12 Eylül 2016 Pazartesi

Yapılandırmak ve Yasaklamak

Yetişkinlikte dahi olarak nitelendirilen insanların çocukluklarına dönüldüğünde, ailelerinde kural sayısının ortalama ailelerden çok daha az olduğu görülüyormuş. Disiplin cezalarının kaldırıldığı bir okulda disiplin suçu azalmış. Ceza verilmeyen çocuklar daha dürüst oluyorlarmış. Amerika’da dini kurallarla büyütülmeyen çocuklar, daha ahlaklı davranıyorlarmış. Bunların hepsi gerçek araştırma ve hayattan örnekler. Bunlar doğru. Ancak yanlış anlaşılmaya da açık. Bunlardan çıkaracağımız sonuç, çocuğu kuralsız büyütmemiz mi? Hayır!

Kurallar koymak, yasaklarla geliyorsa, çocuğa devamlı “Onu yapma, bunu yapma, şunu yap, bunu yap” deniyorsa, yani çocuk rahat bırakılmıyorsa, bu kurallar yarardan çok zarar getirir. Amaç çocuğu belli davranışlara yöneltmekse, kurallar koymadan önce, ev (ve okul) yaşamını yapılandırmayı tercih etmeliyiz. Yapılandırma çocuk yetiştirmede kilit rol oynuyor. Biz oğlumuza televizyon izleme demedik. Bakıcısına televizyon izlemeyi yasaklayıp, paranoyak biçimde takip etmedik. Eve televizyon alınmadı. O zaman televizyon açılmadı. Kimse televizyon açamadı. Kural koymamıza gerek kalmadı. Evi televizyonsuz olarak yapılandırdık. Televizyondan vazgeçemiyorsanız, televizyona kilit koyun ve sadece çocuğun uyuduğu saatlerde açın. İşte bu yasak yerine, yapılandırmadır. Olmayan şeyi yasaklayamazsınız.
Çocuğa yiyemeyeceği yemekler listesi oluşturmayın. Yemesini istemediğiniz yemekleri eve almayın. Görmesin, bilmesin, dolayısıyla yemesin. Yemesini istediğiniz şeyleri zorla yedirmeye çalışmayın. Her gün, her öğün önüne yararlı yiyecekler koyun. Kreşe gidince, arkadaşları ile beraberken belli kısıtlamalar zorunlu olabilir. Ama yine de kurallar basit tutulabilir. Çocuğun yemesini istemediğiniz şeyleri genel olarak eve almayın.  (Bu içecekler için geçerli değil. Elbette çocuğun alkol veya kafein almasına izin vermiyoruz). Ben bu yapılandırmayı kendime de uyguluyorum aslında. Tatlı alıp, yememeye çalışacağıma, baştan almıyorum. Bu diyeti yapılandırmaktır.

Çocuğa şu saatte uyuyacaksın diye baskı yapmayın. Yatma saatini belirleyin. O saate yaklaşınca rutinleri uygulayın. Saati geldiğinde zaten uyuyor olmalı. Bu olumlu bir döngü. Seyahatte bozulursa, biraz zaman alsa da aynı rutine dönebilirsiniz. Oğlum ilk kez 2.5 yaşında hava karardıktan sonra herkesin uyumadığını fark etmiş ve omuzumda uykuya dalarken şaşkınlıkla, “Hava karardı, ama insanlar uyanık, insanlar hala uyanık” diyerek sızmıştı. Bir kuraldan çok, alışkanlık olmalı erken uyumak. Bu zamanı yapılandırmaktır.

Emeklemeye başladığında, her yeri onun için güvenli hale getirip, kendine zarar vereceği her şeyi ortadan kaldırıp, elektrik prizlerine ve çekmecelere, dolap kapaklarına çocuk kilidi takıp, gerekirse mobilyaları bile kaldırınca, pencereleri yukarı doğru açılıp kapanır hale getirip, kütüphane kapısını kilitli tutunca, devamlı olarak “Oraya çıkma, buna dokunma, bu kitabı yırtma, bu eşyayı kırma” diye bağırmak zorunda kalmazsınız.  Bu fiziksel ortamı yapılandırmaktır.
Sevmediğimiz şeyler yaptığında kızmak yerine, konuşmaya çalıştık, neyi neden istediğimizi açıklamaya uğraştık. Her zaman başaramasak da, sakin kalmaya çabaladık. Bekledik, sabrettik. Zamanla çoğu davranışının istediğimiz yönde değiştiğini gördük. Her davranışını şekillendiremedik, çünkü o da iradesi olan bir insan. Bunları da kabullenmeye çalıştık. Bu çocuktan önce, kendi hareket ve beklentilerimize kısıtlar koyarak, psikolojik ortamı yapılandırmaktır.

Mesela Amerika’da dini kurallarla büyütülmeyen çocuklara, ahlak eğitimi veriyormuş aileleri ve bu ahlak eğitimi de temel bir ilkeye dayanıyormuş. Altın kural. Kendine nasıl davranılmasını istiyorsan, başkalarına da öyle davran! Her duruma özel sayısız kural yerine, her durumda uygulanabilecek tek bir kurala göre hareket ediyor yani çocuklar. Çalmak kötüdür demenize gerek yok. Benim eşyamın çalınmasını ister miydim diye soracak çocuk. Cevabı belli. Çalmaması gerektiği sonucuna kendi aklı ve vicdanıyla varacak. Dedikodu, zorbalık, hırsızlık, yalan, kayıtsızlık, düşüncesizlik, bunların hepsinin kendine yapıldığını hayal edecek ve nerede nasıl davranması gerektiğini bulacak. Bunu cezadan korktuğu için değil, etrafıyla empati kurduğu, kendini başkalarının yerine koyduğu için yapacak. Altın kurala uyamadığı zamanlarda, davranışlarının iyi olmadığını bilecek. Kimsenin söylemesine gerek kalmayacak. Yani tek bir kural, bin kuraldan etkili olabiliyor aslında. Kafa karıştırmıyor, istikrar sağlıyor, her durumda uygulanabiliyor ve kuralın çok temel, insani bir mantığı var. En küçük çocuk bile anlayabiliyor. Ortak bir ahlak dili yaratılıyor evde. En başta bahsettiğim disiplin cezalarının kalktığı okulda da, çocuklara yaptıklarının etkileri açıklanıyor ve bunları düşünerek yarattıkları sorunları çözmeleri bekleniyormuş. Bu çocuğa sorumlulukların en büyüğünü, durumu değerlendirme ve uygulama sorumluluğunu vermektir, çocukta vicdan ve sorumluluk duygusu oluşturmaktır.
Yasaklar yerine, bir dolu kural yerine, yapılandırılmış bir çevre yaratmaya çalışın çocuğunuza. Alışkanlıklar edindirin, rutinler oluşturun. 

Vicdanını geliştirmesini teşvik edin. Kurallara uymak için, sorumluluk hissettiği için doğru olanı yapmayı öğretin. Tonlarca kural koymak yerine, temel ilkeleri anlatın. Beklentileriniz ahlaklı mı, istikrarlı mı, gerçekçi mi, onu da görmüş olursunuz açıklarken. Gerçekçilik çok önemli.  Çocuktan isteklerinizin, beklentilerinizin sınırları olmalıdır. Bu sınırları da çocuğun yaşı, aile ortamı, yaşadığınız kültür ve çocuğun karakteri belirler. Çocuğunuzun karakterine aykırı davranış biçimleri talep etmeyin, yaşının ötesinde olgunluk beklemeyin, iradesinin sınırlarını zorlamayın. Çocuk olduğunu, bir kişiliği olduğunu unutmayın. Mesela konuşkan çocukları devamlı susmaya, utangaç çocukları sosyalleşmeye zorlamayın. Tabii ki, istenmeyen davranışlarını törpülemeye çalışabilirsiniz, ama onun karakterini göz önüne alarak.

Koyduğunuz kurallar temel, mantıklı, anlaşılması kolay, uygulanması mümkün ve az sayıda olsun. Kurallar gereklidir, ama hayatın her yanı kural ve yasak dolarsa, bu herkes için işkenceye döner ve işe yaramamaya başlar, gerginlikler yaratır. Kurallar çeliştiğinde, temel ilkelerinize dönün. O ödev bitecek ve 9’dan önce uyunacak diyorsanız ve 9’da ödev bitmediyse, hangi kural sizin için daha önemli iyice düşünün ve duruma uyum sağlayın. Bazen uyku, bazen ödev önemli olabilir, ama bunlara rastgele, inadına, fevrilikle değil, düşünerek karar verin. Çocuğunuza neden erken yatmanın önemli olduğunu da, neden ödev tamamlamanın  önemli olduğunu da, neden bu sefer ödevini bitirmeden yatmasını istediğinizi (ya da tam tersini) de anlatın. “Öyle dedim!” deyip geçmeyin. Önemini, nedenlerini ve sonuçlarını kavramasını sağlayın.

Kural ve ceza çok olursa, bu çocukları yalan söylemeye itiyormuş. Bu da şaşırtıcı değil. Cezadan kaçmak isteyen çocuk yalana başvurabilir. Davranışlarında yönlendirici soru neyin doğru olduğu değil, neyin ceza getireceği olmaya başlar. İradesini ve muhakemesini kullanamadığını hisseder. Mümkün olan her yerde yapılandırma, konuşma, anlatma, örnek olma yoluna gitmek faydalı. Çocuğun iradesini anlamsız yere zorlamayın, kırması garantili kurallar koymayın. Çocuğun göreceği ve erişeceği yere kurabiye dizip, buna dokunmak yasak derseniz, geri döndüğünüzde bir kurabiye eksik, bir ağız dolu olacaktır. Bu noktada “Kurabiyeyi sen mi yedin” diye sorarsanız (cevabını biliyorsunuz, sormayın), çocuğu gereksiz yere yalan söylemeye teşvik etmiş olacaksınız.
Yani kural, yasak ve ceza konusunda tutumlu olun, gerekli olduğu kadar, gerekli olduğu yerde ve mümkün olduğu kadar az kullanın. Çocuğunuzun davranışlarını, çevresini ve aile hayatınızı yapılandırarak yönlendirin. Altın kuralı tekrar tekrar her durumda anlatın ve içselleştirmesini sağlayın. Kendiniz de uyun ve örnek olun. Ben çocuk olsam, anne-babamın bana nasıl davranmasını isterdim sorusu aklınızdan hiç çıkmasın. Çocuğunuzun istediği gibi davranın demek değil bu, ama onun ne istediğinin de farkında olmak, kural koyarken onun bakış açısını da düşünmek demek. Bu da ebeveynliğin altın kuralı işte.

Aysuda Kölemen

10 Eylül 2016 Cumartesi

Başarılı Çocukların Ailelerinin Sırları

IFLScience sitesi başarılı çocukların ebeveynlerinin 16 ortak özelliğini toplamış. Bu özellikler aylar süren çalışmalarla ulaşılan sonuçlar. Bu maddeleri nasıl hayata geçirebileceğinize dair kendi fikirlerimi ekleyerek makaleyi çeviriyorum. Buyrun:

1- Başarılı çocukların aileleri çocuklarına iş yaptırıyorlar. Çocuklara hayatın parçası olduklarını öğretmenin en iyi yolu hayata dair işler yaptırmaktır. Ev içerisinde yaşına uygun olan işleri kendilerine yaptırın, onlar için bütün işleri siz yapmayın.


2- Başarılı çocukların aileleri çocuklarına sosyal beceriler kazandırıyorlar. Sosyal çocuklar akranlarıyla yönlendirmeye ihtiyaç duymadan anlaşabiliyorlar, onlara yardımcı oluyorlar, onların hislerini anlıyorlar ve sorunlarını kendileri çözebiliyorlar. Sosyal bir çocuk yetiştirmek için  doğumundan itibaren çocuğunuzu akranlarıyla bir araya getirin, genel geçer görgü ve ahlak kurallarını evde öğretin ve dışarıda diğer çocuklarla ilişkisine (olağanüstü bir durum olmadığı müddetçe) müdahale etmeyin.

3- Başarılı çocukların aileleri çocuklarından beklentileri yüksek oluyor. Gelirinizden ve imkanlarınızdan bağımsız olarak çocuğunuz için en yüksek eğitimi hedefleyin ve o hedefe ulaşabilmesi için çocuğunuza elinizden gelen her türlü imkanı hazırlayın. Eğer 2. ya da 3. ya da 4. çocuk ilk çocuğunuza verebileceklerinizi sınırlayacaksa sahip olmak istediğiniz çocuk sayısını iyi düşünün.

4- Başarılı çocukların aileleri iyi geçiniyorlar. Birlikte olsunlar ya da ayrılmış olsunlar; iyi anlaşan ebeveynlerin çocukları daha mutlu oluyor. Sürekli huzursuzluk ve stres altında yaşayan çocuğun başarılı olma ihtimali düşüyor.

5- Başarılı çocukların aileleri tartışmalarını çocuklarından gizli sürdürmüyorlar. Bu konuda geçtiğimiz senelerde BYBO Facebook Sayfasında yazmıştım. Sanılanın aksine çocukların yanında tartışmak sağlıklıdır! Tabii tencere tavanın uçtuğu, tekmelerin yumrukların savrulduğu tartışmaları kastetmiyorum :) 
Çocuğun, annesiyle babası arasında bir anlaşmazlık olduğunun farkında olması ve bu anlaşmazlığın bir noktada çözüme ulaştığını görmesi duygusal gelişimi açısından olumlu olduğu gibi, özgüvenini geliştirmesine de yardım eder. 
Asla annesiyle babasının tartıştığını görmeyen çocuklar gerçek hayatta çelişkilerle karşılaştıklarında ne yapacaklarını bilemez ve bir çare geliştirmekte zorlanırlar. Tartışmaya tanık olmak çocuğun düşünmesini ve durum değerlendirmesi yapabilmesini sağlar.
6- Başarılı çocukların ailelerinin de eğitim seviyeleri yüksek oluyor.
7- Başarılı çocukları aileleri onlara matematiği erken yaşlarda öğretiyor. Çocuğun okula başlamadan önce sayıları, sıralarını ve temel matematik hesapları bilmesi daha başarılı olmasına yardımcı oluyor.
8- Başarılı çocukları aileleri onlarla belli bir ilişki geliştiriyor. Hayatlarının özellikle ilk 3 yılında ailelerinden kesintisiz ve yeterli ilgi gören çocuklar hem akademik hayatta hem de özel ilişkilerinde daha başarılı oluyorlar.

9- Başarılı çocukları ailelerinin stres düzeyi düşük oluyor. Sanılanın aksine 3-11 yaş arası çocuklarla annenin yoğun olarak geçirdiği vaktin mutlu ya da başarılı olmalarında fazlaca etkisi yok. Özellikle Türkiye'de annelerin çocukları için "saçlarını süpürge etmiş" olmalarının sonucunda üstün başarılı bir millet olarak varlık göstermeyi başaramamış olmamızı örnek gösterebilirim. Ev işi ve/ veya profesyonel işlerden arta kalan zamanı yaratmak ve çocuğa ayırmak için stres yaşayan anne bu sıkıntısını çocuğa da yansıtıyor. Somut olarak olmasa da çocuk bu stresi hissedebiliyor ve kendisi benzerini yaşıyor.  

10- Başarılı çocukları aileleri çabaya zaferden daha fazla önem veriyorlar.

11- Başarılı çocukların annelerinin bir kariyeri var. Harvard Business School bir çalışma yapmış. Sonuçlarına göre çalışan annelerin kızlarının meslek sahibi olma, yönetici pozisyonunda olma ve daha çok para kazanma ihtimalleri çalışmayan annelerin kızlarınkinden daha fazla. Çalışan annelerin oğulları da çalışmayan annelerin oğullarına kıyasla daha özenli, daha paylaşımcı ve ev işlerinde daha çok yardımcı/ aktifler. Yine BYBO FB sayfasında düzenli olarak hattırlattığım gibi:  


Tohumlar fidana

Fidanlar ağaca
Ağaçlar ormana
Anneler işlerine

Dönmeli yurdumda!


12- Başarılı çocukları ailelerinin sosyoekonomik statüleri daha yüksek. Evet, bu konuda yapılabilecek fazla bir şey yok. Ama sosyoekonomik statünüz çocuğunuz için en iyisini hedeflemenize ve elinizden geleni yapmanıza engel değil. Bugünün başarılı insanlarının önemli bir kısmı fakir ailelerden geliyorlar.

13- Başarılı çocukları ailelerin baskıcı değil, otoriterler. Yani çocuğu mantıklı ve makul kurallar dahilinde eğitiyorlar. Çocuk kanuna ve kurala saygı duymayı ancak bunların altında ezilmemeyi öğreniyor. (BYBO Grupta neden kurallarımızın bulunduğunu anlayan ve kurallara saygı duyan ailelerin çocukları bu sebeple daha başarılı olacaklar muhtemelen :)

14- Başarılı çocukları aileleri çocuklarına metaneti ve direnci öğretiyorlar. Çocuklarınıza hayal kurmayı, hedeflemeyi, amaçlamayı ve bu amaca ulaşmak için çalışmayı öğretin. Boyun eğen, kabul eden, çalışmayı bırakarak tevekkül eden çocukların başarılı olma ihtimalleri zayıf olur.

15- Başarılı çocukların aileleri çocuklarına komplike olmayan ve kolay telaffuz edilebilen isimler koyuyorlar.



16- Başarılı çocukları aileleri doğru beslenme alışkanlıklarının önemini kavramış oluyorlar. Sanırım BYBO'da en çok konuştuğumuz konulardan biri doğru beslenme. Uzun zamandır BYBO beslenme kurallarını uygulayan ebeveynlerin çocukları muhtemelen çok başarılı olacaklar :)

Son olarak şunu eklemek istiyorum: Başarılı çocuk muhakkak akademik olarak başarılı çocuk olmak zorunda değildir! Çocuğunuzu yeteneklerine göre yönlendirmelisiniz. Dünyada üstün başarılı sanatçıların ve sporcuların olduğunu unutmayınız.

Özet: Başarılı çocuklara sahip olmak için her ne yapıyorsan yapmaya devam et BYBO!

15 Ağustos 2016 Pazartesi

Benim Kütüphanelerim

Princeton 20 bin kişilik bir kasaba. Dünyanın en iyi üniversitelerinden birini barındırıyor. Kasabadaki çoğu kişi üniversite ile bağlantılı. Üniversitenin içinde sanırım 5 tane kütüphane ve o kütüphanelerde milyonlarca kitap var. Ama üniversitenin hemen karşısında, yine de bir şehir kütüphanesi var. Kocaman. Çocuk kitapları katına çıkıyoruz. Onbinlerce çocuk kitabı bizi bekliyor. Henüz emekleyen ve daha yeni yürümeye başlamış bebekler, yanlarında anne, babaları, kütüphanede vakit geçiren ilkokul çağında çocuklar, rahat koltuklara yayılmış, yere oturmuş, oyun odasında legolarla uğraşan bir sürü çocuk ve ebeveyn… Hemen yanında masalarla dolu bir balkon var. Cennet. Saatlerce kitap seçiyor, okuyoruz. Kitapların hepsi özenle seçilmiş, itinayla korunmuş. Sadece İngilizce değil, pek çok dilde kitap dolu. Oğlum akşam dayısına gününü anlatıyor. “Bugün çok büyük bir kitapçıya gittik.” İçim cız ediyor. Oğlum kütüphanenin ne olduğunu bilmiyor. Babasıyla biz kütüphanelerden çıkmayan insanlarız halbuki... Mahallemize bir kütüphane kurma hayalimiz var, ama doğduğu günden beri her gün kitap okunmuş oğlum, haftasonlarında kitapçılara götürülen oğlum, kitapları kitaplığına sığmayan oğlum, kütüphane ne bilmiyor. Kendi kütüphane maceramı düşünüyorum.
Heidelberg Üniversitesi Kütüphanesi
Ortaokul ve lisede uzun öğle teneffüslerinde, boş derslerde gidip, ödevler için araştırma yapıp, öğrencilere kapalı bölümden bize yasak olan Aziz Nesin kitaplarına bakıp, yurtdışından son gelen gençlik dergilerini inceleyip, fısır fısır muhabbet ettiğimiz, okuldan sonra klüp toplantıları yaptığımız her zaman güneş dolu, sıcacık kütüphanemiz. Şimdilerde televizyonda ciddi ciddi konuşan bir arkadaşım, o zaman kütüphanecileri delirtmek için raflardaki etiketleri değiştiriyor akşamları çıkarken. Sonra üniversite: Ortası tavana kadar yükselen, büyük bir kütüphane, içinde yüzbinlerce kitap. Özel bir köşemiz var. Akademik dergileri raflardan masalara taşıyıp, fotokopi çekmekten kas yapıyorum diye dalga geçiyorum. Bazen yan masamızda Erdal İnönü oturuyor. Kendi dünyasında birşeyler okuyor, çalışıyor. Arkadaşım Almanca şiir bulmaya gidiyor; ben sanat akımlarıyla ilgili kitaplara göz gezdiriyorum; kardeşim Romalıların Türk olduğunu iddia eden tarih kitaplarıyla dalga geçiyor, okumamı tavsiye ediyor. Bir odada, gönüllüler görme engelliler için kitaplar okuyup, banda kaydediyor. Sınav dönemlerinde kütüphane doluyor. Son senemizde elektronik dergiler geliyor. Nerede kaldınız diye soruyoruz. 
Washington Kongre Kütüphanesi
New York’un girişinde aslan heykellerinin kitapları korumak üzere beklediği şehir kütüphanesi. İçinde her çeşit, her yaştan insan. Washington’da Kongre Kütüphanesi… Dev kubbedeki pencerelerden, etrafa ışık hüzmeleri süzülüyor. Huzur veren, insanın çıkasının gelmediği, dünyanın en güzel mekanlarından biri. Doktora yaptığım üniversitenin gösterişsiz, ama milyonlarca kitaplık kütüphanesinde geçirdiğim günler, geceler, üstünde uyuyakaldığım koltuklar, tez yazarken ikinci evim olan çalışma kabinim, kütüphanenin soğuk sandviçleri, kötü kahvesi, güler yüzlü çalışanları ve hatta kütüphanenin önünde “Hepiniz cehennemde yanacaksınız” diye günün muhtelif saatlerinde bağıran deliyi gülümseyerek hatırlıyorum (çünkü Amerika’da kütüphane önlerinde istenenin denilebilmesi bir gelenek, başka yerde bağırsanız polis gelir halkı rahatsız ettiğiniz için). 
New York Halk Kütüphanesi
Bir dönem Oxford Üniversitesi’nde okuyorum. Sanki bütün şehir kütüphane havasında. Ama asıl mücevher merkez kütüphane. Kütüphaneyi kullanmak için, şahitler huzurunda törenle yemin ediyorum: “I hereby undertake not to remove from the Library, nor to mark, deface, or injure in any way, any volume, document or other object belonging to it or in its custody; not to bring into the Library, or kindle therein, any fire or flame, and not to smoke in the Library; and I promise to obey all rules of the Library.” Gerçek bir törenle. Sonra kütüphane kartımı alıyorum. O kadar güzel bir kütüphane ki. Üstelik İngiltere’de basılan tüm kitapların bu kütüphaneye bir kopyası geliyor. 12 milyon kitap. On iki milyon. 
Stockholm Kütüphanesi
Almanya’da Heidelberg Üniversitesi’nde ders verirken kullandığım merkez kütüphanenin çok süslü, ama bayıldığım duvarları aklımda. Philadelphia’da yaşarken hayatımın büyük kısmını geçirdiğim UPenn kütüphanesinde gözüm hep girişteki rahat koltuklarda ve haftanın romanlarının tanıtıldığı köşede. Amerika’nın üniversite kütüphanelerinin girişinde yeni kitaplar sergilenir. 3-5 değil, yüzlerce yeni kitap. Çalışma konumla ilgisi olmadığı için suçluluk hissedip, bir tek roman bile almadan zamanımın çoğunu o kütüphanede geçirmişim. Araştırma için gittiğin Stockholm kütüphanesinin bana biraz soğuk gelen İskandinav mimarisi, arşiv taramak için gittiğim yaşlılar ve çocuklarla dolu, bir köşesi tamamen Uzun Çoraplı Kız Pipi ve yazarına ayrılmış minicik İsveç kasaba kütüphanesi, tezimin son aşamasını yazdığım, her tarafından güneş giren ve çoğu kitabın artık elektronik olarak indirilebildiği Princeton Bilim kütüphanesi, oturacak yer bulmakta hep sıkıntı yaşadığımız Atatürk Kitaplığı, Paris’te modern, sakin, huzurlu, koridorları ağaçlı bir avluya bakan, dışardan bakıldığında ise açılmış kitapları andıran François Mitterand Kütüphanesi, hatırladığım, hatırlayamadığım bir dolu kütüphane geçiyor hayatımdan… Medeniyet kütüphaneleriyle gurur duyuyor. Kütüphanelerine girdiğinizde sadece faydalanmanızı değil, büyülenmenizi istiyorlar. Bu kütüphaneler birer ibadethane adeta. İnsana kendinden daha büyük birşeyin parçası olduğunu hissetiren, sizden önce gelmiş devlerin omuzunda yükseldiğimizi hatırlatan, bilginin, düşüncenin yol göstericiliğini vurgulayan, asla mütevazi olmayan, tam tersine kapısından gireni ihtişamı karşısında tevazuya sürükleyen, ama sizi bir parçaları olmaya davet ederek umut dolduran yapılar bunlar. Biz bunu yarattıysak, her karanlığı aşabiliriz diyor içinizden bir ses. Ve ne zaman çok güzel, çok zengin bir kütüphane görsem, içimde bir kıskançlık baş gösteriyor. “Ah İstanbul” diyorum,“böyle bir kütüphaneyi hak etmiyor musun sen de?” 
Radcliffe Oxford Kütüphanesi
Geçtiğimiz yazı Göttingen Üniversitesi’nde geçiriyorum. Minicik bir kasaba yakınında kalıyoruz. Kasaba kütüphanesine gitmek istiyorum. Oğluma kitap alacağım. İçerisi olabildiğince sıradan. Kitaplar, raflar ve dört duvar. Ama çocuk kitapları için ayrı bir bölüm yapmışlar raflardan. Rengarenk kitaplar orada. Bu bütçe sıkıntısı çektiği için, belediyenin bazı bölgelerde sokakları süpürmeyi, çiçek ekmeyi bıraktığı bir kasaba. Halk sokaktaki çiçeklerin bakımını kendi yapıyor. Ama kütüphanelerini kapatmamışlar. Oğluma 20 tane kitap seçiyoruz. Yüklenip eve götürüyoruz. Bunlar geri gidecek diye uzun uzun anlatıyoruz. Tamam diyor. Yaz sonuna kadar o kitapları okuyor. Ve oğlum bu yaz, 4.5 yaşında nihayet gerçek bir kütüphane ile tanışıyor. Onun kütüphane macerası başlıyor. “Bunu da istiyorum, bunu da, bunu da!” diyor. Kütüphane onu da acıktırıyor. Emekleyerek kütüphanede dolaşan, kitapları ağzına almaya çalışan bebeğe bakıyorum, memleketim adına o bebeği kıskanıyorum. 
Fransız Milli Kütüphanesi
Türkiye’nin çocuklarını düşünüyorum. Oğluma bakıyorum. Bir temenni geçiyor içimden, onun için ve onun şahsında memleketin teker teker tüm çocukları için. Dev kubbeli muhteşem kütüphaneler gör, milyonlarca kitabın içinde kaybol, kitaplara aşkla dokunan insanların arasında büyü, ne kadar çok kitap, okumak için ne kadar az vakit var diye üzül yavrum. Kütüphanelerin bol olsun çocuğum, kitapların aydınlığı her daim üstüne doğsun. 

Aysuda Kölemen

30 Temmuz 2016 Cumartesi

Demir Takviyesi ve Diyet

Demir eksikliği riski taşımayan insanların dengeli beslenmesi yeterlidir. Özel olarak demire dikkat etmelerine gerek yoktur. Ancak risk grubunda olan insanlar, sadece bol demir yemekle kalmayıp, demirin yanında ne tükettiklerine dikkat etmelidirler. 

Demirle ilgili araştırmaların mutfağımız ışığında yorumlanması gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle demir emilimi konusunda güncel araştırmalardan derlediğim bilgileri, Türkiye mutfağına uyarlayamaya çalıştım. 
Annelere, çocuğunuza papaya soslu ördek, tatlı patates verin, fıstık ezmeli sandviçi yedirmeyin gibi Türkiye’de karşılığı olmayan tavsiyeler verilmesi anlamsız olur. 

Bu çok önemli: Demir emilimini azaltır dediğim sağlıklı yiyecekleri vermemezlik etmeyin. Sadece demirli gıdalarla beraber yedirmeyin. 

O halde, demir eksikliği çekenlere bazı pratik tavsiyeler: 
1. Demir zengini yemeğin yanında yoğurt, ayran (ya da diğer süt ürünleri) vermeyin. Hem etten, hem bitkilerden alınan kalsiyumu azaltır (kalsiyumlu gıdaların listesi aşağıda mevcut).  
2. Ekleyebildiğiniz her yemeğe, salataya limon ekleyin. Nar eksisi, sirke yerine limonu tercih edin. C vitamini bitkilerden demir emilimini çok yükseltir. 
3. Mümkün olan her yemeğe domates püresi, domates salçası veya biber salçası seçeneklerinden birini ya da birkaçını koyun. 
4. Fındık fıstığın yanında mutlaka kuru erik, kuru kayısı verin. 
5. Çocuğunuza yemekle birlikte bitki çayları vermeyin. Pek çok bitki çayı, demir emilimini azaltır. Su verin. 
6. Sadece fasulye çeşitlerini, nohudu, buğdayı değil, pişmesi kolay olsa da, mercimeği, pirinci, yulaf ezmesini, bulguru akşamdan suda bekletip, sonra pişirin. Tahılları ve baklagilleri suda bekletmek, fitatlarını azaltır. Ne kadar uzun beklerlerse o kadar azalır, bu da demir emilimine o kadar iyi etki eder.
7. Milletçe çok sevdiğimiz ayçiçeği ve kabak çekirdeği, dünyanın en demir zengini yiyeceklerindendir. Tuzsuz tüketilir ve aşırı miktarda yenilmezlerse (çok yağlı olduğunu unutmamak lazım), demir alımı için sağlıklı bir kaynaklardır. 
8. Çocuğunuza verdiğiniz et miktarını çoğaltmak yerine, et ve kıymayı bölerek sebze ve yemeklerinin içine dağıtmanız, çocuğun sebzeden emeceği demir miktarını da arttıracaktır. Yani bir öğün köfte vermek yerine, diğer yemeklerin içine kıyma koymak, demir emilimi için daha faydalıdır. Bu yemeklerin cok kalsiyum içermemesine dikkat edin. 
9. Tarhana demir emilimi açısından iyi bir yemek değildir. İçinde hem kalsiyum, hem fitat bulunur. Tarhanayı demirli gıdalarla aynı öğünde vermeyin. 
10. Yumurta iyi bir demir kaynağı değildir, hatta demir açısından kötüdür, çünkü içinde demirin emilimini engelleyen bir protein bulunur.  
11. Maydonoz, nane, fesleğen ve kekik de etten demir alımını engeller. Yemeklere az miktarda koymaniz, az etkileyecektir. Etsiz yemeklere koymanızda sakınca yoktur. 
12. Unun demir alımını azalttığını bilin. Hamurun bir zararı daha… Ancak etle ve domates salçası, havuç gibi bol beta-karotenli gıdalarla ve C vitaminli gıdalarla bu yan etki azaltılır. 
13. Çocuğunuza yemekten önce ve sonra çikolatalı gıdalar vermeyin. Yemekle çikolata arasına 2 saat koyun. 
14. Ruşeym bitkilerden demir emilimini engeller. Sutle ve yogurtla beraber verebilirsiniz. Ancak et ve limon ruşeymin kötü etkisini çok azaltır. 
15. Yemekten hemen sonra meyva yemenin, demir emilini arttırdığına dair kesin olmayan, ancak umut vaadeden bulgular var. Yemek üstüne birkaç dilim meyva verin. 
16. Demirle ilgili araştırmaların yetersiz olduğunu da belirtmek istiyorum. Bunlar şu anda elimizdeki bilgiler. Ancak zamanla yeni bilgilerin ortaya çıkması kaçınılmaz. 
17. Vejeteryan ve veganlar için en iyi emilim arttırıcı c vitaminidir, yani yemeklerine bol limon sıkmaları iyidir. 
Hangi maddeler demir emilimini etkiler? 
  • Etteki demirin emilimini azaltan maddeler: Kalsiyum, polifenol, oksalatler, yumurta. 
  • Bitkisel demirn emilimini azaltan maddeler: Kalsiyum, fitat, yumurta. 
  • Emilimi arttıran maddeler: C vitamini ve et fitatın etkisini azaltır. Beta-karoten/A vitamini, fitat ve polifenolün etkisini azaltır. 
Bu maddeler hangi gıdalarda olur? 

Kalsiyum: Kalsiyum hem hayvansal gıdalardan, hem de bitkisel gıdalardan alınan demir miktarını ciddi ölçüde azaltır. Bu açıdan dikkat edilmesi gerekir. Süt, yoğurt, peynir, brokoli, soya fasulyesi ve eti, kurufasülye, nohut, tahin, badem, yeşil yapraklı bitkiler (ıspanak, roka, karalahana, pazı, aşma yaprağı), incir, somon balığı, bamya yüksek oranda kalsiyum içerir. Kalsiyumun miktarı da önemlidir. Demirli gıdalarla beraber ne kadar çok kalsiyum tüketilirse, demir emilimi o kadar azalır. Az miktarda kalsiyum tüketiminin demir emilimini çok etkilemediği bulunmuştur. Kalsiyumlu gıda tüketildikten sonra, demirli gıda için en az yarım saat, tercihen bir saat beklenmelidir. Demirli gıda tüketiminden sonra da en az yarım saat beklemeden kalsiyum tüketilmemelidir. 


Polifenol: Çay, yeşil çay, kahve, kakao, çikolata, yaban mersini, böğürtlen, ahududu, ceviz, elma içindeki polifenol grubundaki çok faydalı antioksidanlar, hem bitki, hem hayvansal gidalardan alınan demiri azaltır. Demirli gıdalardan 2 saat önce veya sonra tüketilebilirler. 


Yumurta: Yumurta demir zengini bir gıda olarak bilinir. Bu yaygın bir yanlış bilgidir. Yumurtanın içinde bir miktar demir olmakla beraber, demir emilimini azaltan fosvitin adlı bir protein de olduğu için, yemekten alınan demir miktarını ciddi ölçüde azaltır. Yani yumurtadan demir almanız çok zor olduğu gibi, yumurtayla beraber yediğiniz yemeğin de demirinin emilimi de azalır. 


Fitat: Bakliyat ve tahılda ve bazı sebzelerde bulunan fitat adlı madde de, sadece bitkisel demirin emilimini azaltır. Besindeki fitat miktarının suda bekletilince azaldığı görülmüştür. Ayrica et veya c vitamini ile beraber tüketilirse, fitatin engelleyici etkisi azalir. Ruşeymde fitat miktari yuksektir. 


Oksalatler: Ispanak, kara lahana, kırmızı pancar, kuruyemişler, çikolata, çay, ruseym, çilek ile kekik, maydonoz ve fesleğen gibi otlarda bulunan bu çok faydalı madde de, sadece hayvansal demirin emilimini azaltır.


C vitamini: Bitkisel ve takviye demirin emilimini yüksek oranda arttırdığı uzun suredir bilinmektedir. Demir ilaçlarının içine genellikle C vitamini eklidir. C vitaminli demir takviyesini tercih ediniz. Demirli gıdalar tüketirken, üstüne bolca limon sıkmanız, yanında yeşil biber tüketmeniz C vitamininden faydalanmak için yeterlidir.


Konuyla ilgili diğer referanlar şu ve şu.


Beta-karoten ve A vitamini: Polifenol ve fitatlı gıdaların demir emilimini arttırdığı yönünde bulgular vardır. Beta-karotenin hangi gıdalarda olduğunu anlamak kolay. Bu maddenin rengi turuncu olduğu için, sarı ve turuncu renkli gidalar genellikle oksalat içerirler, ama koyu yeşil yaprakların da oksalat içerebildiğini unutmamalı. Kayısı, şeftali, erik, portakal, balkabağı, havuç, mısır, kırmızı pancar koku ve yaprakları, kırmızı biber, kırmızı üzüm, domates, turp otu, ıspanak beta karoteni bol gıdalardır

Meyva: Neden olduğu tam olarak bilinmemekle beraber, bir çalışmada bol meyva tüketen insanların, demir sayımları daha yüksek çıkmıştır. Bunun nedeninin meyvaların bol miktarda C vitamini içermesi olabileceği düşünülmekte. 


BYBO'da yayınlanmış diğer demir yazıları:

Bebeklere Demir Takviyesi Gerekli Midir Değil Midir? 
Gebelikte Fazla Demir Alımı Bebeğin Gelişimini Olumsuz Etkiliyor 
Demir Hakkında Bilmek İstediğiniz Ama Sormaya Korktuğunuz Her Şey

Aysuda Kölemen

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım