7 Nisan 2015 Salı

Ebru'nun Çocuk Gelişim Notları — 8. Bölüm

Duyu Bütünleme Nedir? 

Geçen yazımda bahsettiğim gibi Duyu Bütünleme konulu yazılarıma başlıyorum. 

İnsan beyninin gelişimine baktığımızda, sinir sistemi oluşumunun anne karnından itibaren başladığını görürüz. Annenin beslenmesi ve sinir sistemindeki süreçlerin doğru ilerlemesini sağlayacak besin maddelerinin bebeğe geçmesi ile başlayan bu süreç, aynı zamanda bebeğin duyusal sistemlerinin de ilk oluşmaya başladığı süreçtir. Anne karnından itibaren bebek sinir sistemi; doğduktan sonra bebeğin hem dünyayı hem de kendi vücudunu en iyi şekilde algılamasını sağlamak adına, öncelikle bebeğin duyusal sistemlerini geliştirmeye başlar. Duyusal sistem beyin gelişiminin en temelidir ve insan, ömrünün tamamında beyin plastisitesini desteklemek ya da yaşamını sürdürmek için duyusal sistemlerini kullanır. 

Duyusal Sistemimiz: 

Bizlere ilkokulda öğretilen ve bizi dünyaya bağlayan, dış dünyadan gelen bilgileri beynimizdeki gerekli nöronlara ulaştıran 5 duyumuz (Dokunma, Görme, İşitme, Tatma, Koklama) dışında, beynimize kendi vücudumuzdan gelen bilgileri ileten 2 temel ve çok önemli duyumuz daha vardır; Vestibuler ve Proproseptif duyu. 

Toplamda 7 duyumuzu görevleri ile şöyle sıralayabiliriz: 

Vestibuler Duyu (Hareket ve Denge): Vestibuler duyumuzun duyusal reseptörleri (alıcıları) iç kulağımızda yer almaktadır. Başımızın her hareketi ile vestibuler duyumuz uyarılır ve hareket ile denge becerilerimiz işleme geçer. Yer çekimiyle bağlantılı olarak, vücudumuzun alan içerisinde nerede olduğunu, hızını, yönünü ve hareketini algılamamızı sağlar ve diğer duyusal sistemlerimizle bütünleşerek beynimize, vücudumuzla ilgili bilgiler gönderir. Bu sistem vücudumuzu dengede tutmak ve vücudumuzun posturünü korumak için temeldir. İnsan gelişiminde; vestibuler sistem, anne karnından itibaren gelişmeye başlar. Annesinin karnındaki bebek öncelikle annesinin hareketleriyle birlikte hareket ederken iç kulağındaki denge kristalleri de bu salınıma eşlik eder ve vestibuler (hareket) sistemi uyarılmış olur. Öğrenme ve dikkat gibi çok önemli becerilerin kazanılmasında en etkili sistem vestibuler sistemdir. 

Yapılan araştırmalar, hiperkativite, konuşma problemleri, akademik öğrenme bozukluğu, dikkat dağınıklığı gibi birçok farklı sorunun vestibuler sistemin problemi ile ilişkili olduğunu ve uygulanan duyu bütünleme terapisi ile problemlerde belirgin düzeyde azalma kaydedildiğini göstermiştir. 

Proprioseptif Duyu (Vücut farkındalığı): Proprioseptif sistemin duyusal reseptörleri (alıcıları) kaslarda ve eklemlerde yer alır ve uzaysal boşlukta vücudumuzun pozisyonunu beyne iletir. Bununla birlikte vücut parçalarının nerede olduğu ve nasıl hareket ettiklerine ilişkin bilgi verir. Vücut farkındalığı olarak da tanımlayabileceğimiz proprioseptif sistemimiz sayesinde birini dinlerken hareketsiz bir şekilde konstantre olabiliriz, bir kalemi tutarken ya da ağır bir şeyi kaldırırken ne kadar güç ayarlayacağımızı ya da gözlerimiz kapalıyken kolumuzun pozisyonunu biliriz. 

İnsan gelişiminde; propriseptif sistemimiz, anne karnından itibaren gelişmeye başlar ve doğumdan sonraki süreçlerde gelişimi devam eder. Henüz doğmamış bir bebek, annesinin karnını iter, kollarını, bacaklarını hareket ettirir ve proprioseptif sistemini uyarır. Dikkat ve konstantrasyon, koordinasyon, spor becerileri, doğru davranışın organizasyonu gibi üst düzey becerilerin temelinde proprioseptif sistem rol almaktadır. 

Dokunma Duyusu (Taktil): Taktil duyumuzun duyusal reseptörleri (alıcıları) deride bulunur, vücudumuzun en büyük organıdır. Dokunma, basınç ve ağrı seviyesiyle de ilişkilidir. Ağırlığı anlamak, beklenmedik dokunmaları anlayarak korunmamızı sağlamak aynı zamanda nesnelere dokunarak haklarında bilgi sahibi olmamızı veya öğrenmemizi sağlamak gibi temel görevleri vardır. Dokunma sosyal gelişimin önemli bir parçasıdır. İçinde olduğumuz çevreyi ölçüp değerlendirmemize yardımcı olur ve buna uygun tepkiler geliştirmemizi sağlar. İnsan gelişiminde dokunma sistemi, anne karnından itibaren gelişmeye başlar. Anne karnında gelişen ilk ilkel duyudur. Henüz annesinin karnındaki bir bebek avucuna dokunulduğunda bunu hisseder ve kavrama refleksini kullanmaya başlar. 

Taktil duyumuz da diğer tüm duyularımız gibi bütünleşerek ileri düzey becerilerde önemli roller alır. Kişilerle iletişim, sosyalleşme, davranışın organizasyonu, yemek yeme, konuşma becerileri ve çocuklarda tuvalet alışkanlıkları gibi becerilerimiz taktil farkındalığımız ile gelişir. 

Görme Duyusu: Gözün retina kısmında yer alır ve ışık ile aktif hale gelir. Görme duyumuz nesneleri, insanları, renkleri, zıtlıkları ve uzamsal sınırları tanımamıza yardımcı olur. Bebeklerde ilk görsel gelişim yine anne karnında başlar. Anne karnındaki bebek bulunduğu ortamın aydınlık ya da karanlık olduğunun ayrımına varabilmektedir. Doğumdan sonra bu sistem hızla gelişir ve sinir sistemi gelişimde; duyu bütünleme sürecinin en önemli unsurlarından biri olur. 

İşitme Duyusu: Havadaki ses dalgalarının, dış kulak yolu ile toplanarak, iç kulaktaki reseptörleri uyarması sonucu çevremizdeki sesleri algılar ve beyin sapında anlamlandırırız. İşitme sistemimiz anne karnında gelişmeye başlar. Hamileliğin 20. haftalarındaki bir bebek artık annesinin sesini duyabilir, çevreden gelen sesleri net kelimeler halinde olmasa da fark eder. İşitme sistemimiz, kişilerle iletişim dışında beyin gelişiminde, ritim ve koordinasyon becerilerinin gelişimi için de önemlidir. 

Tat Duyusu: Dildeki kimyasal alıcılar tarafından işlenir. Tatlı, ekşi, acı ve tuzlu gibi farklı tatları algılamamız sağlar. Bebeklerde henüz anne karnında emme refleksi ile birlikte tat sistemi de gelişmeye başlar. 

Koku Duyusu: Burundaki kimyasal alıcıların işlemesiyle yakın çevremizdeki kokular hakkında bilgi verir. Sinir sistemimizde tüm bu bahsettiğimiz 7 duyumuz birlikte uyum içinde çalışır ve kişiyi hem dünyaya hem de kendi vücuduna bağlar. Duyularımız beyinde ayrı ayrı proses edildikten sonra, gelen bilginin anlamlı bir hale getirilmesi için bütünleşerek değerlendirilir ve davranışa dönüşürler. Bu sürece ‘Duyu Bütünleme Süreci’ denir. Yani beyinde; 

1. Duyusal Kayıt 
2. Konumlama ve dikkat 
3. Yorum 
4. Cevabın organizasyonu 
5. Cevabın uygulanması 

aşamaları gerçekleşir. Örneğin: Bir anne çocuğuna ‘Çorabını giy’ dediğinde; Çocuk öncelikle annesinin söylediği şeyi duymalıdır. Ne demek istediğini anlamalıdır. Ne yapması gerektiğini planlamalıdır. Oda içerisinde çorabını görmelidir. Doğru fiziksel kontrolle çoraba doğru uzanmalıdır. Parmaklarını doğru bir şekilde kullanmalı, bacağını doğru pozisyonlamalıdır vs. Yani tek bir davranış için neredeyse tüm duyusal sistemler kullanılmış olur. Burada çocuk işitme, görme, vestibuler, dokunma ve proprioseptif sistemlerinin tamamını ‘Duyusal Bütünlemiş’ ve kullanmış oldu. Sadece başını sallasaydı da, bu baş sallama davranışını gerçekleştirebilmek için yine; görsel, vestibuler, işitsel ve proprioseptif bütünlemeye ihtiyacı olacaktı. 

Gün içerisinde belki binlerce-milyonlarca kez duyusal bütünleme yapıyoruz. Duyusal bütünleme sürecimiz ne kadar hızlı ve başarılı olursa, diğer bir deyişle beynimizde duyusal alanlarla ilgili olan bölgede ne kadar çok bağlantımız olursa; sinir sistemi fonksiyonlarımız, yani ‘Zihinsel, fiziksel, bilişsel, sosyal ve psikolojik becerilerimiz’; dolayısı ile yaşam kalitemiz o derece artar. Bazı durumlarda, yaşanan farklı sorunlar sebebi ile çocuklarımızın beyninde, duyusal bütünleme ile ilgili olan süreçlerdeki sinaptik bağlantılarda çeşitli sorunlar olabilir. 

Bu sorunlara ve sebebine bir sonraki, ‘Davranış Gelişiminde Duyu Bütünlemenin Önemi’ konulu yazımda değineceğim. 

Sevgiler, 

Ebru Sidar 

Physical Therapist The University of Southern California-WPS Sensory İntegration Certified SIPT Certified

2 Nisan 2015 Perşembe

Özgün'ün Doğal Doğum Hikayesi

Herkese Merhaba,

Hani insan hep yazmak ister de bir türlü eli gitmez, aklından akıp geçer ya cümleler… Eren sağolsun, bir çağrıda bulundu, içimdeki yazma isteğini daha da perçinledi! Zaten bağırasım vardı hikâyemizi; haydi buyurun! 

Anaç bir kadın olmadım hiçbir zaman… Ama “henüz çocuk için çok erken” dediğim zamanlarda bile hamilelik yogasına hevesim vardı. Bu yüzden hamile olduğumu öğrenir öğrenmez aklımda ilk canlanan fikir de bir prenatal yoga sınıfı araştırmaktı. Hamileliğimin 19. haftasından itibaren haftanın iki günü kar demeden kış demeden dört bir yanımın hamile kadınlarla çevrili olduğu yoga derslerine katılmaya başladım. Kadınların birbirinin bebeğinin haftasını ve cinsiyetini bildiği, kişiler arası kıdemin tamamen bebeğin haftasına göre şekillendiği ve bunun dışında isim, meslek, eğitim gibi her konunun önemini yitirdiği bu ‘hamileler evreni’ hamileliğim boyunca ilaç gibi geldi. 

Sağlıklı bir hamilelik geçirdim; ağrım ödemim pek olmadı. Fazla kilo da almadım; 13,5 kilo fazla ile doğuma girdim. Hikâyemin bu denli iç açıcı olmasını da zihnen ve bedenen doğuma hazırlanmış olmama bağlıyorum; yalan yok! Doktorumla ‘normal doğum’ konuşması yapmayı neredeyse hamileliğimin sonuna kadar ertelemiştim. Yoga yaptığımı biliyordu; e bilinçli bir anne adayı olduğumu da her kontrolde kendisi için hazırladığım sorulardan anlıyor olmalıydı. Başka türlüsünü istemem mümkün müydü? Üstelik bir kadın olarak bu dünyada yaşayabileceğim, adeta bana bahşedilmiş bir güç vardı; bundan vazgeçmeye hiç niyetim olmadığı gibi bu gücün zorunlu olmayan nedenlerle elimden alınmasına da boyun eğmeyi düşünmüyordum. Son dakikada sezeryana zorlanan yahut ikna edilen bir hikâyenin öznesi olmak istemiyordum. 

Nihayet bu konuşmanın yapıldığı 35. haftada doktorum beklediğim tepkileri verdi; gerçekten inandığımdan ve istediğimden emin olmak istedi. Neyse, 37. haftadaki meşhur ‘çatı muayenesi’ vs. sonrasında vajinal doğum için olmazsa olmaz olarak ifade edilen 3P koşullarının ikisini yerine getirdiğimi müjdeledi. Passenger (yolcu) ve Pathway (yol) vajinal doğum için müsaitti; geriye bir tek Push (ıkınma) kalıyordu ki onca yoga duruşu boşuna mıydı! 

38. haftadan sonra oğlumuzla doğum konusunda konuşmaya, kendisini cesaretlendirmeye başlamıştım. O’nu 41. hafta dolmadan gelmeye ikna etmem gerekiyordu; zira suni sancı ile başlatılan doğumların sezeryanla sonuçlanma oranı çok yüksekti. Oğlumuz üzmedi beni… 39+4’te, 29 Nisan Salı günü sabah 6.30’da regl ağrısını hatırlatan hafif bir ağrı ile uyandım. İçimde bir heyecan, bir mutluluk, o gün bugün olabilir mi diye! Sancılar 10 dakikada birdi. Eşimi uyandırdım, “bugün büyük gün sanırım!” dedim, birlikte dakika tuttuk! Evet, düzenli sancılar işte, bu değilse neydi? Annem kalktı o sırada, kahvaltı hazırlıyordu. “Anneannesi, oğlumuz beni üzmedi, biz bugün doğuyoruz” dememle, annemi giyinmiş bir şekilde kapının önünde görmem arasında sanırım en fazla birkaç dakika vardır. Ama ben acele etmemem gerektiğini biliyordum. Hastanede geçen süre ne kadar azalırsa o kadar iyiydi! 

Duş aldım, French manikür yaptım, oğlumuza hazırlandım… Kapıdan çıkmadan oğlumuz için hazırladığımız odada fotoğraf çektirdik. Bu odanın kapısından beraber gireceğimizi, kavuşacağımızı düşünüyordum; tek motivasyonum buydu! Saat 9 gibi hastanedeydik; doktor kontrolü, NST falan 45 dakika kadar sürdü. O zamana kadar meşhur yoga duruşu ‘malasana’ ile gayet rahat kontrol ettiğim sancılar yavaştan ciddiyet kazanıyordu; tekerlekli sandalye teklifini reddetmediğim için gizliden seviniyordum. Saat 10 itibariyle 4 cm açıklıkla doğum odasına girdim. Plan, tüm yaşayacağım ağrının bununla sınırlı kalması, epidural ekibinin gelip beni tozpembe bir ağrısız dünyaya kavuşturması ve oğlumun pıt diye doğması biçiminde yapılmıştı. 

Dürüst olmak gerekirse, yoga sınıfında sıkça epiduralsiz normal doğumun nasıl olduğunu merak ettiğimizi konuşuyorduk; ancak böyle bir cesaret göstermeyi planlamıyordum. Birçok kadının koşarak sezeryan olduğu bir dünyada normal doğum yapacaktım ya daha ne! Epiduralden vazgeçmek fazlaca cesaret göstermek olacaktı; bu kadarı fazlaydı! Doğum odasında anestezi uzmanlarını beklerken bir yandan açılma ilerliyordu; ben ağrının dindirilmesini beklerden ebem Aliye Hanım bana anestezi uzmanının asansörde olduğunu tekrarlayıp duruyordu; bu asansör nereden geliyorduysa artık! Sonradan öğreniyorum ki, o sırada elimi bir dakika olsun bırakmayan eşime de epidurale zaman olmadığını ve doğumun kısa bir zaman içinde gerçekleşeceğini söylüyormuş! Epiduralin yetişmeyeceğini bana söylemiş olsaydı sanırım hastaneyi tepelerine indirebilirdim; 21. yüzyılda olacak iş miydi? 

Saat 11'e doğru Aliye Hanım son bir açıklık kontrolü yaptı; elinde telefon koşarak odadan çıktı. Birden nasıl 9 cm’e ulaştık ben de bilmiyorum! Sonrası ise pespembe! Doğum odası aniden kalabalıklaştı… Başhemşire, bebek doktoru olduğunu sonradan öğrendiğim bir doktor, birkaç hastabakıcının ardından doktorum ebeyle birlikte odaya girdi. Şuradan tut, şöyle ıkın falan derken 11.10’da oğlumuz Özgür Atlas dünyamızı ışıklandırmıştı bile! Doğumun en korktuğum aşaması, en kolay aşaması oluvermişti; oğlumuz doğuvermişti! 

Normal doğum bir tercihti; doğal doğum ise piyangodan çıktı bizim durumumuzda… Bebeğimiz kendi istediği zaman, istediği sürede ve istediği şekilde geldi. İlaçsız milaçsız, nosnormal! Hastaneden ayrılırken başhemşire tarafından ikinci doğumda evde oyalanmamam konusunda uyarıldım; ikinciyi evde doğurmam muhtemelmiş! E bir sonraki aşama da bu olsa gerek! 

Kadın olmak pek güzel! Evet, doğum pek kolay değil… “Dayanamayacağım” dediğim anlar oldu… Ama bu hikâyede doğum odasından çıkarken ağrım falan yoktu; hayatımıza kaldığımız yerden bir bebekle devam ediyorduk adeta! Doğum hikâyemiz tam bir kavuşma hikâyesi oldu!

Herkese benimki gibi güzel bir doğum hikayesi diliyorum.

Özgün

1 Nisan 2015 Çarşamba

Melek'in Hamilelik Günlüğü — 15. ve 16. Haftalar

Herkese Merhaba,

15. Hafta

14+2’de doktor kontrolüne gittik. Maaşallah her şey yolunda ☺. Ama yine göstermedi bizim ki… Halbuki ben alışveriş yapmaya çok meyilliydim. Neyse sağlıklı olsun da ben beklerim… Bu hafta mide yanmalarım biraz azaldı. Ama sağlıksız mı besleniyorum acaba diye düşünüyorum. Akşamları mantı, makarna gibi şeyler yemeğe başladım. Ayrıca son 5 hafta da 2,5 kilo aldım. Böyle gitmemesini umuyorum.  Ama yürüyüş bandında düşük hızla bile olsa yürümem yasak. PCOS’lu biri olarak kilo almaya ve hareketsizliğe olan dirençsizliğim sanırım bu kilo artışını tetikliyor. 20 hafta sonuna kadar böyle olacak, düşük riskini iyice atlattıktan sonra yürüyüş bandına çıkabileceğim. Şu anda dışarıda yürümek için de vakit ayıramıyorum. İnşallah bundan sonra havalar düzelince bir şekilde ayarlayacağım… 

14+3’te çok şiddetli baş ağrısı yaşadım. Kan hacminin artmasından kaynaklandığını biliyorum ama bu sefer daha şiddetli oldu. Sabah uyandığımda sanki gece hiç uyumamış gibiydim. Tüm gün boyunca ne uyuyabildim ne de yerimden kalkabildim. Ertesi gün daha iyi oldum ama böyle ara sıra bu ağrılarla baş etmeye çalışacağım sanırım. Burun tıkanıklığı da hamileliğin bu dönemlerinde olabilirmiş. Sanırım bende de oluyor. Burnum tıkandıkça da baş ağrım artıyor. Bu da aynı şekilde kan basıncı ile alakalı bir durummuş. 12. haftaya kadar kullandığım vajinal jel hala parça parça gelmeye devam ediyordu. Bu sefer doktor kontrolümüzde bundan bahsettim. Karın ultrasonu sonrası vajinal muayene ile kalan parçalar temizlendi. Sanırım daha uzun süre kaldığında mantar vb. enfeksiyonlara yol açmaması için böylesi bir durumla karşılaşırsanız bunu doktorunuza bildirin. Bu sefer ilk defa sadece karın ultrasonu ile seyrettim bebeği. Görüntü, vajinal ultrason gibi net değildi. Zaten karnımdan yaptığım kan sulandırıcı iğneler nedeniyle görüntünün biraz bozuk olacağını gittiğimiz perinatolog söylemişti. Biraz buğulu göreceğiz artık bebişi ☺. 

Artık tüm boy olarak fotoğrafını alamıyoruz. Belki bir dahaki sefere bir portre çekim alabiliriz. 19-20. haftalarda yine perinatologa gidip detaylı ultrason çekimi yapılacakmış. Artık yeni konum bu, bunu araştıracağım. Yine bir ton para vereceğiz, biliyorum. Ama iş bu raddeye gelince de yaptırmam diyemiyor insan… Bence önemli olan; bir sorun varsa buna anne karnında müdahale edilebiliyor mu? Bir şey yapamıyorlarsa neden yapacağız ki bu taramayı? Bu konuda bana fikir verebilecek olan varsa çok memnun olurum. Sağlıcakla kalın… 

16. Hafta 

Bir değişiklik yok. Mide yanmalarım devam ediyor. Eğer bu bebek saçlı doğarsa bunun mide yanması ile ilgili olmadığını anlatan bilimsel makalelere nanik yapmak istiyorum. Bu hafta itibariyle pantolonlarımı daha fazla zorlamamaya karar verdim. Etek ve elbiseye geçiş yaptım. Bir tane de hamile pantolonu aldım. Ama şuanda biraz büyük gibi, belki 1-2 hafta sonra giymeye başlarım. Her zaman kilolu biri olduğumdan “aşırı kilolu” zamanlarımdan kalma elbiselerim kurtarıcı oldu. 7 sene önce aldığım bir elbisemi kıyamayıp bugünler için saklamıştım. İyi yapmışım ☺. Ayrıca çatlak önleyici olarak ne kullanayım diye düşünürken doktorumun bir yağ ve bir jel alıp birlikte kullan tavsiyesi üzerine Mustela’nın yağını aldım. Her vücut her ürüne farklı tepki gösterebiliyormuş. Bu nedenle iki ürün kullanmak her zaman daha iyi olabilir dedi doktorum. Dediğim gibi karnım zaten geniş olduğundan, senelerce kilo alıp vermekten zaten esnek ☺ Ama göğüslerimi daha gergin hissediyorum. Aldığım yağı göğüslerime uyguluyorum. Umarım göğüslerim çatlamaz. 

Doktorum badem yağını da tavsiye etti. Ama benim bazı yağlar konusunda çekincelerim var. Mesela badem yağı saçları beslesin diye kullanılan bir yağ. Bunu karnıma sürerek orada tüyleri güçlendirmek istemiyorum. Çünkü benim vücudum PCOS nedeni ile tüylenmeye son derece müsait. Böyle bir ihtimali bile düşününce bu alternatifi eledim. Zeytin yağı, üzüm çekideği yağı vb. ürünler de benim için aynı kategoride yer alıyor. Ayrıca bunlar doğal fakat sürmek ve o esnada etrafı kirletmeden ellerinizi temizlemek ve kıyafetlerinize bulaştırmamak ayrı problemler. Zaten kendime çok vakit ayıramayan biri olarak böyle meşakkatli uğraşlara girişemeyeceğim. Elimi yağlandırmayan mustela ile devam edeceğim ☺. Evet doğal değil, ama ben üşengecim ☹.  Bunları yaptıkça kendimi daha fazla hamile gibi hissetmeye başladım. Ama yine unuttuğum zamanlar olmuyor değil. Mesela çamaşır asarken, bazen çok uzun çarşaf gibi şeyleri o odadaki bir dolabın kapağını açıp üzerine asarım. Bu hafta elimle attım attım, yetiştiremedim. Bir anda yerimde zıplayıp çarşafı oraya yetiştirmeye çalışmaya başladım. Sonra kendime geldim ama bir pişmanlık olmadı değil. 

Ayrıca bu haftaya kadar hep sağ kasığımda hissettiğim sancılar şimdi sol kasıkta da olmaya başladı. Umarım bu sancılara ben sebep olmamışımdır. 16+2’de kontrole gideceğim. Bu sefer soracağım sorular arasında bebeğin yerleşiminin riskli olup olmadığı da var. Risk her zaman var, biliyorum. Ama merak ediyorum, erken doğum riski yaratabilecek bir yerde mi, yoksa normal mi? Gerçi kendileri yerleştirdiler ☺ İnşallah bir yere kaymamıştır. Ayrıca yine detaylı ultrason için sorularım olacak. Bu haftaya kadar demir hapı hariç vitamin veya omega 3 gibi bir destek almadım. Bundan sonra ne kullanacağımı da merak ediyorum. 

Ayrıca bir konu daha var ki, bakalım bu hafta bebişle tanışabilecek miyiz? Acaba çok fazla duyduğum, çikolata yersen döner, hareketlenir gibi şeyleri denesem mi? Ne dersiniz? 

Sağlıcakla kalın…

25 Mart 2015 Çarşamba

Ebru'nun Çocuk Gelişim Notları — 7. Bölüm

Geçen yazıda kaldığımız yerden, beyin gelişim kurallarımızdan sıradaki 9 tanesi ile daha devam ediyoruz; 
17. Oynayarak öğrenme: 
Oyun oynamak çocuğun iç motivasyonunu canlandıran en doğal etkendir. Oyun oynamak öğrenmeyi eğlenceli hale getirir. Sadece çocuklar için değil, entelektüel oyunlar oynayan yetişkinler için de oyun, öğrenmeyi hızlandırır. 

Bu nedenle çocuklarınıza yeni bir şey öğretirken oyunu kullanmanız sizin için de süreci hızlandıracak ve kolaylaştıracaktır. Oyun oynarken çocuğunuzun yaşıtları ile iletişime geçmesini ve sosyalleşmesini temel hedef almanız sinir sistemi gelişiminde bahsettiğimiz birçok basamağı onun yaşıtları ile iletişime geçer, oyunlar oynarken kendi kendine yapmasını sağlayacaktır. 

Bebeklik döneminden çıkar çıkmaz, hatta 1,5-2 yaşında çocuğunuzun diğer çocuklarla vakit geçirmesini sağlamaya başlamanızı ve bu vaktin mümkün olduğu kadar sizin müdahale ve yönlendirmelerinizden bağımsız süregelmesini desteklemenizi tavsiye ederim. 
18. 5N1K soruları: 
Ne? Nerede? Nasıl? Neden? Ne Zaman? Kim? 

Çocuğunuzla gün içerisinde günlük yaşam aktivitelerinizi sürdürürken kolaylıkla uygulayabileceğiniz bu kuralımız ile onun beynini sürekli formda tutabilirsiniz.

Bunu uygulayabilmek için ikinizin ilişkinizde, egonuzu bir yana bırakarak her şeyi bilen tüm cevapları yanıtlayan bir makine olmaktansa zaman zaman soruları soran taraf siz olun. Yani biraz ‘Aptalı’ oynayın. Cevabını bildiğiniz soruları onun fikrini merak ediyor ya da cevap hakkında hiçbir fikriniz yokmuşcasına bol bol çocuğunuza yöneltin. Böylece cevabı bilmiyor ve sizi yanıtlayamıyor olsa bile, onun cevap için zihnini çalıştırmasını ve canlı tutmasını sağlar, aynı zamanda cevabı bulmaya çalışan ve size destek olan taraf olmasını sağladığınız için özgüvenini desteklemiş olursunuz. 

Dikkat etmeniz gereken şey sorduğunuz soruların ‘mı, mi’ gibi soru eki ile biten ve çocuğun basit ‘Evet-Hayır’ları ile yanıtlayabileceği sorular yerine onu düşünmeye sevkedecek nitelikte olması. Sorularınız çok basit olabilir; ‘Sence bu kapağı nasıl açacağız? , ‘Bu yeni bibloyu nereye koysak?’ , ‘Bu oyuncakla nasıl oynanıyor?’ ‘Akşam ne yemek yapalım?’ gibi… 
19. Hafıza çalışmaları: 
5N1K sorularının içerisine hafızasını canlı tutacak sorular ekleyebilir bununla birlikte oyunlarınızın içine hafızayı destekleyecek aktiviteler ekleyebilirsiniz. 

Örneğin çocuğunuzla polisiye oyunu oynayarak, bir önceki gün ya da hafta yaptıklarınız üzerinde sohbet ederken onu sorularınızla yönlendirerek ayrıntıları hatırlamasını sağlamaya çalışabilirsiniz. 

Hafıza çalışmaları sırasında genellikle yapılan hata oyunlarda sadece görsel hafızaya yönelik çalışılması. Oysa sadece görsel hafızayı değil birçok farklı sistemde hafızayı pekiştirmek için oyunlar bulmak oldukça kolay. Görsel hafıza oyunları; çizdiğiniz bir resmi tüm ayrıntıları ile yeniden çizmesini ya da anlatmasını istemek, ters çevirdiğiniz kartlardaki resimlerin neler olduğunu hatırlamaya çalışmak, daha küçük çocuklarda, çirkin ol derken yaptığınız yüz taklidini daha sonra söylediğinizde hatırlayıp yapmasını istemek, yorganın altına sakladığınız oyuncağı bulmasını istemek (Nesne devamlılığı 9 aydan büyük bebeklerde oluştuğu için 9 ay sonrasında çalışılabilir) vs olabilir. 

Diğer sistemlerde: Örneğin işitsel hafıza için: Söylediğiniz bir şarkıyı ya da ritmi tekrar ettirebilir, motor hafıza için: vücudunuzla yaptığınız bir hareketi hatırlamasına teşvik edebilir ya da dokunsal hafıza için; gözleri açıkken eline verdiğiniz objeleri gözleri kapalı iken tanımasını isteyebilirsiniz. Koku ve tat duyuları için daha önceden zaten tanıdığı tadı veya kokuyu gözleri kapalı iken tahmin etmesini isteyebilirsiniz. Hafıza çalışmalarında dikkat edilecek nokta: Uzun ve kısa dönem hafıza beyinde farklı işlemlenir. Bu nedenle oyunlarda anlık kısa süreli hafıza aktiviteleri dışında daha eski anları da hatırlatacak aktiviteler üretmeye çalışmalısınız. 
20. Simgesel Düşünme:
Gelişim basamakları içinde her çocuğun yaklaşık 2 yaşlarında oluşturmasını beklediğimiz simgesel düşünme yeteneğinde; çocuklar hayali –miş gibi- oyunlarını oynamaya başlarlar. Başlangıçta 2 yaştan küçük çocuklarda bile gözlemlediğimiz; saç fırçasını mikrofon gibi kullanma, tabağı şapka gibi kafaya takma ya da mandalları araba gibi sürme şeklinde nesneleri sembolize ederek başladıkları simgesel düşünme süreci zamanla kompleksleşerek, evcilik, doktorculuk gibi oyunlarda rol edinmeye doğru gelişir. 


Zihinde canlandırma ile üç boyutlu düşüncenin oluşmasını sağlayan sembolik zekayı, oyun ve aktivitelerinizde destekleyerek çocuğunuzun; dil gelişimi, neden sonuç ilişkisi, resim gibi sanatsal fonksiyonlar, mantık yürütme, kavram ve ihtimalleri analiz etme gibi alanlarda gelişimine önemli katkılar sağlayabilirsiniz. Daha büyük yaşlardaki çocuklarınızda bu alıştırmayı kullanabilmeniz için ben şöyle bir örnek oyun kurguladım: 

Oyunumuzda içinde 5-6 kişinin olduğu bir fotoğraf kullanıyoruz. Amacımız fotoğraftaki kişilerin yaşlarını tahmin etmek. Oyuna başlarken öncelikle her bir sayıyı bir obje ile ilişkilendiriyor ve bunu birlikte ezberliyoruz. Daha sonra birinci kişinin yaşını tahmin ederken (Yaşın 21 olduğunu farz edelim) iki farklı obje isminden oluşan tahminimizi oyun arkadaşımızla paylaşıyoruz. Ardından bu sayıyı ezberleyebilmek için objelerin birbiri ile olan pozisyonunu canlandırıyor ve tarif ediyoruz. Diyelim oyunumuzda 1: Kitap 2: Resim çerçevesi olsun. 21 yaşında olduğunu tahmin ettiğimiz kişi için kitabın üzerinde duran bir fotoğraf çerçevesi tanımını kullanabilir, oyunu daha zorlaştırmak için fotoğraftaki insanların birbirleri ile olan ilişkilerini anlatmak için de yaşlarını oluşturan objelerin birbiri ile olan ilişkilerini hayal edebilirsiniz. Simgesel düşünmeyi geliştiren bu oyunları çeşitlendirerek siz ve çocuğunuz için oldukça faydalı zihin egzersizi alıştırmaları üretebilirsiniz. 
21. Uyku ve dinlenme: 
Her çocuğun yaşına göre uyku ihtiyacı birbirinden farklıdır. Fakat en önemli olan; yaş kaç olursa olsun, beynin dinlenerek şarj olması ve gün içinde edindiği bilgileri kaydedebilmesi için düzenli uykuya ihtiyacı vardır. Çocuğun gün içinde edindiği bilgilerle beyinde kurduğu yeni nöronal bağlantılar uyku sırasında güçlendirilir. 

Aynı zamanda, tıpkı meşhur ninnimizde olduğu gibi; bebeklerimiz ‘Uyur da büyür’. Çünkü bebeklerde beyinden salgılanan ve büyümeyi destekleyen, bağışıklığı güçlendiren, hücreleri yenileyerek antioksidan etkileri olan melatonin hormonu da gece uykusu sırasında salgılanır. 

Bununla birlikte, gün içinde yapılan küçük kestirmelerin de zihnin dinlenmesi ve yenilenmesi açısından olumlu etkileri olduğu bilimsel olarak ispatlanmıştır. Özellikle çocukların hem fiziksel hem de zihinsel gelişimi için çok önemli olan uyku konusunda sıkıntı yaşayan bir çocuğunuz varsa, bu sorunu bir an önce çözmenizi tavsiye ederim. Küçük yaşlarda edinilen alışkanlıklar kalıcı olur ve bu problem, onun yetişkin hayatını da etkileyebilir. Bu konudaki desteği nereden almanız gerektiğini bildiğinizi düşünüyorum; şimdi dilerseniz bu basamağı okuduktan sonra Eren’in Uyku Eğitimi Notları’na tekrar bir göz atın ☺. 
22. Doğru Beslenme: 
Beyin, vücudumuzda sadece %2’lik bir yer kaplamasına rağmen, tüm vücudumuzdan üretilen enerjinin %20-25'ini tek başına tüketir. Bu nedenle daha iyi çalışabilmek için yakıta ihtiyaç duyar. 

Beyin gelişimine destek olan besinler; glikoz, karbonhidratlar, E vitamini, magnezyum, demir, C vitamini, B vitamini, D vitamini, kalsiyum, omega 3, iyot, folik vs asit şeklinde kalabalık bir liste halinde sıralanabilir. 

Bu kalabalık liste ile tek tek uğraşmak yerine; beyni beslemek için çocuklarımıza doğru beslenme alışkanlıkları edindirmemiz ve özellikle beyin gelişimine destek olan vitamin, mineral ve diğer besin maddelerini diyetlerinden eksik etmememiz en uygun çözüm olacaktır. 

Yaşamının ilk yıllarında ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenen ve 2 yaşına kadar anne sütü alan çocukların zeka becerilerinin diğer çocuklara kıyasla daha iyi olduğu artık her yerde söylenen ve bilinen bir gerçek. Bunun yanında, öncelikle çocuğunuzu, koruyucu katkı maddelerinden, konservelerden, yapay tatlandırıcılardan, gıda boyalarından, aşırı şeker ve beyaz un ve margarin gibi yağlardan, paketlenmiş ürünlerden uzak tutmaya çalışın. Her zaman doğal ve mevsiminde beslenmesine özen gösterin. Gün içinde hiçbir öğünü atlamamasına dikkat edin. 

Tüm bunlarla birlikte; çocuğunuzun aşırı yemek yemesini engelleyin çünkü kan akımının mideye değil beyne gitmesini sağlamamız gerekiyor. 
23. Tecrübe-Geçmiş Bilgiler: 
Olgun beyin her zaman daha gelişmiş sinaptik bağlantılara sahiptir. (Yaşlılık dışında) Çocuğunuzun yaşı ile ilişkilendirebileceğimiz bu basamakta önemli olan onun hafızasına kaydettiği bilgiler ve onları kullanma biçiminiz. Sizin oyun ve aktivitelerinizde kullanarak çocuğunuzun zihin fonksiyonlarını desteklemek için bu basamakta kullanabileceğiniz yöntemimiz ise; çocuğunuza yeni bir bilgi öğretmeye çalışırken, daha önceden duyduğu, aşina olduğu, tanıdığı bilgileri kullanmaya çalışın. Böylece onun öğrenme sürecini çok hızlandırabilirsiniz. Çünkü yepyeni bir şeyi öğrenirken, zaten daha önceden hafızasına yerleşmiş olan ipuçlarını beynin derinliklerinden çıkarmak ve kullanmak onun için sıfırdan başlamaktan yani yepyeni sinaptik bağlantılar oluşturmaktan daha kolay olacaktır. Bu nedenle ipuçlarını ve kopyaları kullanmaya özen gösterin. 
24. Doğru adaptif cevabı (Doğru Davranış) açığa çıkarma: 
Adaptif cevap: Çocuğunuzun belirli bir amaç doğrultusunda doğru sinirsel işlemlemeleri yaparak uygun davranışı, duygusal tepkiyi ya da motor aktiviteyi açığa çıkarmasıdır. Yani gelişmesini istediğimiz hedeflediğimiz durumdur. En erken adaptif cevaplar arasında yüz jestlerinin taklidi ve başka bir bedene uzanma vardır. Bu erken sosyal motor hareketler aynı zamanda başkalarıyla iletişimin de ilk formudur. Oyunlarınız sırasında her zaman amacınız doğru adaptif cevabı açığa çıkarmak olmalı. Hedeflediğiniz sonuca ulaşmak için şimdiye kadar bahsettiğim basamakları özgürce kullanmaktan çekinmeyin ve adaptif cevabın her zaman yeni öğrenilmiş bir bilgi olmadığını, bazen yapbozun doğru parçasını yerine koyabilmek iken; kimi zaman öfke kontrolü, kimi zaman bir koltuğa tırmanmak, kimi zaman gülümsemek gibi çok çeşitli hedefler olabileceğini unutmayın. Aktiviteleriniz ve çocuğunuzla iletişiminiz sırasında hedeflerinizi çeşitlendirerek hem sosyal, hem psikolojik hem fiziksel birçok alanda adaptif cevaplar açığa çıkarabilir, doğru adaptif cevabı zaman içerisinde pekiştirerek de öğrenilmiş davranış haline getirebilirsiniz. 
25. Vücut farkındalığının desteklenmesi: 
Hayatın ilk zamanlarından itibaren başlayan dokunma, hareket ve yerçekimi duyuları sayesinde çocuk; vücut farkındalığının desteklenmesi ile hem kendi vücudu hakkında bilgi ve kontrol sahibi olur hem de çevresindeki dünya ile doğru iletişime geçebilir, vücudunun çevresi ve başkalarıyla olan ilişkisi hakkında bilgi sağlar. Kişiliğin oluşmasında, davranışların gelişmesinde, fiziksel gelişimde hep anahtar nokta çocuğun öz farkındalığını kazanmış olmasıdır. Bunun ne olduğunu ve nasıl destekleneceğini yazı dizimin sıradaki kısmında; duyu bütünleme bölümünde ayrıntılı bir şekilde anlatacağım. Şimdilik beyin gelişim kurallarını burada bitiriyorum. 

Bir sonraki yazımda çok önemli olan bir başka konuya; Duyu Bütünleme konusuna geçeceğim

Sevgilerimle, 

Ebru Sidar 

Physical Therapist The University of Southern California-WPS Sensory İntegration Certified SIPT Certified

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım