28 Ekim 2014 Salı

Melek'in Hamilelik Günlüğü — 11. Hafta

Herkese Merhaba,

Ne olduysa 10+0 olduktan sonra olmaya başladı. Göbeğim şişmeye başladı. Alttan şişse anlayacağım ama göbek deliğimin üzerinden başlayan bir şişlik var. Tartıya göre 1 kilo aldım. Ama bu sadece geçen hafta yediğim 2-3 makarna olabilir mi? Şişlik filan idare diyorum ama esas sorun sinir bozukluğu… Bu ilaçlar inşallah 2 hafta içerisinde bitecek. Hem cep telefonumun uyarı için çalmasından hem de bu ilaçları görmekten bıktım… İnşallah hormonlara bağladığım ruh halim de bir nebze düzelir. Zaten dinlenmek için haftasonları neredeyse hiç evden dışarı çıkmıyorum. Eğer çıkarsam da sadece eşimle markete ya da gerekli diğer işleri halletmek için. 

Ben ki tek başına dolaşmaktan, araba kullanmaktan, kendi işini kendi yapmaktan bu kadar zevk alan, bu şekilde dinlenen biri olarak şu anki halim beni sanki daha da asabileştiriyor. Eşimin her söylediğine çok alınıyorum. Evet belki alınacağım şeyler, ama gelip özür dilese bile uzatmaya devam ediyorum. Onu da çaresiz hale getiriyorum. Sonuç mutsuz bir çiftin ev hapsi oluyor. Böyle olsun istemiyorum. En çok mutlu geçirmek istediğim zamanları kavga ederek geçirmek istemiyorum. Herkes bu zamanları böyle mi yaşıyor? 

10+5 olduğunda yine ilaçlarımı yazdırmak için devlet hastanesine gittim. Maaşallah bizim bebiş 11+5 boyutuna ulaşmış. Erkek olacak, babasına çekecek o yüzden iri yapılı görünüyor diyemiyorum. Çünkü halası da babası ile aynı boyda, tüm aile iri yapılı ve uzun. Yani uzun boylu bir kız olma ihtimali de halen devam ediyor bence ☺ Artık karından yapılan ultrasonda bile daha net görünür oldu miniğimiz ☺. 

Sabah eşim olmadan gitmiiştim doktora. Akşam resmini babasına göstermek çok sevindiriciydi… Bu doktorum da ikili test yaptıracaksam bu sıralarda muayeneye gitmemi söyledi. İkili test için devlet hastanesindeki teste güvenmiyormuş. Ama üçlü test yapılacaksa burada yaptırabilirsiniz dedi. İkili test için de bir doktor tavsiye etti. Bir doktor başka bir doktoru tavsiye ettiği için ben de burada yazmaya sakınca görmüyorum. Doç. Dr. Zeki Şahinoğlu. Benim sağlık sigortam Acıbadem Hastanesi haricinde doğum garantisini kullanarak muayene olursam garantiyi iptal ediyor. Bu nedenle ben yine Acıbadem Hastanesi’ne gideceğim ☹. 

Benim sıkıntılarım maaşallah yok, iyiyim. Biraz uykum var. Erkenden yatıyorum. Hala kıyafetlerime girebiliyorum. Daha iş yerinde birkaç kişinin haberi var hamileliğimden. Bakalım ne zaman anlamaya başlayacaklar? Bir çok kişinin söylediği ve yine bir çok yerde okuduğum topuklu ayakkabı giymek ile ilgili olumsuz düşünceleri ben hiç takmadım. Hala topuklularımı giyiyorum. Zaten tüm gün oturarak çalışıyorum. Ofis içerisinde giydiğim topuklu ayakkabı beni rahatsız etmiyor. Zaten ben senelerdir topukluları sadece ofis içerisinde giyerim. Sabah-akşam eve gidiş gelişlerimde mutlaka spor ayakkabılarım ile değiştiririm. İş çıkışında beni görenler için çok komik bir kombinasyon gibi dursa da ayak sağlığım için böylesinin daha iyi olduğunu düşünüyorum. Hem kızım olacaksa ona da şimdiden bu ipucunu öğretmiş oluyorum ;)

Haftaya görüşmek üzere...

Melek

27 Ekim 2014 Pazartesi

Ebru'nun Çocuk Gelişim Notları — 4. Bölüm

Beyin Gelişimi Kurallarının Uygulanması - 2

Geçen haftadan kaldığımız yerden gelişim kurallarına devam ediyoruz: 
5. Fikir Üretme: 
Çocuğunuzun yeni fikirler üretmesi ve bu sayede hayal gücünü geliştirmesi onun beyninde çok hızlı ve kalıcı sinaptik bağlantılar kurulmasını sağlar. Küçük bir bebek eline verilen tahta kaşık ile oyununda; başlangıçta yere atarak çıkardığı sesi dinlerken, zamanla o tahta kaşığın davul çalabileceği bir bagete, küreğe, dondurma külahına, bebeğinin saçını taradığı bir tarağa ya da zamanla çok daha kompleks fikirler üreterek oyuncak bir arabaya ya da bebeğe dönüştüğünü hayal eder ve ona kıyafetler giydirerek hayalini hayata geçirir. Yeni konuşmaya başlayan çocuğun ba-ba hecelerini zamanla uzun cümlelere dönüştürmesi gibi yeni fikirler üretmek de basitten başlayıp karmaşığa doğru gelişir. 


Çocuğunuzla birlikte geçirdiğiniz zaman dilimlerinde (sadece oyun ve aktiviteler sırasında değil günün her anında) onun; hayatı ve çevresindeki dünyayı tanımak için bol bol deneyler yaptığını göreceksiniz. Bu deneyler zaman zaman size yanlış, hatta bazen de tehlikeli göründüğü için farkına bile varmadan bu deneylere karşı bir tutum içerisine giriyor olabilirsiniz. Çünkü, örneğin bebeğiniz mama sandalyesinden aşağıya oyuncaklarını atıyor ve neler olacağını ilgiyle izliyor olabilir. Banyoda klozetin içinde ya da yatak odanızdaki dolabınızda aslında yapmak istediği çok fazla uçuk-kaçık planı olabilir. Bazen çocuğunuzun sizin ona verdiğiniz oyuncakla fonksiyonunun dışında size anlamsız görünen oyunlar oynadığını görürsünüz. Örneğin benim kuzenimin küçük kızı annesinin ona çubuklarla çalması için verdiği davulu tabure yaparak üzerine oturuyormuş, bu sırada çubukları da çeşitli keşif aşamalarından geçirdiğine eminim ☺. 

Önemli tehlikeler ve ciddi zarar verici davranışlar içermeyen keşif, hayal gücü ve fikir üretme çabalarındayken, çocuğunuza ‘Hayır’ kelimesini sık sık söylememenizi öneririm. Yeni keşifler yaparken çocuğunuzu mümkün olduğu kadar desteklemeniz ve bunun için, ürettiği yeni fikirlere ve objelere olan ilgisine karşılık vermeniz onun özgüven ve yaratıcılık başta olmak üzere, birçok farklı alanda gelişimine zemin hazırlar. Bunu yaparken benim size önerim çocuğunuzun yeni fikirler üretmesi için ona uygun ortamlar yaratmanız. 

Çocuğunuzun yeni fikirler üretmesine uygun ortam: 

• Önünde onlarca renkli, ışıklı, müzikli oyuncak olan bir çocuk, hiçbir zaman yeni bir oyun kurmak ihtiyacı duymayacaktır çünkü bu oyuncaklar onu yeterince oyalar. Bu nedenle oyuncak seçiminizde minimalist davranmanızı tavsiye ederim. Örneğin basit bir plastik tabak bile onun hayal dünyasında şapkaya, kovaya, müzik aletine vs dönüşebilir. Bu nedenle çok da süslü püslü oyuncaklara ihtiyacınız olmadığını unutmayın. 

• Çocuğunuzun önüne basit oyuncaklar koyduğunuzda, başlangıçta bu oyuncakla ne yapacağını bilmese bile, zamanla aynı oyuncağı farklı amaçlar için kullanmaya başlayacağını, yeni fikirler üreteceğini göreceksiniz. Bu nedenle aynı anda önüne onlarca farklı oyuncak yığmayın, kafasını karıştırmayın. Aynı anda maksimum 2-3 oyuncak yeterli olacaktır. 

• Yine benzer sebepten, ona zaman verin. 

• Fikir üretmesini sağlamak için yapabileceğiniz bir başka şey de ona sorular sorarak yönlendirmeniz. Günlük yaşamındaki aktiviteler sırasında bol bol 5N1K sorularını kullanın. 5N1K basamağına daha sonra örneklerle değineceğim. 

• Eline verdiğiniz bir oyuncağı nasıl kullanacağını hemen anlatmayın ve onun keşifler yapmasını sağlayın. 

• Tüm gününü siz planlamayın ve ona da söz hakkı verin 

• Doğayla iç içe yaşaması ve gözlem yapabilmesi için ortamlar yaratmaya gayret edin. • Hayır kelimesini çok gerekli olmadıkça kullanmamaya çalışın. 

• Özellikle 3-4 yaşlarındaki çocuğunuzun bol miktarda ☺ sorduğu soruları size çok saçma bile gelse sabırla yanıtlamaya çalışın. “Çocuklar okula birer soru işareti olarak başlar ve nokta olarak bitirirler.” (Neil Postman). Onun merak etmesini teşvik ederek, soru işareti olarak kalmasını sağlarsanız öğrenmeye olan hevesi hiç tükenmeyecektir. 
6. Aktif Katılım: 
Çocuklar, bebeklik döneminde başlayan keşfetme sürecine çocukluklarında da devam ederler. Aslında ‘çok yaramaz’ olduğu söylenen bebek ve çocukların birçoğu bu keşfetme süreci hakkında daha meraklı olanlardır. Ortalama bir bebek, dünyaya gelişinin hemen 6. ayında kendi etrafında dönmeye ve etrafındaki objelere ulaşmaya çalışmaya başlar. Hareket kabiliyeti arttıkça da evin içinde keşfetmeye çalıştığı yer sayısı hızla artar. Yerde istediği oyuncağa ulaşmak için debelenen çocuğunuza oyuncağı siz alıp verdiğinizde onu, hem fiziksel hem de zihinsel birçok alanda edineceği tecrübeden mahrum bırakacağınızı unutmayın. Aktif katılım basamağına daha önce problem çözme basamağında kısmen giriş yapmış ve şöyle özetlemiştim: 

• Koltuğa tırmanmaya ya da uzaktaki bir oyuncağı almaya çalışan bebeğinizin haline acıyıp, onu kucaklayarak koltuğun üzerine koymanız veya oyuncağı alıp eline vermeniz aslında ona yaptığınız büyük bir kötülüktür. 

• Bunun yerine ona yapması gerekenleri tek tek söylemeniz ve onun bunları yapmasını beklemeniz kısmen kötülüktür. 

• Nasıl yapılabileceğini ona göstermek ve aynısını yapmasını istemek kısmen iyiliktir. 

• Yaparken ona yardımcı olmak iyiliktir 

• Fakat en iyisi bebeğinizin düşe-kalka deneye-yanıla doğru yolu kendi tecrübeleriyle keşfetmesini sağlamaktır Sinaptik bağlantıları dolayısı ile beyin gelişimini destekleyen kurallarımızdan biri olan aktif katılım kuralımızda, asıl önemli olan çocuğunuzun ‘yerine’ onun yapabileceği şeyleri yapmamanız gerektiği. 

Bunun için; çocuğunuzun gün içerisindeki bakımı ve beslenmesi dahil olmak üzere tüm aktivitelerde sorumluluk almasını sağlamanız gerekiyor. Zaman içerisinde aktivitenin tamamını mümkün olduğu kadar kendi kendine yapmasını sağlamaya çalışın. Örneğin bunu aktığında bir peçeteyle burnumu silmek yerine önce ikiniz birlikte peçeteyi tutup burnunu silerken, zamanla peçeteyi eline verip onun bunu bağımsız yapmasını sağlamanız gerekmekte. Bu basamak size BLW’yi (Baby Led Weaning) hatırlatmış olabilir, orada da amaçlardan biri çocuğun sorumluluk almasını sağlamaktır. Çocuğunuzun gelişimi için günlük yaşam akışının tamamına aktif katılmasını, onu ilgilendiren sosyal, fiziksel tüm olayların tamamen bir parçası olmasını sağlamayı hedeflemelisiniz. Bunu uygulamaya koyarken dikkat etmeniz gereken en önemli şey, çocuğunuz yapması gereken şeyleri belki ilk seferlerde deneme aşamasındayken, teşvik edici bir tutum içinde olmanızdır. 

Çocuk gelişimini desteklerken anne-babalara yasak olan cümlelerimizi; ‘yapamazsın, düşersin, koşma, sen bırak ben yaparım’ şeklinde sıralayabilir, örnekleri çeşitlendirebiliriz. 
7. Motivasyon: 
Çocuklar en önemli ve büyük kazanımları, çevrelerine kendi başlarına ve doğaları gereği ilgi duyduklarında yaşarlar. Motivasyon öğrenmenin temel prensiplerinden birini oluşturur. Hızlı ve etkin öğrenmenin gerçekleşmesinde, motivasyonun maksimum düzeyde sağlanmasının süreci çok hızlandırdığını gösteren onlarca araştırma vardır. Motivasyonun etkisini anlayabilmek için kendinize bir bakın: sevmediğiniz, nefret ettiğiniz derslerde mi daha başarılıydınız? Ya da şimdi, bu yaşınızda bile eğlenerek mi daha kolay öğrenirsiniz yoksa dayatma ile mi? 

Çocuğunuza yeni bir şey öğretirken yapmanız gereken şey çok basittir: Oyunu kullanmak! Çocuklar için oyun oynayarak ve eğlenerek öğrenmek en büyük motivasyonu sağlar. Öğretmek istediğiniz şey her ne ise (renkler, şekiller, nesneler vs) onun da içinde olduğu yepyeni bir oyun kurgularsanız hem amacınıza ulaşmanız çok daha hızlı olacaktır hem de çocuğunuzun o oyunun içinde edindiği yeni bilgileri unutma ihtimalini azaltmış, bilgilerin kalıcı olmasını sağlamış olursunuz. 
Son zamanlarda oyuncakçılarda sıkça görülen bir oyuncaktan bahsedelim mesela. İsmini vermek istemediğim ☺ bir yakınım küçük çocuğu için bunlardan bir tane almış, ona da yol göstermiş oluruz oyuncağı nasıl kullanacağı ile ilgili. Almış olduğu oyuncak tamamen aynısı olmasa da resimdekine çok benzeyen bir yapboz: Bu oyuncakla amacımız renkleri, şekilleri öğretmek olabilir, aynı zamanda el-göz koordinasyonu ve ince motor gelişim çalışabiliriz. Oyuncağı almadan önce benim fikrimi almış olsaydı 1,5 yaşındaki çocuğa sakın alma diyeceğim bu sıkıcı oyuncağı sevgili bebesinin önüne koyup kırmızı daireyi yerine takalım, şimdi sıra yeşil dikdörtgende vs şeklinde yapbozun parçalarını anne-çocuk birlikte taktıklarını düşünün. Bir de parçaların her birinin saklandığı, sonra birlikte saklanmış parçanın bulunduğu, bulunan parçanın uçarak yerine doğru gittiği, ama bu sırada yanlışlıkla! bebenin göbeğine doğru gidip onu gıdıkladığı, en sonunda yap-bozdaki yerine bir kuş edası ile konduğu bir oyun kurgulayalım. Tüm bu olaylar sırasında da ‘Kırmızı daire uçuyoooor, kırmızı daire nereye gittiiiii?’ vs gibi cümlelerle şeklin ve renginin sık sık tekrarlandığını düşünelim. Sizde hangi oyunda çocuğun edindiği bilgi daha etkin ve kalıcı olabilir? Eğitim ve öğretim sistemimizde de bu alanda eleştirilecek çok fazla şey var ama ben bu basamağı anne-baba-çocuk üçgeninde anlatmakla yetinmek istiyorum ☺.

Çocuğunuzun motivasyonunu arttırmak için: 

• Oyunu kullanın 

• Basit aktivitelerle başlayın, zamanla zorlaştırın 

• Kısa vadeli hedefleriniz olsun ve bu hedefe ulaşmaya çalışın 

• Zaten yapması gereken aktiviteler dışında; yeni bir şeyi öğrendiği zaman, (mükemmel yapmıyor bile olsa) bol bol sosyal pekiştireç kullanın. Onu aferin, süper, bravo gibi övgülerden mahrum bırakmayın.

• Her zaman olmasa bile, çok zor olan şeyleri başardığında ödül vermekten çekinmeyin. Bu ödül istediği bir oyuncak veya 1 saatlik TV izleme seansı olabilir. 

• Yeniliklerle dolu, farklı aktiviteler bulmaya çalışın. Söz konusu olan oyuncak aynı oyuncak bile olsa, oyununuza ilginç bulacağı, seveceği yenilikler katmaya gayret edin. 

• Oyunlarınızı ilgisini çekecek, merak edeceği, şaşıracağı, hayal dünyasını geliştirecek şekilde planlayın. 

• Mümkünse yaşıtları ile birlikte olmasını ve oynamasını sağlayın 

• Zenginleştirilmiş ortamlar yaratın. 

Gelecek hafta görüşmek dileğiyle...

Sevgilerimle; 

Ebru Sidar 
Physical Therapist 
The University of Southern California-WPS Sensory İntegration Certified- SIPT Certified

23 Ekim 2014 Perşembe

Naz Kız'ın Doğum Hikayesi

Sevgili BYBO,

Oğlumuz Toros geldi, hoşgeldi. Bebek yapım günlüğümle başladık, hamilelik günlüğümle devam ettik ve nihayet doğum hikayeme geldik. Bu okuduğunuz günlüğümün son yazısı olacak. 

Öncelikle Eren’e dev dev teşekkürlerimi sunuyorum. Evinin kapılarını açtı, yedik, içtik, gidiyoruz... Sağol, varol... 

Size en son 38. Haftamdan seslenmiştim. Bildiğiniz gibi plesenta previa nedeni ile zorunlu sezeryan kararı alınmıştı. Ve 39+1 de yani 23 Eylül Salı günü saat 09.00’da doğum kararı alındı. Bir gün önceden kayınvalidem ve görümce bize geldi, hazırlıklarımızı tamamladık. Salı sabahı arkadaşımız Efe doğum sürecini çekmek için bize geldi ve evden itibaren her anımızı fotoğrafladı. Evden çıkıp, arabaya binmemizle akıl almaz bir sağanak bastırdı, göz gözü görmüyordu, herkes “bereket” dedi. Hastane evimize 10 dakika mesafede olduğu için şanslıydık. 

Bu arada Padme için olağan bir gün olması gerekiyordu; onu germek istemiyorduk. Görümcem bizim araba ile her sabah eşimin yaptığı gibi onu ofise götürdü. Akşama Toros Bey’in bezi ve badisi ile tanışacaktı. Hastaneye vardık ve yatış işlemlerini yapıp, odamıza çıktık ve yarım saat sonra doğuma hazırdım. Biraz stres yaptığım doğru ama tahminimden daha iyiydim. Bu arada kimseye haber vermeyelim, sakin bir doğum olsun demiştik ama öyle dedikçe daha da kalabalıklaştık. Bir anda arkadaşlar, akrabalar gelmeye başladı. Onları görünce heyecanım biraz daha arttı. Sonra doktorumun koridorda sesini duydum ve rahatladım. Kendisine çok güvendiğimi söylemiştim. 

Oda süsü yapmadık sadece çok değişik, komik bir kapı süsüm vardı. bu süsü çok sevdiğim bir aile dostumuz yaptı ama birazcık hoşuma gitmeyince halam oturup bu hale getirdi. Kapı süsüne Alman Hans adını verdik ☺. Oğlumun bereketi kendini ikramlıklarda gösterdi. Bir sürü eş dost, birsürü şey hazırladı, hepsinin sunumu çok şık oldu. Ben ilk gün yemek yiyemediğim için onlara aşerdim, durdum ☺. Hemşire geldi ve gitme vakti dedi; ameliyathaneye eşim, doğum koçum, halam, bir aile dostumuz derken cümbür cemaat inmişiz. Doğum koçum dediğim yeni adları ile Doula. Normal doğum yaparsam destek alacaktım ama olmadı. Yine de yanımda olmasını istedik; kendisi de stajyer, onun da ilk doğumu olduğu için o da gelmek istedi. Herkese veda ettiğim ameliyathane kapısında bir sürü hemşire “hoşgeldiniz” demeye başladı. Ama kaç kişiye cevap verdim, hatırlamıyorum. Bir anda biri “kordon kanı” istiyor musunuz diye sordu. İleride kardeşi olursa ve bir sağlık problemi yaşanırsa diye teklif ediyorlarmış ama o kadar ticari bir amaçla sorulduğu belli ki, en heyecanlı, kafamızın en karışık olduğu yerde bu anlamsız soruyu sorup, bizi soymaya niyetlendikleri kesin. Allahtan doktorumuz bizi pahalılığı konusunda uyardı da zor duruma düşmedik. 

Ameliyathane ortamı cidden çok tatsız, benimle ilgilenen hasta bakıcı çok kötü terlemişti ve benimle aşırı yakın temastaydı; bu süreçte çok zorlandım; sonra anestezist gelip, epidural sürecini anlattı ve iğnemi yaptı; tahminimden daha iyi geçti; sonra uzandım ve gerekli hazırlıklar yapıldı. Bu arada Doula yanıma alındı, ameliyata başlamadan da eşimi aldılar. Doktorum ve asistanı hastane personeli değil; o yüzden sadece ikisi vardı, etrafta da hemşireler, bebek hemşireleri vs. Birkaç talebimiz vardı, sağolsun doktorumuz hepsine tamam dedi. Önce güzel bir müzik açtı eşim, sonra kafasına GoPro kamera takıp, bütün süreci kameraya aldı. Bu arada ben tahminimden çok çok daha sakindim ki acayip bir titreme geldi, bu noktada da Doulam Ayşegül beni nefesimle sakinleştirdi. 

Hiç tahmin etmediğim kadar zevkli bir doğum oldu. Toros biraz zor çıktı, iki üç kere göğüs altıma şiddetli baskı uygulanarak Toros’u çıkarmaya çalıştılar ve canım çok yandı ama sonra işte o büyülü an geldi ve oğlum perdenin arkasından göründü ☺. Çıktığı gibi hapşırdı ve ellerini havaya dikip, bize kızdı ☺. Çok ama çok garip bir duyguydu; benim gibi duygusal bir balık kadını boşluğa düşmüştü; duygusal olarak hiçlik hissediyordum. Ağlamadım; gülmedim, şaşkın şaşkın baktım, sonra yanıma verdiler ama ben yine anlamadım; bir an önce onun ve benim normal koşullarda karşılaşmamız gerektiğini düşündüm galiba. Zaten 2 dakika yanımda tuttular, tutmadılar ve gittiler. Toros’u yukarı çıkarırlarken babayı da dışarı alıyorlarmış ama biz bunu konuşmuştuk ve eşim benimle kaldı. Hemşireler ısrarla çıkarmak istedi ama eşimin net ses tonu ile tartışma başlamadan bitti. Bence de doğumda bir annenin en yalnız kalmaması gereken an doğum sonrası. Çünkü bebeğin gidiyor, ortamdaki heyecan bir anda sönüyor ve sen buz gibi ortamda vücudunun toparlanmasını bekliyorsun. Sağolsun eşim beni bırakmadı; iyi ki bırakmadı; en eğlendiğimiz yer orasıydı; müthiş bir reggea müziği açtı, doktorlarımızla sohbet muhabbet derken bir baktım, herşey bitmiş, gidiyoruz. 

Gerçekten bu ana kadar ne muhteşem bir doğum deyip durdum içimden. Meğer beni bekleyen süpriz akşama gelecekmiş. Bütün süreçler bitince odaya çııktık; asansörün açılması ile eş-dost-akraba acayip bir kalabalık vardı, oda bile çok doluydu. sonra Toros’umu getirdiler. Çok ama çok güzeldi; ilk aklıma gelen bu veledin 1 saat önce içimde olduğu ve bu mucizenin insanı deli edebileceği idi. 

Benim için en heyecanlı kısım emzirme anı idi. Tomris’in notlarını ve BYBO facebook sayfasında o kadar çok post okumuştum ki sanırım emzirmeyi takıntı haline getirmiştim ve işte o an; hemşire geldi, benim ürkekliğim, hemşirenin Toros’u tutuşu, mememe verişindeki rahatlığı iyice aptal etmişti beni ve löp diye mememe yapışan bir bebe. Allahım nasıl bir deliliktir bu! Canım acıyordu ama umrumda değildi, nasıl olsa pozisyonları iyi okumuştum, zamanla bu konuyu çözecektik. 2 dakika sonra mememde uyudu ve biz huzurla bu mucizeye bakakaldık... 

Akşama doğru epiduralin etkisinin geçmesi ile benim de süper doğum hikayem kabusa döndü. Akşam üstü hemşire ve hemşire başı odaya gelip, karnımdaki garip şişliği kendi aralarında tartışmaya başladılar. Bu arada ben de elimle karnıma dokunamıyorum. O kadar canım yanıyor ki, bütün karnım, sırtım, organlarım akıl almaz bir ağrı içindeydi. Panik içinde nöbetçi kadın doğumcu çağrıldı, ultrasonla karnıma bakmak istiyor ama ultarsonu bile değdiremiyorlardı. Sonra başka doktorlar çağrıldı ve bir anda ortamda inanılmaz bir panik havası yaratıldı ve benim tansiyon 20'ye fırladı. Konunun ne olduğunu anlatmıyorlar ve beni korkutuyorlardı. Bu arada kendi doktoruma ulaşıldı ve hemen gelmesi söylendi. Doktorum 1 saat içinde yanımdaydı; doğumda farkettiği rahim ağzı sertliği nedeni ile kanamam dışa akacağına rahim ağzı açılmadığından içime dolmuş ve uterus içimde şişmiş şişmiş, ödem yapıp, diğer organlarıma baskı yapmaya başlamış. Saat 7 gibi doktorum beni tekrar doğumhaneye aldı ve yeniden bir operasyon yaptı; çok zor, sinir bozucu, üzücü geçti; kendimi korkunç hissettim, panikledim, tansiyonum 20'lerden inmek bilmedi. Sonra da fenalaştım ve tamamen düşürdüm tansiyonu. Sürekli panik havası da beni çok germişti; bir an önce uyumak ve unutmak istiyordum. 

Neyse ki yaklaşık 1 saat sonra odama gelmiştim. Hala gelen giden vardı ve benim gözüm kimseyi görmüyordu, oğlumu bile ☹. Mükemmel başlayan eğlenceli doğumum büyük bir travma ve ağrı ile sonlandı. Toros’u hiç anlamadım, sevemedim, acıdan kıvrandım. Bu ağrılardan kendimi kasmaktan sırtımda bir kasımı da zedelemişim, bir de o ağrı bindi üstüne, artık akıl sağlığımı kaybettiğimi sanıyordum. Doktorum da bir türlü gidemedi, o da çok üzüldü, şaşırdı. O gün yürüme, hareket etme dedi. Annemler, eşim, eş dost herkes çok üzgündü; ben ise çok ama çok yorgundum. Ertesi gün uyandığımda, kalkıp Toros’u yatağından alamayacak olmak beni çok üzdü ve elimle doktorumun yapmasına izin veremediğim masajı ben karnıma yapmaya başladım; elimle şişliğin olduğu yeri aşağı doğru itmeye başladım, canım çok yanıyordu ama yapmam gerekiyordu ve bir anda oluk oluk kanamam başladı. Hemen hemşireleri çağırdım ve toparlanmama yardım ettiler. 

Yeni geceliklerimi giydim, saçımı başımı toparladım. Lohusa tacımı taktım ve aynı gün koridorda da birsürü tur attım, kendimi bütün gün zorladım durdum ve nihayet akşamına oğlumu koltukta emzirebiliyordum. Yine gelenimiz gidenimiz çok oldu, çok bereketli oldu. Ve sonraki gün taburcu olduk. Herşey çok şaşkınlık vericiydi; karnımda geldiğim oğlumla elele çıkıyordum, vücudum çok harap olmuştu ama oğlum hamileliğimdeki gibi bizi hiç üzmedi. Hep uyumlu, hep sakindi. Eve geldiğimiz ilk akşam çok ağladım, çok ama çok korktum; eşim, kayınvalidem süper kahramanlarımdı; çok ama çok destek oldular. İlk birkaç gün Padme’yi getirmedi eşim. Ben pek iyi durumda değildim ve bir de o stresi eklemek istemedi sanırım. 

Eve gelişimizin 3. Gününde artık hazırdım ve Padme akşam babası ile geldi. Ben yine neden bilinmez aşırı stres yapıp, salya sümük ağlamaya başladım. Oysa Padme muhteşemdi. Önce Toros’u yatağında farketmedi, sonra oradan bir ses geldiğini farkedince hırlamaya başladı; eşim elinde sürekli ödüller ile Padme’yi sakinleştirdi. Sonra ben Toros’u kucağıma aldım ve iyice yaklaşıp, koklamasına izin verip, sürekli “bravo kızıma, aferin kızıma” komutları ile Padme’yi ödüllere boğduk. Sonra da asıl sınavımızı verdik; baba paylaşımı ☺. Malum Padme babamıza bağımlı, Toros ile onun ilişkisini kabul etmesi gerekiyor. Babamız Toros’u kucağına aldı ve Padme’nin seviyesine inip, iyice koklamasına izin verdi. Daha önce oyuncak bebek ile eğitimlerimiz işe yaradı; aynı tablo bunda da olmuştu, Padme, Toros’u koklayıp, koklayıp, ayaklarımızın dibine yattı ve sonra sonra hep temas etmesine izin verdik ve çok şükür bugün hepsi yıllardır evimizdeymiş gibi uyumluyuz. Biliyorsunuz evimiz küçük; ben Toros ve Padme salonda yatıyoruz. Salonumuz iki bölmeli; Toros tam ortada, Padme bir tarafta, ben bir tarafta. Geceleri Toros ağladığında Padme kıçını dönüp, uyumaya devam ediyor. Bazen ufflayıp duruyor; bazen de “neler oluyor” bakışı ile biz yatana kadar yatağında bizi izliyor. 

Tabii tüm bu süreçte eşimin emeği, çabası, sabrı gerçekten takdireşayan. Bana kalsa çok yanlış yöntemler uygulardım; çünkü çok yorgunum, hassasım ve Padme kaşınsa, su içse bile bana batabiliyor ve kızıyorum. Oysa eve gelen küçük kardeşten sonra, büyük kardeşe sürekli kızan anne modeli süper yanlış ve ben bunu yapma potansiyelindeyim. O yüzden dengemiz babamız! Bu arada Padme de ara ara evin büyük çocuğu gibi ilgi çekmeye çalışıyor; ortada hiçbirşey yokken cama çıkıp, havlıyor ve tek gözü ile bize bakıyor. Biz tepki vermeyince inip, yerine geçiyor. Tepki verirsek yaptığı eylemi abartarak yapmaya devam ediyor ☺. Bunu eğitmenimiz bize söylemişti de tedbirimizi almıştık. Siz siz olun, evinizde köpek varsa mutlaka bebeğın kokusunu önceden tanıştırın. Biz Padme’nin yatağını bebek deterjanı ile yıkadık. Oyuncak bebek alıp, Toros’un kıyafetlerini giydirdik ve hastanede ilk gün Toros’un kirli bezi ve badisini alıp, eve getirdik ve iyice koklatıp, 2 gün evde bıraktık. Dolayısıyla Padme bildiği bir kokuyu aldığı için gerilmedi. Bu süreçte olumsuz hiçbir kelime kullanmadık; asla “hayır” demedik; yapmaması gereken şeylerde garip sesler çıkararak ilgisini çekmeye çalıştık; böylece olası bir olumsuz duyguyu Toros’a bağlamasını engellemeye çalıştık. Tabii bu demek değil herşey dört dörtlük; bence biraz şımardı mesela. Geçen gün boy hizasındaki badem şekerlerini kutularını parçalayıp, yemiş mesela ☺.

İşte Naz Kız’ın doğum hikayesi de böyle... Hayal ettiğimiz güzellikleri yaşadığımız hergüne şükrederek, birbirimize alışmaya çalışarak günlerimiz geçiyor. Hayata bakış açımı değiştirecek bir sürü deneyim yaşadım ve bugün bir anneyim. Henüz bunu hiç idrak edemedim ama umarım zamanla taşlar yerine oturacak ve bir inek duygumdan çıkıp, anneliğe terfi edeceğim. Hepiniz iyi ki bu hayatın hikayesini benimle paylaştınız; daha güzelleri sizin olsun... 

Sevgiyle Kalın, Hoşça Kalın... 

Nazlı

Haftanın Kitabı — Arkadaşım Vincent

Çocukları ressamlarla tanıştırmak için güzel bir kitap: Arkadaşım Vincent

Geçtiğimiz Ocak ayında bir heyecanla başlayıp bir türlü sürdürmeyi başaramadığım çocuk kitapları yazı dizisine elimden geldiğince yeni kitaplar ekleyebilmek için sabırsızlanıyorum. 

Bu yazı dizisi için elimizdeki kitapları paylaşmak istediğimizde Deniz Çınar 19 aylıktı. Şu an 21 aylık. O zamandan bu zamana hikaye dinlemesi ve katılımındaki gelişimini görebiliyorum. Bir uzman olarak değil bir ebeveyn olarak birlikte kitap okumanın çocukların/bebeklerin kendini ifade etme yeteneklerini artırdığını kendi çocuğumda gözlemliyorum. 


Kitaplarda gördüklerimizi doğada deneyimlemek öğrenmenin en güzel şekli diye düşünüyorum. Bu nedenle tatillerimizi Çınar’ın doğada özgürce vakit geçirebileceği şekilde planlıyoruz. 


Böylece kitapta öğrendikleri sayfalara sıkışıp kalmıyor. Kendi kendine keşfedip deneyimler edinme fırsatı buluyor. Çocuklar, doğada ne kadar farklı nesne ile karşılaşırlarsa o kadar çok görsel ve sayısal anlamda dağarcıkları gelişiyor. Keşfetme ve merak etmenin tadını alıyorlar. Algıları daha açık hale geliyor. Daha çok soru soruyorlar, eleştirel düşünmenin temelleri yavaş yavaş atılmaya başlıyor.


Resimle Erken Yaşta Tanıştıralım

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi mezunu, ressam bir yakınımla çocukların resme olan ilgi ve yetenekleri hakkında konuşurken “7 yaşına kadar hepsi dahi, sonra birçoğunda yaratıcılık kayboluyor. 20’li yaşlarda güzel sanatlar eğitimi alanlar yaratıcılıklarını tekrar kazansın diye akademide  epey emek veriliyor.” demişti. 7 yaş eskiden ilkokula başlama yaşıydı. Ben ressam ahbabımın söylediklerini şöyle tercüme ettim: Okuldaki ezbere dayalı sistem çocukların yaratıclığını bitiriyor veya azaltıyor. Devlet okullarındaki resim derslerini hatırlayanlarımız vardır. Bir ressam ya da bir ekolden bahsetmezdi öğretmenlerimiz.  

Büyük şehirde olanlar için sergiler bulunmaz fırsat. Örneğin şu anda Sabancı Müzesi’ndeki Joan Miro”Kadınlar, Kuşlar, Yıldızlar” sergisi eminim birçok çocuğun hayal gücünü zenginleştirecektir. Sergiyi haftasonu bir salon dolusu çocukla gezen bekar bir arkadaşım önce çocukların salonda çıkardığı şamatadan rahatsızlık duyduğunu, sonra birkaçının resimlerle ilgili yaptığı yorumlarını keyifle dinlediğini söyledi. Bütün sergiyi çocukları dinleyerek gezmiş. Hayal dünyalarının zenginliği karşısında büyülenmiş. İlgilenenler için Sergi, 1 Şubat 2015’e kadar devam ediyor.

Sergiye gitme fırsatı olmayanlar için de kitaplar çok güzel fırsatlar sunuyor. Çocuklara dünya sanat tarihine mal olmuş ressamları kendi yaş gruplarına uygun hikayelerle gösterebilirsiniz. 

Sizlerle tanıştırmak istediğim kitap serisi Binbir Çiçek Kitaplar’dan. Klasikleşmiş dört ressamın tablolarının içinde gezindiğiniz bu kitapların ressamın da içinde yer aldığı bir öyküsü var. Biz serinin iki kitabını aldık. Anna Obiols’un Arkadaşım Vincent (Van Gogh), Arkadaşım Paul (Gauguin). Aynı seride Claude Monet ve Edgar Degas da yer alıyor. 


“Merhaba! Ben Paula... Belki inanmayacaksınız ama ben Van Gogh'un arkadaşıyım ve size bu büyük ressamla birlikte yaptıklarımızı anlatacağım.”

Arkadaşım Vincent’da öykü, Paula adında sevimli bir genç kadın tarafından anlatılıyor. Kendisi Vincent’ın komşusu ve arkadaşı. Bir gün birlikte bir seyahate çıkıyorlar. Sabahtan akşama kadar doğada vakit geçiriyorlar.  -Öykünün her sayfasında Van Gogh’un farklı tablolarını görüyoruz. Öyküden bağımsız olarak renklerden, nesnelerden konuşuyoruz.- 


Çoğu zaman bol resimli, az yazılı bu kitabı okurken çoğu zaman metne sadık kalmayıp sadece tablolardaki nesneler üzerine sohbet ediyoruz. Eğer çocuğunuzun algı düzeyinin uygun olduğunu düşünüyorsanız kitapta işlenen “dostluk”, “hediye etme”, “farklılıklara saygı” gibi konuları da onlarla konuşabilirsiniz. Kitabın üzerinde yaş cetveline rastlayamadım. Bizim evde gördüğü ilgiden yola çıkarak 2’den itibaren alınabilir.

Haftaya görüşmek dileğiyle, 

İnanç



Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım