18 Kasım 2014 Salı

Ebru'nun Çocuk Gelişim Notları — 5. Bölüm

Merhaba, 

Beyin gelişim kurallarını anlatırken, çocuklarımızın beyin gelişimini desteklemek için oyun ve aktivitelerde uygulamamız gereken kurallardan, iç içe geçmiş olan bazılarını birlikte ele aldım. Böylece anlatılanları gözünüzde canlandırmanızın ve uygulamanızın daha kolay olacağını düşünüyorum. 

Araştırmacıların yaptığı çalışmalar, kısa süreli stresin öğrenmeyi desteklediğini fakat süresi uzamış stres altındaki insan beyninin bırakın yeni bilgiler öğrenmeyi; bildiği bilgileri bile açığa çıkaramadığını göstermektedir. 
8. Stres olmadan öğrenme: 
Birçoğumuzun başına gelmiştir; sınavdan çıktıktan hemen sonra, sınavda hatırlayamadığımız cevaplar bir anda aklımıza doluşur. Çünkü yaşadığımız stres, hafızamızı da zayıflatır. Bu nedenle çocuklarımızın gelişimini desteklerken anne-babaya düşen en büyük görev, baskıcı, otoriter ve kuralcı tavır içerisine girmemek, bu sayede de, stresten arınmış mutlu bir birey yetiştirmeye çalışmak olmalı. 

Aynı şekilde asıl konumuza dönersek; çocuğunuzun sinir sistemini desteklemek adına onunla yapacağınız aktivitelerdeki tavrınızın da benzer şekilde katı ve kuralcı olması boşuna vakit kaybetmenize sebep olacakken, destekleyici ve uyumlu duruşunuz onun stres seviyesinin düşmesini, böylelikle hızla gelişimini sağlayacaktır. Unutmayın, çocuğunuzla güven dolu bir bağ oluşturup onun duygularına saygı duyarak, kendi pozitif duygularınızı ona aktardığınızda, onunla en etkili iletişimi ve etkileşimi de kolaylıkla sağlarsınız. Yazının başında bahsettiğimiz kısa süreli stresi sağlayarak, nörolojik süreçleri ve beyin plastisitesini desteklemek için yapmanız gereken ise; 
9. Mücadele ve meydan okuma: 
İnsan sinir sistemini sürekli canlı ve uyanık tutmak öğrenme süreçlerini destekler. Tahrik etme, uyandırma ve canlandırma unsurlarını çocuklarınızın oyunlarının içine katmak onunla oynadığınız oyunların sıradanlaşmasını ve çocuğunuzun aktiviteler üzerindeki heyecanını ve motivasyonunu yitirmesini engelleyecektir. Fakat asıl önemli olan; sinir sistemindeki alarm halinin sağlanması ve beynin sürekli uyanık tutulmasının sağlanması ile öğrenme kalitesinin kat kat artmasını desteklemesidir. Oyunlar içindeki mücadele ve meydan okuma unsurlarını arttırdığınızda (Elbette doğru oranda zorluk ve stres olmadan öğrenme basamaklarını dikkate alarak); çocuğunuzun özgüvenini de desteklediğinizi, yetişkin hayatında zorluklara karşı daha hazırlıklı ve güçlü bir savaşçı olacağını, kendi ayakları üzerinde durma konusunda çok daha az sorun yaşayacağını da göreceksiniz. 

Mücadele ve meydan okuma unsurunu oyunlarda nasıl kullanabilirsiniz küçük bir örnek vereyim: Oyun oynarken çocuğunuzun beklentisi dışında hareket edin, onu şaşırtın ve oyuna sürprizler ekleyin. Bu sayede oyununuzun dinamik ve değişken olmasını sağlayın. Aynı zamanda çevresel düzenlemeler ekleyebilir, eşyaların yerini değiştirebilir, oyun için gerekli olan malzemeleri her zamanki yerinden farklı yere koyabilir, sandalyelerin, masanın yerini değiştirerek önünde bir anda engeller oluşmasını sağlayabilirsiniz. Oyunlar sırasında her zaman onun yanında değil, karşısındaki rakibi olarak da bulunun. Mesela onunla saklambaç oynarken oyununuzu bir anda körebe veya yerden yüksekle birleştirin. Tüm bunları yaparken öncesinde oyunu planlamamış ve değişimleri anlık yapmış olmalısınız. Böylece çocuğunuzun kafasındaki planı bozup yeni duruma adapte olmasını sağlarken, dikkatini ve katılımını arttırırsınız. 

Mücadele; çocuğunuzun değişime ayak uydurma ve doğaçlama yapma içgüdülerini destekleyerek onun gelişimine katkıda bulunur. 
10. Yeni ve farklı aktiviteler: 
Yeni bir şey yapmak veya bilindik bir şeyi başka bir yolla yapmak başarılı etkileşimler için hayati önem taşır. Başa çıkılması gereken durumlara adapte olabilmek yeni beceri ve başarılara götürür. Bu nedenle oyunlarınızda farklılıkları ve yenilikleri ihmal etmeyin. 
11. Kişiselleştirme-bireysel farklılıklar: 
Her çocuğun kendi içinde seviyesi farklıdır. Çocuğunuzun yaşına, seviyesine, mizacına, ilgi ve yeteneklerine en uygun (ne çok zor ne de çok kolay) aktiviteleri seçin ki, asıl hedefimiz olan doğru adaptif cevabı (davranışı, tepkiyi, hareketi) çıkarabilsin. Seçtiğiniz herhangi bir oyun veya aktiviteyi bütün kurallarıyla çocuğunuza aynen uygulamak yerine kişiselleştirerek zorluk seviyesini arttırıp azaltın. Kalıpların dışına çıkarak yaratıcı olmaya çalışın.
12. Doğru oranda zorluk: 
Çocuklar en iyi gelişimi kendi yeteneklerine uyan zorlukları aşarak elde ederler. Çocuğunuzun zaten aşina olduğu ya da ona basit gelen oyunların hem sizin hem de onun için zaman kaybı olacağını unutmayın. Fakat oyunlardaki zorluk miktarının çocuğunuzun seviyesinden sadece bir ya da iki üst basamak olması gerektiğini, başarısız olacağı zor mücadelelere sokulmaması gerektiğini unutmayın. Çocuğunuzun seviyesini geliştirmek için öncelikle onu kendi içinde değerlendirmelisiniz. Ardından seviyesinin bir-iki üst basamağı olan aşamadaki oyun ve aktiviteleri başarmasını hedeflemelisiniz. Böylece aktiviteleri kişiselleştirerek zorluk derecesini çocuğunuza göre ayarlamış olacak, öğrenmenin kalitesini ve başarı oranını arttıracaksınız. 

Gelecek hafta görüşmek dileğiyle...

Sevgilerimle; 

Ebru Sidar 
Physical Therapist 
The University of Southern California-WPS Sensory İntegration Certified- SIPT Certified

14 Kasım 2014 Cuma

Züleyha'nın Hamilelik Günlüğü — 31. Hafta

Merhaba, 

Ben ve Luna, 31. haftaya geldik. İyi kötü, düşe kalka, ağlaya güle geçti; geçiyor. Son görüşmemizden beri sağlık durumumla ilgili bir özet geçeyim, başına gelecek olursa -dilerim en iyi gebelikler sizin olur- kulağına değmiş olsun. 

Herkesin bu aya kadar kusmama bağladığı şekilde (buna birazdan muhtemelen ağzımdan köpükler saçarak değineceğim) vücudumda çok şey eksik. B12 yok, demir yok, kan az, D vitamini, omega… Tansiyonum yükseliyor. Hipotiroidi zaten hep başımdaydı, şimdi bir de şeker! O Karatay’a söyleyin, onun ağzını kısım kısım büzeyim! Açık kalan boşluklardan konuşabilirim sansın, ama çemçük ağzıyla iki laf edemesin daha bu konuyla ilgili. Aklına uyup şeker yüklemesi yaptırmamış olsam birçok sıkıntım olabilirdi. Çok şükür ki öyle bir saçmalığa yeltenmedim. 20 gündür diyetteyim gebelik şekeri sebebiyle. Bugün son bir tahlille insüline geçip, geçmeyeceğime karar verilecekti; şükür, gerek kalmadı. Sıkı bir diyetle, her hafta yapılacak şeker kontrolüyle gerekli seviyede tutmaya çalışacağız. 

Şu ana kadar da 11 kilo aldım. Kız iyi, ona da bin şükür, vıgır vıgır! Artık pıt pıtlar bitti, “Ben buradan, şuraya atlayabilir miyim acaba?” denemeleri başladı. Evet, atlayabiliyor. Arkadaşlarım karnımın adını Luna’park koydu. Ben de merak ediyorum çok; içeride bu kadar eğlenceli, sürekli aksiyonlu ne var acaba? Çıktığında kendisini bu kadar eğlendirebilecek miyim? O kadarcık haliyle bile ne kadar akıllı! Bana mı öyle geliyor yoksa? He he, benim çocuğum üstün zekalı he! :) Solumdan sağıma döndüğüm an, uyuyor olsa bile en fazla otuz saniye içinde dönmem için kıpırdamalar, iteklemeler başlıyor. Döndüğüm gibi, anında duruyor. Bazen deniyorum belki uyanmaz diye ama yok; ya hiç uyumuyor, ya da aman sağa dönmesin diye tetikte bekliyor. Tek derdimiz bu olsun! 

 “Bunu neden yapar?” diye soracaktım, analık var ya serde; ne kadar akıllıdan girdim. Sen beni o “Benim oğlan zehir gibi, zehir!” anaları gibi olmaktan ömür billah alıkoy Yarabbii! Her seferinde de o soruyorum denk geldikçe. 

- İcadı mı var, buluş mı yaptı, n’oldu da? 
- Bir cevaplar veriyor, bir görsen! Geçende babası “Geç gelicem, yemeğe beklemeyin” dedi. Bizimki hemen “Bana bakşana şen Muyat Efendii, şok geş kayıyosun, şeni döyeyim!” diyor. 
- Siz çocuğun yanında nasıl konuşuyorsunuz da bu kadar çirkin bir tavrı var? Sınırlarını da bilmiyor yani. Gevrek gevrek gülüyorsunuz ya bir de! Gerisi benim ufaktan çıldırmam ve “Sen de anne olacaksın, göreceğiz!” Göreceksiniz.

Adresimiz değişince doktorumu da, başka bir doktor arkadaşımın önerisiyle değiştirdim. Hypnobirthing yöntemini biliyor olması ve doğal doğuma öncelik vermesi -zaten olması gereken bir şeyi, lütufmuş gibi anlatıyor olmak ne acı!- benim için muhteşem oldu! Nedense beklemiyordum. Bu yüzden doğumla ilgili taleplerimi daha rahat ve zorlanmadan ifade edebileceğim için mutluyum! Hiçbir zaman gebe olduğum için kimseden özel bir ihtimam beklemedim. “Onu kaldırma, yoruldun mu, hadi uzan, hızlı yürüme, koşma, sıkı şeyler giyme, susadın mı, acıktın mı, sen buraya otur, koktu mu, yanında dedik ama canın istedi mi?” Bunlar, tamam ince düşünülen, nazik şeyler ama ben sıkılıyorum. Yoruyor bunlar beni. Herkes benle ilgilensin, ben özelim, kutsalım gibi bir hamile kibrim olmadı hiçbir zaman. Olandan da hep nefret ettim. Beni bilen biliyordur artık, anlatırken bile içim şişti. Bu konuda böyleyim ama özen beklediğim bazı durumlar var ve başıma geldiği için asla kimseye yapmayacağım şeyler. 

Ben aylar boyu, günde defalarca kustuğum için zaten fazlasıyla yorgunum. Hem fiziksel, hem ruhsal… Kemiklerimin içleri bile ağrırdı, hala o halsizliğim devam ediyor. Birçok kez de çok doktora, bir bilene danıştım. “Kusmamın bebeğime bir zararı olacak mı?” Herkesin cevabı çok net ve tek. “Kilo vermediysen hiçbir şey olmaz. Kilo vermek de yalnızca seni etkiler ve dirençsiz düşürür, yoksa bebeğin sen hiçbir şey yemesen bile senden alacağını fazlasıyla alır.” Bunu biliyordum. Ama 7 ay kusup, şeker sebebiyle 8. ayda diyete başlayınca sağlık görevlisi olan yakınlarımdan bile duyuyorum. Belli etmesem de canım ciddi derecede sıkılıyor. “Çok kustuğun için vücutta hiçbir değer kalmadı tabii…” Gece çok döndüğünü söylesem bile “E diyet yapıyorsun ya, karnı aç garibin…” Be hayvan! -Çok affedersiniz sevgili hayvanlar- “Sen şimdi diyet yapıyorsun ya, e bu bebek kedi eniği gibi küçücük doğacak o zaman?” deme cesaretini, hadsizliğini nereden buluyorsun sen? İnsan olan bir hamilenin, en çok bebeğinin iyiliğini önemseyeceğini düşünemez mi? Bu kadar mı şuursuzsunuz? Ben ne kadar kendimi rahatlatmak istesem de, yine de içimde toplu iğne ucu kadar da olsa bir sorumluluk duygusu var. Anlık da olsa bazen “Benim yüzümden, benim hatamdan mı acaba?” diyorum. Sen ne diye benim yaramı kaşıyorsun? Gecemi, gündüzümü zehir ediyorsun? 

İçimden de olsa küfür ne güzel şey! Herkes, her şeyi beğenmek zorunda değil ama bir de şu isim konusu… Beğenmediğini belli etmek neyin nesidir? Tamam; garip gelebilir, hiç duymamış olabilirsin, aklında tutamama ihtimalini de anlarım, tınısını sevmemişsindir ne haltsa! “Başka isim koyarsanız ben onu diyim!”i bana aklı başında biri açıklasın hele. Bu nasıl bir kendini önemsemek acaba? :) Bu neye benziyor biliyor musunuz? Gelinliğinizi beğenmeyen birkaç yakının “Sen düğününde benim olduğum zamanlarda şunu giy. Bu daha güzel!” demesi gibi. Çok beğenmişsin, severek de taşıyacağına inanıyorsun, bir kere olacak, mutlusun; biri gelip kötü demese dahi niyetini belli ediyor. “İsmiyle bin yaşasın, kaderi güzel olsun!” de geç. Sırf o taraf için bir isim daha koymayı düşünmüştüm, aptallıkmış! Koyarsam bile ikinci bir isim, el için değil tabii ki kendisi/kendim için koyacağım. Velhasılı, çok düşünüp bir ömür taşımasını uygun bulduğum isme burun kıvırma ya da olumsuz eleştirme hakkını kimseye vermiyorum. Ben koydum, sen koyma! 

Şu en güzel günlerimi -her şeye rağmen güzel- huzursuz eden diğer kesim de “Senin gibi sıkıntısı olan biri vardı, karnında ikizleri öldü. Falan oldu, az kalsın bebeğimi kaybediyordum. Aman dikkat, bebeğini sadece sen düşünürsün! Falan falan olmasaydı ikimiz de zarar görecektik. Çok çok acil, hemen doktorunu ara!”cılar. O doktoru bulana kadar kaç kere doğuruyorum ben biliyor musunuz? Bir kıçı kırık enfeksiyonda bile dikenlere oturttular beni. Yapmayın gözünüzü seveyim. İlk bebek diyorum, cahiliyim diyorum, hormonlardan ara ara delirecek oluyorum diyorum. Etmeyin! Yol yordamı, efendi gibi söylemenin usulü yok mu bunları? Sonra ben hep huysuzum, hep ukala ve kırıcıyım, hep bir halt sanıyorum kendimi, bir bebek de ben doğuracağım!... 
Son olarak “Eşek değilim, artık gidip bir şeyler alayım.” dedim ve aldım. Artık, beklenmedik bir doğumda kızı koyun postuna sarmamıza gerek kalmayacak. Yine de yanıma alayım ama. :) 

Bol bol kucakladım hepinizi, sevgiler. 

Züleyha

28 Ekim 2014 Salı

Melek'in Hamilelik Günlüğü — 11. Hafta

Herkese Merhaba,

Ne olduysa 10+0 olduktan sonra olmaya başladı. Göbeğim şişmeye başladı. Alttan şişse anlayacağım ama göbek deliğimin üzerinden başlayan bir şişlik var. Tartıya göre 1 kilo aldım. Ama bu sadece geçen hafta yediğim 2-3 makarna olabilir mi? Şişlik filan idare diyorum ama esas sorun sinir bozukluğu… Bu ilaçlar inşallah 2 hafta içerisinde bitecek. Hem cep telefonumun uyarı için çalmasından hem de bu ilaçları görmekten bıktım… İnşallah hormonlara bağladığım ruh halim de bir nebze düzelir. Zaten dinlenmek için haftasonları neredeyse hiç evden dışarı çıkmıyorum. Eğer çıkarsam da sadece eşimle markete ya da gerekli diğer işleri halletmek için. 

Ben ki tek başına dolaşmaktan, araba kullanmaktan, kendi işini kendi yapmaktan bu kadar zevk alan, bu şekilde dinlenen biri olarak şu anki halim beni sanki daha da asabileştiriyor. Eşimin her söylediğine çok alınıyorum. Evet belki alınacağım şeyler, ama gelip özür dilese bile uzatmaya devam ediyorum. Onu da çaresiz hale getiriyorum. Sonuç mutsuz bir çiftin ev hapsi oluyor. Böyle olsun istemiyorum. En çok mutlu geçirmek istediğim zamanları kavga ederek geçirmek istemiyorum. Herkes bu zamanları böyle mi yaşıyor? 

10+5 olduğunda yine ilaçlarımı yazdırmak için devlet hastanesine gittim. Maaşallah bizim bebiş 11+5 boyutuna ulaşmış. Erkek olacak, babasına çekecek o yüzden iri yapılı görünüyor diyemiyorum. Çünkü halası da babası ile aynı boyda, tüm aile iri yapılı ve uzun. Yani uzun boylu bir kız olma ihtimali de halen devam ediyor bence ☺ Artık karından yapılan ultrasonda bile daha net görünür oldu miniğimiz ☺. 

Sabah eşim olmadan gitmiiştim doktora. Akşam resmini babasına göstermek çok sevindiriciydi… Bu doktorum da ikili test yaptıracaksam bu sıralarda muayeneye gitmemi söyledi. İkili test için devlet hastanesindeki teste güvenmiyormuş. Ama üçlü test yapılacaksa burada yaptırabilirsiniz dedi. İkili test için de bir doktor tavsiye etti. Bir doktor başka bir doktoru tavsiye ettiği için ben de burada yazmaya sakınca görmüyorum. Doç. Dr. Zeki Şahinoğlu. Benim sağlık sigortam Acıbadem Hastanesi haricinde doğum garantisini kullanarak muayene olursam garantiyi iptal ediyor. Bu nedenle ben yine Acıbadem Hastanesi’ne gideceğim ☹. 

Benim sıkıntılarım maaşallah yok, iyiyim. Biraz uykum var. Erkenden yatıyorum. Hala kıyafetlerime girebiliyorum. Daha iş yerinde birkaç kişinin haberi var hamileliğimden. Bakalım ne zaman anlamaya başlayacaklar? Bir çok kişinin söylediği ve yine bir çok yerde okuduğum topuklu ayakkabı giymek ile ilgili olumsuz düşünceleri ben hiç takmadım. Hala topuklularımı giyiyorum. Zaten tüm gün oturarak çalışıyorum. Ofis içerisinde giydiğim topuklu ayakkabı beni rahatsız etmiyor. Zaten ben senelerdir topukluları sadece ofis içerisinde giyerim. Sabah-akşam eve gidiş gelişlerimde mutlaka spor ayakkabılarım ile değiştiririm. İş çıkışında beni görenler için çok komik bir kombinasyon gibi dursa da ayak sağlığım için böylesinin daha iyi olduğunu düşünüyorum. Hem kızım olacaksa ona da şimdiden bu ipucunu öğretmiş oluyorum ;)

Haftaya görüşmek üzere...

Melek

27 Ekim 2014 Pazartesi

Ebru'nun Çocuk Gelişim Notları — 4. Bölüm

Beyin Gelişimi Kurallarının Uygulanması - 2

Geçen haftadan kaldığımız yerden gelişim kurallarına devam ediyoruz: 
5. Fikir Üretme: 
Çocuğunuzun yeni fikirler üretmesi ve bu sayede hayal gücünü geliştirmesi onun beyninde çok hızlı ve kalıcı sinaptik bağlantılar kurulmasını sağlar. Küçük bir bebek eline verilen tahta kaşık ile oyununda; başlangıçta yere atarak çıkardığı sesi dinlerken, zamanla o tahta kaşığın davul çalabileceği bir bagete, küreğe, dondurma külahına, bebeğinin saçını taradığı bir tarağa ya da zamanla çok daha kompleks fikirler üreterek oyuncak bir arabaya ya da bebeğe dönüştüğünü hayal eder ve ona kıyafetler giydirerek hayalini hayata geçirir. Yeni konuşmaya başlayan çocuğun ba-ba hecelerini zamanla uzun cümlelere dönüştürmesi gibi yeni fikirler üretmek de basitten başlayıp karmaşığa doğru gelişir. 


Çocuğunuzla birlikte geçirdiğiniz zaman dilimlerinde (sadece oyun ve aktiviteler sırasında değil günün her anında) onun; hayatı ve çevresindeki dünyayı tanımak için bol bol deneyler yaptığını göreceksiniz. Bu deneyler zaman zaman size yanlış, hatta bazen de tehlikeli göründüğü için farkına bile varmadan bu deneylere karşı bir tutum içerisine giriyor olabilirsiniz. Çünkü, örneğin bebeğiniz mama sandalyesinden aşağıya oyuncaklarını atıyor ve neler olacağını ilgiyle izliyor olabilir. Banyoda klozetin içinde ya da yatak odanızdaki dolabınızda aslında yapmak istediği çok fazla uçuk-kaçık planı olabilir. Bazen çocuğunuzun sizin ona verdiğiniz oyuncakla fonksiyonunun dışında size anlamsız görünen oyunlar oynadığını görürsünüz. Örneğin benim kuzenimin küçük kızı annesinin ona çubuklarla çalması için verdiği davulu tabure yaparak üzerine oturuyormuş, bu sırada çubukları da çeşitli keşif aşamalarından geçirdiğine eminim ☺. 

Önemli tehlikeler ve ciddi zarar verici davranışlar içermeyen keşif, hayal gücü ve fikir üretme çabalarındayken, çocuğunuza ‘Hayır’ kelimesini sık sık söylememenizi öneririm. Yeni keşifler yaparken çocuğunuzu mümkün olduğu kadar desteklemeniz ve bunun için, ürettiği yeni fikirlere ve objelere olan ilgisine karşılık vermeniz onun özgüven ve yaratıcılık başta olmak üzere, birçok farklı alanda gelişimine zemin hazırlar. Bunu yaparken benim size önerim çocuğunuzun yeni fikirler üretmesi için ona uygun ortamlar yaratmanız. 

Çocuğunuzun yeni fikirler üretmesine uygun ortam: 

• Önünde onlarca renkli, ışıklı, müzikli oyuncak olan bir çocuk, hiçbir zaman yeni bir oyun kurmak ihtiyacı duymayacaktır çünkü bu oyuncaklar onu yeterince oyalar. Bu nedenle oyuncak seçiminizde minimalist davranmanızı tavsiye ederim. Örneğin basit bir plastik tabak bile onun hayal dünyasında şapkaya, kovaya, müzik aletine vs dönüşebilir. Bu nedenle çok da süslü püslü oyuncaklara ihtiyacınız olmadığını unutmayın. 

• Çocuğunuzun önüne basit oyuncaklar koyduğunuzda, başlangıçta bu oyuncakla ne yapacağını bilmese bile, zamanla aynı oyuncağı farklı amaçlar için kullanmaya başlayacağını, yeni fikirler üreteceğini göreceksiniz. Bu nedenle aynı anda önüne onlarca farklı oyuncak yığmayın, kafasını karıştırmayın. Aynı anda maksimum 2-3 oyuncak yeterli olacaktır. 

• Yine benzer sebepten, ona zaman verin. 

• Fikir üretmesini sağlamak için yapabileceğiniz bir başka şey de ona sorular sorarak yönlendirmeniz. Günlük yaşamındaki aktiviteler sırasında bol bol 5N1K sorularını kullanın. 5N1K basamağına daha sonra örneklerle değineceğim. 

• Eline verdiğiniz bir oyuncağı nasıl kullanacağını hemen anlatmayın ve onun keşifler yapmasını sağlayın. 

• Tüm gününü siz planlamayın ve ona da söz hakkı verin 

• Doğayla iç içe yaşaması ve gözlem yapabilmesi için ortamlar yaratmaya gayret edin. • Hayır kelimesini çok gerekli olmadıkça kullanmamaya çalışın. 

• Özellikle 3-4 yaşlarındaki çocuğunuzun bol miktarda ☺ sorduğu soruları size çok saçma bile gelse sabırla yanıtlamaya çalışın. “Çocuklar okula birer soru işareti olarak başlar ve nokta olarak bitirirler.” (Neil Postman). Onun merak etmesini teşvik ederek, soru işareti olarak kalmasını sağlarsanız öğrenmeye olan hevesi hiç tükenmeyecektir. 
6. Aktif Katılım: 
Çocuklar, bebeklik döneminde başlayan keşfetme sürecine çocukluklarında da devam ederler. Aslında ‘çok yaramaz’ olduğu söylenen bebek ve çocukların birçoğu bu keşfetme süreci hakkında daha meraklı olanlardır. Ortalama bir bebek, dünyaya gelişinin hemen 6. ayında kendi etrafında dönmeye ve etrafındaki objelere ulaşmaya çalışmaya başlar. Hareket kabiliyeti arttıkça da evin içinde keşfetmeye çalıştığı yer sayısı hızla artar. Yerde istediği oyuncağa ulaşmak için debelenen çocuğunuza oyuncağı siz alıp verdiğinizde onu, hem fiziksel hem de zihinsel birçok alanda edineceği tecrübeden mahrum bırakacağınızı unutmayın. Aktif katılım basamağına daha önce problem çözme basamağında kısmen giriş yapmış ve şöyle özetlemiştim: 

• Koltuğa tırmanmaya ya da uzaktaki bir oyuncağı almaya çalışan bebeğinizin haline acıyıp, onu kucaklayarak koltuğun üzerine koymanız veya oyuncağı alıp eline vermeniz aslında ona yaptığınız büyük bir kötülüktür. 

• Bunun yerine ona yapması gerekenleri tek tek söylemeniz ve onun bunları yapmasını beklemeniz kısmen kötülüktür. 

• Nasıl yapılabileceğini ona göstermek ve aynısını yapmasını istemek kısmen iyiliktir. 

• Yaparken ona yardımcı olmak iyiliktir 

• Fakat en iyisi bebeğinizin düşe-kalka deneye-yanıla doğru yolu kendi tecrübeleriyle keşfetmesini sağlamaktır Sinaptik bağlantıları dolayısı ile beyin gelişimini destekleyen kurallarımızdan biri olan aktif katılım kuralımızda, asıl önemli olan çocuğunuzun ‘yerine’ onun yapabileceği şeyleri yapmamanız gerektiği. 

Bunun için; çocuğunuzun gün içerisindeki bakımı ve beslenmesi dahil olmak üzere tüm aktivitelerde sorumluluk almasını sağlamanız gerekiyor. Zaman içerisinde aktivitenin tamamını mümkün olduğu kadar kendi kendine yapmasını sağlamaya çalışın. Örneğin bunu aktığında bir peçeteyle burnumu silmek yerine önce ikiniz birlikte peçeteyi tutup burnunu silerken, zamanla peçeteyi eline verip onun bunu bağımsız yapmasını sağlamanız gerekmekte. Bu basamak size BLW’yi (Baby Led Weaning) hatırlatmış olabilir, orada da amaçlardan biri çocuğun sorumluluk almasını sağlamaktır. Çocuğunuzun gelişimi için günlük yaşam akışının tamamına aktif katılmasını, onu ilgilendiren sosyal, fiziksel tüm olayların tamamen bir parçası olmasını sağlamayı hedeflemelisiniz. Bunu uygulamaya koyarken dikkat etmeniz gereken en önemli şey, çocuğunuz yapması gereken şeyleri belki ilk seferlerde deneme aşamasındayken, teşvik edici bir tutum içinde olmanızdır. 

Çocuk gelişimini desteklerken anne-babalara yasak olan cümlelerimizi; ‘yapamazsın, düşersin, koşma, sen bırak ben yaparım’ şeklinde sıralayabilir, örnekleri çeşitlendirebiliriz. 
7. Motivasyon: 
Çocuklar en önemli ve büyük kazanımları, çevrelerine kendi başlarına ve doğaları gereği ilgi duyduklarında yaşarlar. Motivasyon öğrenmenin temel prensiplerinden birini oluşturur. Hızlı ve etkin öğrenmenin gerçekleşmesinde, motivasyonun maksimum düzeyde sağlanmasının süreci çok hızlandırdığını gösteren onlarca araştırma vardır. Motivasyonun etkisini anlayabilmek için kendinize bir bakın: sevmediğiniz, nefret ettiğiniz derslerde mi daha başarılıydınız? Ya da şimdi, bu yaşınızda bile eğlenerek mi daha kolay öğrenirsiniz yoksa dayatma ile mi? 

Çocuğunuza yeni bir şey öğretirken yapmanız gereken şey çok basittir: Oyunu kullanmak! Çocuklar için oyun oynayarak ve eğlenerek öğrenmek en büyük motivasyonu sağlar. Öğretmek istediğiniz şey her ne ise (renkler, şekiller, nesneler vs) onun da içinde olduğu yepyeni bir oyun kurgularsanız hem amacınıza ulaşmanız çok daha hızlı olacaktır hem de çocuğunuzun o oyunun içinde edindiği yeni bilgileri unutma ihtimalini azaltmış, bilgilerin kalıcı olmasını sağlamış olursunuz. 
Son zamanlarda oyuncakçılarda sıkça görülen bir oyuncaktan bahsedelim mesela. İsmini vermek istemediğim ☺ bir yakınım küçük çocuğu için bunlardan bir tane almış, ona da yol göstermiş oluruz oyuncağı nasıl kullanacağı ile ilgili. Almış olduğu oyuncak tamamen aynısı olmasa da resimdekine çok benzeyen bir yapboz: Bu oyuncakla amacımız renkleri, şekilleri öğretmek olabilir, aynı zamanda el-göz koordinasyonu ve ince motor gelişim çalışabiliriz. Oyuncağı almadan önce benim fikrimi almış olsaydı 1,5 yaşındaki çocuğa sakın alma diyeceğim bu sıkıcı oyuncağı sevgili bebesinin önüne koyup kırmızı daireyi yerine takalım, şimdi sıra yeşil dikdörtgende vs şeklinde yapbozun parçalarını anne-çocuk birlikte taktıklarını düşünün. Bir de parçaların her birinin saklandığı, sonra birlikte saklanmış parçanın bulunduğu, bulunan parçanın uçarak yerine doğru gittiği, ama bu sırada yanlışlıkla! bebenin göbeğine doğru gidip onu gıdıkladığı, en sonunda yap-bozdaki yerine bir kuş edası ile konduğu bir oyun kurgulayalım. Tüm bu olaylar sırasında da ‘Kırmızı daire uçuyoooor, kırmızı daire nereye gittiiiii?’ vs gibi cümlelerle şeklin ve renginin sık sık tekrarlandığını düşünelim. Sizde hangi oyunda çocuğun edindiği bilgi daha etkin ve kalıcı olabilir? Eğitim ve öğretim sistemimizde de bu alanda eleştirilecek çok fazla şey var ama ben bu basamağı anne-baba-çocuk üçgeninde anlatmakla yetinmek istiyorum ☺.

Çocuğunuzun motivasyonunu arttırmak için: 

• Oyunu kullanın 

• Basit aktivitelerle başlayın, zamanla zorlaştırın 

• Kısa vadeli hedefleriniz olsun ve bu hedefe ulaşmaya çalışın 

• Zaten yapması gereken aktiviteler dışında; yeni bir şeyi öğrendiği zaman, (mükemmel yapmıyor bile olsa) bol bol sosyal pekiştireç kullanın. Onu aferin, süper, bravo gibi övgülerden mahrum bırakmayın.

• Her zaman olmasa bile, çok zor olan şeyleri başardığında ödül vermekten çekinmeyin. Bu ödül istediği bir oyuncak veya 1 saatlik TV izleme seansı olabilir. 

• Yeniliklerle dolu, farklı aktiviteler bulmaya çalışın. Söz konusu olan oyuncak aynı oyuncak bile olsa, oyununuza ilginç bulacağı, seveceği yenilikler katmaya gayret edin. 

• Oyunlarınızı ilgisini çekecek, merak edeceği, şaşıracağı, hayal dünyasını geliştirecek şekilde planlayın. 

• Mümkünse yaşıtları ile birlikte olmasını ve oynamasını sağlayın 

• Zenginleştirilmiş ortamlar yaratın. 

Gelecek hafta görüşmek dileğiyle...

Sevgilerimle; 

Ebru Sidar 
Physical Therapist 
The University of Southern California-WPS Sensory İntegration Certified- SIPT Certified

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım