1 Mart 2015 Pazar

Epigenetik Nedir ve Neden Önemlidir?

Belki de bir çoğunuzun haberdar olmadığı ama bilimin son yıllarda ciddi bir şekilde araştırmalarda bulunduğu Epigenetik konusu özetleyerek anlatmak istedim. Umuyorum ki bu yazının sonunda hepimiz çevrenin, yediklerimizin, içtiklerimizin, soluduklarımızın kendimizde ve kalıtsal olarak çocuklarımızda nasıl tehlikeli etkiler gösterebileceğini anlamış olacağız. 

Simdi soralım soruyu: Nedir bu epigenetik? 

Epigenetik yunanca epi- yani üzerinde, üstünde ve genetik yani yaratılış, oluşum kelimelerinden oluşmuştur. Epigenetik kelimesi (çok klişe olacak ama) taa Aristo'nun zamanından gelmektedir. Aristo bu kelimeyi ilk defa oluşum öncesi manasında, bir canlının doğuma kadar olan süredeki başkalaşmasını ifade etmek için kullanmıştır. 1940'larda biyolojide embriyolojik değişim süreçlerini anlatmak amacıyla biyoloji biliminde yavaş yavaş yerini almaya başlamıştır. Ne genetik olan ne de genetik olmayan (yani epigenetik olan) değişmeler bilimde yerini almaya başlamıştır. 

Epigenetik zamanımızda; DNA dizisinde herhangi bir değişiklikten kaynaklanmayan (mutasyon, kromozom eksikliği veya fazlalığı vs.) fakat kalıtsal olarak bir sonraki nesle geçebilecek değişikleri inceleyen Moleküler Biyoloji ve Genetiğin bir bilim dalıdır. Bu değişiklikler DNA'da herhangi bir değişiklik gerçekleştirmemesine rağmen hücreyi ve organizmayı doğrudan etkileyecek değişikliklere neden olmaktadır. 

Epigenetik değişikler üç çevresel etkenden etkilenirler: 
  • Vücudumuza dışarıdan aldıklarımız (yiyecek, içecek, hava, toksinler)
  • Yaşadıklarımız (stres, travmalar)
  • Ne kadar uzun yaşadığımız
Doğrudan DNA değişimleri yapan, en bilinen ve en işlevsel mekanizma ise DNA metilasyonudur. Metil gruplarının DNA'ya kovalent olarak bağlanmasıyla oluşurlar. Beslenmenin baba ve oğulda yaptığı alakalı epigenetik değişmeyi gerçek bir hikaye ile açıklayayım. 

Overkalix İsveç’in kuzeyinde 20. yüzyıla kadar dünyadan soyutlanmış bir yerleşim yeri idi. Buraya ne araba yolu ne de tren yolu vardı. Kışları ise Baltık denizi donduğu için ulaşılması imkânsızlaşıyordu. Bu nedenle ne zaman ki o sonbahardaki hasat kötü olur o zaman çocuklar açlıkla karşı karşıya kalırdı. Tam tersine ne zaman hasat iyi olduğunda çocuklar tıka basa beslenirdi. İsveçli bilim adamları bu şehir üzerinde araştırma yapmaya karar verdiler. Ve inanılmaz bir arşivle karşılaştılar. Araştırmacılar, Overkalix'in 1799 yılına kadar giden hasat ve çocukların sağlık verilerinin korelasyonlarına baktılar ve şaşırtıcı sonuçlarla karşılaştılar. Ergenliklerinden bir kaç yıl önce (9-12 yas arası) doyana kadar yyiyemeyen erkek çocukların oğullarının, yetişkinliklerinde ortalamaya göre daha az kalp hastalıkları oldukları görüldü. Bununla beraber ergenliklerinden önce haddinden fazla yiyen çocukların erkek torunlarında çok fazla seker hastalığı görüldü. Bilim adamları bunu ergenlik öncesi erkeklerin yediklerinin epigenetik düğmeleri yeniden programladığını ve sperm yapımını kontrol ettiğini tahmin ettiklerini açıkladılar. Demek ki neymiş: sadece DNA'daki değişiklikler değilmiş esas olan. Çevrenin de DNA'daki metilasyonun etkisi çokmuş. Hadi bir tane bilimsel örnek daha... 

Amerika’da önceleri çok yaygın olarak kullanılan ve çevresel bir zehir olan Vinclozin isimli mantar ilacı, endokrin sisteminin düzeni bozar ve testosteron (erkeklik hormonu) üretimini engeller. Yapılan fare deneylerinde: geç hamilelik zamanında ciddi dozlarda vinclozine mazur kalmış anne farelerin erkek çocuklarının kusurlu er bezleri olduğu ve normalden çok daha düşük üretkenlikleri oldukları görülmüştür. İşin en can alıcı tarafı bu problemlerin, zehirlenin annenin bundan sonraki dört nesil erkek soyunda da görülmesidir. 


“Aman.. Biliyoruz zaten yediklerimiz içtiklerimiz soluduklarımız hep hasta ediyor” diyebilirsiniz. Hep ayni terane değil mi? Değil! Kendinize yaptıklarınız sizle bitse iyi... Sadece sizi değil kalıtsal olarak çocuğunuzu da hasta edebilir. Çocuğunuzun çocuğunu hasta edebilir. Dört nesil seker hastası olabilir soylarınız mesela. Simdi soldaki resme dikkatlice bakmanızı istiyorum. Bu iki fare genetik kod olarak tamamen ayni. İkisi de neredeyse bir yaşında ve ikisi de dişi. İkisi arasındaki fark epigenetik değişimden kaynaklanıyor. Soldaki farenin annesi normal fare diyeti ile beslenmiş. Sağdaki farenin annesi ise içinde bir çeşit soya urunu olan jenistein (bir çeşit östrojen) ile beslenmiş. Jenisteinli besinler DNA metilasyonunu tetiklerler. Bu soya diyetiyle beslenen hamile farelerin daha ince, sağlıklı ve uzun yaşadıkları tespit edilmiştir. O farenin yavrusunun da hem renk (sağdaki koyu kahverengi) olarak hem de sağlık olarak normal diyetle beslenen annenin yavrusundan (soldaki sarı olan) çok daha farklı olduğu görülmüştür. İki fare arasındaki renk farklılığı ise DNA metilasyonu bazı genleri açıp kapatmış olabilir şeklindeki bir spekülasyonla açıklanmıştır. 

Daha durun bitmedi. Mount Sinai Tıp Fakültesi'nde Dr. Eric Nestler'in laboratuarında yapılan çalışmalar, stres ve travmanın epigenetik değişliklere yol açtığı gösterilmiştir. Söyle ki: 10 gün boyunca bir kafese koyulan küçük fareye aynı kafesteki büyük farenin her gün beş dakika saldırması sağlanıyor. Bu küçük fareler inanılmaz bir strese maruz kalıyorlar. 10. günün sonunda küçük farelerin 2/3’ü depresyon, kaygı, korku ve travma sonrası stres belirtileri gösteriyor. Sonra bu acayip stresli fareler normal musmutlu dişi farelerle çiftleştiriliyor. Sonuç inanılmaz. Bu farelerin yavruları büyüdüklerinde sosyal streslere aşırı tepki veren, inanılmaz heyecanlı ve endişeli olan, şekerli suyu bile içemeyecek kadar depresyonlu olan fareler haline geliyorlar. DNA'da herhangi bir mutasyon yok ama sosyal stresler canlıyı değiştiriyor. Bu örnekler sayfalarca sayfalarca devam ettirilebilir. O nedenle burada kesiyorum. Siz anladınız zaten değil mi gençler? Demem şu ki siz siz olun:
  • Mümkün olduğu kadar sağlıklı düzenli ve dengeli beslenin
  • Sigara ve uyuşturucudan uzak durun. 
  • Alkolün fazlasından uzak durun. 
  • Kendinizi zehirleyecek toksinlerden uzak durun (tarım ilaçları mesela), 
  • Stresten sinirden aşırı üzüntüden uzak durun. 
  • Egzersiz yapın
Daha sağlıklı gelecek nesiller için kendi genlerimizi ve yavrularımızın genlerini elimizden geldiği kadar koruyalım.  Şart! 

Deniz B. Temel

Kaynaklar: 
  1. http://healthletter.mayoclinic.com/editorial/editorial.cfm/i/249/t/Understanding%20epigenetics/ 
  2. http://www.nytimes.com/2012/09/09/opinion/sunday/why-fathers-really-matter.html?pagewanted=all&_r=0 3. http://en.wikipedia.org/wiki/Epigenetics
  3. An integrative analysis reveals coordinated reprogramming of the epigenome and the transcriptome in human skeletal muscle after training
    Maléne E Lindholm , Francesco Marabita , David Gomez-Cabrero , Helene Rundqvist , Tomas J Ekström , Jesper Tegnér , Carl Johan Sundberg
    Epigenetics 
    Vol. 9, Iss. 122014

16 Şubat 2015 Pazartesi

Oğlan Anası Olmak...

Günlerdir kafamı toplayayım, bir şeyler yazayım istiyorum olmuyor. Sonunda grupta açılan bir postta toparlar gibi oldum aklımdakileri, fazla da düzenlemeden ve uzatmadan olduğu gibi paylaşacağım. 


Kendimi salsam daha sayfalarca yazabilirim... Benim bir oğlum var ve onun için çok endişeleniyorum. Bu memlekette taciz edilmek için illa kadın olmak gerekmiyor. Hayvan, çocuk, bebek, eşcinsel, damacana, parktaki bank, vs. olmak da taciz edilme sebebi. Asıl mesele taciz edenlerin hep ataerkil düzenin bağrından çıkma ya da oradan çıkan kadınların büyüttüğü, Eren'in yazısında tarif ettiği "errrrrrkekler" olması aslında. Çarpık zihniyette yetiştirilmiş, insan olamamış, erki penislerinde bulan errrrkekler ve onların kendilerine hak gördüğü kendilerinden daha zayıf olanlar. O yüzden de çoğunlukla kadınlar ve çocuklar. Ama aslında zayıf gördükleri ya da kendi zayıflıklarını hatırlamalarına sebep olan herkes, her canlı... 

Bu bir güç meselesi. Kendim için de korkuyorum, oğlum için de. Ama oğlumun asla ve asla bir canavara dönüşmeyeceğini şimdiden biliyorum. Çünkü kendisi paşam olmadı; ben onun sultanı olmadım. Eşim evimizin reisi, ben onun prensesi değilim. Saçımı süpürge etmedim ne eşime ne oğluma, etmiyorum. Evimizde ataerkil düzenden nasiplenmiyor oğlum, çarpık ve illüzyonlardan oluşan güç dengeleriyle karşılaşmıyor. Büyüdüğünde de gücü eline aldığını sanan ve zayıflar üzerinde kullanmaktan zevk alan zevatlara yaranmak istememesi için elimden geleni yapacağım. 


Sevgi nedir, aşk nedir, sevişmek nedir öğrensin ve sevdiğiyle mutlu olsun istiyorum. Umuyorum. Hiç incinmesin, incitmesin kimseyi. Kendi evinde eşinden dayak yiyip, tecavüze uğrayıp, sonra oğlunu "paşam babası gibi olmayacak, büyüyüp anasına bakacak" diye yetiştiren, az büyüdü mü "erkek oldun sen, sevgilin yok mu, kiminle mercimeği fırına verdin" deyip sırtını sıvazlayan, sonra da oğluna pipisiyle yapabileceği her şeyi reva gören, kendi yaşadıklarını ve ezilmişliğini oğlunun başkalarına yaşatmasından zevk alarak senelerce eşinden yediği dayağın intikamını aldığını sanan; gücü oğlunun üzerinden yaşayan anneler de var bu memlekette. Sonra da bu sistemin içinden zevatlar çıksın, bana "annelik kutsaldır" desin.  Annelik kutsal filan değildir! Patlamanın sınırına geldim ama onun yerine, oturdum bu yazıyı yazdım. Çünkü, iyi bir insan yetiştirmek dışında, iyi bir insan ve kadın olarak bu konuyla ilgili bir tek bunu yapabiliyorum.


Özge Egemen

Tecavüzcüyü Değil, Tecavüz Kültürünü İdam Etmeli!

Tecavüzcüler idam edilsin diyorsunuz. Nereden başlayalım? Fırsat bulsa bana tecavüz edeceğini belli eden, otobüste gördüğü liseli kızın heryerini mıncıklayan aile babasıyla mı? Karısına her hafta tecavüz eden kocayı mı idam etmeli ilk? Sevgilisine tecavüz eden erkek arkadaşlarla mı başlamalı önce? Kimden başlayalım?
Minibüste şoförle tek kaldığımda gideceğim yere ne kadar kaldığına bakmadan "müsait bir yerde" ineceğim diyerek telaşla kendimi sokağa atan tek kadın ben değilim. Her an omzumuzdan arkamıza bakarak, karanlıkta elimizde cep telefonu biriyle konuşarak yürürüz, saldırıya uğrarsak, kimseyi aramaya fırsatımız olmayacağını hesap ederek. Taksiye binip eve vardığımızda, arkadaşımızı ararız. "Tecavüze uğramadım, öldürülmedim" anlamına gelir o arama. Bizi eve bırakanlar ışığımız yanana kadar beklerler apartman önünde. Apartman boşluğunda tecavüze uğrama ihtimalimiz vardır. Sevgilisiyle baş başa kalmaya korkar yeni yetme kızlar. Ecde yalnızsak bütün kilitleri iki kez kontrol ederiz. İçmiş arkadaşımızın başında bekleriz, bir saniye ayrılsak neler olacağından korkarak. Taksinin önüne oturmayız. Oturursak, bir kahve içmeyi teklif eder taksici. Kotla yürürken, kadın olmak gibi ağır bir suçtan dolayı "O..." diye bağırırlar, ağızları dolu dolu. Ve vücudumuzun farklı noktaları hakkındaki kafiyeli tacizler dokunmaz bile artık. Kanıksarız. Belirli saatlerde çıkılmaz, belirli sokaklara girilmez. Bu çok normaldir. Erkeklerin hiç düşünmediği şeyleri artık biz beynimizden omuriliğimize iteriz, o kadar otomatikleşmiştir, refleks olmuştur bunlar. Bacağımızı birleştirerek oturur, şortumuzun, eteğimizin hangi ortamda diz üstünden kaç milim yukarıda olması gerektiğini biliriz. Korkmayı öğreniriz, korkmayı öğretiriz. Korkmayan kadınlardan da korkarız, tiksiniriz hatta. Bu ne cürettir. Erkeklerden korkmamak, hak etmiştir o halde tecavüzü.
Özgecan denildiğinde yanaklarımızdan dökülen yaşlar sadece Özgecan'a sanıyor belki bazıları. Minibüste, asansörde, otoparkta, sokakta, okulda, bahçede korkarak geçirdiğimiz her anın toplamıdır gözyaşımız. Minik minik hesaplardır, her yanımızı çeviren tecavüz tehdidini azaltmak için hiç durmadan yapmak zorunda kaldığımız, onlara ağlarız. Yaşamı tecavüzle kısıtlanmamak nedir bilmediğimize ağlarız. Başımızın üstünde hep sallanan bir kılıçtır tecavüz. Issız sokakta yürürken kalp atışlarının hızlanmasıdır.
O yüzden bana olmaz demek isteriz. Ben namusluyum, ben işimde gücümdeyim, bakın ben mini giymem, dar pantolon giymem, gece sokağa çıkmam, ben tam da istediğiniz gibi bir kadınım, hatta aferin deyin bana ben bir "kızım" diye teselli ederiz kendimizi. O kadınlardan olmak istemediğimiz için, başka kadınlara "o.. deriz, yollu deriz." Onlar aranmıştır, hak etmiştir, tedbir almamışlardır. Çünkü tecavüz edenin değil, edilenin sorumluluğudur. Çünkü tecavüz karanlık sokaklarda, kötü ve yabancı adamlar tarafından edilir. Dikkatli, namuslu, masum kızlar tecavüze uğramaz.
Ama uğrar! Masum kızlar tecavüze uğrar. Sevgililer tecavüz eder. Sabah kalkıp traşını olup, ofisteki işine giden saygıdeğer üniversite mezunları tecavüz eder. Muteber esnaf tecavüz eder. Güvendiğimiz arkadaşlar tecavüz eder. Akrabalar tecavüz eder. Tecavüz edenlerin çoğu tanıdıktır. Tecavüz edilenlerin hepsi masumdur. Tecavüzü canavarlar gerçekleştirir diye düşünmeyi bırakın. Tecavüz kültüründe tecavüz yaygındır, normaldir.
Hangisini idam edelim? Hangisini? Binler etsek, onbinler, belki yüzbinlerce tecavüzcü dolaşıyor aramızda. Tecavüz ancak tecavüz kültürü bittiği gün biter. Kadınların insan olduğunu ve kendi bedenlerinin bekçiliğine mecbur olmadıklarını kabul ettiğimiz gün. Kadınların oturuşunu ve kalkışını, etek boyunu, saat kaçta nerede olmamaları gerektiğini konuşmayı bıraktığımız gün. Kadın ne zaman kızdır, ne zaman kadındır diye ayırım yapmayı bıraktığımız ve bekarete bir anlam yüklemeyi bıraktığımız gün. Sinirlendiğimiz kadınlara cinsellikleri üzerinden küfretmeyi bıraktığımız gün. Ufak görünen ama bizi yaralayan o tacizleri cezasız bırakmadığımız gün. Tecavüze karşı çözümü kadınlar sokağa çıkmasın demekte değil, daha çok kadın her saatte sokağa çıksın demekte aradığımız gün. Devletin asli görevinin her vatandaşının gündelik güvenliğini sağlamak olduğunda ısrarlı olduğumuz gün.
24 SAAT BEDENİMİZİN BEKÇİSİ OLMAK NASIL BİR YORGUNLUK... BAZEN BİRDEN ÇARPIYOR SURATIMIZA.
Hayatımızı çevreleyen bir kabus tecavüz. Tecavüz kültürü yok olmadıkça yaygın olacak. Bana ben hiç tacize uğramadım diyebilen bir kadına rastlamadım. Hiçbir yerde. Hiçbir ülkede. Hiç. Korkmakta haklıyız. Korkmak istemiyoruz. Bunun için önce insan olduğumuzun kabul edilmesi gerekiyor. Hayır, önce kendimiz insan olduğumuza inanmalıyız. Önce biz tecavüzü asla hak etmediğimize inanmalıyız. Okuldan eve dönerken değil, sarhoş olup gece klubünden bir erkeğin yatağına dekolte kıyafetimizle yürürken de hak etmiyoruz tecavüzü. Seks işçisi olsak da hak etmiyoruz tecavüzü. Rızamız olmayan hiçbir dokunuşu hak etmiyoruz. 
Kocanızla konuşun, oğlunuzla konuşun, erkek kardeşinizle konuşun. "Benim oğlum yapmaz" demeyin. Yapar. Bu toplum onu eğitiyor. Bir daha konuşun. Yetmez, tekrar konuşun. İlk sevgilisini getirdiğinde, bir daha konuşun. Karşındakinin iki meme bir vajina değil, bir insan olduğunu hiç ama hiç unutmamasını sağlayın. Erkeklerin kontrol edemedikleri ihtiyaçları olduğu efsanesiyle büyümesin oğlunuz. Yalan bu. Yalan. Vahşi bir hayvan muamelesi yapmayın ona. Oğlunuza insan olduğunu ve her insanın arzularını kontrol altında tutabileceğini öğreterek büyütün. Değerler eğitimi işte budur. 
Tecavüz kültürünü idam etmeli, yoksa tecavüzcüler tükenmez.

Aysuda Kölemen

14 Şubat 2015 Cumartesi

Özgecan ve Kadının Yaşam Hakkı

Türkiye sadece etnik ve dini azınlıklar için değil sadece kadın için de yaşanılası ülke değil. En ideal ülkeler sıralamasında Türkiye; Katar, Nikaragua, Zimbabve ve hatta Birleşik Arap Emirlikleri'nden bile sonra geliyor. Ne ilginç değil mi? Birleşik Arap Emirlikleri kadına Türkiye'den daha fazla yaşam hakkı sağlıyor. 

Hani "yaşam hakkı"nı başlık olarak kullanırız ya? İnanç özgürlüğü, ibadet özgürlüğü, ifade özgürlüğü, giyim kuşam özgürlüğü filan'la açıklanır? Hayır, kadın için Türkiyede "yaşam hakkı" literal'dir. Bilmiyorum Türkçe'ye "edebi anlamda" olarak çevrilebilir mi... Türkiye'de kadının adı da yaşam hakkı da YOKTUR! Yaşatmazlar.

Özgecan'ın başına gelenleri AKP'ye hükümete filan maletmeye kalkışmayınız. O isimlerinizin önünde gururla taşıdığınız TC'ler var ya? Özgecanları insanın tahayyül sınırlarını zorlayan şekillerde katledegelen TC'nin ta kendisidir. Tepkilere bakınca zannedersiniz AKP'den önce kadın kadın olma hakkına sahipti Türkiye'de... Hiç mi üçüncü sayfa haberi okumadınız?

Bizim ülkemizde bir erkeklik sorunu var. Erkeklik değil de... errrrrrrkeklik sorunu var. Bu sorun da errrrrkeğin kendisinin değil anasının sorunu aslında. Anniş hamiş göbüş gruplarında "1 kızım var... 2 kızım... var 3 kızım var... bir de oğlum olsun istiyorum ne yapayım" salaklığıyla başlar. Oğlan diyemediğimiz, errrrrkek demek zorunda olduğumuz 1 günlük bebeğin pipisinin şeklinin yorumuyla, pipi büyüdükçe maşallah diyecek amcalara teyzelere sergilenmesiyle ve bir errrrrkeğin en (hatta tek) becerisi olan s.kebilme üstün yeteneğiyle devam eder. Türk kadının yaşam hakkı da errrrkeğin yapabildiğini her an her yerde her fırsatta tehdit olarak kullanmaya başladığı noktada biter.

Ben sözlü ya da fiziksel taciz yaşamamış olan bir Türk kadını tanımıyorum. 38 yaşındayım. Ömrümün son 13 yılını Amerika'da geçirdim; bizim "değerleri" olan halkımızca makul sayılmayacak saatlerde tek başıma sokaktaydım, hiçbir zaman rahatsız edilmedim. Onun öncesinde Türkiye'deydim; rahatsız edilmenin HER şeklini sayısını bilmediğim kadar çok yaşadım. Dolmuşta okula giderken, kalabalık sokakta yürürken, arkadaşlarımla bakkaldan zeytin alırken, otobüste konserden dönerken... Hayır, bunların hiçbiri o makul bulmadığınız saatlerde gerçekleşmedi. Hayır, hiçbiri o güvenli bulmadığınız mahallelerde gerçekleşmedi. Hayır, ne mini etek vardı üzerimde ne de göğüs dekoltem... Hani bunlar suça teşvik edici sebepler ya? Kadının orospu olduğunun ve her türlü şiddete layık olduğunun gözle görülür delilleri ya? Yoktu vallahi... Ben bunu yazarken okuyan bütün kadınların en az birkaç adet taciz vakasını hatırladığına adım kadar eminim. 

Errrrrkeği suça azmettirici sebepler varsa ne ala... Ama yoksa da farketmez. Diyorum ya s.kebiliyorsa yapacak. Bunun için sizin rızasına filan ihtiyacı yok. Üzerine bir de sizi öldürmesi şart, yoksa konuşursunuz. Anası çocukluğu boyunca beyninden çok pipisinin gelişimi için çalıştığından öldürmenin delil yok etmek olmadığını bilecek kadar kafası çalışmaz. Ama burada da bitmez; sizi herhangi bir şekilde değil vahşice öldürmek zorunda... Çünkü bir şeyi zorla almaya mecbur bıraktınız bu bir, sokaktaysanız orospusunuz bunu hakettiniz iki, güzelsiniz-iyisiniz bu üç. O güzelliği Allah vermiş de errrrrkek olan alır; yakar ve yok eder. O kadar güzel olup errrrrrkeği bunları yapmaya mecbur bırakmayacaktın kadın! 

Evet TC'de bunlar ezelden beri var idi ama orada bırakmayalım; gelelim mecvut hükümetin errrrrkekleri nasıl beslediğine... Birincisi halihazırda evinin karısı çocuğunun anası olmaya en başından koşullanmış ve programlanmış kadının ekmeğine yağ sürerek bu kararın ne kutsal ne ulvi ne takdir edilesi olduğu yönünde telkinlerde bulunuyor. Kadının makbulu evinde çalışandır "onun bunun kapısında" para karşılığı (bak sen: para karşılığı!!) çalışan değil. Analık kutsaldır da kutsaldır... öyle böyle kutsal değildir ama çok acayip kutsaldır. Öyle ki hamile kalmak ve bebek doğurmak gibi yüzyıllardır DOĞAL olarak gelişen hadiseler yüceltildikçe yüceltilecek kadar kutsaldır. 3 kuruşluk aklı olmayan, olmasını da istemeyen kadınlar sırf doğanın DOĞAL olarak insana verdiklerini yapabildiler diye geldi tepemize oturdular! Kutsaldır da kutsaldır... Bu gazla şişe şişe evde oturup kocasına itaat eden kadın modeli takdire şayan, diğeri de orospu bellendi haliyle... Bakanından, "aile" bakanından, başbakanından, sözde din alimine ve bunların etrafında palazlanan neo-lümpenlere kadar hepsi bir olup satın aldıkları medyadan çizdikleri ideal kadın portresine uymayan bütün kadınları hedef gösterdiler, her türlü şiddete yol verdiler.

Bugün Özgecan'ın başına gelenlerin sorumlusu katilleri değil. O katilleri yetiştiren anaları, babaları, okulları ve devletleri. O katiller kendine, cinsine, oğluna saygısı olmayan kadınların ve o kadınların ülkelerinin ortak yapımı. Biz bu filmi ilk defa izlemiyoruz, son da olmayacak. O yetiştirdiğiniz errrrkekler var ya? Bir bööö sesiyle kuyruklarını kıstırıp titreye titreye kaçan zavallı mahlukatlar farkında mısınız? O gurur duyduğunuz errrrrkekleriniz kadının çivi topuklarının sesleriyle uyuyamayan, kabus görüp gece yanınıza yanaşan acınası hilkat garibeleri.... Siz kadınlar errrrrkek yerine insan yetiştirmeye başlamadıkça, kendinize saygınızı kazanmadıkça, doğuştan getirdiğiniz özelliklerinize gurur duymayı, kutsamayı bırakmadıkça biz nice Özgecan'ları kurban vereceğiz sizin erkeklik komplekslerinize. 

Sarsılın! 

Eren Kaya

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım