gibi geliyordu. Birkaç mağazaya girdikten sonra kendimi yorgun hissetmeye başlamıdım, eşime eve gitmek istediğimi söyledim. Arabaya doğru yürürken saat 19:00 civarıydı ve artık karnımın alt kısmında epey bir basınç hissediyordum. Eşime dönüp ‘ne dersin bu gece bir anda geliveriyormuş’ dedim. Birbirimize yok canım daha neler diyen gözlerle baktık. Doğuma yaklaşık 2 hafta vardı ve biz daha hastane çantasını bile hazırlamamıştık. 


Arabada belimin arkasında önce hafif başlayan, sonra artan, sonra da kaybolan hareketlenmeler olmaya başlamıştı. Rastgele değil belli bir düzenle geliyorlardı ama ben bu hareketlenmenin doğum öncesi hazırlığı olduğunu düşünmüyordum. Eve vardığımızda karnım açtı, doğum başlamış mıydı bilmiyordum ancak eğer öyleyse doğuma giderken aç kalmamam gerektiğini okumuştum. Kendime havuçlu, kırmızı biberli bir kinoa salatası hazırladım. Doulamın bana verdiği broşürleri okuyarak kasılmaları anlamaya çalışıyordum. Daha önce Braxton Hicks denen kasılmalardan hiç yaşamamıştım, o nedenle bu hareketlenmenin yalancı kasılma mı yoksa doğumun başlangıcı mı olduğunu anlamak kolay değildi. Saat 21:30 sıralarında evde elektrikler kesildi! Bir aydan fazladır Amerika'daydık ve bu ilk kez başımıza geliyordu. Bizim memlekette değil de gidip oralarda elektrik kesintisine denk gelmiş olduğumuza inanamıyorduk. Kaldığımız daire 17. kattaydı ve kesintiden dolayı asansörler çalışmıyordu. Saat 22:00 olduğunda artık kasılmalarım sıklaşmaya başlamıştı, ancak hala şiddeti beni mahvetmiyordu. Kasılma geldiğinde koltuktan kalkıyor, etrafta geziniyor, pilates topuma oturuyor ve gelen kasılmayı öylece geçirmeye çalışıyordum. Hala doğumun başlamış olduğuna inanmıyordum. Eşim ise bana belli etmemeye çalışsa da panik olmaya başlamıştı. Karanlıkta hastane çantasını hazırlamaya calışıyordu, ben de ona eşyaların nerede olduğunu tarif ediyordum. Elektrik olmayınca yatıp dinlenmeye karar verdim, karanlık belki de oksitosin için daha iyiydi. 15 dakikalık kısa uykular uyuyordum, sonrasında kasılma geliyor yataktan fırlıyor, duvara tutunuyor, sağa sola hareket edip üstesinden geliyordum. 


Saat 23:00 civarı eşimle pencereden dışarı baktığımızı hatırlıyorum. Elektrikler hala kesikti ama bu durum beni strese sokmuyordu, çok sakindim. Geceyi bu şekilde geçiririm doğum ilermiş olursa da sabah hastaneye gideriz diye düşünüyordum. Doulam ve doktorum mümkün olduğunca doğumun ilk aşamalarını evde geçirmemi öğütlemişlerdi. Hasteneler 1-2 cm rahim açıklığında gidildiğinde geri gönderiyorlardı ve doktorum açıklık 10 cm olana kadar zaten hastaneye gelmiyordu. İlk aşamayı evde geçirmek telaşlanmamak ve rahat etmek açısından çok daha iyiydi. Gece 12 gibi tuvalete gitme sıklığım arttı, 3 kere üst üste ağrılı biçimde kaka yaptım. O zaman artık aktif doğumun başlamış olduğuna ikna oldum. Çok şükür ki 1 gibi gibi elektrikler geldi. Aynı anda yeniden tuvalete gittim, bu defa yoğun bir kanama geldiğini farkettim. Eşime hemen doktorumuzu aramasını söyledim. Eşim doktorumuzu arayıp durumumu aktardı. Doktor kanamanın serviksin açılmasından kaynaklandığını söyledi ve benim ağrılara dayanıp dayanamadığımı sordu. O sırada kasılmaların gelme sıklığı 10 dakikada birdi ve ağrısıyla baş edebiliyordum. Bunun üzerine doktorumuz evde bir süre daha kalmamızı, kasılmalar 5 dakikada bire indiğinde onu tekrar aramamızı söyledi. Telefonu kapatır kapatmaz kasılma sıklığım bir anda 3 dakikada bire indi ve şiddeti zirveye çıktı. Artık kasılmalar geldiğinde yogada yaptığımız gibi inlercesine sesler çıkararak ağrıyı bastırmaya çalışıyordum. Hastaneye gitme vaktimiz gelmişti ancak hazırlığımızı önceden yapmamış olduğumuz icin eşyaları aşağıya taşımak gerekiyordu. Bu sırada doulalarıma da ulaşmaya çalışıyorduk. Birisinin telefonu kapalıydı, diğeri de o sırada başka bir doğumda bulunuyordu. Doğumum zamanından önce başlamıştı ve ikisinin planlarında bu yoktu. Tanımadığımız başka bir doulayı göndereceklerdi. Eşim canım sıkılmasın diye bu durumu o sırada bana söylemedi, hastaneye gittiğimizde tanımadığım biriyle karşılaşacaktım.   Doulalar yanımızda olamayacağı için eşim yolda bana destek olabilsin diye hastaneye Uber ile gitmeye karar verdik. Uber’i çağırdığımızda saat 2:00 olmuştu. Araç gelene kadar eşim eşyaları taşımak için aşağıya indi, ben evde kaldım. Kasılmalarla yalnız başa çıkmak durumundaydım, derin nefesler alıp vererek kendimi sadece buna konsantre etmeye, başka hiç birşey düşünmemeye çalışıyordum. Eşim beni almak için son kez yukarı geldi, aşağıya rahat inebilmek için gelecek ilk kasılmayı bekledik ve geçer geçmek daireden çıktık. Lobiye indiğimizde ikinci kasılma gelmişti bile. Uber şoförü beni o an gördüğünde şoka girmiş olmalıydı, muhtemelen ilk kez böyle bir tecrübe yaşayacaktı. Araca biner binmez eşim doktoru yeniden arayıp yolda olduğumuzu haber verdi. 


Hastane 37 km uzaklıktaydı, en az yarım saat yol demekti. Evet çok ağrım vardı, kimi zaman bağırarak kimi zaman derin nefesler alıp vererek dayanmaya çalışıyordum. Bel kemiğim hareket ediyordu ve eşim durmaksızın belime masaj yapıyordu. Biz yoldayken saatler 1 saat ileri alınmış, hastaneye varıp giriş yaptığımızda 3:45’ti. O halimle içinde küvet olan doğum odalarından olsun diye ısrar ediyor, doğum öncesi kullanmak için hala vaktimin olduğunu sanıyordum. İlk girdiğimiz odayı bu nedenle değiştirdik, üstelik pilates topum da yanımdaydı! Odaya giriş yaptıktan sonra ebe hemşire ilk iş rahim açıklığımı ölçtü ve ‘9 cm’ dedi. ‘9 cm mi’ diye tekrarlayıp hayretler içinde kaldığımı hatırlıyorum. Açılma çok hızlı gerçekleşmişti. İlk aşamaları hasteneye gelene kadar geçirmiş, aktif doğum aşamasına geçmiştim. Doktora bilgi verildi. Kimse herhangi bir ağrı kesici önermedi, benim de aklıma bile gelmedi. Aradan 15 dakika geçtiğinde ağrı ve basınç daha yüksek seviyeye çıktı. Bunun üzerine ebe hemşire yeniden ölçüm yaptı ve tam açıklık dedi. Yeniden doktoru aradılar ve beklemeye başladık. O anlar ne kadar sürdü tam hatırlamıyorum ancak doktor bir an önce gelsin diye dua ediyordum. Sanki bebeğim yerinden fırlamak üzereydi ve ben çıkmasın diye onu tutuyor gibiydim. 4 buçuk gibi doktor gelince odayı doğum düzeneğine hazırladılar, o da hemen suyumu patlattı. 


Bizim deyimimizle ıkınma, onların deyimiyle ittirme süreci başlamıştı. Hemşireler nefesimi nasıl kullanmam konusunda beni bilgilendirdiler. Doktor da ‘push, push, push, keep going, keep going’ diyerek beni yönlendiriyordu ama her şeyi ben yapıyordum. Dalga geldiğinde 10’a kadar sayıyorlar, ben bütün nefesimi kızımın bulunduğu kanala yönlendirip ittiriyordum ve bunu her defasında 3 kez tekrarlıyorduk. Aralarda da dinleniyordum. Her dalgayla kızım bize biraz daha yaklaşıyordu. Bebeğin çok saçı var diyorlardı, aynayla bakmak ister misin. Yok, o bana fazlaydı. Eşim bütün bu süreçte yanı başımda elimi tutuyor, bacaklarıma masaj yapıyor, beni serinletmeye çalışıyordu. Hastanede tanıştığım Doula da hemen yanımdaydı ancak eşimin varlığı çok daha fazla güç veriyordu. Doktor çok az kaldı dedi, birkaç ittirmeden sonra gelecek. Tam da dediği gibi oldu, son güçlü ittirmemde kızımız hooop diye çıkıverdi, çıktığını kucağıma verdiklerinde anladım, saat 5:25’ti. O ilk saniyeler sanki şok anı gibiydi, aynı anda bir sürü duygu yaşadım. Bir yandan onunla konuşuyor, gülüyor, bir yandan hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Minicik bir surat bana bakıyordu. 


Bütün bir yolu birlikte katetmiştik. Çok ama çok güzeldi. O ana kadar hayatta yaşadığım en inanılmaz deneyimdi. Eşimle sadece ikimizdik ve bu olayı bizim için daha mahrem daha özel kılmıştı. Başbaşa kızımızın gelişini kutluyorduk, şaşkındık, mutluyduk. Kan akışı bitince kordonu o kesti. Biraz yırtığım olmuştu, doktor onlara dikiş atarken biz ilk selfie’mizi çekiliyorduk. Doğumdan 15 dakika sonra da ailelerle facetime ile konuştuk, herkese sürpriz yapmıştık. Çok güzel bir doğum olmuştu, dileseydim ancak böylesini dilerdim. Ben daha anlayamadan doğum başlamış, rahim çok hızlı açılmış ve kızım sorunsuz, sağlıklı bir şekilde gelivermişti. Her anını hissederek yaşamıştım. Kızımı göğsüme verdiklerinden hastaneden çıkana kadar 2 gün boyunca aynı odada ten tene kaldık hep, emzirmemiz de ilk anda başlamış oldu böylece. 


Doğumumun üzerinden şimdi 3 ay geçti ve biz eşimle hala o geceyi konuştuğumuzda hayretler içinde kalıp şöyle diyoruz; Ne kadar mucizevi ve bir o kadar da sıradan bir an.


Herkese mutlu doğumlar dilerim,


Tuğçe








Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım