19 Haziran 2017 Pazartesi

Ezgi'nin Doğal Doğum Hikayesi

Haftalardır gebelik günlüğümü okuyan sevgili BYBO dostları, sıra (şükür ki) doğum hikayeme geldi! Tüm anılar taptaze iken anlatmaya başlıyorum:

Geçen haftaki doktor kontrolü sonrası NST'lerim sıklaştı. Sonuçlarda hiç sancım gözükmezken, Eren'in kalp atışları görece yavaş olduğu için biraz stres etmiş, hareketlerinin takibi ayrı bir önem kazanmıştı. Çarşamba sabahı yine NST'ye girmiş ve sıfır sancı göstergesi ile hastaneden ayrıldım. Ablamlara sonunda kavuştuğum için baya hareketli günlere adım atmıştım fakat çarşamba öğlen biraz evde dinlenmem gerektiğine karar vermiştik. NST sonrası kısa bir ev toparlama işine girdikten sonra, bol bol uyudum. Söylemeliyim ki ne ağrı ne sızı ne de doğumun yaklaştığına dair bir his vardı içimde. Sadece uykulu olduğum bir gün daha diye düşünüyordum. Akşamına aile yemeği yiyip, Eren'in önümüzdeki hafta bile gelmeme ihtimali üzerine uzun uzun konuştuktan sonra evlere dağıldık. Bizim hikaye ise akşam 10 buçuk gibi başladı. Tuvalete gittiğimde regl kanamasına benzer bir durumla karşılaştım. Nişan gelme denilen belirti olabileceğini düşündüm fakat bildiğim kadarı ile o "mukuslu", pıhtı benzeri kanlı bir yapı idi. Benim ise durumum kanamaya daha çok benziyordu. Doktoruma yazdım ve beklemeye başladım. O sıra internetten araştırma yapma gafletine düştüm. Eğer yazımı okuyan gebe anne adayları varsa, panik anlarında ne olur internet üzerinden araştırma yapmayın, google size felaket senaryoları çıkarmaya bayılıyor. 

O sıra doktorumdan cevap geldi, bunun doğal olduğunu doğumun başlamış olabileceğini fakat genelde bu sürecin 18 - 36 saat aralığında olabileceğini, o yüzden rahat olmamı belirtti. Bir de ekledi "yarın öğleden sonraya kadar İstanbul dışındayım". Doğum nasılsa çok uzun vadeli bir süreçti değil mi? O yüzden hocanın burada olmaması çok da önemli değildi. Ara ara belime ve kasıklarıma regl ağrısına benzeyen sancılar giriyordu, fakat alışkın olduğum normal ağrılardı. Düzeni yoktu ve de benim o anki hareketlerimi etkilemiyordu. Bu arada kanamam aynı şekilde devam ediyordu, onun dışında rahatsız edici bir durum neredeyse yok gibiydi. Gece bire doğru ağrılarımın artması ile fırsat bu fırsat diyerek kendime verdiğim sözü tuttum. Bol soslu, leziz bir makarna yapıp kocamla karşılıklı mideye indirdik. Gece gece ne iyi geldi, özlemişim! Bir şekilde ağrılar şiddetini arttırarak devam ediyordu fakat hala regl ağrısından ileri seviyede değildi. Saat 4 gibi ise ağrının boyutu değişti, sancılar daha sık girmeye, saniyelik nefes kesmeye başladı. O saatlerde doğumun ertesi akşama doğru olacağı fikrine kendimi hazırladım. Hastane çantamı kapının önüne çıkardım, duşa girdim, ablama haber verdim, doktora bir iki saat içinde hastaneye geçme ihtimalim olduğunu yazdım ve beklemeye başladım. Saat 5 buçukta artık 5 dakikada bir giren sancılar beni buldu, çantamızı alıp üç kişilik aile olmak üzere evden çıktık. Hastaneye geldiğimizde beni direkt doğumhaneye aldılar ve bir ebe kaç santim açıklık olduğuna bakmak üzere kontrol etti. Daha 1 cm açıklık olduğunu ve akşama doğru doğumun başlayacağı üzerine konuştuktan sonra NST'ye bağlandım. Fakat NST'de ağrım hiç çıkmıyordu, sanki sancı çeken bir başkası! Ebe sancımın gerçekten olup olmadığını sorma hatasına bile düştü. Bu durumda bir de açılmam yok hükmünde gibi iken, hastane odamızda doğumu beklemeye başladık. Henüz ablam dışında kimseye haber vermemiştik, gün ışımasını bekliyorduk. Fakat o anlarda benim ağrım boyut değiştirmeye başladı. Değil 5 dakikada bir, 2 dakika bile ara vermiyor gibiydi. Derin nefeslerin işe yarama faslı ne ara geçmişti, bilmiyordum. O an Özgür'e "epidural istiyorum. Eğer bu 2 santim açıklık ağrısı ise 7 8 santime ulaştığımızda ben başaramam" demeye başladım. Garibim aylardır 'böyle bir istekle gelirsem, asla izin verme' uyarılarına maruz kaldı ki ne yapacağını bilemedi. Ben ise okuduğum tüm kitap ve makaleleri aklımdan geçiriyor; hareket özgürlüğü, yürüme, çömelme, pilates topu seçeneklerinden tamamen kopup yatakta iki büklüm kalmayı tercih ediyordum. O sıra nöbetçi doktor geldi, doktorumla konuştuğunu akşama doğru bebeğime büyük ihtimalle kavuşacağımı söyledi. Ben "epidural" konusunda aynı sözleri ona da sarf edince, çok erken ama diyerek kontrol etmeye karar verdi. 

Hastaneye geleli sadece 1 buçuk 2 saat kadar olmuştu, NST'de sancım hiç çıkmamıştı ve doktorum öğleden sonra yanımda olacaktı. Fakat o an beklenmedik bir cevap aldım, "epidurale gerek yok, tam açıklıktasın". Özgür dönüp doktora tamam dedi. Ne demek olduğuna dair hiç bir fikri olmadığı için sadece normal bir durum olduğunu düşündüğü o kadar belliydi ki. Dönüp dedim ki "tam açıklık demek; ben doğuruyorum demek". Gözlerindeki ifadeyi unutmayacağım kesin! İkimizde saatler olduğuna o kadar emindik ki kısa süreli bir şoka girdik. Doktor birazdan doğumhaneye seni alacağız diyerek odadan çıktı. Sancılarım nefes kesmeye devam ediyordu, ablam henüz gelmemişti, kimsenin haberi yoktu, anneme Ayvalık'tan gelmesi için bilet bile alamamıştık. Tüm bu esnada en yakın iki arkadaşıma sadece ben doğuruyorum deme suretli haber verme girişimi sonrası doğumhaneye alındım. Bu esnadan sonrası için değinmek istediğim bir iki nokta var. İlki herkesin hikayesi farklı, herkesin acı eşiği farklı ve fiziksel yapısı farklı. O nedenle bu benim hikayem, benim için az ağrıdı ile bir başkasının çoku kesinlikle aynı değildir. Eğer okuyan anne adayları var ise sözüm size, bir sıkıntı yoksa normal olan en güzelidir. Yine doğum yapacak olursam yine normali tercih ederim. Doğumhane tam istediğim gibiydi, ameliyathane modundan tamamen uzak, işini iyi bilen sıcak bir ekip, ameliyat önlüğü içinde Özgür ve de doğurmak üzere olan gariban ben. Tek eksik fotoğraf çekecek olan ama daha da önemlisi bana destek olacak ablamdı ki onun da kapıda beklediğini bir süre sonra içeri alacaklarını öğrendim. Bundan sonrası kolay kısım diyordu doktor. Kolay? Yapılması gereken çok basitti sancım geldiğinde var gücümle ıkınmam. (Bu esnada NST'de hala hiç sancımın çıkmaması bizim ailemizin cinsliği olsa gerek. Ablam da Almanya'daki doğumda birebir aynı durumla karşılaşmıştı.) Ikınmalara başlamıştık fakat ben sanki hiç ilerleme kaydedemiyor hissiyatındaydım. Özgür beni motive etmek için konuşuyor, ebe saçımı okşuyor, doğumhaneye giren ablam beni rahatlatmak için kendi tecrübelerinden yola çıkarak az kaldığını anlatıyor fakat ben bir başka alemde geziniyordum. 

Gerçekten az kaldığı vakti ise ekibin tepkilerinden anlamış, içimden ha gayret diyerek son ıkınmalara geçmiştim. Her seferinde tamam çıkıyor, çıktı derken ebenin desteği ile sonunda balık gibi dışarı çıktığını hissettim oğlumun. Anında göğsüme koydular Eren'i. Mora yakın rengi, kedi gibi ağlayışı, o minik vücudu ile sonunda dışarıdaydı. Kısa bir süre göğsümde kaldıktan sonra kontroller için oğlumu götürdüler. Özgür ve ablam da onunla beraber gitti. Yaklaşık 30 dakika daha benim işlemlerim devam etti, 7 dikiş atıldı, kontroller yapıldı ve odaya geçtik. Eren 3160 gram, 50 santim dünyaya geldi. Benim gibi bembeyaz tene sahip. Zaten kalan ne varsa babadan gitmiş ona. Şu an o bana, ben ona alışmaya çalışıyoruz. Öyle "mucizevi" sözlerim yok işin aslı; "yarımdım onu görünce tam oldum", "dünyadaki en güzel duygu bu", "yaşadığımı yeni hissettim" gibi duygu selleri içinde değilim. Fakat ona karşı korkunç bir koruma güdüsü içindeyim, ağladığı an içimden parça gittiğini düşünüyorum, göğsümden kimse almasın, yapışık yaşayalım istiyorum. Daha 5 gün önce hayatıma girdiğini düşünürsek onu gerçekten pek seviyorum. 

Herkese sevgiler,

Ezgi


4 Haziran 2017 Pazar

Ezgi'nin Hamilelik Günlüğü - 37. Hafta

Merhabalar BYBO ahalisi, 

Bu hafta 37+6'da kontrolüm vardı. NST'ye girdim yine tertemiz bir sonuca sahibim. Sancı hiç yok, bebem içeride sakin sakin takılıyor. Kontroller de temiz; 'bu hafta beklemiyorum, 39+0'dan sonra biraz daha ihtimal yükseliyor ama 40'ları da görebiliriz' dedi doktorum. Bebeğin konumu güzel ama kanala girmek diye tabir ettiğimiz pozisyonda değil daha başlarda imiş kafası. Yine de durum belli olmaz, çok hızlı gelişebilir bu doğum macerası diye de eklemeyi ihmal etmedi hoca. 25 - 30 dakikalık yürüyüş yapmamı, onun dışında çok yorucu hareketlerden kaçınmamı istedi. Haftaya tekrar buluşmak üzere ayrıldık, öncesinde hastaneye gitmek nasip olacak mı göreceğiz. 

Geçen hafta eşimle 4. yılımızı devirdik. Bunun şerefine bir akşam süslenip, uzun zaman sonra ilk kez gecelik / tayt dışında bir elbise giyip evden dışarı çıktım. Yemek yedik, biraz yürüdük. Temiz hava aldım (İstanbul'da ne denli temiz olursa diyelim). İkimize de o akşam iyi geldi, modumuz değişti, bekleme havasından biraz uzaklaştık. O gün bir kere daha gördük ki dışarıdan tepkiler artık çok net gelmeye başladı. "Allah kurtarsın", "ah yavrum bir avazda kurtul" diyen teyze sayısında artış var. Daha vahimi asansörde yer olmasına rağmen benimle binmeyip "siz çıkın" modundaki erkekler. Patlamam da korkuyor olabilirler bence. Ben bile korkuyorum gerçi... Hamilelik boyunca sağlıklı beslenmeme ve hareketlerime hep dikkat ettiğimi pek çok kere yazdım. Bunu doğum sonrasında da mümkün mertebe devam ettireceğim. Yıllardır böyle beslendiğim için çok sıkıntı yaşayacağımı düşünmüyorum ama resmen iki tane fantezim var. İlki eğer şartlar uyarsa ve normal doğum yapacak olursam sancılarımın başladığını hissettiğimde kendime makarna yapacağım. Aç olmanın yorgun düşürdüğünü biliyorum, ben de fırsat bu fırsat diyerek 9 aydır kendimi mahrum bıraktığım en sevdiğim lezzetin tadını çıkaracağım. Makarnamı aldım bekliyor dolapta. Yok o zaman yapamazsam eve geldiğim ilk an makarna istiyorum, yetti gayri! Diğeri ise evde yapılan patates kızartması. Şöyle taze patatesi kızartıp, altın rengi kıvana getirilmiş hali var ya, işte ondan istiyorum. Annem buradayken bir kahvaltıda kendime bu güzelliği yapacağım, peynir ve domates eşliğinde afiyetle yiyeceğim. Resmen bu iki lezzetin hayalini kuruyorum, rüyalarıma giriyorlar. Kısaca sevgili oğlum bu mesaj sana; teyzen geldikten sonra hazırım ben, bekliyorum, açım. 

Bu hafta Tomris'in emzirme notlarını baştan sona bir kere daha okudum. BYBO içindeki emzirme ve yenidoğan yazılarına göz gezdirdim. Gak guk meme, gaz masajı, memeyi c şeklinde tutma, d vitamini, tentene temas... Lohusalık tavsiyelerini gözden geçirdim; 'dışarı çıkmayı ihmal etme', 'herkesi dinleme', 'bu dönem geçecek', 'sling kullan', 'duygularını bastırmaya çalışma' gibi. Ablamın burada olması biraz rahatlatıyor beni. Tabii 15'inden önce bebem gelirse... Gerçi eşimin de evde olacak olması, yaz mevsiminde olmamız biraz daha ılımlı düşünememi sağlıyor. Beni korkutan lohusa bunalımdan çok sınav stresi. Çalışmam ne kadar mümkün olacak bilmiyorum, okuduğum hikayelerde anneler uyumaya vakit bulamazken benim ders çalışacak zaman yaratmam gerekiyor. Bu dediğim ne derece gerçekleşebilecek göreceğiz artık. 

Evin düzeni konusunda kendi çapımda hassas bir insanım. Mutfak dolaplarım düzenlidir, buzdolabımda her ürünün kabı bellidir, tüm gıdalar cam kavanoz ya da kaplara girmiştir, mümkün mertebe her yemek sonrası tezgah ve ocağı silerim, giysi dolabım da muazzam gözükür gibi gibi. Hamilelik süresince bunları yapabilmeye devam ettim fakat büyük temizlik tam anlamı ile yalan oldu. Dip köşe denilen temizlik için artık bu hafta anne gücü kullandık. Perdeler yıkandı (yeni yıkanan perde kokusu kadar temiz hissettiren ne var), haftalardır beklenen ütüler halledildi. İmece usulü çalışıldı, ev eve benzedi sonunda. Ben genelde yattığım yerden şöyle olsa olur mu, bunu yapalım mı demiş oldum gerçi ama alternatifim de yoktu. Çocuk doğduktan sonrası için şimdiden "dağınıklığa alış, bırak pis kalsın" sözleri başladı ama kendim tecrübe etmeden mümkünü yok o mantığa erişmemin. Hem belli mi olur; belki bir düzen yaratmayı başarırım o süreçte de. Başaramazsam da yine kendi deneyimim olsun, şimdiden salmanın anlamını göremiyorum. Ben büyük olaylar öncesinde evin temiz olmasını severim, temiz ve düzen hissiyatını severim. Tüm hayatım değişecek, eve bebek gelecek, temiz eve gelsin isterim. Burada olay hijyen değil, pür pak hissiyatının bende yarattığı iyi his. Bahar geldiğinde de evi daha bir temiz görmek, yazı çağrıştırır bana. Ne annem ne de ablam titiz değildir. Annem asla temizlikle bizi boğmamıştır hatta çoğu anneye göre çok rahattır. Ablam keza öyle. Ben ise küçükken de odamı toplardım, bebeklerim hep düzgündü, yatağımı kaldırırdım. Annem demezdi, beklemezdi hatta ama ben yapardım. Bu titizlik ya da derli toplu manyaklığı değil içimden gelen birşeydi. Şimdi durduk yere düzenimi değiştirmek saçma geliyor. Hele ki o kadar özenip bezenip odasını hazırladıktan sonra bebe odaya girene kadar orası benim için özel alan, yaklaşmak yasak (bu kısım az delice kabul ediyorum). Bebek olunca, ev dağılınca bana ne iyi hissettirecekse onu yapmaya devam edeceğim. Eğer evi dağınık bırakıp, yaymak bana iyi gelense tabii ki onu seçerim. Fakat ev derli toplu iken ben daha iyiysem illa dağınık bırakmanın bir anlamı olmayacak benim için. Dediğim gibi zamanı geldiğinde göreceğim bir başka konu bu. 

Bu haftalık da benden bu kadar, haftaya da doğurmadan burada yazacağım ihtimali ile görüşmek üzere... 

Sevgiler,

Ezgi

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Ev Yapımı Sağlıklı Dondurma

Kurutulmuş hatmi çiçeği ile dondurma yapmak en başta kulağa pek tanıdık gelmiyor olabilir ama tanışırsanız seversiniz. C vitami deposu olması ise kendisini daha da sevimli yapıyor.

Malzemeler:

1/4 cup kurutulmuş hatmi çiçeği
2,5 cup karpuz
0,5 cup bal
Bir çay kaşığı limon kabuğu
3 çorba kaşığı taze limon suyu

Bir tavada kurutulmuş hatmi çiçeklerini biraz su ile kaynatın. Su kaynayınca altını kapatıp soğumasını bekleyin. Suyunu süzerek bir kaba boşaltın.

Karpuzu blender'dan geçirin, bir süzgeçten geçirin posasını ayırın. Suyunu kullanacaksınız.

Hatmi çiçeğinin suyunu, balı, limon suyunu ve limon kabuğunu karpuz suyuna boşaltın. Karıştırın. Karışımı dondurma kalıplarına boşaltın ve en az 7 saat dondurucuda bekletin.

Ertesi gün: afiyet olsun.



29 Mayıs 2017 Pazartesi

Ezgi'nin Hamilelik Günlüğü - 36. Hafta

Güzel günler BYBO,

Dokuz ayı deviren bir hamile olarak karşınızdayım. Zaman ne çabuk geçti demeyeceğim aksine sanki yıllardır hamileyim gibi hissediyorum. Bu süreci o kadar sindirerek yaşadım ki son günler artık durma noktasına geldi galiba. Neyse ki 10 gün sonra ablamlar geliyor. Kızları görmek ve uzun bir aradan sonra hep beraber olmak kendimi iyi hissettirecek. Tek sıkıntımız eşimin evden çalışması, o yüzden bizim evde durmadan dışarıda takılma moduna girmemiz gerekiyor. 2 bebek ve topal bir hamile ile ne kadar mümkün olacak bilmiyorum gerçi ama çok seçeneğimiz de yok. Onların geldiği zaman 38. hafta içinde olacağım ki bu doğum için her an tetikte olacağımızı da göster-iyor, yürüyüş yapabilirsem benim için iyi olacak o süreçte. Doğum ablam buradayken olsun da günü çok kritik değil. 

İçimdekine sesleniyorum, 40. hafta sonuna kadar doğar mısın? Bu hafta "lohusa farkındalık hastası" imiş. Konuya dair epey yazı okudum, BYBO içerisindeki yeni annelerin ruh hallerini okudum. Çevremdeki iki annenin de lohusa hallerine baya aşinayım. Zor iş kısacası, onu gördüm, bildim. Herkes aynı şekilde etkilenmiyor ama bir şekilde değişikliğe karşı tepki veriyor sanırım. Yanında birileri olanlar biraz daha iyi atlatabiliyor galiba, tek olanlara sabır ve akıl diliyorum. Aynı zamanda ablamı düşününce ilk ve ikinci bebekteki değişim ise gerçekten dağlar kadar. İkincide hem deneyim ve tecrübenin verdiği güç hem de ilk çocukla ilgilenme zorunlu-luğu değil depresyon, ikinci kez anne olduğunu bile zor fark ettirmiş olabilir. Tabii Almanya'da yalnız olması da cabası. Fakat onun ikinci kere anne oluşundaki "kolay" atlatış, annem ve ba-bamda benim için korkunç bir algı yarattı. "Bak ablana ne güzel idare etti" modu şu an iç dünyalarda geziyor. Halbuki o onun deneyimi, benim değil. Bu bebe benim ilk bebem, nasıl olurum bilmiyorum ama istediğim en son şey kıyas olacaktır. Farkında olmadan ablamın bile davranışlarımı eleştirme ihtimalini konuştuk, o süreçte ben ne dersem "eyvallah" modu olması gerektiğini. 
Şu an ailedeki tampon bölgem ablam. Bir şekilde annemi ve diğerlerini eğitecek kişi oldu. Normalde o görev hep benim olurdu, ilk kez ona düştü, merakla bekliyorum. Ben o süreçte nasıl olurum bilmiyorum, rahat bir şekilde geçer mi, uykusuzluk çok mu etkiler, Eren nasıl bir bebek olacak, 2 ay sonra gireceğim sınavın stresi ve lohusalık birleşimi beni ne derece yoracak gerçekten göreceğiz. Fakat bildiğim şu ki o süreçte sadece kendimi ve bebeği düşüneceğim. Yersiz sinirlene-bilirim, belki saatlerce ağlarım, belki de çok az etkilenerek günlük yaşantıma uyum sağlayabilirim; bilmiyorum. Bildiğim çevremdekilerin tek görevi ben ne halde isem bana yardımcı olmak olmalı, beni yormak değil. Gerçi şimdiden yüksek ihtimalle gerçekleşeceğini bildiğim bir konu var; kimseler sevmesin, dokunmasın isteği tavan yapacak! Şimdiden hissediyorum bunu, ilk zamanlar buna saygı duyulması gerektiğini düşünüyorum ama özellikle kayınannem (haklı olarak) ne kadar hoşlanacak bu durumdan emin değilim. Sonuçta umuyorum ki en az hasarla atlatabileceğim bir süreç olur diyerek bu konuyu daha da uzatmadan geçiyorum. 

Hamileliğimin sonuna yaklaşırken şu 9 aylık süreçte boşuna para verdiğim bir iki parça ürün oldu. Bir nevi deneyim olması adına paylaşmak istiyorum. İlki hamile kotları! (Normal hayatta hiç kot giymeyen bir insan olarak yazıyorum bunu) Ne rahat edebildim ne de uzun süreli oldu. Aldığım kot öbür ay popomun büyümesinden dolayı olmamaya başladı. Fiyat olarak neyse ki pahalı olanlardan uzak durmuştum ama totalde 3 tane denediğimi düşünürsek yine de yok yere israf oldu benim için. Yakın zamanda gebe kalmasını beklediğim çok yakın arkadaşıma verdim hepsini, onun rahatça kullanabileceğini düşünüyorum. Diğeri ise tanıdığım ve duyduğum tüm hamilelerin (ablam hariç) sevdiği hamile yastığı. Uzun olanlardan aldım ki en çok onlar tavsiye ediliyordu. Bacak arasına yastık koyup yatmak benim için işkenceden hallice oldu. Hiç kullanamadım. Ortasına yan yatsam sağ sol yastıkların arasına gömülüp hep sırt üstü döndüm. Sonunda denemekten vazgeçip kendisini nadasa bıraktım. Belki emzirirken işimi kolaylaştırır bilmiyorum ama şu an benim için yersiz bir harcama oldu. Tabii ki bu iki ürün için de yazdıklarım tamamen benimle ilgili, kullanıp memnun kalan sayısının çok daha fazla olduğunu biliyorum ama yine de benim gibiler de vardır elbet. İyi ki almışım dediğim şey ise hamile taytları. İki tane kalın, kısmen daha kaliteli tayt aldım ve aylarca kursta o ikisi ile idare ettim. Hiç bozulmadı, zarar görmedi, aynı sapasağlamlık ile duruyor. Bir kere daha hamile kalsam yine 5 - 6 ay beni götürürler. 

Yine bu süreçte en fazla kullandığım diğer ürün ise İKEA'nın en klasik yarı sallanan sandalyesi. Yıllardır evde var olan ama annem dışında hemen hemen kimsenin kullanmadığı o sandalye benim can dostum oldu. Belimi sarıyor, karnıma baskı yapmıyor, kalkmak ve oturmak çok kolay. Bu gidişle emzirme süresince de benim favori mekanım olacak gibi. Aynı zamanda ablamın BYBO'dan öğrenip yaptığı vücut kremi ile tenim yumuşacık oldu, hemen her gün sürdüm. Devamlı kuruyan cilde sahiptim, epey nemlendi; kuruluktan çatlayan bacaklarım kendine geldi. Tabii bu kadar nemlendirme karnımda çatlak olmasını engelledi mi? Hayır. Ailede herhangi birinde çatlak var mı? Hayır. Bu konularda vücudum çok tatlıdır söylemek isterim. Bu hafta nst kontrolü vardı, bir sıkıntı yok. Bebemin keyfi yerinde. Haftaya doktor kontrolümüz var. Sanırım doğuma dair az çok karar vereceğimiz bir hafta olacak. Geçen hafta bahsettiğim doğum isteklerimi konuşacağım, en azından kafalarda bir fikir olsun istiyorum, kalanı süprizlerle dolu bir süreç olacaktır, hevesle bekliyorum. 

Son olarak günlerce yazsam içimdeki siniri, hüznü anlatamam. Vicdanı sızlamadan bir kadına, bir anneye, bir insana, yaşı kemale ermiş bir bireye o davranışı reva gören tüm zihniyetlere, insanlara, ideolojilere hepsine ayrı ayrı lanet olsun! Buradan da bilinsin ki o kadın benim de annem!

Ezgi

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım